GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ÜLKEMİZDEKİ MİSYONERLİK FAALİYETLERİ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 05 Haziran 2020, 05:00:22


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ÜLKEMİZDEKİ MİSYONERLİK FAALİYETLERİ  (Okunma Sayısı 4067 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Tengiz
Ziyaretçi
« : 11 Ekim 2011, 13:31:04 »

ALINTI-MAKALE


GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE

  

ÜLKEMİZDEKİ MİSYONERLİK FAALİYETLERİ

Mehmet DERİ (Araştırmacı-Yazar Niğde Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü)

Özet: Bu makalede ülkemiz coğrafyasında misyonerlerin geçmişten günümüze çok yönlü ve sistematik olarak yürüttükleri hakkında bilgi verilecektir.

Anahtar Kelimeler: Misyonerlik, Protestan Misyonerliği, Katolik Misyonerliği


  
a)Geçmişten Günümüze Ülkemizdeki Misyonerlik Faaliyetleri

   Misyonerlik özellikle de Hıristiyan misyonerliği geçmişten günümüze kadar Müslüman milletimizi uğraştırmış hususlardan biri olmuştur. Dini ve milli değerlerimizin erozyona uğratılmak istenmesi ve büyük ölçüde bunda da başarılı olmasında misyonerlerin sistematik ve örgütlü çalışmalarının rolü çok büyüktür.

 Misyonerlikle ilgili basılı eserlerde Türkiye “İncil Ülkesi” anlamına gelen “Bible Land” olarak adlandırılır. Zira İncil'de geçen pek çok önemli merkez Anadolu'dadır. Misyonerlerin kendi ifadeleriyle: “Bu mukaddes ve vaat edilmiş topraklar, silahsız bir Haçlı Seferi ile geri alınacaktır.” Yüzyıllardır süren Haçlı Seferleri sonucunda Anadolu'nun ebediyyen Müslüman -Türk olarak kalacağı Avrupalılara defalarca ispatlanmıştır. İşte bu nedenle Batı, silahlı Haçlı Seferleriyle yapamadığını, silahsız bir şekilde, yani misyonerlik faaliyetleri ile yapmaya başlayacaktır. Tarihçi Richard Langhaener‘in yerinde bir tespiti ile: “Batı, Doğu’nun zenginliklerini ele geçirmek için en etkili silah olarak misyonerliği seçecektir.”
Anadolu’da yüzyıllarca, başta Hıristiyanlar olmak üzere, bir çok gayrimüslim barış ve huzur içinde bir arada yaşamış, 19. yüzyıla kadar Osmanlı ülkesinde ciddi bir misyonerlik faaliyetleri görülmemişti. Zira 19. yüzyıla kadar Osmanlı Devleti, henüz siyasi gücünü kaybetmemişti.

Osmanlı devleti topraklarına gelen ilk misyonerler Katoliklerdir.  Fransız olan bu misyonerler, başta İstanbul olmak üzere, Osmanlı Devleti’nin çeşitli bölgelerine dağıldılar. Bu misyonerlerin amacı Hıristiyanlığı yaymak ve İstanbul’daki azınlıkların eğitimi ile ilgilenmekti.

  

Fransız olan, Katolik Cizvitler ile başlayan eğitim ve öğretim faaliyetleri sonucunda 1538’de Saint Benoit isimli Fransız okulu açıldı. Osmanlılarda açılan ilk yabancı okul budur. Cizvitlerden başka Katoliklerin diğer kolları olan Fransisken, Dominiken, Kapuçin ve Firerler rahip ve rahibeleri de Osmanlı ülkesine gelmeye başladılar. Ve çoğu kendi ismiyle açılan Saint Joseph,  Saint Georges, Saint Michel, Saint Pierre, Saint Louis, Nontre Dame Sion gibi okullar açtılar. Cizvit ve Fransiskan misyonerleri, en çok İstanbul, İzmir, Halep, Suriye, Filistin Mısır, Irak, Kıbrıs ve Yunanistan’da faaliyet gösteriyorlardı.

  

Katolik misyonerleri;  Rumlar, Ermeniler, Süryaniler,  Yezidiler ve Yahudilere yönelik misyonerlik faaliyetleri yürütmüşler, çok sayıda kilise okul, hastane, matbaa, pansiyon, yetimhane, yurt, dispanser açmışlardır. Fakir ve kimsesiz çocuklardan, yaşlılara kadar, bilhassa yardıma muhtaç insanları kendilerine ilgi alanı seçerek, faaliyetlerini bu kimseler üzerinde yoğunlaştırmışlardır.

  

Osmanlı Devleti’nde misyonerlik faaliyetlerinde bulunan bir diğer Hıristiyanlık mezhebi ise Protestanlardır. Özellikle Amerikalı misyonerler, Protestan misyonerlerinin başını çekmekteydiler.  Protestan misyonerleri 1819’dan itibaren Osmanlı topraklarına gelmeye başladılar.

  

1810 yılında, ABD’de kurulan “American Board Of Commissioners For Foreign Missions” “ABCFM” misyonerlik teşkilatı, Osmanlı Devleti’nde faaliyet gösteren Protestan misyonerlik kuruluşlarının en büyüğüdür. ABCFM misyonerlik teşkilatı misyonerleri, 1819 yılından itibaren Osmanlı topraklarına gelmeye başlamışlardır.
  

ABCFM misyonerlik teşkilatı, faaliyetlerini daha çok Ermeniler, Bulgarlar, Rumlar ve eski Doğu Kiliseleri’ne mensup Asurîler ve Nasturiler gibi Hıristiyanlar üzerinde yoğunlaştırdılar.

  

Amerikan Protestan misyonerleri, 1846 yılında İstanbul'da Protestan kilisesini açmışlardır. Bunu müteakiben 1850 yılında ABD’nin ve İngiltere'nin artan baskıları karşısında Osmanlı Devleti,  bünyesindeki Protestanları ayrı bir “millet” olarak tanımıştır. Bu tanıma olayı, Protestan misyonerlerinin etkinliklerini daha da artırmıştır.
  

Amerikan misyonerleri İncil’i, başta Türk, Arap, Yunan, Bulgar, Ermeni, Yahudi dilleri olmak üzere 23 dile çevirmişler ve Osmanlı ülkesinin her tarafına dağıtmışlardır. Amerikalı misyonerlerin misyonerlikle ilgili basmış olduğu dokümanların sayfa sayısı 600 milyonu bulmaktadır.

  

ABCFM misyonerlik teşkilatının hazırladığı Bartlett Raporu, Osmanlı topraklarındaki faaliyet ve hedeflerini şu cümleyle özetler: “Misyonerlik faaliyetleri açısından Türkiye, Asya’nın anahtarıdır.”  ABCFM, bu çerçevede Osmanlı ülkesini misyonerlik faaliyetleri açısından 3 idari bölgeye ayırır:

  

1. Doğu Bölgesi: Harput (Elazığ), Erzurum, Bitlis, Diyarbakır, Mardin. Bu istasyonlar Harput’a bağlıydı.

  

2. Batı Bölgesi: İstanbul, İzmir, Talas,(Kayseri) Trabzon, Ordu, Bursa, Merzifon, Manisa, Sivas, Adapazarı. Bu istasyonlar İstanbul'a bağlıydı.
  

3.  Antep, Urfa, Maraş, Halep, Adana, Tarsus. Bu istasyonlar Antep’e bağlıydı.
  

19. yüzyılda Anadolu'daki Amerikan misyonerlik okulu sayısı 417, bu okullarda okuyan toplam öğrenci sayısı 17 bin 556’dır. Şöyle ki: ilkokul sayısı 378, bu okullarda okuyan öğrenci sayısı 14 bin 414; orta okul sayısı 33, bu okullarda okuyan öğrenci sayısı 2 bin 600; açılan ilahiyat okulu sayısı 3, bu okullarda okuyan öğrenci sayısı 520’dir.  Bu okullarda çok sayıda Rum, Ermeni ve Bulgar çocukları öğrenim görmüştür. Rum isyanlarını, Ermeni isyanlarını Bulgar isyanlarını yöneten ihtilalci liderler hep bu okullardan yetişmiştir. Bu okulların gelirleri başlıca 3 kaynaktan sağlanıyordu:  Birinci kaynak, Amerikan ve İngiltere hükümetlerinin mali yardımlarıydı. İkinci kaynak yerli ve yabancı gönüllülerin yardımlarıydı.  Yabancı gönüllülerin yardımları, ABD ve İngiltere’deki kişi ve kuruluşlardan, yerli gönüllülerin yardımları ise, genellikle yörenin Protestan cemaatine mensup varlıklı kişilerden sağlanıyordu.  Üçüncü kaynak ise; yatılı ücreti, ders ücreti, kitap kirası vb. adlar altında öğrencilerden alınan paralardı. Bir anlamda okullar giderek, birer ticari işletme haline geldiler.
  

Ayrıca yine Amerikan misyonerleri, Osmanlı ülkesine çok sayıda hastaneler, klinikler, dispanserler, yurtlar, yetimhaneler açmışlardır.
  

1880 yılı sonrasında Amerikalı ABCFM’li misyonerlerin, özellikle de Ermenilere yönelik çalışmaları hız kazanmıştır.  Gregoryen mezhebinden olan Ermenilerin, Protestan mezhebine çekilmek istenmesi, Ermeni milli bilincinin uyandırılması bu misyonerlerin temel görevlerinden biriydi.  Ermenilerin, tebaası oldukları Osmanlı Devleti’ne karşı bağımsızlık isteği ile sık sık ayaklanmasında ABCFM’li misyonerlerin rolü çok büyüktür.

  
Amerikalı misyonerlerin Osmanlı ülkesinde ilgi duydukları diğer bir millet ise Bulgarlardı.  Amerikalı misyonerlerin Bulgaristan’da ulaşmak istedikleri üç hedef vardı:  Birincisi Bulgarları Ortodoks hiyerarşisinin pençesinden kurtarmak; ikincisi Protestanlığı yaymak; üçüncüsü Bulgaristan’ı Osmanlı hâkimiyetinden kurtarıp bağımsız olmasını sağlamak.  Bu üç amacın gerçekleşebilmesi için Amerikalı misyonerler, Bulgar milliyetçiliğinin alt yapısını oluşturdular.  Bu milliyetçiliğin yükselmesi için Bulgarca kitap, dergi, broşür bastırdılar.  Bulgarcanın başta İngilizce olmak üzere, diğer yabancı dillerdeki sözlüğünü bu Amerikalı misyonerler hazırladılar ve bastılar.  Bulgaristan’ın bağımsızlığını kazanmasında Amerikalı misyonerlerin kurduğu Robert Koleji’nin rolü çok büyüktür.  Nitekim bu konuda İngiliz ajanı Fitzmaurice: “Bulgaristan, bağımsızlığını elde etmesini Robert Koleji’ne borçludur.” diyerek bu gerçeğe işaret eder. Çünkü Robert Koleji, isyancı Bulgar elebaşlarının yetiştiği bir okuldur. Bulgarların Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmasını ve bu ayaklanmaların bastırılması sırasında vuku bulan olayları tamamen çarpıtarak, Müslüman Türkleri suçlu bulan, dünya kamuoyunda anti-Türk imajının oluşumunda Robert Koleji hocalarının rolü çok büyüktür.
  

Amerikalı misyonerlerin açtıkları misyoner okullarının en ünlüleri şunlardır:

  
Harput Amerikan Koleji 1859, (Elazığ)

Robert Koleji 1863
  
Merzifon Amerikan Koleji 1863,

Antep Merkezi Türkiye Koleji 1876,

Maraş Merkezi Türkiye Koleji 1882,

Tarsus Amerikan koleji 1888,

Talas Amerikan koleji 1889,

İstanbul Amerikan Kız Koleji 1890,

Uluslararası İzmir Koleji 1898.


Bu bilgiler hakkında bilgi vermek, makalemizin hacmini artıracağı için aşağıdaki literatüre bakılabilir.
  

1913 yılına gelindiğinde Amerikalıların, Osmanlı topraklarında açtığı kilise sayısı 163, okul sayısı 450’ye ulaşmıştır. Bu okullara devam eden öğrenci sayısı 25 bin 922 idi. Aynı yıllarda Osmanlı ülkesindeki Sultani ve İdadi sayısı ise 69, buralarda okuyan öğrenci sayısı 6 bin 800 civarındaydı. Bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere, Osmanlı Devleti’nin misyonerlik faaliyetleri karşısındaki durumu son derece vahimdi. Misyonerlerin, Osmanlı ülkesindeki gayrimüslim azınlıklar üzerindeki yoğun ve etkili propagandaları sonucunda, gayrimüslim azınlıklar, bağımsızlık isteğiyle, sık sık ayaklanıyorlar, devleti güç durumda bırakıyorlardı.

Milli Mücadele’nin zaferle neticelenmesi ve Milli bir Devletin kurulmasıyla, Türkiye’de misyonerlik faaliyetlerin duraklamaya başladığını görüyoruz. Zira misyoner okulu olarak çalışan azınlık okulları kapatılmıştır. [29] Nitekim 1928 yılında Bursa Amerikan Kız Koleji’nde, Müslüman kızların Hıristiyanlaştırılmak istenmesi sonucu bu okulda kapatılmıştır.

  

Ülkemizde 1960’lı yıllardan sonraki yıllarda, misyonerlik faaliyetleri yeniden canlanmış, bilhassa 1980’li yıllarda çok sayıda Protestan misyoner, ülkemize gelerek Hıristiyanlığı yaymaya çalışmışlardır.

  

Kitle iletişim araçlarının gelişmesiyle birlikte, ülkemizdeki misyonerlik faaliyetleri de hız kazanmış; öyle ki 24 Nisan 2001’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu’nda milli birlik ve bütünlüğümüzü tehdit eden misyonerlik faaliyetleri, kurulda ele alınmıştır. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın, Milli Güvenlik Kurulu’na sunduğu raporda, ülkemizdeki misyonerlik faaliyetlerinin Ermeni Toprakları Merkezi, Türkiye Protestan Kiliseler Birliği, Ortodoks Kiliseler Birliği, Avrupa Kiliseler Birliği eliyle yürütüldüğü bildirilmiştir.
  

Ankara Sanayi Ve Ticaret Odası’nın yayınladığı misyonerlik raporuna göre Sağlık Ve Eğitim Vakfı (SEV), Üsküdar Amerikan Koleji, İzmir Amerikan Koleji, Tarsus Amerikan Koleji İle Yehova Şahitleri, Bahaîler, Süryaniler, Ortodokslar, Katolikler, Protestanlar misyonerlik faaliyetleri içerisinde bulunmaktadırlar. Son üç yılda dağıtılan İncil sayısı 8 milyondur.
  

İncil’in ülkemizde yaşayan 14 azınlık grubunun dillerine çevirisi yapılmıştır. Misyonerler Yeni Yaşam Yayınları, Haberci, Müjde Yayıncılık, Kitab-ı Mukaddes Şirketi Yayıncılık, Lütuf,  Sevgi Yayıncılık, Logos, Kucak Yayınevi gibi bazı yayınevlerinin sahibidirler. Ayrıca Gerçeğe Doğru Dergisi, Kucak Dergisi, Kapsam Gazetesi gibi yayınlarla da basın-yayın alanında faaliyet göstermektedirler. Yine misyonerler Mukaddes Kitap Kursları Derneği, Kutsal Kitap Araştırma Derneği, Kardelen Derneği gibi kuruluşlarla, faaliyetlerini sistemli ve örgütlü olarak devam ettirmektedirler.

  
Bu bilgilerden de anlaşılacağı üzere misyonerler sahip oldukları imkânlarla ülkemiz insanın dini ve milli değerlerini tehdit eder hale gelmişlerdir.

  
Sonuç olarak şunları söylemek gerekirse: batı ve amerikan emperyalizminin temel vasıtalarından biri olan misyonerlik faaliyetleri, ülkemiz bütünlüğünü, dini ve milli değerlerimizi tehdit etmektedir.

  
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürkün: “Yetiştireceğimiz evlatlarımıza ve gençlerimize, alacakları eğitimin sınırı ne olursa olsun, onlara ilk önce ve her şeyden önce Türkiye’nin istiklaline ve milli ananelerimize düşman olan bütün yabancı unsurlarla mücadele etmeyi öğretmeliyiz.” sözü, başta misyonerlik faaliyetleri olmak üzere, emperyalizmle mücadele için hedef ve yol gösterici bir sözdür. Bizlerde gösterilen bu hedef doğrultusunda stratejiler belirleyerek, tüm yabancı unsurlarla bilimsel metotlarla mücadele etmeliyiz.


ALINTI-MAKALE SONU
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gumus Kurt
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 11 Ekim 2011, 14:09:48 »

İçimizdeki MI6 ajanı, Hristiyan Misyoneri Türkan Saylan

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Türkan Saylan Kimdir ?


Biz Türkler hep akın etmişiz, hep yakıp yıkmışız. Şimdi de kendi yaptıklarımızı yıkıyoruz.  

Aatatürk ismini kullanırsak bunu daha rahat yapabiliriz. Hem para toplar hem destek alırız, kampanyalar düzenler, Türkler'den topladığımız paralarla, Kürtleri daha bilinçli hale getiririz, cahil insanlarla Kürdistan'ı kuramayız, Hristiyanlığı bu şekilde daha rahat yaymamız da mümkün.  Türkan Saylan

Başka Bir MI6 Ajanı Şeyh Nazım Kıbrısi

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Şeyh Nazım Kıbrısi Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar


Sarıklı Kardinal Fethullah Gülen

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Fethullah Gülen-Papa Eli Öpme Merasimi


Türkiye'de Hristiyanlaştırma Oyunu / AKP Sayesinde...

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
AKP ve Fethullah Gulen in Hristiyanlastirma Oyunu Hristiyan Turkiye Musluman


Fatih Sultan Mehmet tarihe gömdü, AKP iktidarı yeniden açtı!



Başbuğ Atatürk ve Patrikhane

Patrikhaneler Fesat Yuvasıdır!

Mustafa Kemal Atatürk, 20 Ocak 1923’te patrikhane için ’fesat yuvası’ ifadesini kullanmıştı: Bir fesad ve hiyanet ocağı olan, memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlık yaratan Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımız üzerinde bırakamayız.

Mustafa Kemal Atatürk, 20 Ocak 1923’te Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’ne Rum Patrikhanesi ile ilgili ’Fesat yuvası ifadesini kullanmıştı. Atatürk, “Bir fesad ve hiyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlıklar yaratan, Hıristiyan hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebeb olan Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımız üzerinde bırakamayız” demişti. Atatürk sözlerini şöyle sürdürmüştü:  “Bu tehlikeli teşkilatı memleketimizde muhafazaya bizi mecbur etmek için ne gibi vesile ve sebebler gösterilebilir? Türkiye’nin Rum Patrikhanesi için arazisi üzerinde bir sığınılacak yer göstermeye ne mecburiyeti var? Bu fesad ocağının hakiki yeri, Yunanistan değil midir? Büyük Millet Meclisi tarafından idare edilmekte olan yeni Türkiye, Babıali’nin taht-ı idaresindeki eski Osmanlı İmparatorluğu değildir. Yeni Türkiye şeref ve haysiyet, kudret ve kuvvetini müdrik ve hukukunu muhafaza için mevcudiyetini tehlikeye atmaya hazır ve amadedir.”
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Dedeefendi
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 125



« Yanıtla #2 : 11 Ekim 2011, 17:18:26 »

Hristiyan misyonerler Çin'e 1800 lü yılların ikinci yarısında girdiler. İngilizler/Fransızlar o dönemde, Hindistan  - Çin gibi iki dev ülkeyi sömürge yaptılar. Abdülhamit olmasaydı belkide Osmanlının da sonu aynı olacaktı. Türk topraklarında ise 1600 yıllardan beri faaliyet göstermekle beraber, aynı dönemlerde kurumsal faaliyetlere giriştiler. (Gerçi Çin komünist olunca, misyonerler ülkeden kovulmakla beraber 1980 lerde geri döndüler). Aslında benim tehlike olarak gördüğüm şey hristiyanlaşma değil. Zira bugün Çin ve Hindistanda kiliseye düzenli giden insan sayısı avrupadan fazladır ama, Türkiyedeki islam kültürü hristiyanlaşmanın önündeki en büyük engeldir. Hristiyanlığa geçenlerin sayıları ihmal edilecek oranda.

Bence en büyük tehlike, Suudi Arabistanda İmam vahap, Suriye ve Irakta Imam Emin gibi insanları kullanarak İslam adına sömürgecilere hizmet eden milletler(?) yaratmalarıdır. Asıl darbe hristiyanlaşmadan değil, islamı kullanan soyuzların peşine takılmaktan gelecektir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 11 Ekim 2011, 17:58:53 »

Gelecektir değil Dedeefendi Kandaşım. Geldi bile. Bugün ülkemizde, akp denen satılık parti sırf dindar diye Türk Halkından%50 oy alıyorsa, Mhp denen bir parti  din uğruna kürtleri koruyup kolluyorsa bu tehlike çoktan geldi zaten.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
atilapars
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 190



Site
« Yanıtla #4 : 11 Ekim 2011, 22:30:24 »

Artık misyonerlik gizliden yapılan bir işte değil.Alenen, karaköyde bir fransız okulu vardır, okuldaki öğrencilerin %99,u Türk.
Bu okuldan küçük öğrencilerin hiristiyan ilahilerini söyleyerek fransız konsolosluğuna doğru kaldırımda öğretmenlerin eşliğinde yürüdüğünü gördüm.Sanki aksaray vatan caddesinde 30 ağustos kutlamaları yapılyor sanırsınız,o denli rahatlar.

Ve bu okullar polis bekçiler tarafından korunuyor.Ulusta yahudi okulunun önünde çelik yelekli, tam teçhizatlı güvenlikler'in yanında bir mangada polis bulunur,taksim elmadağda'ki frannsız okulunun karşısında yine minübüs içerisinde bir manga.
Bizim zengin hümanist, artık kendine halktan hariç ne isim takan zevat varsa bu okullara gönderir çocuğunu. Haklıda.

Nedenmi,en basitinden kapıda polis öyle önüne gelen bizim çocuklarımızın okulunda olduğu gibi girip çıkamaz.Çünkü bizim okullarımızın önünde her türlü pislik vardır.Yani adamlar resmen çocukluktan kendi istedikleri gibi yetiştiriyor bizim çocukları,dışarda uğraşmayada gerek kalmamış.Hemde devlet korumasında.Genelde'de ülke üst kademelerine bunların geldiği düşünülürse,durumumuz iç açıcı görünmüyor.Bir'de bizim sofu takımının'da misyonerlerden farkı kalmadı artık,ben onları görünce filmlerde gördüğüm hiristiyan misyonerlere benzetiyorum.Taktik aynı,yaklaşım aynı.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Ya hepsin ya hiç,Ya TÜRK'sün ya piç..
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.094 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.053s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.