Kutluyoruz Ama Ne Kutluyoruz?
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Ekim 2019, 12:41:06


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kutluyoruz Ama Ne Kutluyoruz?  (Okunma Sayısı 608 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« : 11 Ekim 2017, 11:35:07 »

23 Nisan 1920 yılında Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruldu.
 
Kutluyoruz ama ne kutluyoruz?
 
Başka ülkeler yeniden canlandırma yolu ile, filmlerle, tiyatrolar, operalar, romanlarla tarihlerinin en önemli günlerini çocuklarından yediden yetmişe okul dışında sanat yolu ile de anlatıyorlar. Fakat okulda bile doğru dürüst anlatılabildiği görülmemektedir. 23 Nisan millî bayram, ne var ki, dini bayram milli bayram ayırımı daima sömürülmüştür. Sanki millî bayramlar dinimize aykırı bayramlarmış gibi dindar olanları millî bayramlardan soğutucu bir biçimde bu ayrım istismar edilmektedir. Hangi süreçten geçilerek gelindi ve meclisimiz açıldı? Osmanlı İmparatorluğu Birinci Dünya Savaşı'nda yenildi. 30 Ekim 1918 yılında silah bırakışması denilen mütareke imzalandı. Mütareke hükümleri çok ağırdı. Mütareke hükümlerine göre galip devletler asayiş bakımından gerekli gördükleri her yere asker çıkarabileceklerdi. Zaten çıkarmışlardı. Ankara'da, Erzurum'da galip devletlerin askeri temsilcileri vardı. Yani iki üç kıta asker, başlarında bir subay bir karargâhları vardı. Ankara'da da vardı. Samsun'da da vardı. Eskişehir'de de vardı. Haydarpaşa'dan kalkan demiryolu boyunca da birlikleri vardı. Sadece sayıları büyük değildi. Fiili işgal durumunda idiler. Galip devletler bunları asayişsizlik olursa daha fazla asker getiririm demek için koymuşlardı. 1920  yılının Ocak ayında Erzurum kongresi, Sivas kongresi yapılmış. Atatürk Ankara'ya gelmiş, bir heyet-i temsiliye oluşmuş ve bir misak-ı milli hazırlanmış. İstanbul'da meclis-i mebusan uzun süre kapalı olan meclis açılmış. İstanbul'da Mısak-ı milliyi Osmanlı mebusan meclisine onaylatmak için çalışıyorlar. Bir taraftanda Londra'da galip devletler kendi aralarında Osmanlıya dayatılacak olan barış koşulları tartışılıyor. Sorun şu: İstanbul, Türklere bırakılacak mı, bırakılmayacak mı? Bu sorunu da 14 Şubat 1920 yılında Londra konferansında İngiltere ile Fransa'nın kendi aralarındaki çelişkiden oluşan bir durumda İstanbul'un saltanat ve hilafete bir kısmının saltanat ve hilafet yönetiminde bırakılması, diğer bir kısmının uluslararası devlet olması ve bunun da Anadolu'daki Türklerle bağının kopuk olması gündeme gelir. Halife sultana da şu kadarcık bir yer bırakılacak fakat Anadolu'daki millici hareketi ezmezse orası da bırakılmayacak deniyor. Londra konferansında alınan karar bu, bu karar da Vahdettin'e teblig ediliyor. 16 Şubat'ta Osmanlı hariciyesi bunu kabul ediyor. Bir gün sonra Osmanlı meclisinde millici gurup misak-ı milliyi kabul ediyorlar. İngilizler 'eğer Anadolu hareketini ve millici hareketi ortadan kaldırmazsanız İstanbul'da size bıraktığımız yeri de sizin elinizden alırız' diyor. Anadolu hareketi dinsiz, kafir ilân ediliyor. İngilizler İstanbul'u 16 Mart sabaha karşı Şehzadebaşı'ndaki askerilerimizi öldürerek, işgale başlıyorlar. İstanbul'un işgalden kurtuluşunu en iyi Atilla Oral'ın İşgalden Kurtuluş adlı kitabı anlatır. İstanbul mebusu Rauf Orbay Bey'in Padişah ile randevusu vardı. 15 Mart'ta, padişah Rauf Bey'e 16 Mart'ta geldi. 16 Mart'ta ise işgal oldu. Rauf Orbay'ın anılarında Vahdettin ile konuşmaları anlatır. Kazım Karabekir, Rauf Orbay ve Ali Fuat Cebesoy bu üç kişi de anılarında milli mücadele plânlarını yazmışlardır. İstanbul işgal edilirse ne olacak plânını derhal yürürlüğe koyduklarını, bu plân gereği ve oradaki meclis artık işgal altındaki bir meclis olduğundan, meclis basılır millici mebuslar tutuklanır, göz altına alınır. Malta'ya götürüldüler. Geride kalanlar çalışmalara ara vermiştir. 18 Mart günü meclis güvenlik sağlanana kadar kapatıldı. Müdafa plânı Ankara ve çevresinden bütün düşman birliklerinden arıtılmadır. Buna göre milliciler derhal harekete geçer. İngilizlerin en yüksek memuru tutuklanır. Ali Fuat Cebesoy İngiliz birliklerine emir verir. 'Bir saat içinde bana çekileceğinizi bildirin, derhal neyiniz var neyiniz yok toplayın ve İzmit'e kadar çekilin' der. İngilizler 'ama nasıl olur, bir saat çok az' diyerek yalvarırlar. Cebesoy bunları söylerken, millici kuvvetlerimiz de Eskişehir tepelerini İngiliz birliklerinden temizlemekte idi. Ankara işgalden çıkmış oldu. Artık meclis kurulabilirdi.
 
İnsanların kardeş olduğunu ve olacağını, büyük ve sonsuz barışıklık devri geleceğini söyleyenlerin anlamsız propagandalarının tersi gerçeklerle mevcut ortaya konularak, hayat var oldukça kavganın, mücadelenin, savaşın süreceğini anlatmanın önemi ve dahası Türk gençliğini buna hazırlamanın yolları ortadadır.

Hâl böyle iken, millî bayramların, önemli günlerin, mühim mesleklerin üzerinde çalışmalar, temsiller, toplantılar, söyleşiler yapılmaması, geçiştirilmesi nedir? Türk milletinin en büyük en yüksek faziletlerini en büyük fedakârlık örneklerini kim anlatacak, sunacak, hissettirecek, kavuşturacaktır?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #1 : 11 Ekim 2017, 16:04:43 »

Çok değerli bir paylaşım Çi-Çi andam..

Aşağıda alıntılar içeren özet içeriği ile de paylaşımı zenginleştirmek isterim.

İngiliz Yüksek Komiseri Amiral De Robeck 29 Şubat 1920’de İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a “Çok Gizli” ibaresiyle bir mektup gönderdi. Bu mektupla; direnişi kırmak için İstanbul Hükümeti nezdinde boş yere teşebbüslerde bulunmaktansa İstanbul’un fiili olarak işgal edilmesinin daha uygun olacağı belirtilmekteydi.

Bunun üzerine, İtilaf Devletleri arasında yapılan görüşmeler başladı ve sonunda Müttefik Yüksek Konseyi, İstanbul’un resmen işgal edilmesine karar verdi. İtilaf Devletleri yapılacak bu işgal ile İlerde imzalanacak barış şartlarının milliyetçilere dayatılabileceği, dolayısıyla Milliyetçilerin İstanbul Hükümeti ile işbirliğine zorlanabileceğini düşünüyorlardı. Bütün istenmeyen kişiler, yani şehirdeki Kuvay-ı Milliyecileri tutuklanabileceklerdi. Padişah-Halife’nin hukukunun devam ettirilmesiyle, hem Türkiye’ye, hem de diğer İslam ülkelerine olumlu bir mesaj verilecek dolayısıyla Kuvay-ı Milliye hareketinin bölüneceğini düşünüyorlardı. İşgalin daha etkin bir mali ve hukuki kontrol getirmesiyle de İstanbul’un yönetilmesinin daha da kolay olacağını değerlendiriyorlardı.

İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’da Avam karmasında yaptığı bir konuşmada işgalin habercisi olan şu cümleleri söylüyordu. “…Türkiye Hükümeti ve Türk kuvvetleri tarafından mütareke bariz bir şekilde ihlal edilmiştir. Pek çok defalar hasmane tecavüzat vaki olmuştur. Payitahtla Anadolu’daki Kuvay-ı Milliye arasındaki suret-i daimede esliha ve Kuvay-ı muselleha nakledilmiştir. Türk zabitanı sokaklarda öyle bir tavır takınmışlardır ki, bu ancak amirlerinden telakki eyledikleri emrin neticesi olabilir.”

 Yine Lord Curzon’a göre Türklerin özellikle Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde büyüyen Kuvay-ı Milliye hareketinin İngilizlere kafa tutan tavrı, İstanbul’un işgaline sebep olmuştu ve İstanbul’un işgali Müttefiklerin kararlılığının ve gücünün ispatı olacaktı.

İşgal kuvvetleri, 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgaline karar verdiler. Öncelikle Şehzadebaşındaki askeri karakolları ve ardından Harbiye Nezaretini işgal ettiler.

Nitekim bu seferki işgal 13 Kasım 1918'dekinden biraz farklı oldu. Harbiye Nezaretini kuşatan İngilizlere silahla karşılık verildi. Bir kısım Türk askeri şehit edildi.

Sonuç olarak, 16 Mart 1920’de İngiliz, Fransız, İtalyan Yüksek Komiserlerinin kararları uyarınca üç ulusun birliklerinden oluşan İşgal Kolordusu’nun İngiliz General Wilson’un emir komutasında İstanbul’a girmesiyle işgal gerçekleşti.

İşgalin gerçekleştiği gün, İngiliz, Fransız ve İtalyan Komiserleri sabah erkenden Sadrazam Salim Paşa’ya bir nota vererek saat 10.00’dan itibaren İstanbul’un işgal edileceğini bildirdiler.

Notada; Mustafa Kemal Paşa’nın ve Kilikya’da meydana gelen hadiselerden ve tecavüzlerden sorumlu olduklarına inandıkları sözde milliyetçi hareketin diğer şeflerinin, Osmanlı Hükümeti tarafından hoş görülmediğinin belirtilmesi isteniyordu. Notanın ekinde, Müttefik Yüksek Komiserleri namına şehrin işgali için gereken bütün askeri tedbirlerin uygulanmaya başlanacağı bildiriliyordu. Buna göre; Harbiye ve Bahriye Nezaretleri işgal edilecek, buralardan verilecek emir ve tebligatlar kontrol ve sansüre tabi tutulacak, posta, telgraf ve telefon kontrol altına alınacaktı.46 Polis ise sıkı bir kontrole tabi tutulacak ve asayişin sağlanması için gereken bütün tedbirler İşgal Kuvvetleri tarafından alınacaktı.

Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde giderek büyüyen Kuvay-ı Milliye hareketi, İstanbul’un işgaline sebep olmuştu. İşgal İtilaf Devletlerinin hazırladığı bir bildiri ile duyuruldu. Bu bildiri ile İstanbul rehin alınmış oluyordu. Bildiride halkın nasıl hareket etmesi gerektiği bildiriliyordu.

Müttefiklerin bu bildirisi, İstanbul basınında da yer buldu.

Bu bildiriden maksat, gerek İstanbul’daki gerekse İstanbul dışındaki Türklerin, İtilaf Devletlerinin güçlerini kabul etmelerini sağlamaktı. Bildiriden sonra İşgal Devletlerine ait birlikler birçok stratejik noktalarda konumlanmaya başladılar. Birtakım resmi kuruluşlara, özellikle Harbiye Nezareti’ne el koydular. Bu durum, Enver, Talat ve Cemal Paşalar ile aynı düşüncede olduğu bilinen kişilerin tutuklanmaları için imkân sağladı. İstanbul Hükümeti ise sadece İtilaf Devletlerinin bu bildirisini esas alarak bir tebliğ hazırlayıp, halka bu işgalin geçici olduğunu bildirdi.

Bununla beraber halkın her hangi bir tepkide bulunmaması gerektiğini de açıkladı.

İngiliz General Wilson’un bildirisi, şehrin sıkıyönetim altında olduğunu bildirmekle beraber aynı zamanda işgalin geçici bir nitelikte olduğunu ileri sürüyordu. Bu bildirge, diğer yandan şehirdeki kargaşalığın ve yaşanan katliamların önüne geçmek için gerekli bütün garantilerin sağlanması halinde Müttefiklerin, İstanbullu Türkleri haklarından yoksun bırakmayacaklarını ifade ediyordu.

16 Mart 1920 günü akşamı İngiliz haber alma subayı Yüzbaşı John G. Bennett Parlamento’ya giderek Rauf Bey ile Kara Vasıf Bey’i tutukladı. 18 Mart 1920’de Parlamento, bu eylemi protesto için kendini feshetti. Bu olayı, Milliyetçi milletvekillerinin topluca Ankara’ya göç etmeleri takip etti. Bab-ı Ali ise İngiliz askerlerinin işgalini ve davranışlarını protesto etmekten başka bir şey yapamadı.

İstanbul’un İtilaf Devletlerince işgal edilmesi nedeniyle Mustafa Kemal Paşa Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuku Milliye cemiyeti adına 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul’daki İtilaf Devletleri ile Amerika siyasi temsilcilerine bir protesto gönderdi. Mustafa Kemal Paşa, İşgali protesto etmek maksadıyla gönderdiği yazıda: İstanbul’un İtilaf Devletlerine mensup askeri kuvvetler tarafından resmen ve zorla işgal edilmiş olmasını, “Millet-i Osmaniye’nin hakimiyet ve hürriyeti siyasiyesine havale edilen bu son darbe, hayat ve mevcudiyetini ne bahasına olursa olsun, müdafaa etmeye azmetmiş olan biz Osmanlılardan ziyade yirminci asrı medeniyet ve insaniyetin mukaddes addettiği bütün esasata, hürriyet, milliyet, vatan hissiyatı gibi bugünün cemiyat-ı beşeriyesine esas olan bütün umdelere ve bu umdeleri vücuda getiren vicdan-ı umumi-i beşere racidir” dedi.

Yani Mustafa Kemal bu yazıyla, İstanbul’daki resmi dairelerle Meclis-i Mebusan binasının işgal edilmesinin, kendilerini medeni kabul eden devletlere yakıştıramadığını, milletin şeref ve haysiyetini korumak için girişeceği mücadelede sorumluluğun İşgal Devletlerine ait olacağını kesin bir dille ifade etmekteydi. Bu konuyla ilgili olarak İtilaf Devletleri temsilcilerine Anadolu’dan aynı anlamda telgraflar çekilerek kamuoyunun tepkisi dile getirildi.

16 Mart 1920’de İstanbul’un işgali ve Osmanlı Mebusan Meclisi’nin dağıtılması üzerine Mustafa Kemal Paşa Anadolu’daki vali ve kumandanlara, Osmanlı Devletinin artık tarihe gömüldüğünü ifade ederek Ankara’da Selahiyet-i fevkaladeye haiz bir meclisin açılmasının şart olduğunu belirttiği bir telgrafı gönderdi. Gönderdiği bu telgrafta, açılacak bu meclisin Meclisi Müessisan yani Kurucu Meclis hüviyetine sahip olacağını da ifade etti.

Nitekim bir süre sonra Ankara’da yeni bir Hükümet kuruldu. Bu Hükümet, İstanbul’da meydana gelen tüm gelişmelere tepki göstererek, tüm dünyaya yeni bir Türk devletinin kurulduğu ilan
etti.

Tan Hu
11.10.2017
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BAYCU NOYAN
Kurultay Bozkurdu
Normal Üye
*****
ileti Sayısı: 605



« Yanıtla #2 : 12 Ekim 2017, 16:03:17 »

Çok değerli bir paylaşım Çi-Çi..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
AttilaHunTürk
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.922


« Yanıtla #3 : 12 Ekim 2017, 17:53:42 »

Milli bayramların bir amacı vardır, ulus devlet yapısının devamının sağlanması. Her ülke kendine has belli özel günleri kutlar. Amaç unutulmasın, milli değerler hatırlansın ve o hissiyat coşkuyla karşılansın. Çünkü bir ülkenin ayakta kalabilmesi, dayanışma içinde olabilmesi, halkın devlete ve yasalara bağlılığının devamı, mevcut rejimin ve güvenlik politikalarının devamı için milli hissiyatın ayakta tutulması gerekmektedir. Milli bayramlar o amaç için kutlanır. Tabi günümüzde , bayramlar kutlanacağı yerde unutturulacak suni gündemler oluşturuluyor, bu bilinçli olarak zedeleniyor ama unutturmaya kimin gücü yetebilir ki. Dini bayramları saymıyorum , olmasa iyi olurdu ama ulus bilincimize zarar vermediği müddetçe toplumdaki dayanışmayı artırır. Zaten anarşizme karşı da dini kurallar daha etkili oluyor, insanların Tanrı korkusu, yasa korkusundan daha önemliyken din önemsizdir diyemem.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.049 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.008s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.