Emperyalistlerin Askeri Rolü Barzani Şimdi Ne Yapacaktır?
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Kasım 2019, 04:42:33


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Emperyalistlerin Askeri Rolü Barzani Şimdi Ne Yapacaktır?  (Okunma Sayısı 710 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« : 21 Ekim 2017, 16:35:44 »

Türk'süz Kerkük sayıklamaları içindeki emperyalizm, Siyonizm ve onların Barzanici işbirlikçilerine cevap 2003 yılında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün yayınladığı 111 numaralı Kerkük Livâsı Mufassal Tahrir Defteri nüfus sayım defteri bu 2003 yılında yayınlandı. Bu nüfus sayımının yapıldığı defter dönemi Kanuni Sultan Süleyman dönemidir. Kanuni Sultan Süleyman’ın Doğu seferi sırasında uğradığı yerlerde sayımlar yapılıyordu.

İşte bu sayımlardan birisi de Kerkük’te yapılan sayımdır. Bu sayımın Osmanlı Arşivi’ndeki defterinin bugün anlayacağımız Latin yazısına çevrilmiş biçimidir. 1560’lı yıllarda Kerkük sancağının nüfusu toplam 7302 kişi, Türkler 6558 yani yüzde 90, Yahudi 150 nüfusa oranı yüzde 2, Hıristiyan 180 nüfusa oranı yüzde 2.2, Kürtler 54 nüfusa oranı yüzde 0.7, Araplar 33 nüfusa oranı 0.4, Diğer Müslümanlar 21 nüfusa oranı 1.6, kimliği belirtilmeyen 204 nüfusa oranı 2.8, aile büyüklerinin isimleri 20 nüfusa oranı 0.3, Barzani bugün Kerkük Kürt kentidir demektedir.

Sözde Kürdistan’ın sınırının içine katılmak isteniyor. Kerkük’te bu gibi nüfus ile oynama çabaları Kerkük’ün tamamen dünyanın en önemli en büyük petrol rezervlerinden birisine sahip olmasından dolayı yoksa şayet Kerkük’te petrol olmasaydı ve bu petrol dünyanın en büyük rezervlerinden biri 10 milyar varil söz ediliyor olmasaydı bugün dünyada Kerkük problemi diye bir husus olmayacaktı.

Kerkük, Musul ve petrol deyince ilk okunması gereken kitaplardan biri Hikmet Uluğbay’ın İmparatorluktan Cumhuriyet’e Petropolitik adlı eseridir. Bu kitapta insanlık tarihi de petrol ile başlar ve kitabın yazıldığı tarihe kadar en mühim belgelerle getirilir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Musul petrollerinden alacağını da böylece bu kitaptan öğrenmiş oluyoruz.

Henüz alacağımız var. Sayfa 20’de ilginç bir bölüm var: ‘17. Yüzyıla ilişkin ilginç diğer bir bilgi de 1639 tarihli bir ferman ile Neftçi Ailesi’ne Kerkük dolaylarındaki Baba Gurgur yöresinin petrol pınarlarını işletme hakkının verilmiş olmasıdır.’ Yani Kerkük’te ilk petrol işleme hakkı Osmanlı devleti tarafından Neftçi ailesine verilmiş. İlk işlem bir Türk’e verilmiş. Nüfusun ezici çoğunluğu Türk olduğundan bir Türk ailesine verilmiş.

Sayfa 31’de şöyle yazmakta: ‘Kerkük dolaylarındaki Baba Gurgur yöresi petrol pınarlarını işletme hakkını 1639 yılında bir fermanla almış olan Neftçi ailesi de, 1870 yılların başlarından itibaren bu üretim alanlarını geliştirecek çalışmalar yapmaktadır.’ Yani nerede ise 1900’lü yıllara kadar Türkler'dedir.

‘Kerkük petrol sızıntıları ile ünlü Hit, Kerkük ve Tuz Kurmatlı yörelerinin İngiliz nüfus bölgesinde kalmasına Sykes özen göstermiştir.’ 1914 yılında emperyalistler I.Dünya Savaşına tutuştuklarında 1915 yılında Sykes Picot, Fransızlar ile İngilizlerin meşhur anlaşması İngiliz temsilcisi olan Mark Sykes Kerkük bölgesinin İngiliz etki alanında kalmasına büyük özen göstermiştir.

Sayfa 250’de ise 1919’da I.Dünya Savaşı biteli bir yıl olmuş. İngiltere’nin Ortadoğu dairesi ve sözde Kürdistan siyasî komitesi diye bir komite kurmuşlar. Ortadoğu masası tarafından o komiteye verilmiş bir öneri diyor ki: ‘…tamamen Kürtlerle meskûn bölgeler Mezopotamya’nın Arap devletine dâhil edilmemelidir. Ancak Majestelerinin yani İngiltere devletinin hükümetince sözde Kürt birliği ve milliyetçiliği olabildiğince teşvik edilmelidir.

Majestelerinin hükümetince izlenecek bu politikanın uygulanacağı bölgenin boyutu, Türkiye ile barış düzenlemelerinin nihai koşullarına bağlı olacaktır. Bu bölgenin boyutu ne olursa olsun, İngiliz müşavirlerinin de görev yapacağı bir tür ‘Kürt Merkez Teşkilatı’ kurulması Majestelerinin hükümetinin bu bölgedeki denetimini kolaylaştıracaktır. Sir Perey Cox bu muhtıranın 15 Mart 1921 günü görüşülmesi sırasında Kürtlerin yoğun bir biçimde Kerkük, Süleymaniye ve Musul Kuzeyinde kalan bölgelerde bulunduğunu belirtmiş.’ diye devam ediyor.

Kerkük yüzde yüze yakın Türk idi. İngiltere 1919’da Kerkük’te bölgede Kürtler yoğun demeye başladı. İngiltere’nin Kerkük ilgisi Lozan’da da kendini göstermiştir. Esasen Lozan’dan da önce 1837 yılında İngiltere devletince yayınlanan Royal Geographical Society yani Kraliyet Coğrafya topluluğunun düzenli olarak çıkartmış olduğu 800 – 900 sayfalık dergileri var. İşte o dergilerinden 1937 yılında yayınlananın da Kerkük konu edilmekte, Tuzhurmatu, Kerkük ve Neft yani petrolden söz ediyor.

Bu arada Türk Neftçi ailesi petrolü Kerkük’te işletmekte, yazının başlığı ‘Fırat’ın Keşfi’ yani Fırat’ı keşfetmişler. Lozan konferansında da İngiltere Türkiye Musul Kerkük konusunda elbette çatışıyor. Lozan belgelerinde iki tarafında çok önemli sunumları var. Türkiye tarafı ‘Kerkük bize ait’ diyor. İngiltere tarafı ‘ne alâkası var. Orada daha çok başka etnik unsurlar var.’ diyor.

Lord George Curzon diyor ki: ‘Türkler özellikle Erbil, Altunköprü, Kerkük ve Kifri şehirlerinde oturmaktadırlar. Bunlar hiç de Osmanlı Türkleri değillerdir. Bu ülkeye Selçuk ve Osmanlı istilâlarından çok önce Orta Asya’dan gelmiş Turanlı istilâcıların ardıllarıdır. Kendilerine özgü bir Türk lehçesi konuşmaktadırlar. Bu Ankara lehçesi değildir. İstanbul lehçesi de değildir.’
Kerkük ve civarındaki Selçukludan da önce oraya gelmiş olan Türkler kimler?

Bizans İmparatorunun İmparatorlu Yönetimi adlı kitabında Constantıne Porhyrogennıtus adı altında İ.S. 945 yılında yazıp kendisinden sonra yerini alacak olan imparator oğluna öğütlerinden oluşan ve bütün gurupları tanımlayıp birbirleri ile nasıl savaştırılacaklarını anlatan bir öğütler kitabıdır.

Bu kitapta özgün metnin bir sayfası Grec yazısı ile hemen yanında İngilizce çevirisi var. Burada diyor ki: ‘890 – 895 yılları arasında Hazar Türk Devleti Karadeniz’in kuzeyinde var iken, kendilerini Türk olarak tanımlayan 8 boy birleştiler. Türk adı altında bunlar ikiye ayrıldı. Bir kısmı Tuna boylarına geldi. Diğer kısmı Kafkaslardan indi, Mezopotamya’ya indi. Fakat bunların arasında mektup alışverişi vardı. Musevi tüccarlar aracılığı ile birbirleri ile irtibatlarını sürdürüyorlar, mektuplaşıyorlar.’ diyor.

Türkler, bir kısmı Tuna boyu civarında diğer kısmı Mezopotamya’da Basra körfezi civarında, Kerkük, Dicle, Fırat civarında olduğunu söylüyor. Lozan masasında bunları söylemiyor.

Lord George Curzon'un bir cümlesi daha var: ‘İngiliz kuvvetleri Musul vilayetini başlıca Türk şehirleri olan Altunköprü, Kerkük, Tavuk, Tuzhurmatı vb. yerleri işgal etmiş bulunuyor.’ diyor. Bu cümlesi ile saydığı yerlerin Türklüğünü Lord George Curzon’un ağzından Lozan’a nakşedilmiş olduğunu da burada açık bir biçimde görmekteyiz.

Kerkük’teki sözde Kürdistan sayıklamaları tarihte olduğu gibi yine Türkler tarafından son bulacaktır. Lozan’ın tutanaklarının özgün dili Fransızcadır. Conference de Lausanse sur les affaıres du proche orıent 1922 – 1923 Recueıl des actes de la Conference adı ile bütün herkese dağıtılmış ve 'itirazınız varsa söyleyiniz yayınlayacağız' denmiş ve en son hâli ile basılmıştır. İngilizce, Türkçe diğer dillere de çevrilmiştir. Burada sayfa 264’te tutanağın ham hâlinde Fransızca olarak aynı cümle mevcuttur.

Sizce emperyalistlerin askeri rolü Barzani şimdi ne yapacaktır? Bu defa hangi role bürünecektir? Teşekkürler.


Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #1 : 21 Ekim 2017, 19:41:45 »

Mükemmel bir paylaşım.

Peki şimdiki yüzyıl içindeki nüfus oyunlarına ne demeli!

Her iki körfez kriziyle birlikte Türkmenler daha kötü bir duruma düşmüşlerse de ABD’nin Irak’ı işgali ile başlayan süreçte Kuzey Irak’ın belirsiz konumu Türkmenler için tarihlerinin en kötü dönemini oluşturmaktadır. Bölgede söz sahibi olan Türkmen liderler Ovacık sınır kapısının bir an önce açılmasını istiyorlar. Bölge karar alınırken de 1957 tarihinde yapılmış olan nüfus sayımının dikkate alınmasını talep ediyorlar. Çünkü o tarihten sonraki sayımların taraflı doğruyu yansıtmadığı iddia ediliyor. Türkmen liderler kurulması düşünülen Irak federasyonunun etnik kökenlere dayalı olamamasını istiyorlar. Onlara göre federasyon coğrafi konuşlanma temel alınarak hazırlanmalı. Türkmen liderlerin bir diğer talebi de Irak devletinin de çoğulcu parlamenter sistemi benimsemesi. Karşılıklı tanıma esaslarının çok önemli olduğunu ve bu esaslara mutlaka uyulması gerektiğini ifade eden Türkmen liderler Musul, Kerkük ve civarında kürt nüfusun arttırılması için hamile kürt kadınların bölgeye getirilerek burada doğum yapması sağlandığını ifade ediyor. Bu da doğal olarak nüfus dengesini kürtler lehine değişmesine sebep oluyor. Kerkük petrolünün hem yüzeye yakın hem de çok verimli bir petrol olması sebebiyle vazgeçilir bir durumda olmadığını ifade eden Türkmen liderler ABD’nin bunun için dünya dengelerini bile oynatmayı göze alabileceğini söylüyor. (İfadelerin tamamı 2003 yılı Mart ayında bir Türkmen liderin demecinden alınmıştır)

Bunun dışında 36. Paralelin kuzeyinde oluşturulacak olası bir sözde kürt devleti Max Weber’in klasikleşen devlet tanımına uygun bir devlet olmayacaktır. Böyle bir devletin kurulması zaten tarihi birikim, tecrübe ve devlet geleneğini gerekli kılmaktadır. Bu koşulların olmadığını düşünürsek, olası bir sözde kürt devleti ancak “uydu devlet” olacaktır. Bölgede tek alternatif savaştır ve Türklerin tekrar kendine ait olanı ne pahasına olursa olsun geri alması kendi bekası için önem arz etmektedir.

Bu nedenle siyasi iradenin, kendi iç siyasi kaygılarını bir kenara bırakarak bu konuda çok daha ciddi ve planlı politikalar ve devlet aklı üretmesi, bölgeyi yeniden yapılandırma sürecinde Türkmenlerin yer almasına ayrı bir önem vermesi gerekmektedir. Bu amaca ulaşabilmek için Türkmen asimilasyonun Türkiye’nin bir iç sorunu olarak görüldüğü ve uluslararası alanda bu konuda bütün kurum ve kuruluşlar arasında büyük bir uzlaşı olduğu yönünde; güçlü bir duruş sergilenmelidir.

Türkiye, Musul ve Kerkük’ü tarihsel perspektifi de dikkate alarak her zaman büyük oyunun bir parçası olarak masada tutmalı ve sorunu herkesi ve özellikle de Türkmenleri memnun edecek bir şekilde çözme çaba ve gayreti içerisinde olmalıdır.

Musul ve Kerkük’ün Irak’ın Kuzeyinde “de facto” var olan ancak ilanı birkaç yıl daha alacak olan olası sözde kürt devletine bağlanması Türkiye’nin bölünmesi ile eşanlamı olacaktır. Bu nedenle Musul ve Kerkük’ün ayrı bir statüye kavuşturulmasının gerekliliği hem Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hem de yakın silah arkadaşlarına ve o bölgede şehit düşen başta Türk Silahlı Kuvvetleri’mizin mensupları olmak üzere kolluk kuvvetleri ve milletimize karşı Türk Devleti’nin ve hükümetlerin bir vefa borcudur.

Tanrı bölgede sivil olarak konuşlanmış gayri nizami harp tekniklerinde uzman bir Yarbay Özdemir Bey Müfrezesi konuşlandırmayı bizlere nasip etsin…

Tan Hu
21.10.2017
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.113 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.008s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.