Osmanlı
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Ekim 2019, 18:57:09


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Osmanlı  (Okunma Sayısı 4317 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Açina Berra
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 57



« : 29 Aralık 2014, 18:35:34 »

Osmanlı'ya bakış açımız nasıl olmalıdır? Osmanlı da bir Türk devletiydi ama vatandaşlarını Türk ve Türk olmayanlar değil de müslümanlar ve müslüman lmayanlar şeklinde ayırıyordu.Osmanlıya nasıl yaklaşmalıyız?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Açinasız aşılmaz yüce Tanrı dağları!
Börü:Tegin
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.953



« Yanıtla #1 : 29 Aralık 2014, 22:49:42 »

 Her ne olursa olsun, iyisiyle kötüsüyle Osmanlı bizimdir. Koskoca Osmanlı'yı biz sahiplenmeyeceğiz de diğer etnik döküntüler mi sahiplenecek. Yok öyle şey.

 Bütün olayları o dönemin şartlarına göre değerlendirmek gerek. O dönemde her şey din üzerinden yürüyordu, vatandaşların "Müslüman ve Müslüman olmayan" diye ayrılması çok sıradan bir olgu. Ki bu günümüzde de böyledir. Türkiye'deki vatandaşlar, ırklarına, soylarına göre mi ayrılıyor? Müslüman olanlar ve Müslüman olmayanlar diye ikiye ayrılıyoruz. Bütün Müslümanlar "Türk" sayılıyor. Müslüman olmayanlar Türk sayılmıyor. Osmanlı, yalnızca bu tür nedenler gösterilerek yabana atılmayacak kadar tarihimizin büyük bir parçasıdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TÜRK:KANI:KURUMASIN:
TURAN:TUGU:YIKILMASIN:
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.958


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #2 : 30 Aralık 2014, 03:19:41 »

           Osmanlı özellikle 15. yüzyıldan sonra Türk devleti olma niteliğini tümüyle yitirmekle kalmamış, Türklüğe açıkça hakaret eder, söver duruma gelmiştir. Bu durumda Enderun mektepleri, harem ve devşirme uygulamaları son derece etkin rol oynamıştır. Bütün bunları bilerek Osmanlı'da Osmanlı diye tutturanlar bir yana bu yazı bütün bunları henüz bilmeyenler için hazırlanmıştır.

* İbn-i Bibi, Türkler’den, “cahil Türkler”, “müfsid - - Türkmenler”, “çarıklı Türkmenler” diye bahsediyor.

* Kerimüddin Mahmud Aksaraylı Türkleri “Gözün karalığından daha kara olan Türk...”, “Türklerin... o dinsiz zümrenin...”, “mel’un Türkler” ifadeleriyle anıyor.

* Amasyalı Hüseyin b. Ali Fatih, “Tariku’l Edep” adlı çalışmasında “Türk” ve “Türkmen” i iki ayrı etnik grup gibi gösterip bölüyor.

* Şair Baki “Türk ehlinin ey hace biraz başı kabadır.” diye hakaret ediyor.

* Nef’i “Türk’e Hak, çeşmi irfanı haram etmiştir.” diye aşağılıyor.

* Türkleri “çoban köpeği” ne benzeten tarihçi Mustafa Naima Efendi ayrıca “nadan Türk, idraksiz Türk, çirkin suratlı Türk, mel’un Türk” olarak niteliyor.

* Gelibolululu Mustafa Ali, Mevaidü’n Nefais’te “Anadolu, Karaman ve Rum ülkesi adlarını alan pasaklılar halkı elbette kır adamıdırlar. Bunlar, aralarında güzel ve sevimli olanı az görünen, çeşit biçimde çirkin kimselerdir.” diyor.

* “Etrak-ı Bî-idrak” lafının mucidi Hoca Sadettin “hilebaz Türk”, “akılsız Türk”, “aptal Türk”, “kudurmuş kurt”, “aşağılık türediler”, “sırtlan”, “anlayışsız kaltaban” diye nefret kusuyor.

* “Baban da olsa Türk’ü öldür.” diyen Kadimi mahlaslı Hafız Hamdi Çelebi, Hz. Muhammed’in “Türk’ü öldürün kanı helaldir.” dediği iftirasını yayıyor.

* İzvornikli Arnavut Taşlıcalı Yahya karakteri, “Soyu kuruyasıca Türk” diye mısralar düzüyor.

* 1797-1802 yılları arasında Paris’te daimi elçiliğimizi yapan Moralı Seyyid Ali Efendi Çuhadır Ahmet’e “Türk-ü sutür” yani “Hayvan Türk” yakıştırması yapıyor.

* Tokatlı Aşık Nuri Türk’ü hayvana benzeterek şöyle diyor:
“Türk’ün dilberidir gayetle inat
Şehir dili bilmez lisanı kubat
Kelamında eder Türklüğün isbat
Hayvan gibi gözün diker samana”

* 1912’de Sebilürreşat dergisinde çıkan bir yazıda “Türk” kelimesinin kullanılması, dinsizlik, kafirlik sayılıyor.

* 1913 tarihli “Mecmua-i Ebuzziya” dergisinin 94. sayısında, “Bizim Türklüğümüz sembolizmden başka bir şey değildir... Türk falan değil sadece Müslümanız.” deniliyor.

* Bugün “Milli Eğitim Sistemi” ni “milliyetçilik” ten arındıranlar(!), dindar fakat “milli şuur yoksunu” nesiller yetiştirmeye girişenler gibi Prof. Ahmed Naim 1913 yılında yazdığı “İslamda Dava-i Kavmiye” adlı kitabında Türk’e karşı savaş açıp, “Türk’ün geçmişini bilmesine, öğrenmesine lüzum ve ihtiyaç yok, gerekli olan şeriatı öğrenmektir.” diyor.

* 1919-1920 yıllarında şeyhülislamlık yapan ve AKP iktidarında adına vakıf kurulan Mustafa Sabri Efendi, Türk’e Türklük benliğini vermek isteyenlere “soysuzlar” yakıştırmasında bulunuyor. Dahası, tiksintiyle söz ettiği Türklüğünden istifa ediyor:
“Yalnız Müslüman ve insan
Olarak kalmak üzere, Türklükten,
Şeref ve izzetimle istifa
Ediyorum Allah’ın huzurunda
(...)
Tövbe yarabbi tövbe Türklüğüme
Beni Türk Milletinden addetme!”


Tabiki diger Türk tarihindeki atalarimiz gibi Osmanli da bizimdir, ama bir o kadarda Osmanli döneminde, Osmanlinin Türk ve Türklüge bakis acisini da ögrenelim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
ATSIZALP
Kurultay Bozkurdu
Türkçü BOZKURT
*****
ileti Sayısı: 8.834


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #3 : 30 Aralık 2014, 10:08:26 »

Ahhhh Açina ah. otağa biraz göz atsan Osmanlı hakkında senin tamda istediğin şekilde açılan başlığa açmış olduğumuz makale serisini görürdün
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
ATSIZALP
Kurultay Bozkurdu
Türkçü BOZKURT
*****
ileti Sayısı: 8.834


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #4 : 30 Aralık 2014, 10:14:21 »

Osmanlı'da Türklük!

Osmanlı devleti, Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyuna mensup Ertuğrul Gazi'nin oğlu yabancı kaynaklarda (Ottoman - 'A(t)t(a)man') olarak geçen Osman Bey'in önderliğinde Söğüt'de bozkır töresi ile kurulmuştur. Kuruluş döneminin önemli isimleri olan Dündar Bey, Akçakoca, Konuralp, Saltuk Alp, Aykut Alp, Samsa Çavuş, Karamürsel, Akbaş, Kocaoğlan, Turgut Alp, Gündüz Alp,  Savcı Bey gibi isimler Osmanlı devletinin Türk töresine uygun olarak, bizzat Türk soylular tarafından kurulduğunun en belirgin göstergelerindendir.

Söğüt'de temelleri atılan küçük bir beylikten, yirmi milyon kilometrekare toprak sahanlığı ve üç kıtaya hükmetmesinin yanı sıra; zamanın okyanus ötesi ABD'den dahi vergi alması ile de Türk'ün ''cihan hakimiyeti mefkûresi''nin hayata geçirildiği devlet konumuna ulaşmıştır.

Türk töresine göre bozkır kültürü ile kurulan Osmanlı'nın bu göz kamaştıran başarıları etüd edildiği vakit; Osmanlı'nın idari anlamda Türk soylulardan ve gayri Türklerden oluşan iki ayrı döneminin Türk soyluların devlet içerisinde söz sahibi olduğu yılların ürünü ya da hizmetlerinin getirisi olduğu nettir.  Türk soyluların zamanla tasfiye edildikçe, hem ırki vasıfları yönünden vasat olmaları hem de etnisitesi farklı olanların kan ve soy gerektirmeyen çatı muhteviyatı taşıyan islam olan ortak paydaya kraldan çok kralcı kesilerek sarılmasının sonucu dini taassup sebebi ile gerileme dönemine girilmiş, bilim, sanat ve askeri alanda yeniliklerin takip  edilememesi ile de çöküş kaçınılmaz olmuştur. Bu tasfiye, kuruluşundan sonraki süreçte binlerce kilometre katederek bozkırın kurt soylu çocukları tarafından kan ve gözyaşları ile kurulan Türk Osmanlı, kademe kademe kuruluşundan yıkılışına kadar cephelerde kanı ve canı ile başarıları yaratan Türk'ün hiç bir erk sahibi olamadığı yapıya bürünmüş, Anadolu'da yüzyıllarca halk ozanlarının  her biri gözyaşlarının ürünü olan ağıtlarına konu olmuştur.

Türklüğün Osmanlı'dan tasfiye edilmesinin değerlendirilmesine  Orhan Bey'den başlamak gerekir. Osman Bey'den sonra ilk kez Orhan Bey'in Bizans Tekfuru'nun kızı olan Holofira'yla evlenmesi ile birlikte Osmanlı'da yabancı evliliklerin önünün açılmasının yanı sıra; Osmanlı Padişahlarının bu geleneği 700 sene idame ettirmeleri sebebi ile günden güne ırken Türklük'den çıkmalarına neden olmuş, bunun getirisi olarak da, Osmanlı devleti'nde yukarıda ismi sayılan bozkırın Türk soylu çocuklarının nesebinin devlet mekanizması içerisinde hakir görüldüğü; idari anlamda Türk kanı taşımayanların egemenliğine gireceği sürecin ilk başlangıcı olmuş ve bozkırın çocuklarının kan ve gözyaşının üzerine bina edilen devlet, bozkırın çocuklarının kutsal temelinin üzerinde devşirmelerin hoyratça tepindiği yapıya dönüşmüştür. Siyasi, askeri başarılar devşirmelere, başarısızlıklar ise Türk'ün kanıyla savaş meydanına Türk'ün hanesine yazılmıştır.

Bilimsel olarak kişi soyunu anne ve babasından eşit olarak alır. Yani, kişinin soy tespitinin anne ve babasının mensup olduğu ırka bağlanması için; ya aynı ırka mensup çiftden doğması gerekir  ya da bir kaç nesil aynı ırk ile evlenmiş çiftlerden doğup, baskın gen sebebi ile bir ırka mensup olması gerekmektedir. Orhan Bey'den sonra Osmanlı padişahları içerisinde bir kaçı harici gelenek haline gelen yabancı evlilikler, Osmanlı şehzadelerinin gen bilimi ışığında günden güne ırken Türklük'den çıkmalarına neden olmasının yanı sıra;  insan psikolojisinden kaynaklı ırken melez olmanın getirisi olarak Türklük şuurundan uzaklaşmasını da beraberinde getirmiştir. Akabinde de olay, yönetim kademesinden dışlanan Türk'ün, saray etrafına konuşlanmış dönme, devşirme ve etnisitesi karışık güruhun hakaretlerine maruz kalmasına, ırken melezleşmiş padişahların da göz yumup ve dahi ödüllendirmesine ulaşmıştır.


Soy olarak Türklük'den çıkmış padişahların büyük çoğunluğunun, sadrazamların, vezir,  ulemanın, saray ve enderun kökenlilerinin, kapıkulu mensuplarının Türklüğe karşı  bizzat yönettikleri ve de ön ayak oldukları saldırılar, zararlar saymakla bitmese de okyanusta damla sayılacak birkaç örnek ile gözler önüne sermek mümkündür. Bu tabaka Türk halkını yalnız can, kan ve mal vergileri için hatırlamışlar, onun dışında Türk olmayı bir hakaret, aşağılama, utanç vesilesi saymışlardır. Osmanlı idaresinde Türk milletinin Türklük şuuruna saldırılmış, dini sebepler ile Araplar'ın, din kardeşliği sebebi bilumum gayri Türk'ün, hoşgörü ve geçmiş gayri Türk devletlerin mirasçısı anlayışı ile de inançları farklı gayri Türklerin  imtiyazlı bulunduğu bir payitaht/ümmet kişiliksizliğinde millet ezilmiş, dışlanmış, horlanmıştır.


Soyu bozulmuş padişahlar ve devşirmeler tarafından  Araplara ''kavm-i necip'', Ermenilere ''millet-i sadıka'' denirken, Türklere; "Kaba Türk", "Anlayışsız Türkler" ''etrak-ı bi idrak'' yani 'Anlayışsız Türk'' demekte beis görülmemiştir. Osmanlı şairi olan Nef'i "Tanrı, Türk'e İrfan çeşmesini yasaklamıştır" derken; Türk'ün ve Türklüğün Osmanlı'da ne anlam ifade ettiğini; ''Fuzuli, gökten yere insen sana yer yok! Yürü var gel, ya Arap'tan ya Acem'den'' sözleri ile Fuzuli ifade etmiştir. Osmanlı'nın Türklüğe aidiyetini Otlukbeli savaşını ve Fatih'i dizelerinde tasvir eden Hoca Saadettin Efendi, ''Leş ve baş ile dolmuştu ordu yeri / Az bulunur çok eşyalar ele girdi / Kesti Türkmen boyunu Rum Padişahı / Kederlere düşen Uzun(Hasan) haddin bildi.'' diyerek esasında anlayana Osmanlı'nın milli mensubiyetini ifade etmiştir. Ve yine ''Türk(men) değil mi Merzifon'un eşeği / eşek değil, köpekten de aşağı'' dizeleri, Osmanlı'nın Türklüğe bakış açısının en bariz ispatlarındandır. Divan-ı Hümayun'un devşirme şairi Hafız Ahmet çelebi, ''Sakın Türk'ü insan sanma / Bir an bile olsa Türkle birlikte olma / Türk eline şeker olsa o şeker zehir olur / Türk'ün başını keserken sakın gam yeme / Babanda olsa Türk'ü öldür.'' dizelerinde Türklüğe olan kinini ve nefretini olanca hıncı ile kusmuştur.


Osmanlı padişahlarından II. Bayezıt kullanmış olduğu ''Adli'' mahlası ile yazdığı dizelerinde; ''Değme etrak ne bilsin gam-ı aşkı Adli / Sırr-ı aşk anlamaya hallice idrak gerek'' Yani, ''Türkler ne anlar aşktan Adli / Aşkın sırrını anlamaya epeyce akıl gerek'' diyerek, Osmanlının Türklüğe tavrını ve bakışını bakışını yansıtmıştır.

Türk çocuklarına ''Muhteşem uluğ Türk'' diye dayatılan Kanuni'ye Osmanlı'nın divan edebiyatının önde gelen şairlerinden Baki'nin bizzat yazıp sunduğu dizelerinde  'Her tac olmaz fahr-u fena ehline sertac, Türk ehlinüney hace biraz başı kabadır'' Yani, ''her taç yoksulluk ve yokluk ehline baştacı olmaz. Ey hoca Türk toplumundan olanın başı kabadır, sultan olma yeteneğinden yoksundur'' demiş, muhteşem(!) Kanuni'de bu dizeleri ödüllendirmiştir.

Türklüğünün övüncünde ve bilincinde olduğu yönünde anlatılan Osmanlı'nın son padişahı Vahdettin'e ait bildirilerden birisinde "Türkler dini, kavmiyeti, vatanı meşkuk (kuşkulu...) ve mahlud beş-altı milyonluk cahil bir kitledir." Türkçe'si; "Türkler; dini, soyu sopu, yurdu belirsiz karmakarışık cahil bir topluluktur" sözleri yer almıştır.

Osmanlı'nın padişahlar'dan başlayarak idari mekanizmanın tamamen devşirmelerden oluşması sebebi ile; Türklüğe karşı her zaman hasmane tutum ve davranış sergilenmiş ve Osmanlı'nın resmi yazıcıları ve divan edebiyatı'nın önde gelenleri Türklüğe,  'Türk-ü sütürk' (azgın Türk), 'Türk- bed lika' (çirkin yüzlü Türk), 'Etrak-ı bi idrak' (anlayışsız-akılsız Türk), 'Nadan Türk' (kaba, cahil Türk), 'Eşirra-Etrük' (şerli çok kötü Türk), Kızılbaş-ı evbaş (kızılbaş rezili), Etrak-i na-pak (pis, murdar Türk), Ekrad-ı bi akl u din , cemaat-ı kallaş gibi şimdi aklı başında olan hiç bir Türk'ün kabul etmeyeceği hakaretler ile saldırmışlardır.

Buna karşılık Saray ve devşirmelerin zulmü altında inleyen Türklük cephesinin hislerine derman olacak halk ozanlarından gayrısı olmadığı için;  Osmanlı'nın Türklüğe, Türklüğün Osmanlı'ya bakışını Türklüğün sinesinden çıkmış halk ozanları ifade etmiştir. ''Şalvarı şaltak Osmanlı / Eğeri kaltak Osmanlı / Ekende yok biçende yok / Yemede ortak Osmanlı'' sözleri,  Türklerin kendisini can, kan ve mal vergileri için hatırlayan Osmanlıya olan isyanlarının göstergesidir. Dadaloğlu'nun ''Belimizde kılıcımız kirmani / Taşı deler mızrağımın temreni / Hakkımızda devlet etmiş fermanı / Ferman padişahın dağlar bizimdir.'' ya da ''Aşağıdan iskan evi gelince / Sararıp da gül benzimiz solunca / Malım mülküm seyfi gözlüm kalınca / Kaypak Osmanlılar size aman mı?'' dizeleri; Osmanlı'nın keyfi idaresine karşı başkaldırı ifadesini taşımaktadır. Nitekim, Türklüğü hakir gören saraya karşı, ağır vergilerin de sebep olduğu ekonomik nedenlerden dolayı çıkan Celalî isyanları, Dadaloğlu'nun sözlerinin vuku bulmasından başka bir şey değildir. Yalnız, acıdır ki; -acaba milletin derdi nedir diye sormadan bu isyanların bastırılması yine devşirmelere, isyanları bastırma da kullandığı metodlardan dolayı Kuyucu lakabını almış Hırvat asıllı Murat Paşa gibi kan emici soysuzlara verilmiş, ortaya çocuk yaşta ki Türklerin dahi katledilip kuyulara doldurulduğu acı bir tablo çıkmıştır. Kuyulara atılıp katledilen çocuklardan bir tanesi; Osmanlı'nın kuruluş aşamasında bulunan Konuralp, Samsa Çavuş, Karamürsel'in öz torunu olup olmadığını kim bilebilir ya da bunun böyle bir ihtimal dahi içermesi yüzünden olayların akışını hangi Türk evladı onaylayabilir ki?.. Ya da II. Murat'ın Karaman Beyliği'ne yaptığı seferi yorumlayan Âşıkpaşazade'nin ''o yıl doğan çocukların babası belli olmadı!..'' sözlerinde tarif ettiği Türk'e takınılan gaddar ve hasmane tavrı?..

Soy bakımından ırken Türklük'den çıkmış padişahlarını bir kenara koyarsak; Türklüğün uğradığı zulmün başlıca sebeplerinden olan ve devlet kademesinden Türklüğün uzaklaştırılmasına ön ayak olan devşirme sisteminin temellerini I. Murat atmış olmasına rağmen, Fatih Sultan Mehmed bunu devlet politikasının birincil önceliğine oturtmuştur. Devşirme politikasını sistemleştirmiş, gayri Türklere açtığı payitaht kapısını, cephede savaşmak dışında Türklere neredeyse tamamen kapatmıştır. Bilhassa kendisini yetiştiren hocaları Akşemseddin ve Molla Gürani hocaları dahi; bu duruma içerlemiş Çandarlı'nın idamı ve arkasından gelen politikalar yüzünden Fatih ile araları açılmış, bir daha eskisi gibi olmamıştır.


Osmanlı'da Türklük açısından üzüntü ve elem verici bir diğer olay da payitahtın yanı sıra Anadolu'nun kapıları fethedilen bölgelerin gayri Türk halkına açık olduğu halde; Türklere kapalı olmuştur. Orta Asya'dan dalga dalga gelen Türkmen nüfusu Osmanlı'yı var etmesine rağmen, iktidarı ve yönetimi Osmanlı hanedanlığının ırken Türk olmamaları ve de devşirme sistemi ile gayri Türklere kaptırmalarının sonucu, kendilerine ihtiyaç kalmadığında da istenmeyen konumuna düşmüşlerdir.  Süslü vaatler ve de tanınan haklar sebebi ile; belli bir kesimi devşirme hanedan yanlısı olup; Osmanlı'nın savaş gücünü oluşturmuş olsa da, esas kütle Osmanlı'nın despot ve keyfi idaresi altında yüzyıllarca ezilmiş, horlanmış ve aşağılanmıştır. Payitahtı sağlama almak ve de Türklüğü Anadolu'dan uzaklaştırmak için icat olunan ''zorunlu iskan politikası''ndan nasibini alan Türkmen feryatlarının izlerine bugün bile hala yaşamımızda rastlayabiliriz. Sözlü Halk edebiyatımızın temelini oluşturan ozanlarımızın deyişleri, Türklüğün uğradığı zulüm karşısında şekillenmiş ve bugünümüze ulaşmış durumdadır. ''Barak'' ve ''Bozlak'' diye bilinen en hüzünlü Türkülerimizin seslendirmesini oluşturan tür, içerisinde; Osmanlı'nın politikalarının vermiş olduğu yüzlerce yıllık ıztırabın hüznünü saklamaktadır. Zorunlu iskana uğrayıp kısmen yaşanabilir bölgelere sürülen Türklere göre Beğdili obalarının Rakka'ya sürgün edilmesinin yeri, zulüm ve eziyet açısından apayrıdır. Rakka çöllerine sürülüp yaşam koşullarına dayanamayan Beğdili obaları, Anadolu'ya geri gelmek istedikçe gayri Türk'e hoşgörülü olup Türk'e gaddar olan Osmanlı'yı bulmuş, çöllerde kırıldığı yetmez gibi, Osmanlı'nın devşirme idarecileri elinde kırılmış, dökülmüştür. Tarihi yazan millet olduğu için, milletin bağrından çıkmış ozanların halkın durumunu yansıtan deyişleri dönemin koşullarını ve şartlarını yeteri kadar açıklamaya yetecektir.

Rakka çöllerine dönmeleri, aksi durumda kılıçtan geçirileceklerine dair ferman çıkan Beğdili Türkmenlerinin bu duruma yorumu Dadaloğlu'nun dizelerinden farklı olmamıştır.

''Oradan geçirdi sürdü Colab'a
Seksen dört bin hane gelmez hesaba
Deve koyun insan çoktur kalaba
Susuz hayvan inileşir çöllerde''

''Muslu Beyden Firuz Beye bir selâm
Yahşiyle yamanı seçelim demiş
Düşmanı tutalım verelim ele
Gelin biz bu candan geçelim demiş
Bu kanı çöllere saçalım demiş.''

Sonucu, Osmanlı'nın devşirme idarecilerinin ucundan Türk kanı damlayan kılıçları belirlemiştir.

''Uyan Şahin Beyim dön bak ardına          
Hoyrat girdi aslanların yurduna        
                            
Rakka'da Colab'a döküldük yola        
Kesilen kelleler gelmiyor dile
Suçumuz ne idi sürüldük çöle.''      

''Badilli de katil kuvvet bezince                    
Osmanlı da fermanını yazınca                    
Yusuf Paşa suçsuzları ezince                      
Bu dertlere dayanamam ben kuğu..''

''Misis'den göçünce Irakka yolu
Anavarza üstü Bayındır eli
Perişan düştü de koca Beğdili
İstanbul belimiz kıran değil mi''

Osmanlıcı tarihçiler Osmanlı'nın zorunlu iskan politikasını ''fethedilen bölgeleri Türkleştirme'' olarak açıklasa da, padişahlarından başlayarak Türklüğe hakaret edip, hakir gören Osmanlı'nın herhangi bir bölgeyi Türkleştirmek istemesinin mantıklı izahati yoktur. Zira, varoluş nedenini ''Hilafetin yücelmesi'' olarak açıklayan Osmanlı'nın, İran ve Irak bölgesinden ard ardına göç eden krt aşiretlere kucak açıp yurtluk ve sancak vererek  payitahtın kalbi  Anadolu'nun bir kısmını kürtleştirip fethettiği yerleri Türkleştirmek istemesinin tutarlı dayanağı yoktur.


Başlangıçta bozkırın bozkurt soylu çocukları tarafından kurulmasına rağmen yönetimi ele geçiren devşirmelerce Türklüğü hasım belleyen Osmanlı devleti ve ''Uluğ'', ''Bilge'', ''Hazret'' diye yere göğe sığdırılamayan Osmanlı padişahları ile Osmanlı'da Türklüğün durumu ne yazık ki, budur!

Unutmak tükenmek olacağı için Türk evlatları bu gerçekleri unutmayıp, aynı hatalara düşmenin Türklüğün sonu olacağının bilinci ile Osmanlı gibi belaya bir daha geçit vermemelidir!


Oğuz Şad

06.12.2010


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın!

Bu makaleye benzer otağ üyelerimizin yazmış olduğu onlarca makale var
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #5 : 30 Aralık 2014, 15:01:10 »

Nihal Atsız - Osmanlı ve Osmanlı Padişahları Hakkındaki Görüşleri

"Türkçülük bakımından Türkiye tarihi Selçuklu, İlhanlı ve Osmanlı hakimiyetlerinin, simdi de cumhuriyetin devam ettirdiği tarihtir. Tarihimizin Osmanlı çağı diğer iç ve dıs gelismelerle birlikte Türk soyunun devsirmelerle iç savası seklinde mütalaa
olunacaktır."
(Nihal Atsız - Türk Ülküsü s.43)
 
"Hun, Göktürk ve Osmanlı imparatorlukları bu büyük ülkünün sonucu olup cihan tarihinde bunlarla kıyaslanabilecek devletler olarak yalnız Roma ve Abbasiler gösterilebilir."
(Nihal Atsız - Türk Ülküsü s.47)
 
Osmanlılar devrinde, Kanuni Sultan Süleyman gibi büyük bir padişahı küçük düşüren hareketler, Islav asıllı Hurrem Sultan yüzündendir.
(Nihal Atsız - Türk Ülküsü s.38)
 
Türkçülere yedi, hatta yirmi kusak ilerisine kadar soy kütüğü arayan kimseler diye iftira ediliyor. Tatbik kaabiliyeti ve arastırma imkânı olmayan bu safsatalar ancak moskofçuların ve baska düsmanların uydurmasından ibarettir. Her zaman verdiğimiz örnekleri yine tekrarlayalım: En büyük Türkler' den biri olan Yıldırım Bayazıd'ın anası Türk değildir. Hangi Türkçü onu Türklük kadrosundan çıkarmıstır veya çıkarabilir?
(Nihal Atsız - Türk Ülküsü s.20)
 
".. II. Abdülhamid de haksız yere küçültülmüş, müstebit, zalim, hatta hain gibi gösterilmiştir. Bu da ittihatçıların propagandası sonucudur. Halbuki son zamanlarda yapılan bazı ilmi yayınlar, Sultan Abdülhamid, lehinedir. Henüz şahsiyetinin değerini tam manası ile bize bildirecek bir kitap yazılmamış olmakla beraber, şimdiden su gerçeği kabul edebiliriz ki, ittihatçılık dokuz on yılda mahvettikleri imparatorluğu 33 yıl dağıtmadan tutabilmis olmakla, Abdülhamid büyük bir iktidar sahibi olduğunu göstermis ve aleyhindeki yayınların haksız olduğunu ispat etmistir. Hele kanlı oyunlara asla girmemesi de, kıyıcı olduğu hakkındaki iddiaları çürütecek bir delildir. Bundan başka, mevkiinin sorumluluğunu iyi kavramış bir kimse idi."
(Nihal Atsız - Türk Ülküsü s.35-36)
 
Türkeli'nde de Kun, Gök Türk, Uygur, Selçuk, Osmanlı devletleri yok, sülâleleri vardır. Bazan iki veya daha çok sülâle idaresinde iki veya daha çok siyâsî Türk zümresinin bulunması ve bunların birbirleriyle çarpısmaları bu kuralı bozamaz.
(Nihal Atsız - Türk Tarihinde Meseleler s.2)
 
Şu halde, hanedanları ayrı devlet saymak, hânedâncılık zihniyeti ile hareket etmek
değil midir? Bir de günümüzün tarihinden örnek alalım: Bizde hâkim olan yanlıs tarih
telâkkisine göre Osmanlı devleti yıkılmıs, onun yerine Türkiye Cumhuriyeti gelmistir.
Bu düsünüs de yanlıstır. Çünkü bir Osmanlı devleti yoktu ki, yıkılmıs olsun. Sadece
Osmanlı hanedanı vardı. Yıkılan odur. Yâni devlette rejim değismistir. İste o kadar...
(Nihal Atsız - Türk Tarihinde Meseleler s.3)
 
Selçuk, İlhanlı, Temir, Osmanlı hanedanları ile Cumhuriyet devri hep birden bir tek devletin hayatını teskil etmiyor mu? Bunları ayrı devletler gibi görmek kendi kendimizi parçalamak olmaz mı? (Nihal Atsız - Türk Tarihinde Meseleler s.16)
 
Sultan Hamid, kızıl değil "Gök Sultan" dır. Herkeste bulunması mümkün ufak tefek
kusurlarını sisirip erdemlerini inkâr etmekle ne Türk tarihi, ne de Türk milleti bir sey
kazanır. 
(Nihal Atsız - Türk Tarihinde Meseleler s.39)
 
 
OSMANLI PADİŞAHLARI - (Nihal Atsız - Türk Tarihinde Meseleler s.41-52)
 
Osman Gazi: 1284’te 70 kişiyle İnegöl zaptına giderken Rumlar’ın pususuna uğradı, fakat bozulmadı. Bütün hayatında adaleti ve iyi tedbiriyle Anadolu tımarlılarını çevresine topladı. Düşmanlarından pek çok ganimet aldı fakat öldüğü zaman hiçbir şeyi çıkmadı.
 
Orhan Gazi: Daha babasının son yıllarında bilfiil devletin başına geçmişti.
 
Gazi Murat: Anadolu Türk birliği için bir adım daha atarak Ankara’yı kendi ülkesine ekledi.
 
Yıldırım Bayazıd: Ortaçağ’ın bu büyük adamı, Kosova’nın kazanılmasındaki en büyük sebeplerden biriydi.
 
İkinci Murat: İstanbul’u kuşattı. Aksak Temür’le yapılan çarpışmadan sonra bozulmuş olan Anadolu Türk birliğini kısmen yeniden kurdu.
 
Fatih: Onun hakkında ben ne yazayım? O kendi kendisini tarihe yazmış zaten.
 
Yavuz: 1514’teki Çaldıran ve 1516’daki Merci Dabık meydan savaşlarını kazanan ve çelik gibi iradesiyle devleti bölünmek tehlikesinden kurtaran Yavuz, belki de Türkiye tarihinin Alp Aslan ‘la birlikte en büyük şahsiyetidir.
 
İkinci Selim: Hiçbir savaşa gitmedi. Şair ve ayyaştı. Anası Rus olduğu için bizde sevilmeyen bu hükümdarın büyük bir tarafı yoktu.
 
Üçüncü Murat: Devlet işlerine pek karışmazdı.
 
Üçüncü Mehmet: Babası ve dedesi gibi rehavetli değildi. Kusuru anasını devlet ilerine karıştırmasıydı.
 
Birinci Ahmet: Şairdi. Çok dindar ve merhametliydi. 27 yaşında ölmüştür.
 
Birinci Mustafa: Hastaydı. Bir hastadan normal bir insandan beklenen şeyler istenemez.
 
Genç Osman: Eski Osmanlı padişahları gibi büyük yaratılışta bir kahramandı.
 
Dördüncü Murat: Yavuz’un küçük bir kopyasıdır. 14 yaşında padişah olmuştur.
 
Sultan İbrahim: Çok hamiyetli, yurtsever, sessiz bir insandı.
 
İkinci Mustafa: 32 yaşında padişah olmuştur. Atalarının meziyetlerine sahipti. Üç defa sefere çıkıp, ikisini kazanmıştır.
 
Üçüncü Ahmet: Sefere çıkmadı. Fakat onun zamanı edebi ve ilmi bir kalkınma çağıdır.
 
Birinci Mahmut: Doğru görüşlülüğü ile devletin şanını yükseltenlerdendir.
 
Üçüncü Osman: İhtiyarken padişahlığa çıkmış ve 3 yıl kalmıştır. Parlak bir şahsiyet değildi.
 
Üçüncü Mustafa: Frederik’in meziyetlerini anlamış ve onunla ittifaka çalışmış uyanık bir padişahtı.
 
Birinci Abdülhamit: 50 yaşında padişah olmuştu. Hayatı ve hareketleri hele ölümü gafil olmadığını gösteriyor.
 
Üçüncü Selim: O’na kimse gafil diyemez. Büyük ve çok merhametli bir padişahtı.
 
Dördüncü Mustafa: Bir yıl kadar sultanlık ettiği için bir ehemmiyeti yoktur.
 
Abdülmecit: Gafil ve biçare değildi. Birçok mektepler onun çağında açıldı.
 
Sultan Aziz: Zamanında devlet, Avrupa’nın büyük devletlerindendi.
 
Beşinci Murat: Sinirleri zayıftı. Tahtta pek az kaldı.
 
İkinci Abdülhamit: Şimdiye kadar boyuna söylendiği ve yazıldığı gibi kötü bir hükümdar değil, aksine büyük ve dahi bir imparatordu.
 
Beşinci Mehmet: Çok iyi kalpli, babacan, iyi huylu vatansever bir hükümdardı.
 
Altıncı Mehmet: Osmanlı padişahlarının en talihsizidir. Bu yüzden kendisine hain damgası vurulmuştur. Fakat hain değil bütün Osmanlı padişahları gibi vatanperverdir.
 
Son olarak;
 
''Türk milleti bir bütün olduğu için Türkçülük ancak ve yalnız bütün Türkleri içine alan bir milliyetçilik davasını ülkü edinir. Türkler ise Türk soyundan gelenlerle Türk soyundan gelmişler kadar Türkleşip kendini o soya bağlayan ve beyninde hiçbir yabancı ırk düşüncesi bulunmayan fertlerin topluluğudur."Türkçü" kelimesi bugün birçoklarını ürkütüp tedirgin etmektedir. Bunun altında bir nazizm,diktatörlük, kafatasçılık heyulaları görmektedirler.Türkçülük kelimesinin bu korkunç hale getirilmesinde yerli Moskofçuların rolü büyük olmuştur.
(Nihal ATSIZ, Ötüken, 104. sayı, Şubat 1970 )
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Açina Berra
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 57



« Yanıtla #6 : 30 Aralık 2014, 18:35:05 »

Anladım. Hepiniz var olun!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Açinasız aşılmaz yüce Tanrı dağları!
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.061 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.