Türkçüturancı.com Serüvenim…
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 24 Kasım 2017, 02:43:44


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türkçüturancı.com Serüvenim…  (Okunma Sayısı 19630 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
YigitKam
Ziyaretçi
« : 10 Ocak 2012, 17:31:23 »

Türkçüturancı.com Serüvenim…

Açılış Hikayesi

Ruhen Bozkurtuz, bu millet uğruna çok uğraşlar verdik ve verilecek çok uğraşlarında olduğunun bilincindeyim. 80 öncesi kavgada can verdik kan akıttık ruhumuzu o devirde bırakmadık, her gün onunla şenlendik, onunla hüzünlendik taki yeni bir savaşım başlayana kadar, Sanalda Türkçülük.

Bilgisayarla tanışmamın geçmişi öyle uzun değil, 2008 in Ekim ayı, bu tarihten sayın ne kadar olmuş. Ellime bilgisayarı değirmemiş biriyim bu güne kadar, pekde haz etmem bu icadı.

Antakyadan sürgünden döndüğüm günlerdi o Ekim, kardeşim Sontürk’ün yanına indim aşağı kata, adam bir siteye girmiş Türklükle ilgili yazıp çiziyor, çay verdiler bende Sontürkün yanına iliştim öylesine bakıyorum, sevmem çünkü bu icadı ama orada öylesine güzel şeyler dile getiriliyor ki o sayfa, bu sayfa derken galiba birkaç saatim orada geçmiş.

Aradan bir iki gün geçmişti ki sonere oğlum ora nereydi bir daha bakalım dedim açtık sayfayı  vallaha birilerine öyle bir kayıyorlardı ki, hayatım boyuncada öyle kayma görmediğimden emindim, Türk düşmanı dedikleri kişiye  şiir gibi küfrediyorlar, kedinin sıçanla oynadığı gibi oynuyorlardı, Burası atsizcilar,com’du.

Ertesi günü gittim bir bilgisayar aldım, Sontürk’ü çağırdım lan oğlum buraya nasıl yazılıp çizilecek dedim, o da bana üye yapalım seni dedi, Ablam orada yönetici, yapma lan dedim bizim bacıya bak bizi geçmiş de haberimiz yok, uzatmayalım üye olduk olmasına oldukta ben daha klavye ellememişim ki nasıl yazı yazayım. Sontürk, abi sen söyle ben yazayım dedi anlaştık. İlk iletimi attım, Başlık Atsızın kavgasıydı, o kadar sert yazmışım ki O sitede Irkçı denen bir yavşak var başlığı silerek beni attı, bana da özelden ağzına gelen küfürü ederek bu tarz yazıların otağlarında yayınlanamayacağını kısaca anlattı. Bende Sontürk’ün üyeliğinden girerek ona ettiği küfürlerin kat katını iade ederek hemde özelden değil açığa cevabını verdim. Bu şerefsizle daha sonra aynı gün ama bayağı bir işlerimiz oldu lakin anlatmaya değecek değeri yok, çünkü adam adam değil.. Ben  içimdeki hırs ile o anları yerken Gökyeleli den telefon geldi. Gardaş üyeliğini açtım, Türkçüler bir birlerine düşmemeli arada bir yanlış anlama var, Bizim kardeşlerde diyor abi olur böyle şeyler burası sanal neyse tamam dedik birkaç ileti daha attım aynı gün, İletilerin altına gelen yorumları Irkçı hazmedemedi ve özelden langır lungur etti, sokarım otağınıza dedim ve sontürk’ü yanıma çağırdım. Bana bu sitenin aynısını aç. Adı ne olacak dedi, ‘’Türkçü Turancılar’’ olsun dedim baktı abi isim hakkı alınmış bunun dedi iki Dakka düşündükten sonra o zaman Türkçüturancı.com olur mu dedim baktı tamam dedi ve ‘’ turkcuturanci.com ‘’ açıldı. Tarih  Ekimin 10’u 2008.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 10 Ocak 2012, 18:56:40 »

İlk Günler.. NE MUTLU TÜRK DOĞANA

Otağı açmasına açtık ama Bütün yük Sontürk’ün üzerinde o olmasa bu sitenin açılıp işletilmesi mümkün değildi, Çocuk hem okuyor hemde benim dediklerimi yapıyordu ama nereye kadar. Lan ben bu yazmayı yani klavye işini çözecem dedim kendi kendime. Hızlı yazmak otağa yazı yazmakla kazanılan bir yeti değil, ben  mail adresi açtım kendime ve oradaki arkadaşlarla gece gündüz yazmaya uğraştım, arkadaşlar sıkılmadan beni bekliyorlardı ama bazen yeter artık ya diyenlerde olmuyor değildi.

Arkadaşımın biri bana otağın girişine NE MUTLU TÜRK DOĞANA  yazalım dedi, Türkçü falan değil sıradan birisi, anlattı bana neden olduğunu yerden göğe kadar haklıydı ve bu söz bize yapıştı, aynı zamanda yakıştı da.

Ben klavye işini çözemezsem Sontürk yanacaktı, akşama kadar  ben aklıma düşen konuda yazımı yazıyorum sontürk de onu otağa başlık açıyordu ki bu böyle devam edenezdi ve azim ile ben kendim yazacak kadar bu işi öğrendim, ilk yazılarıma bakın sontürk ün düzeltmedikleri bir komedyadır. Günlerce Otağa bir aşık gibi tek başıma bakıp duruyordum, yazıyor çiziyor, kendim okuyordum.

Bir gün bir baktım bir tane ziyaretçi yazıyor otağda, Allah bir çuval altın verse bu kadar sevinmezdim, orada adama ulaşmak için o kadar çabaladım ki nafile sonuçlarımın ilkiydi bu.
Günler geçtkçe ziyaretçilerde teker teker damlamaya başladılar, daha sonra bir üye abooo kim lan bu, Adamın adı ‘’Babrak’’, Gogulda bişey arıyormuş bizim otağa düşmüş. İşte bu adama ulaştım, bişeyler yazdım onun hakkında otağa cevap verdi öyle öyle tanıştık onunla. Daha sonra yönetici yaptım kendisini ama ne yönetici zaten ikimiz varız otağda, bir birimizi yöneteceğiz, iyikide kimse yok çünkü Babrakda bilgi yok, bende yazma çizme işi. Barağı bayağı pişirdim otağda. İlk başlarda bizim Babrak allahına kitabına düşkün bir Tatar ken otağa alıştıkça Tengri ci, daha sonraları da Allahsız oldu ama bu işi de zaman içerisinde çözdü.

Üyeler çoğalmaya başladı, en az 20 üye de bendim otağda, canım sıkıldıkca üye oluyordum. Bir üye vardı hergün mütemadiyen siteye girer ama tıkı çıkmazdı, lan bir günde bir ileti yolla be derdim kendi kendime. Adamın adı ‘’Bozkurt57’’ yani Bozkurt Eren. İleride Bozkurt Eren e geleceğiz.

Otağda üye sayısı yüzlere ulaşmıştı ve Türkçüler arasında adından bahsettiriyordu artık. Otağa birisi üye olmuştu adı ‘’Kanıkey’’ Kendi kafamdan lan ne isimler var diyordum ama anlamınıda çözemiyordum, bilgi kıt ya bende, gogula sorulduğundan dahi bihaberim. Bu kız üye olduğunun aynı akşamı nasıl oldu bilmiyorum  yanına iki kişi daha almış birisinin adını hatırlamıyorum ama diğerinin adı  ‘’KOCATÜRK’’ bu zatlar beni msn de konuşmaya aldılar ki sormayın İstanbullu Türkçüler adına konuşuyorlar KOCATÜRK de bunların lideriymiş lafı getirip getirip en sonunda sen bu işi bizim adımıza yapacaksın gibi tehditkar bir dille anlatmaya çabalıyorlar. Beni tanıyanlar verdiğim cevabı bilir burada yazmam yakışık almaz gibi geliyor. İleriki günlerde onlar gelmediler bir daha karşıma  ama Kanıkey başımın tatlı belası oldu ve otağa harcadığı zaman ve emeği asla inkar edemem var olsun. Kanıkey, Otağa üye olanlardan Otağı kıskanırdı. Tek ben olayım, burası tek benim olsun havalarındaydı ama bu duruşu yarattığı otağın hiçbir zaman üyesi bile olmasını sağlayamadı.

Otağ,  atsızcılar.com dan  öyle yada böyle siktiredilenlerle doldu veya Atsızcılıkla bir sorunu olanlarla. Bunlardan birisi Tayma, diğeride Yüzbaşı burkay. Yüzbaşı Burkay samimi Türkçüdür ama kullanılmaya müsait yapısıyla hiçbir zaman bu gücünü kullanamadığı inancındayım. Tayma denen adamın yaymalığına ilerde geleceğiz.

İşte bu iki adamın bizim aramızda olması sanalda Türkçülüğün lideri olan  atsızcılar.com dolayısıyla Gökyeleliyi rahatsız etti. Neredeyse hergün telefonla görüştüğüm Gökyeleli bunları otağdan siktiretmemi söyledi. Bende bu site işlerinden pek anlamıyorum ya bu ikisi otağdaki yazdıkları iletilerde Gökyeleliye bindirici kelamları iteliyorlarmış. Olmaz dedim ben yanımdaki Kandaşımı satmam, ibne değilim.. O da bana ya bırak bu dandikten siteni sen bunları at sitenden ben sana yüzlerce üye göndereyim veya kapat gel bizim atsızcılarda yönetici ol. Yapmam gerekeni yaptım ve Gökyeleliye olmaz dedim.

O günlerde Otağa bir kız gelmişti adı ‘’Sely Fm’’, site işinden anlamıyoruz ya bizim Babrak aldı kzı eline işte burası Türkçü site sen nasıl olurda bu isimle gelir başlık açarsın gibi, kız dediki bu benim adımın kısaltılmış şekli. Sözü uzatmaya gerek yok kız radyocuymuş ve iyi de bir radyosu varmış, oraya gelen ibnelerden bıkmış kanının sesini dinlemiş bizim aramıza gelmiş. Bizi radyosuna davet etti gittik. Ya ne güzel parçalar var ilk kez duyduğum. Neyse bir iki gün sonra oraya kızın eski dinleyicilerinden birileri geldi, Babrağı biliyoruz adamların ağzına sıçtı, ve ertesi gün biz bir radyo açtırdık Sontürk e. Radyonun adını Kanıkey koydu, ‘’ Türkçü radyo Bozkurt Fm ‘’ Yayıncımız Seli oldu, Hun kızı, birde canlı yayında ozanımız var ki, ‘’Tonyukuk Mesut’’ Şahlandırıdı Türk’ü onuda Kan olarak Türkçü olduğu halde ümmetçi fikirleri var diye otağdan uzaklaştırdık, Kimler gelip geçmedi ki otağımızdan adlarını, ünvanlarını saymakla bitiremeyiz. Ama 3 kişi var ki onlardan fazlaca söz edeceğiz ‘’Mahşerin Atlıları’’ Bunlar Otağın açıldığı gün itibarı ile can yoldaşı olmuşlardır bana.  ‘’Türkçü Kasırga, Tien San, Çepni Firuz’’.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 10 Ocak 2012, 21:26:55 »

Atsızcılar.com savaşları

Hayatım boyunca çaresizliğin ne olduğunu ben bu site ile girdiğim tartışmalarda gördüm, el kadar encik, Türkmüdür kürtmüdür belli değil, ne adını bilen var ne sanını sana aile boyu küfürler ediyor ama sen sesini çıkartamıyorsun, adamların mezhebi geniş sen ona istediğin kadar küfret sanki ona cephane veriyormuşsun gibi biraz daha fazlalaştırıyor küfrü. Biz alışmışız yaşam şartımız kana kandır lakin burada orospu avrada dönüyorsun sanal bize göre değil ama Türkçülük gibi kutsal bir davayı da bu Kerkenezlere bırakmak Türklüğe ihanet olacaktır diye kendi kendimi bileyleyerek elime geçirebileceğim bu yamuklardan bunun hesabını sormanın hayali ile sanaldan Türkçülüğe devam dedim.

Bir gün işten eve geldiğm anlardı Tam eve giriyordum ki telefonum çaldı, arayan sontürk dü,  Ağabey Gökyeleli gil bize küfrediyorlar sen neredesin dedi eve geldim tamam dedim, İnternete girdiğimde direk Atsızcılar.com u açtım adamlar bize ağza alınmayacak küfürleri ediyorlardı, önce Taymaya giydirmişler ne anasını koymuşlar ne bacısını tam sülale Tayma ya küfrediyorlar ki ben de  bu adama gerçekten saygı duyuyorum, öylesine güzel şiirleri vardı ki duymamak elde değil, Türkçü söylemleri de mükemmel, her konuda fikri var.

Atsızcılar.com un bize sövme nedeni işte bu Tayma, bir Türkçü olarak onu yalnız bırakmak yakışır mı bize, asla.  Gökyeleli yi aradım gardaş ne yapıyorsunuz ayıp değimli dedim, Yiğitkam sen onları bilmiyorsunuz onlar tam bir orospu çocuğudur, öğrendiğinde çok geç olacak dedi,  yapma dedim ayıptır, onunla görün işinizi anasının bacısının günahı nedir, telefon yüzüme kapandı ve o son görüşmemiz oldu. Arkasından Bize sardılar, ne ölmüş kızımı bıraktılar küfretmedik, ne anamızı ne bacımızı, çaresizlik yıkıyordu beni, ilk kez bu kadar biçare kalmıştım, bu küfürleri yemek bana acı geliyordu ve Aileden kimseye haber vermeden izmire gittim Bu çakalı kesinlikle ellerimle boğmalıydım, olmadı olamadı, İzmir i bilmediğimizden Sanalın ucuz kahramanlarının Yusuf, yussuf eden götlerinin kurbanı olduk. Anlayacağınız aynı gün elimiz boş döndük.

Ertesi gün sekreterim yanıma geldi, bana bişeyler diyecek ama sıkılıyor, anlat dedim. Veysel bey  bana bir telefon geldi siz birilerine internette küfrediyormuşsunuz, mazlum ve masum adammış, bütün ailesini karıştırıyormuşsunuz bu işlere ve sizde bir zamanlar o ağabey kimse onu çok seviyormuşsunuz. Bana bunları birisi telefonda söyledi adam ağlıyordu bunları söylerken. Sizin Müdürünüzü istediler bunları söylemek için bende ben söylerim dedim, işte söylüyorum efendim dedi. Gülermisin ağlarmısın.  Güya bunlar beni işten attırmak için icraat yapıyorlar, bütün her şeyleri yalan yazdıkları da, sitelerinde bana diyorlar ki ev telefonunda seni aradığımızda  bize ağabey beni affedin diyorsun sitende erkeklik yapıyorsun. Tamam da benim ev telefonum yok ki, işte böyle.

Her dalaşmaları yaklaşık bir hafta sürerdi, o bir hafta içerisinde bütün uğraşlarını otağa yoğunlaştırırlardı, gelir fason üye olurlar ne kadar başlık varsa tamamına bana ve aileme edilmiş küfürleri eklerlerdi, o zaman bunun nasıl olduğunu bilmiyoruz ya yani site işinden anlamıyoruz o küfürleri silmek için sabaha kadar uyumazdım, otağdaki pisliklerini temizlemek için uğraşırdım. İşte bunlar Türkçüydü.

Gene bu günlerden birisiydi, Taymaya ve Burkaya küfrediyorlardı hemde adice, ben dayanamadım girdim işin içine onu bıraktılar bana başladılar. Bir hararetle saatlece bunlarla uğraşmışım baktım radyo açık, bir girdim ki bizimkiler canlı yayında eğleniyorlar 21 kişi var radyoda. Radyoya girdim lan Y… lar ben orada sizin yüzünüzden anama bacıma, kızıma küfrettirirken siz burada eğleniyormusunuz dedim, o zaman ki yayıncı  Mesuta bunların tamamının otağdan atılmasını söyledim ve radyoyu da kapat dedim, Mesut bunların tamamını attı otağdan, sonra bende onu attım ve gittiler site açtılar, ben o sitenin ömrünün iki ay olacağını söyledim arkadaşlara ama yanılmısım, siteyi sen ben kavgasına Kurban ettiler iki haftada kapandı, ardından birkaç ay sonrada Genç Atsızlar adlı siteyi kurdular. Ben safralardan kurtulmuştum. Kapanana kadar bir kez daha bana Gökyelelinin takımı bulaşmadı.

Atsızcılar.com benim idolümdü, onların 5000 lik üye sayıları erişilmez bir rakamdı, ant içtim o rakamı bu otağda yakalayacağım dedim kendi kendime ve burasını bir okul, Türkçü okulu diye o günde lanse ettim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 10 Ocak 2012, 22:31:16 »

Atsızın Kabrini önemli günlerde ziyaret meselesi!

Atsız orada duruyor, biz burada ama doya doya bu bizim önderimiz diyebilecek bir gücün eksikliğini her zaman duydum ve bu ana kadar da neden topluca Türkçülerin atasını ziyaret etmediğini her zaman düşündüm.

Samimi olduğum Kandaşlarıma bu konu hakkında sorular sordum neden gitmiyorlar kabre, neden toplu olarak gitmiyorlar diye. Aldığım cevap korkunç du, ümmet çakalı olan ülkücülerden korkuyordu Türkçüler. Ulan bu nasıl Türkçülük, ha birde diğer Türkçü  guruplardan çekinen tırsaklarda yok değildi Türkçü guruplar arasında.

Kendi kendime bu işe el atılmalı, inceldiği yerden kopmalı dedim ve bir 3 mayıs arefesinde diğer guruplar korkularından 2 veya 4 mayısta bir kaç kişilik arkadaşlarına kabre gitmek için randevu verirken biz Türkçüturancı.com olarak 3 mayısta tam saatinde kabirde olmayı kandaşlarımıza ama İstanbul da bulunanlara mecbur ettik, gelmeyenlerin otağdan uzaklaştırılacağını deklare ettik.

İşte o 3 Mayıstan bir gün evveli bir yiğit tanıdım İstanbulda ‘’yürekli Boran’’..

3 Mayıs sabahı Boran ile birlikte sabah saat 8 de kabirdeydik, kabrin temizliğini biz yaptık. Saat 10 dolaylarında sayımız neredeyse 20 kişiye ulaşmıştı, bu güne kadar 2 kişinin bile yan yana gelerek gidemediği kabirde biz neredeyse 20 kişi olmuştuk ve yaklaşık 200  kişilik kendilerine ülkücü diyen çapulcularda o an yanımızda bulunuyorlardı, bizi 15 lik Börü Oğuzhanın çapulcu gurubuna alanen rest çeker mahiyetteki  kükreyişi de hala kulaklarımdadır ‘’ ulan kürtten ülkücümü olur kansızlar, kürtmüsünüz lan,’’ Çapulcuların zuladan bizi kesmelerinide unutmadım, it gibi korkuyorlardı Türkçülerden ama bizim bizden önceki Türkçülerde çapulculardan it gibi korkuyordu.

Daha sonraki yıllarda, 11 aralık ve 3 mayıslarda bizden cesaretlenen diğer Türkçü guruplarda feyzlendi onlar da gününde toplu olarak Atsızlarına kavuştular, Türkçüturancı.com açılmadan evveli 2 kişinin bile yan yana zor gittiği Atsızın kabrine şu an en az 3 Türkçü gurup onlarca kişi ile birlikte giderek Atsıza törenle saygılarını sunuyorlar.

Her zaman tevazu içerisindeyiz ama bu konuda asla tevazu yok, Türkçüler Türkçüturancı.com ile birlikte huzur içerisinde Atsızına gidebildi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 10 Ocak 2012, 23:32:00 »

İlk yılın ardından..


Öyle bir geçiyor ki zaman daha dün gibi Oğuz Şad ile yola çıktığımız an, sessiz sedasız her gün otağa gelerek sanki burada bişeyler arıyormuş gibi otağı gezen, kendisini alakadar eden başlıklara net ve keskin görüşünü bildiren uzaktaki adam,  profil resmi uzaklardan denize bakan adamdı, Kendisini hiç tanımadığım halde iç güdüsel olarak gel bu işi beraber götürelim dediğim Bozkurttur Oğuz Şad. İnanıyorum ki sonuna kadar eminim Türkçü bir savaşta ilk saflarda benim önümde yer alacak  kişidir kendisi., ilerde Şad hakkında çok konuşulacak mevzular var.

Bir gün msn de beni birisi ekledi, msn adını gerçekten hatırlamıyorum, ihtiyarlık var ya ondandır. Ağabey diyordu seninle birlikte ölümüne bu davada varım kabul edermisin diyordu bana. Öğrendim ki Kasırgaymış, hayatım boyunca kendim ile 5 kez gurur  duyduğıum an varsa teki bu andır. Tanıyorum kendisini, Bilgili ve keskin Türkçüdür nasıl bana inanıyor demek ki doğru yoldayım, Kasırganın taktirini alabilmek 10 bin kürdü katletmekten daha zevkli ve onurlu bir iştir Türkçülükte.

Ten Ten  SA  Sırıt) anladı kandaşım bunu, olayı buradan anlatmayacağım, yüreği Bozkurt, Ruhu Bozkurt, kanı Bozkurt, duruşu Bozkurt bir Bozkurt Tıensan.

Ve Çepni Firuz Öğretmenim, Can yoldaşım, nerede başım sıkışsa orada gördüğüm ilk Çepni Çepni Firuz..
Varolun Bozkurtlar iyiki varsınız, bu otağ sizlere geleceğini borçludur, bunu geçmişiniz ile ispat ettiniz.

İnanın bana aramızdan o kadar yavşaklar geçtiki şu an aramızda bulunan Bozkurtlara 7 sinden 77 sine saygı duyuyorsak bu o yavşakların eseridir.

Şu gevşek Selengadan iki yıl aramızda durmasına rağmen iki satır bahsetmeyeceğim, çünkü o buna değmez.

Bozkurt Eren, bu otağın Gerçek emektarı, çok şey Borçluyum ona, benimle günlerce uyumadan otağda durarak iş yaptığı günler çoktur, herkes dayanamaz buna, zamanımızdaki kandaşların burunlarından kıl aldırmadıklarını düşünürsek Bozkurt Eren in değeri daha çok belli olacaktır. Sana borcumuz çok Eren..

Yüreğinin temizliği ile  Otağımıza gelerek bizlere radyo hediye eden Türk kızı SELY FM seni unutmadık, unutmayacağız.

İlk yılımızda o kadar çok kişler geldi geçtiki otağımızdan, buradan giden kendisini kağan ilan etti, Kağanlıkları kısada sürse bir günün beyliği beyliktir, unuutuklarımız varsa afola, ilk yılın son sözü Manen hak edene olsun…

BABRAK,

 ruhun şad olsun, herkes şimdilerde Türkçü olman nedeniyle sana sahipleniyor, yaşamda zorluklar içerisinde bir savaş veriyorken seni hiçe sayanlar, seni bir yerlerde kıstırmak için çaba harcayanlar sana sahipleniyor kandaşım ne mutlu sana, yerin uçmağ olsun.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 11 Ocak 2012, 02:29:26 »

İkinci yıla başlarken.

11 Aralık faslı bitmiş ikinci yılımıza büyük bir zevkle otağımızdaki kandaşlarımızla hazırlanıyoruz, önümüzde bir 3 mayıs daha var kandaşlarımızla kucaklaşılacak. Yeni yeni kandaşlarımızla tanışıyoruz, Kalkan geldi otağa, adı Kalkan ama velakin kendisi Mızrak gibi, otağı bilgi deposu haline getirdi, hiç bıkmadan saatlerce açmış olduğu başlıkları yeni bilgiler ile pekiştirdi.

Hakan geldiki adam Türkçü değil Türk ruhu taşıyan iki ayaklı gezer, tozar gibi. Otağ çok büyümeye başladı, günlük üye rakamı 50 leri aştı, günde en az 150 ileti atılır oldu, bu o güne dek kurulmuş Türkçü siteler arasında pek yaşanmış bir olay değildi. Bununla gurur duyuyordun lakin yük de ağırlaşmaya başladı benim üzerimde, benim şansım yönetime gelen kandaşlarımın tamamının özverili çalışmalarıydı.

Bir kızımız vardı otağda ‘’KÜR_AÇİNA’’ bu adı anmadan geçmek ne Türkçülüğe yakışır, ne adamlığa, bu kız otağ için canını dişine takmış vaziyette çalışırdı. Kimi zaman kendimden nefret ettiğim anlar olmuştur, işte bu kızın otağdan gittiği gün de bu anlardan biridir. Kızın hayatta tanımadığı yüzünü bile görmediği Tayma adlı kişilksiz ile ip i çakıştığı için onu otağdan attım, ben tanımam bilmem ağabey dediysede attım kızı, bu otağdan gidenlerin arasında en fazla üzüldüğüm kandaşımdır ‘’KÜR_AÇİNA’’.

Baturalp adlı Bahadırımıza da paha biçenin gözünü  oyarız yiğit çocuktu, bunu bu Bozkurtu 3 mayısı anlatırken anlatacağım, tek yanlışı kendisine arkadaş seçememesidir diye ben kendi kendime söyleniyorum ama bir yandanda Türk yoldaşını satmaz diye bir gerçeğe inanıyorum. O da yoldaşını satmadı, kendi bitti ama  inandığı adamı bitirmedi, Otağdan bu yüzden onuda uzaklaştırdım.

Yılın bu günlerinde Türkçülük aleminde birkaç tane Türkçü site vardıysada Türkçü Turancı.com armada olmuştu, Türkçülüğümn tek kalesiydi, Türkçülük okuluydu.

Daha sonraları aslen Aramızda geçen bir olay dolayısıyla pek hoşlanmadığım ‘’ BAŞKAL TÜRK ‘’ arenaya çıkarak kendi Türkçü sitesi olan ‘’ULUTURKCULUK’’ aslı siteyi bizim otağa yönlendirme kararı aldı. Bunun önemi çok büyüktür, Başkalın bize olan inancı nı küçümsemek budalalıktır, demek ki bu işe daha sıkı sarılmamız gerekliliğine inancımızı pekiştirdi, iki Türkçü site bizim adımız altındaydı artık, daha sonra ‘’ BTC ‘’ adlı gurubdaki kandaşlarım da bize katılarak güç üstüne güç depoladık.

Buradan adını vermek istemediğim iki gurubun birleşme teklifinide ben reddettim.

Sitemizde Günlük hayat o kadar güzeldi ki, Kandaşlar otağa koşarak geliyor sanki ailelerinden birisi ile dertleşiyormuşcasına  radyoda olsun, otağda olsun Türk milletinin geleceği hakkında fikir teatisi yapıyorlardı.

Eskisi gibi hiçbir sorun yaşanmıyordu otağdan atılan birkaç serserinin hakkımızdaki söylemlerine bazen cevap vererek hata ediyorduk ama bazende bu hata gerekli oluyordu bana çünkü bazı şerefsizler ailemizin resimlerinden sanal bişeyler yaparak bizi güya tehtit ediyorlardı otağı kapatmamız yolunda. Ankaranın Kızılayında bunlarada cevabı verdik o anlara ilerde Ankara buluşmamızı anlatırken geleceğiz.,

Anlaşıldı ki Türkçü Turancı .com Türkçülüğün lideri olmuş, bu zevki alt sayfalarda beraber yaşayacağız, ikinci yılımıza böyle bir ortamda başladık..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 11 Ocak 2012, 16:12:08 »

2010,  3 Mayısa doğru..

Otağdaki kardeşlik bütün kandaşlar arasında iyice pekişmiş büyük bir aile olmuştuk, artık  bir birimizin şahsi sorunları ile dahi ilgileniyorduk, Babrak bir Modem satan yer açmış, iflas etmek üzere bana geldi, eski modem gerekiyormuş açıkları varmış hallettik, Benim istanbulda ki işlerimi başka bir kandaş sorunsuzca hallediyordu, İşte böyle geçen günlerin ardından önümüzde bir 3 mayıs şenliği vardı. Otağdaki kandaşlarımıza karne gidilerek orada bir anma töreni yapılması konusunda telkinlerde de bulunuyoruz..  O 3 mayısta ben maddi yönden biraz krize girdiğim için gitmemek taraftarıydım, 3 mayısa da birkaç gün kalmıştı Baraktan bir telefon geldi, Ağabey ben  3 mayısta kabre gideceğim de Gökkurtlar  adlı gurup beni döveceklermiş orada ne yapayım. Beynime kan sıçradı nasıl böyle bir şey olur diye, tamam ben geliyorum ikimizi bir dövsünler dedim.

Gidiş dönüş uçak biletini alarak 1 mayıs günü istanbula uçtum, orada beni Selenga karşılayacaktı, adamın yüzünüde hiç görmemişim o ana kadar, Selenganın kendi söylemlerine bakarsak mert, yiğit, gözü kara bir Türkoğlu.

Uçak Havalimanına indi, ben yolcu çıkışına geldiğimde karşımda öyle bir yiğit, öyle bir delikanlı duruyorduki lan bu selengada neymiş dedim kendi kandime, ağabey hg dedi, adamı daha öncede hiç görmemiştim, hb kandaşım dedim, Biliyorum selenga ama genede emin olayım diye düşündüğümden adın ne gardaş dedim ‘’ BAHADIR BORAN ‘’ dedi

Neyse Boranla çıkışa doğru biraz gittikten sonra kısa boylu kara bir oğlan çıktı karşıma ben Selenga dedi. Hayal kırıklığı burada başladı. Adam kendini anlattığı gibi değildi azsonra bu konuya değineceğim.Arkadaşlarla yani Boran ve selenga ile birlikte sabah Kahvaltısını yaptıktan sonra biraz İstanbul gezintisi yapalım dedik, Gezmeye çıkmışken selenga bize Türk Dünyası Vakfında Türkçü sempozyum düzenlendiğini ama Türkçü bir guruptan çekindiği için gidemeyeceğini belirtti. Bu benim çok zoruma gitti, yürü dedim Ejderha olsalar kaç yazar Sempozyuma gidiyoruz. Nerdeyse itekleye itekleye bunu Türk dünyası vakfına götürdük, girdik içeriye konuşmalar başlamıştı, dandik dandik adamlar konuşuyorlarmı ağızlarından mı sıçıyorlar belli değil, orada duramayacağımızı anladım ve Borana ben çıkıyorum bu saçmalıklara artık tahammül edemem dedim, Boran ağabey bende dayanamıyorum çıkalım dedi, selengaya söylediğimizde o yok ben kalacam dedi, iyi o zaman diyerek onu arada bırakıp biz Türk dünyasının dışına çıktık.

Selenge benim Başkurtu ama Boran galiba iyi hatırlamıyorum ama otağa üye bile değildi diye anımsıyorum, Oradaki fasulyecilerden bir porsiyonu oradan tanıdığımız bir Ümmet fukarası Türkçü ile birlikte yiyerek arabayı park ettiğimiz  Sultan Ahmete gittik, Selenga işlerinin olduğundan dem vurarak bizden ayrılmak arzusunda olduğunu dillenditremiyordu lakin ben anladım, Selenga sen işlerine bak dedim, Borana benide kalacağım Misafirhaneye bırak dedim

Selenga gitti, Boranla biz Boranın ısrarları ile o günü beraber geçirmeyi karalaştırdık. Moda da bir Kafeye oturduk çay içerken Borana bu selengadan bir nane olmaz dedim, sanalda adam tanınamıyormuşuda ekledim Boran etme ağabey Türkçüdür, çalışkandır, sağlamdır dedi, öyledir dedim öyledir ama bana göre birisi değil bu selenga. 4 mayısta Adanaya döndüğüm gün selenga görevden alındı.

Ertesi gün 2 mayıs, bizim Türkçüler 3 mayısı 2 mayısta kutlayacaklar, bu benim için büyük burukluk ama olsun dedik gidelim kalabalık edelim Türkçüler birlik olsun, ilk kez birlikte bir şeyler yapalımda sesimiz duyulsun. Karaca Ahmete vardığımızda kimse yoktu, biz birazda erken gitmişiz, bizim Türkçüler saat 11 den önce müşerref edemezlermiş, ben Adanadan kalkıp gelerek saat sekizde orada olurken istanbulun içinde yaşayanlar ve çevre illerdeki kandaşların bu saatte oraya gelmeleri bence manidardır, 3 Mayısı 2 mayısta kutlayacak olan gurup ilerleyen saatlerde gelerek güzel bir görüntü ile anmalarını yaptılar, o gün bile yaklaşık 10 kişiye yakın bizim otağın yöneticileri orada bulunmuşlardı, Baturalp, Mete, Boran, Selenga Oğuzhan, Paşaelili adını hatırladıklarım bunlar. Diğer gurupta neredeyse bir 20 kişi falanlardı.

Kabir toplantısının ardından bizim töre derneğine geçildi orada da bir anma gibi yada konuşma tarzında bir toplantı düzenlendi, 30 kişi cıvarlarındaydık, Tayma ve gurubuda oradaydı bizde ayrı bir köşede oturarak konuşmaları dinlemeye koyulduk, Mikrofon Selenga efendideydi, Türkçüler arasında ki karışıklıktan falan dem vuruyordu ama bizim göremediğimiz kısımdam galiba onu dinleyenler yoktu, bizim Başkurt kendi kendine konuşuyormuş gibi bir durum vardı ortada, benim bu duruma canım sıkılmakta ama demesinler ki işte yürekli-kam geldi de toplantıyı bozdu bütün sorunum buydu,  dişlerimi sıkıyorken Başkurdumuz Baturalpin masaya inan yumruğu ile kendime geldim. Baturalp ayağa kalkarak sıçramıştı ne oluyor lan diyerek, tabi bende arkasından, biraz evvel amından götünden üfürenlerde tık yok, pehlül pehlül ineğin trene baktığı gibi yüzümüze bakıyorlar. Toplantıya son vererek kendi aramızda muhabbetle ayrıldık oradan.

Ben İstanbula neden gelmiştim?

Babrağı tehtid edenler yüzünden, peki Babrak nerede yok.  Konyadaymış.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : 11 Ocak 2012, 17:26:11 »

Türkiyede bir ilk, Türkçü buluşmalar.. (Ankara)

Otağdaki kandaşlarımız artık yüz yüze gelerek birbirimize sarılmanın, toplu olarak bir birimizi tanımanın zamanının geldiğini dillendirdiler, Ankaralılarda bunun başını çekti ve 17 ekim 2010 tarihi buluşma günü olarak saptandı.

Bende araba yok, Ankara istanbuldan yakın Adanaya ama işin doğrusu parada fazla yok, bizim Tanrının Kılıcının külüstürü ile 16 ekimin akşamı yola çıktık sabaha zor vardık, yanımızda Mustafa ve Erlik de vardı ki Tanrının Kılıcının araba sürmeside en akıllı bir adamı bile delirtir, otobanda saatte 60 km ile yol alıyoruz.

Neyse Ankaraya vardık Hakanın İşyerinde biraz kestirdikten sonra buluşma yerine doğru gitik, buluşma yerimiz Kızılay. 17 ekimde  Ankara hakikaten o günün sabahı çok soğuktu, milletin çift kazakla dışarı çıktığı günde biz Adanalılar kısa kollu süveterler ile günü karşılamıştık. Kandaşlarımızla buluşmanın vereceği hazı düşünerek soğuga aldırmıyorsakta yanımızdaki genç Börülerin tıtrediği gözümüzden kaçmıyordu, Gün yükseldikçe soğukun beli kırılıyor bizim kan biraz biraz oynamaya başlıyor ve Bozkurt misali sanki av zamanıymış gibi tetikte bekliyorduk, neyin ne olacağı o gün  belli değildiki o kadar Bozkurtta bizim çağrımıza kulak vererek oraya geldiklerinden bütün sorumluluk bizdeydi.


Kızılaya indiğimizde orada bekleyen kandaşlarla karşılaştık hele birisi vardıki amca sen Kameçemisin  dediğinde hayır kam amca dediğimi hatırlıyorum, senin adın nedir ‘’BOĞAÇHAN’’ Hayran oldum delikanlıya, saygılı ne konuştuğunu bilen 2 metrelik dev, yanıda biri daha vardı senin adın ne dedim Kurtkayaoğlu Kürşad, Çocuk öğrenci olduğu halde kalkmış ta istanbuldan sırf o buluşma için Ankaraya gelmiş, taktir etmemek elde değil.

30 kişi cıvarında bir Türkçü topluluğu Ankaranın göbeğinde Buluştular, Atsız Atam da burada yaptığı toplantıya  23 kişi ile başlamış. Kızılaya geldiğimizde Boğaçhan bana ağabey birtane adama benzemez kişi Türkçü ler buradamı toplanacak diye sordu bizde evet dedik, şimdi o burada yok dedi, bende siktiret gardaş dedim.  Neyse iz azdıran iti unutup biz pastahanenin yolunu tuttuk, kızılayın bir köşesinde güzel bir yermiş oraya doğru bir birimizle sohpet ede ede giderken telefonum çaldı, arayan Boran dı.

Ağabey diyordu, Tayma denen Caner burada, yanındada  bir sürü çakalı var

Nerdesiniz dedim

Ağabey Kızılay meydanına geliyoruz

Sakın bırakma çakalları geliyorum

dedim ve  o bizim Türkçü toplulukta yanımda bulunan hiç bir kandaşıma bundan söz etmeyerek anında Kızılay meydanına döndüm.

Boran orada değildi, telefon ettim nerdesiniz gardaş

Geliyoruz ağabey dedi.

Aradan iki dakka geçmedi, Boran ortada bir Bozkurt edası ile yanına takılan çakalları Eçesine getiriyordu, içim ferahladı, sabah ki üşüdüğüm anları hatırladım ve Tanrıya şükrettim ki ısınacağım bir anı bana yarattığı için.

Direk Tayma denen şerefsize yöneldim, on santimetreden yüzüne ben araba benziyormuyum lan göt dedim çünkü her yazısında bana Adanalı olduğum için arap diye hakaret ediyordu, ben kürde benziyormuyum peki diyerek soruma soru ile cevap verdi,

Hemde en piçine lan diyerek yüzüne inen tokatın etkisini sorusunun cevabı ile aynı anda hissetti,

Sendeleyerek düzeldikten sonra bana terbiyesiz dedi

  ilk benim vurduğumu söyleyerek kancık misali ağız dalaşına başladı ama benim işim ağız dalaşı değil ben döğüşçüyüm, ya döverim ya dövülürüm ama döğüşürüm.

Yanıdaki çakallarının korkak bakışları karşısında ne yapacağının kararını veremeyen Yayma benim Çakal sürüsüne dalmam ile galiba tokatın etkisini yitirip kendisine geldi ki son yumruğum da Yaymaya nasip oldu.

Çakal sürüsü bile olsa sürüsünde rezil olan çakal başının bütün bu yaşadıklarını unutup o günün akşamında Ankarayı bastık diyerek face BOK ta saz çalması bizim üzüntümüzdür çünkü bu adam Türkçüyüm diyor ve yanına aldığı kandırdığı Bozkurtları ama gerçek Bozkurtları yanlışa sürüklüyor, buna birileri dur demeliydi biz dedik, bu şahsın yani Tayma denen kişiliksizin sanalda güzel şiirleri var, gerçek bir Türkçünün ağzından çıkacak değerde olan şiirler lakin şiir yazmakla yürek kuvvet bağlamıyor yürek anadan doğmadır ki Başemediğin yüreğe piçlik yaparak onun ailesi ile uğraşmak ta tam bir şerefsizliktir, bu onu da yaptı lakin şimdi gene bu sefer yanına başka gerçek çakal kanları toplayarak Türkçülük oynamaya başlamış hayırlısı bakalım.

Bizde af tek seferdir, yüreği olmamasına rağmen eğer gerçek Türkçülük yapacak bize Türkçü fikirde rakip olacaksa şiirleri hatırına  başımız gözümüz üzerinedir ama yok çakallığa devam ederse bendeki yürek dışardadır yani avuç içimde isteyene sunarım.


Toplantı bittikten sonra Hakan bizi yani bütün kandaşları kendi bürosuna davet etti, topluca  oraya gittik ama az önce dayak yiyip fe kaçarlarkende poliiiis polis diye bağıran çakallar yanımızdan uçtuktan sonra yiğitliklerini hatırladılar, galiba klavyenin başına geçmişler ki bizi arayarak intikam buluşması gibi davranışlarla kendilerinin tespit ettiği yere çağırıyorlar ama telefonda da küfürler fora tabi karşı taraftan. Ve bir yer sçylediler gazi üniversitesi tarafındamıdır nedir, Ankarayı iyi bilmediğim için tam olarak söyleyemiyorum  veredeyse çakallar tam 2 saat metrodan inemediler. Biz ahmak gibi boş üniversitenin kapısında bir orada bir burada dolaştık onlar yüzünden, hale o mıntıkada dolaşan  bir adama dur lan çıkart şu telefonunu dediğim Borana da ara bakalım bize edilen telefon numarasını dediğimde  yüzündeki korku ifadesini asla unutmayacağım, ben orada hata ettim.

Hakanın bürosuna geldik artık hava kararıyordu dağılmak zamanıydı. Kandaşlarla vedalaşarak ankaradan adanaya doğru yola çıktık çıkmasına da benim yumruklar davul gibi şişti ve korkunç ağrımaya başladı, yolda 6 birayı ardı ardına içtikten sonra biraz rahatlar gibi oldum, biraz sonra uyumuşum.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 12 Ocak 2012, 13:13:57 »

Türkiyede bir ilk, Türkçü buluşmalar.. (İzmir)


Otağda kardeşlik, kandaşlık duygusu o kadar gelişiyordu ki hayretler içerisinde bir kenardan izliyordum, izliyordum ama bir mutluluk yumağına sarılmış olarak bu anları yaşıyordum.  Ne güzel bir duygu, ne güzel bir ortamdı şu otağımız.

Ankara buluşmasının ardından otağımıza yeni dahil olan ‘’İzmirli Kurt’’, Adını şu an hatırlayamadığım bir çok arkadaşım ve ‘’Atsızcı Kırgız’’ namlı Mustafa İzmirde bir buluşma teklifi ile geldiler bize, tarihi de 7 Kasım olarak belirlemişlerdi.

Biraz İzmirli kandaşlarımdan bahsetmek istiyorum.

İzmirli Kurt, tam bir Türkçüde aranacak olan vasıfların tamamına vakıf bir kandaşımdır, Gözünü budaktan esirgemeyen, Türkçülük için elinden gelenin Maksimumuna ulaşmak çabasında bir Bozkurttur o. Nerede Türkçü faaliyet varsa İzmirli Kurt oradadır, bazen kafasının tası attığında deyimine denk gelen ani çıkışları olsa da o Türkçülere örnek gösterilecek bir Türktür.

Atsızcı Kırgız, Gavur İzmir’in Gavuru bu olsa gerek, Türklüğünün ne arkasına ne önüne denk gelecek parazitleri bünyesinde barındırmamak babındaki uğraşlarına karşın,  Türk milletinin dini inançlarına aykırı tutumu ile tanınır, Otağa ilk geldiği günleri hatırlıyorum da şu attığın iletileri büyük harfle yazma diye özelden yolladığım mesajların sayısı onları bulmuştur ona.

Diğer İzmirli kandaşlarımızıda buradan selamlıyoruz.

O gün İzmire Türkçü buluşmaya gitmek amaçlı Hanımla çıktığımız yolda, saatler geçmeyi bilmedi, Lüks otobüsün ağır aksak gidişi yorgunluğumuzu artırdı, İzmir e girdiğimizde sabah 7 suları falandı. Otogardan acentanın servisi ile şehir merkezine doğru yol alırken hiç yabancılık çekmediği hatırlıyorum, sanki izmirde değilde Adanadaymışım gibi bir his var içimde, İzmir Adananın bir kopyası adeta.

Toplantı yapılacak olan yer İzmirde bir meydan ama şu an oranın adını hatırlamıyorum, biz o meydanda indik, doğal olarak karnımız acıkmış olduğundan bir börekçiye girerek siparişleri verdik aynı zamanda da oranın sahibi olan genç ile sohpet etmeye başladım, çocuk sağlam bir delikanlıydı ben her zamanki tavrım ile sözü dolandırıp Türkçülüğe getirdim, tanıdığım ilk İzmirli den bu konuda memnun oldum.

Börekçiden çıktıktan sonra Hanımla bir çay içelim dedik, günlerden Pazar olduğu için her yer kapalıydı orada birilerine sorduk nerede çay içebiliriz diye bize bir parkın yolunu tarif etti. Yaklaşık on dakikalık bir yürüyüşün ardından parkı bulduk ve orada bulunan bir çok çay bahçesinden gözümüze kestirdiğimize oturduk. Bir iki çay içtikten sonra İzmirli kandaşlardan bir telefon geldi, gelip gelmediğimiz hakkında bilgi alacaklardı, geldiğimizi söyledik ama izmiri bilmediğimiz için nerede toplantı yapılacaksa orasını nasıl bulabileceğimiz hakkında da malumat aldık. Aradan birkaç Dakka geçmiştiki İstanbuladan gelen Boran ile şad beni aradılar ağabey geldin mi geldim dedim, biz toplantı yerindeyiz sen neredesin dediler bana, vallaha bilmiyorum biz bir parkta çay içiyoruz yengenle toplantı yerini nasıl buluruz falan filan.

Tanrının işine bak, biz tam toplantının yapılacağı Çay bahçesine oturmuşuz. Tesadüf ancak bu kadar olur.

Kandaşlarım toplantıya ilgiyi fazla göstermişler 30 a yakın Türkçü var, birlikteyiz yan illerden gelenlerde var ama İzmirin bir delikanlısı var ki gördüğüm an gurur duydum onunla ‘’GÜMÜŞ KURT’’  buluşmanın ardından iki yıla yakın zaman geçmesine rağmen bir ana ancak bu kadar yiğidini doğurur fikrindeyim hala, Türk olduğu gibi, bu Türkün sağlam Türkçüsü, tam bir Atsızcı.

Toplantı çok güzel geçti, çok arkadaş, çok Türkçü tanıdık orada, Toplantının ardından bir Kordon boyu yaptık, güzel anlar geçti yunan müziklerinin eşliğinde  Peynir  İnanmayacaksınız ama İzmirde bir kandaşıma kız bile istedim ben babasından.

İzmir güzel yer, o gün dönmedim orada kaldım, ertesi gün havalimanında yediğim yemek kazığı hariç, izmiri unutmayacağım.

Türkçü Buluşma (Adana)

Adana buluşmasının tek özelliği Yurdumun her yerinden akın akın gelen Türkçülerin varlığıdır, o gün çocuklar gibi şendik, Ozanın eşliğinde Türküler dinlenilerek vucutlar gıdasını aldı. bu günün unutulmaması gereken tek etkeni istenildiğinde vatanın bir ucundan diğerine  bir günde gidilip gelinebildiğidir, bu demektir ki Türk düşmanlarına rahat yüzü yok, her nerde olursanız olun Türkçülerin ölüm gölgesi üzerinizdedir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : 15 Ocak 2012, 20:40:26 »

11 Aralık 2010'a doğru...


Ogün çocuklar gibi şendim, Yağmur deli gibi bardaktan boşanırcasına indiriyordu gökten, Büyük oğlumuda yanıma alarak kaportacıda olan tamiri bitmemiş arabamı alelacele alarak 11 aralıkta istanbula Atsızıma gitmenin büyük huşusuylaydım.

Adanadan ayrılalı yaklaşık iki saat kadar olmuştu, Nigde tunellerini çıkmıştık ki arabanın ruhsatının kaportacıda kaldığını anladık, yaklaşık 300 km yolu geri döndük, ruhsatı alarak yeniden yola koyulduk, bu Atsıza gitmenin zorluklarının başlangıcıymış meğerse.

Ankarada  bulunan eşimi de yanımıza alacağımızdan istikamet orasıydı.


Adana Atsız arası 1100 km. Önce Ankaraya ulaşılacak oradan eşim alındıktan sonra istikamet Yalova, oradan da 3 kandaş alınıp Atsıza varılacak proğram bu.

Adanadan yola çıktığımız itibarı ile Albızda da bizimle yolculuk ediyor, engellemeler ardı ardına.  9 Aralıkta arabaya gelip arkadan vurdular, servis bir Haftadan evvel çıkmaz dedi, hallettik, Ruhsatı Unuttuk o kadar yoldan döndük onuda hallettik, bunlar insan hatası idi kolaydı. Ankaraya varmamıza 20 km falan kalmıştı ki kar yağışı başladı gündüz gözüne, kar yağışı ki ne kar kağıyor biz önce bu ne dedik koca koca üzerimize gelen bu pamuğa benzeyen nesneler, Urungu baba bunlar kar galiba dedi, öyle bir sevindik ki sormayın, ne bilelim bunun başımıza katmerli bela olacağını.

Ankaradan çıktığımızda Saat akşamı geçmek üzereydi, neşe içerisinde yolculuk başladı, Eskişehire vardığımız da yağmur da başlamıştı ama bunu biz daha önce hiç görmemiştik, hem yağmur yağıyor hemde gökyüzü beyazımsı, ne bilelim bizi ilerde nelerin beklediğini, saatler de epey ilerlemişti, Bir baktım arabanın arkası başka tarafa gidiyor, önü başka tarafa ne oluyor lan dedim bağırarak, meğerse önceen kar yağmış hafiften yerler donmuş, biz de Adanalıyız ya iyi biliriz bu gibi durumları  . Bursaya girdik galiba il sınırlarına, hiç sevmemiştim Bursayı bundan sonrada sevmeyeceğim.  Gece ilerliyoruz yolları kar bürümüş ve bizimde üzerimize sanki birileri püskürtüyor onu, gözümüze gözümüze gibi. Artık yollar tamamen karla kaplı ve yağışta devam ediyor.

Yolların kenarların da bir çok araba kalmış, bazıları ters dönmüş, allaha yan bakarcasına, ama bize bişey olmuyor, karlı yolda işin ilginç tarafı kabak lastiklerle bastık gidiyoruz, ama göz gözü görmüyor önümüzde öyle bir kar fırtınası var ki arabayı neredeyse alıp gidecek. Yoların kenarlarına dizilmiş kamyonları, Tırları ve arabaları gördük çe bizim Aklımıza Atsız Ata geliyor ya yetişemezsek, bunlar gibi bizde mahsur kalırsak. Bir Dağın tam zirveye yakın kısımlarındayız, araba yolun sağına kaydı neredeyse refüje bindirecektik, oradan çıkmaya çalışıyor cırmalıyoruz ama bir metre gidemiyoruz. Dağın eteklerinden bir kamyon sesi geliyor ama ışık falan görükmüyor, zeten o kamyon gelmese orada in cin top oynuyor. Neyse kamyon tam yanımızdan geçiyor, tekerlerine de zincir bağlamış, hayatımda tv hariç ilk defa tekerine zincir bağlamış bir taşıt görüyorum ben tabi. Biz arabanın içerisindeyiz kamyon yanımızdan geçiyor ne oldu falan diye sorma da yok tabi, adam kendi derdine düşmüş.

Kamyon yanımızdan geçerken bir gayret arabanın turbosuna basarak allah ne verdiyse bastım o an çıktım çıktım yoksa orada kaldık dedim içimden ve kamyonun teker izine ulaştım zaten bir metre yok aramızdaki mesafe. ben ize geldiğimde arabamda baktım ileri gidiyor ki bir kaç metre ileri gitmeden bir baktım araba aşağı iniyor meğerse biz tam zirvede kalmışız. Kamyonu yeminle bir metreden az bir mesafeden izinden takip etmeye başladım, belkide bu onlarca kim devam etti, kamyon yolu açıyor ben arkasından gidiyordum, bazen oluyordu ki kamyon on metre kadar arayı açıyor ama görükmüyordu adama kızıyordum sesli olarak, lan ne var neden hızlı gidiyorsun diye ama adamın hızı saatte 10 km kadar dı. Ve bizim cam buz tutmuş asla bir cm önümüz görükmüyor ama ön konsolun hemen yan tarafından altta kalan bir yerden şöyle yumruk kadar yerden kamyonun stop lambasının ışığını takip edebiliyordum, bu böyle belkide 50 km devam etti.

Bursanın söğütünün yol ayırımına geldiğimizde Aracımızın km hızı 20 ye kadar çıkmıştı ama ne seviniyorduk, şimdi hedef Yalovanın Gemlik ilçesi oradan da Armutlu diye bir bucak var, o bucağın yollarıda düşman başına, oraya gidilip Kandaşlar alınacak. Yıllardır Yalovaya kar yağmamış biz gittik ya, yağmaya başladı, anlayacağınız Yalovadan İstanbula kadar, oradan da Atsızımıza nereye gitsek Bu kar başımıza bela oldu. Bizi bu kadar çileye karşı direnmemize sebeb olan şeyin ne olduğunu bu gün bir arkadaşımıza anlatırken olayları kendiliğinden ortaya çıktı, o arkadaş bana Gardaş bu nasıl bir iman ki bu kadar olayın üstesinden geldiniz dedi, bende ona Bu Atsız İmanıdır dedim.

Atsızcılık diyerek saçmalayan kandaşların Atsıza ulaşmanın zevkine erebildiklerini hiç zannetmiyorum, kendilerine sanaldan Atsız diyenlerin ise Atsız hayalini rüyalarında bile gördüklerini ona ulaşabildiklerini zannetmiyorum. Atsıza erişebilmenin zevki onun yazılarında saklıdır, o ki her duyguyu kendisinden sonra gelecek olan Türkçülere türlü şekillerde bildirmiştir, ben Atsızım, ben Atsızcıyım diyen kişi Atsızın ruhunu taşımalıdır. 4 yıla yaklaşan sanal ağ Türkçülük hayatımda bu meziyeti taşıyan tanıdığım kişilerin sayısı iki elin parmak sayısı kadar yoktur.

Atsızcılık, Atsızdan aldığın ruhu senden sonraki nesle bırakabilmektir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.09 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.