Amerika Niye Küresel Alanda Siyaset Yapmaktadır?
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Temmuz 2020, 00:06:47


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Amerika Niye Küresel Alanda Siyaset Yapmaktadır?  (Okunma Sayısı 1789 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Çİ-Çİ
Deli Sarı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.343



« : 01 Nisan 2015, 23:01:19 »

Akka antlaşmasına soğuk savaşı bitiren bir antlaşma olarak bakmanın dışında bir de silahlanma yarışını bitirmeye çalışan bir antlaşma olarak da bakılmalıdır. Soğuk savaşın yol açtığı iki tarafın arasında güvenlik ikilemine de yol açan, karşılıklı tehdidi büyüten o silahlanma yarışına son verme idi. 1999 yılında Gürcistan ve Moldova unsurları gerekçe gösterilerek, buradan da geri adım atan Amerika'dır. Esasen Rusya ve Çin, Amerika'nın küresel hegemonyasını dengelemeye çalışmaktalar. Rusya bakıldığında Afrika'da çok daha zayıf bir şekilde var. Çin Afrika'da bütün Batılı devletleri tek başına dengeleyebilecek bir canlılık içindedir. Ortadoğu, Doğu Avrupa, Orta Avrupa'ya bakıldığında kesinlikle orada Çin'in biraz daha düşük profilli bir siyaset izlediğini, bu defa Rusya'nın ön plana çıktığı görülür. Tek başına Amerika ya da Batı'nın hegemonyasına meydan okumaları çok zor. Bu güçlüğü bir araya gelerek aşmak isteği var. Nato'nun Şangay işbirliği örgütünün aslında gelecekte karşı karşıya gelmesi şeklinde de değerlendirmek mümkündür.
Şubat ayında Abd yeni ulusal güvenlik stratejisini ilan etti. 2015 yılı Ulusal güvenlik stratejisine bakıldığı zaman orada evvela önceliklerini saymış. 'Abd niye küresel alanda siyaset yapmaktadır' diye sorulduğunda arkasından algıladığı tehditleri saymış ve sonunda da önümüzdeki dönemde ne gibi güvenlik alanında yapılanmalara gideceğini tek tek sıralamış. Gayet açık bir biçimde ima etmeden direkt Rusya ve Çin'i hedef alarak, 'Rusya'nın uluslararası hukuku ihlal eden, uluslararası sistemi sarsan davranışları karşısında mevcut Batılı müttefiklerimizden davranışlarımızı yoğunlaştırarak sürdüreceğiz, tepki koyacağız. Çin'e karşı da ordumuzun ağırlık merkezini mevcut bölgeden yani Avrupa, Ortadoğu bölgesinden Asya Pasifik bölgesine taşınmasına bir süredir başlamıştık. Buna da önümüzdeki dönem devam edeceğiz' diye belirtmiştir. Yani bir yandan Çin'i çevreleyecek, bir yandan da yaptırımlar yolu ile Rusya'yı yola getirmeye çalışacak bir politikayı net bir biçimde ortaya koymaktadır. Amerika, Rusya ile Çin'in birlikte hareket etmeye teşebbüs ettiğinin farkındadır. Çin esasen Rusya'yı bir öncü kuvvet olarak teşvik etmekte, Batı'yı yoran bir devlet konumuna gelmektedir. Çin'in savunma harcamaları 100 milyar doları buldu. Yoğun bir askeri harcama yapmaktalar. Ciddi bir ordu beslemeye başladılar. İlk uçak gemilerini de denize indirdiler. Dünya sathında küresel bir güç gibi davranmamaktalar. Fakat kendi bölgelerinde, kendi denizlerinde, kendi ihtilaf alanlarında aslında sesleri yükselmektedir. Her yerde bulunmakla birlikte çatışmayı göze alabilecek tutumda bulunmamaktalar. Güney Çin denizinde çok aktifler. Meselâ Suriye ile ilgili bir şey söylemezken, Kırım ile ilgili çok düşük profilli bir söylem kullanmaktalar. Çin'in geçen yıl bir girişimleri oldu. Güney Çin denizi üzerindeki hayli büyük bir alanı hava sahası, uçuşa yasak bölge olarak ilan etti. Fakat Abd uçak gemilerinden kalkan uçaklar defalarca kasten ihlal ettiler. Yani tanımadıklarını gösterdiler, pek bir şey olmadı. Yani bir uçağa da bir saldırı olmadı. Yine benzer bir örnek, geçtiğimiz yıllarda bir ve iki gemi dolusu silahı Afrika'ya Zimbabve'ye falan göndermeye kalktılar. Ancak Batılı ülkelerin tepkisi üzerine üç dört devletin kıyısını dolaştılar ve daha sonra bir şekilde geri gelmek üzere o silahlar geri gitti. Çin çatışmayı göze alan bir siyaset izlememektedir. Dünya üzerinde böyle güvenlik açıklamalarının havada uçuştuğu, soğuk savaş dilinin gündeme geldiği ortamlarda, güvenlik tehditlerinin çok fazla olduğu yerlerde şimdi bir de ilk defa devletler arası bir çatışma ihtimalinin, devletler arası bir güvenlik rekabetinin söz konusu olduğu bir ortama doğru girilmektedir. Bu esasen dünya ekonomisinde de bir dönüşüm, yapısal bir dönüşüm demektir. Bu kan askeri endüstriyel kompleksin damarlarına pompalanacaktır. Eğitim, sosyal alanlar, kozmetik, tekstil buraya gidecektir. İster istemez silahlanma harcamalarını arttıracağı gibi dünya üzerinde birtakım demokrasi, insan hakları, özgürlükler gibi meselelerin masa üstünden kalkmasına yol açabilir. Yani demokrasi öyle kendiliğinden bir yol bulup, rüzgârları estiremez. Onun şartları vardır. Uluslararası akıma dönüşmesi için bir zamanın ruhu haline gelebilmesi için belli şartlar vardır. O dönemlere bakıldığı zaman güvenlik endişesi en aza inmiştir. Fukuyama'nın ünlü 'Tarihin sonu' tezi bunun üzerinedir. 2000'li yıllara, 11 Eylül'e gelene kadar olan dönem ekonominin yapısı, aktörlerin güç kapasiteleri, devlet dışı aktörlerin sistemdeki ağırlıklarının artması gibi unsurlar vardı. Dünyada o zaman liberalizm ve demokrasi rüzgârları esmekte idi. Soğuk savaş sona ermişti ve artık çok güzel günler insanları beklemekte diye düşünüldü. Liberal demokrasi rüzgârları bir tarafta eserken bir tarafta pek çok kimse hayatını kaybetti. 11 Eylül geldiği andan itibaren de mevzu bambaşka bir hâl aldı. Fakat Batı bunu istemekte idi. Yani Batı, küresel siyasetin güvenlikleştirilmesini kendi çıkarlarına uygun buldu. En azından Batı'nın bir kesimi yani Amerika'nın askeri endüstriyel kompleksi. Savunma sanayi, silah üretimi, enerji lobileri, devlet merkezli düşünen, devlete kutsiyet atfeden her türlü düşünce akımı aslında askeri endüstriyel kompleksin entelektüel damarıdır. Rusya'nın liberalleşmesi, kapitalist liberal bir ekonomik sisteme geçmesinden sonra dünya ticaret örgütüne vs. davet edildi. Beklenmeyen hamleyi yine Çin yaptı. Siyasal sistemini değiştirmeden ekonomik sistemini değiştirdi. Komünist parti liderliğinde kapitalist pazar. Komünist parti liderliğinde ekonomik olarak en kapitalist ülkesi haline geldi. Bu beklenmeyen bir durum idi. Sanki bir zorlama olacak gibi algılandı. Bu gerçekleşmedi. Fakat diğer tarafta o sert siyasî kabuğunu da hiçbir zaman terk etmedi. Bunu da unutmayarak siyaset yaptı. Amerika ve Batılı ülkeler bu noktadan itibaren bu güvenlikleştirmenin sanki bütün o askeri endüstriyel kompleksleri kendi küresel siyasetlerinin daha kolay takip edilebileceği bir unsura dönüştürdüler. Dünyada insanlar için güvenlikli bir ortam varmış hissiyatı yok. Yani iletişimi de kapatmaya gayret etmektedirler. Cameron Whatsapp iletilerini durdurmayı, diğeri Twitter'ı kesmeyi, bir diğeri ise Youtube'u kapatmaya çalışmaktadır. Bu da Ulus devletin kendi gücünü yeniden belirlemeye başladığını göstermektedir. 

Amerika Niye Küresel Alanda Siyaset Yapmaktadır? Teşekkürler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çİ-Çİ
Deli Sarı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.343



« Yanıtla #1 : 02 Nisan 2015, 01:00:47 »

Çin, Ortadoğu'daki etkinliğini artırmaya çalışıyor. Bu kapsamda Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Nisan ayında kapsamlı bir Ortadoğu gezisine çıkacağı kaydediliyor.

Nisan ayında Çin lideri cinping, Ortadoğu ve Pakistan'a ziyaretler düzenleyecek. Cinping ayrıca Endonezya'daki Bandung Konferansı'nn 60'ıncı yıldönümü münasebetiyle Endonezya'ya da bir ziyaret düzenleyeceği kaydediliyor.

Cinping'in Ortadoğu'ya düzenleyeceği bu ziyaret göreve geldiği günden bu yana düzenleyeceği ilk Ortadoğu ziyareti olma özelliği taşıyor. Çin liderinin kesin uğrayacağı iki durağın Mısır ve Suudi Arabistan olduğu açıklandı. Ancak Cinping'in bu iki ülke haricinde de Ortadoğu'da ziyaretler gerçekleştirmesi bekleniyor.

Cinping'in Mısır ve Suudi Arabistan'ı ana ziyaret durakları olarak belirlemesinin, Çin'in son 20 yıllık Ortadoğu politikası ile örtüştüğü kaydediliyor. Çin'in Ortadoğu politikasının başında Suudi Arabistan ve Mısır'la ilişkiler geliyor.

ÇİN MISIR VE SUUDİ ARABİSTAN'I OLDUKÇA ÖNEMSİYOR

Çin'in eski liderlerinin Ortadoğu'ya yaptıkları ziyaretlere bakıldığında ise liderlerin farklı seçimleri olduğu görülüyor. Çin'in eski Devlet Başkanlarından Jiang Zemin 2000 yılının Nisan ayında, İsrail, Filistin, Mısır ve Türkiye'yi ziyaret etmişti. Jiang Zemin Filistin ve İsrail'e giden ilk ve şu ana kadar tek Çin lideri olarak biliniyor. Bu ziyaretler Çin'in Ortadoğu'daki sorunları yakından izlediği şeklinde yorumlanıyor.

Çin'in Jiang Zemin'den sonraki Devlet Başkanı Hu Jintao ise, 2004, 2006 ve 2009 yıllarında Ortadoğu'ya üç ayrı ziyaret düzenledi. Hu Jintao 2004 yılında Mısır, daha sonraki iki ziyaretinde ise Suudi Arabistan'ı tercih etmişti. Mısır ve Suudi Arabistan, Çin'in Ortadoğu politikasını uygulaması için iki kritik ülke olarak ifade ediliyor.

Mısır Ortadoğu'nun en güçlü ülkelerinden biri olarak bilindiği için Çin Mısır'ı siyasi partner olarak seçmişti. 2011 yılında Mısır'da başlayan iç karışıklık ve 2013'te meydana gelen askeri darbe sonrası ülkenin güç kaybetmesine rağmen Çin yine de Mısır'a verdiği önemi devam ettiriyor.

Diğer taraftan, Çin satın aldığı petrolün büyük kısmını Suudi Arabistan'dan sağlıyor. Çin'in en büyük petrol sağlayıcısı olan Suudi Arabistan'ın Çinli liderler için önemli bir ülke olduğu kaydediliyor.

YEMEN'DEKİ HAVA SALDIRILARI NASIL ETKİLER?

Suudi Arabistan'ın başını çektiği Körfez ülkelerinin Yemen'de düzenlediği hava saldırılarına İran büyük tepki göstermişti.

Çin'in iyi ilişkilere sahip olduğu İran'la Suudi Arabistan arasındaki bu gerilimin, Şi Cinping'in Nisan ayında düzenleyeceği ziyarete nasıl yansıyacağı ise merak konusu.

-alıntı-
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.24 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.