Oğlumun Öldürülmesini Talep Ediyorum
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Ekim 2019, 11:37:52


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Oğlumun Öldürülmesini Talep Ediyorum  (Okunma Sayısı 6655 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« : 14 Şubat 2012, 13:27:49 »

OĞLUMUN ÖLDÜRÜLMESİNİ TALEP EDİYORUM

Tıp dilinde “Öjenik” olarak geçen olayı; akıl hastası, sakat çocukların doğduktan sonra öldürülmesi şeklinde açıklayabiliriz. Bugün büyük çoğunluk tarafından “vahşet” diye değerlendirilebilecek bu olay, yakın tarihlere kadar uygulanmış bir olaydır.

Büyük çoğunluk öjeninin kökenini Nazi Almanyası’na bağlasa da bu doğru bir bilgi değildir. Bu insan kırımının kökeni Ortaçağ Avrupası’na hatta İlk Çağlara kadar indirilebilir. Nazi Almanyası’ndan sonra da çeşitli ülkelerde uygulamaları görülmüştür. Burada önemli olan husus, Nazi Almanyası’nda bir babanın, akıl hastası olduğu için oğlunun öldürülmesi konusunda bir mektup yazması… Yani uygulamanın çıkışının (istisnai durumlar hariç) devlet tarafından değil şahıslar tarafından başlatılması…

Philipp Bouhler, ihtiraslı bir Nazi memuru idi. Bu ihtirasını, o dönem bir ülkenin en önemli konumlarından biri sayılabilecek olan Hitler’e ulaşan posta idaresinin başına geçmek için kullanmıştır. Adolf Hitler’e gelen mektupları inceleyen ve kendince önemli saydıklarını Hitler’e gönderen Bouhler, bir Almanın 1938 yılında yazdığı mektubu da başka mektuplar gibi Hitler’e arz etmiştir.
Bu mektup, doğuştan akıl hastası olan çocuğunu “güçlü ırk” olamayacağı gerekçesiyle öldürmek isteyen ve Hitler’e bunu yapıp yapamayacağını soran bir mektuptur. Nitekim Hitler bu izni vermiştir. Hitler’in daha önce bu yönde bir emir verdiği düşünülürse, yanıtın ne şekilde verildiği tartışmasız ortaya çıkar.
Sakat çocuk avının resmi olarak başladığı tarih de bu döneme aittir. 1940 yılında Adolf Hitler ve beş bakanı Bouhler’e ıslah kamplarını kurması için yetki vermiştir.

Bouhler’in bu mektuplarda aracı olması, onun sakat ve akıl hastası çocukların öldürülmesi için oluşturulacak kamplara sorumlu olma yetkisini de getirmiştir. Bugünkü mantıkla bir dıştan bir rehabilitasyon merkezi olarak tasavvur edebileceğimiz bu merkezler, sakat ve akıl hastası çocukları topluyordu. Elbette oyun kuralına göre oynanıyor, çocuklar toplu imha ile değil aralıklarla ve başka hastalıklar bahane edilerek öldürülüyordu.

Propaganda Bakanı Joseph Goebbels, Bouhler’in kampları için “Bu, zorlu ama aynı zamanda önemli bir bir iştir ve şimdi yapılmalıdır” diye yazmıştır.
Philipp Bouhler’in sonu da, birçok Nazi Subayı gibi intihar ile neticelenmiştir. Bu konuda istisna örnek olarak Eichman’ı gösterebiliriz. (İsrail’de yargılanmıştı)

Ne yazık ki tarih, bazı olayların başlangıcını ve sonunu Nazi Almanyası’na bağlar. Elbette aşırılıklar bu dönemde ortaya çıkmıştır ve tarih ile ilgilenmeyenlerin böyle düşünmesi doğal görülebilir. Bu çerçevede Yahudi sürgünlerinin ve katliamlarının başlangıcını da Nazi Almanyası’na bağlayanlar olmuştur. Oysaki kaba bir tabirle şunu söyleyebilirim: Avrupa devletleri içinde bünyesindeki Yahudi unsurlardan kurtulma hareketini başlatan en son devlet Almanya’dır. Bunun en sert mücadelesi Rusya’da olmuştur.

Yahudilerin bir “lebensraum” arama tarihçesi, Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid’e kadar uzanır. Sürgünlerden ve ikinci sınıf insan muamelelerinden sıkılan Yahudiler, Theodore Herzl’in Siyonist hareketi başlatması ve vatan olarak bugünkü İsrail topraklarının seçilmesi ile bir toplu hareket başlatırlar. II. Abdülhamid ile yüz yüze de görüşme fırsatı bulan Yahudiler, toprak satın alarak bu bölgeye yerleşme hayalleri kurmuştur. Fakat Osmanlı’nın Filistin bölgesine Yahudi göçmenlerin iskânına müsaade etmemesi Yahudilerin dolambaçlı yollarla toprak sahibi olmasını gerektirmiştir. Nitekim bugün, bu amaçlarında muvaffak olduklarını görüyoruz. II. Abdülhamid dönemine kadar inmeye lüzum yoktur. 1940’lı yıllardan bugüne bölgedeki İsrailli ve Filistinli nüfus artış – azalış oranlarına bakmak yeterlidir.

Tıpkı Yahudi sürgünleri gibi, sakat çocukların öldürülmesi olayı da Nazilerle başlatılıp Nazilerle bitirilir. Oysaki ABD bile bu konudaki yasayı ancak geçen yüzyılda kaldırmıştır.

KAĞAN BAHADIR
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gök Alp
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 121


« Yanıtla #1 : 14 Şubat 2012, 22:37:40 »

Kağan Bahadır çok önemli fakat maalesef bilinmeyen bir konuya değinmiş. Ben, zamanında başka bir yerde bu konuda, özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası öjenik uygulamaları ile ilgili bir yazı yazmıştım, şu anda bulamadım. Oradan aklımda kalanlarla ve internette yaptığım araştırmalarla birlikte birkaç şey eklemek istiyorum.

Tarihte Avrupalıların ideal olarak gördüğü antik Yunandaki sakat bebekleri yüksek yerlere, yırtıcı kuşlara bırakmak geleneği, ileride barbar Avrupa'da dinle karışarak akli ve fiziki farklılıkları olan kimselerin; şeytan, cin vb. şekilde yaftalanmasına yol açarak inanılmaz işkencelere maruz kalmasına yol açmıştır (gerçi sağlıklı olanların da nasıl yaşadıkları belli, birinin diri diri yakılması için herhangi biri tarafından 'içine şeytan girmiş' diye yaftalanması yeterliydi. Nitekim, ortaçağ sonrası 15. Yy’da yazılan ‘Malleus Maleficarum’ adlı eser, cadı avının kutsal kitabı olmuş, 1 milyondan fazla kişinin ölümüne yol açmıştır. Bu kitaba göre bir kişinin şeytan olduğunun delili için önemli bir sakatlığa ihtiyaç yoktu, ufak bir doğum lekesi bile yeterliydi) . Bizde ise yaşlılara gösterilen saygı, akıl hastalarının suyla tedavi edilmesi gibi örnekler, bu barbarlığın karşısında kıyas edilecek gibi gözükmüyor.

Aydınlanmanın öncüsü kabul edilen ünlü düşünürlerin (Kant, Hume, Voltaire,  J.J. Rousseau, O. Spengler ve hatta Benjamin Franklin vb.) başını çektiği biyolojik ırkçılık ve ırk ıslah etme düşüncesi, 19. Yy sonu ve 20. Yy başlarında Sosyal Darvinist görüşle zirveye ulaşmıştır.

Öjenik konusuna gelecek olursak, Almanya’dan önce Abd’ye bakmamız gerekir. 1907-1939 yılları arasında 30 binden fazla zihinsel özürlü Abd vatandaşı, öjenik uygulamaya tabii olmuş ve sterilize edilmiştir (yani yok edilmiştir). Almanya’daki ilk toplama kampları ise, savaştan önce 1933 yılında kurulmuştur. Burada sistem karşıtı komünistler (onlara tedavi edilmesi gereken deliler gözüyle bakılıyordu), yaşlılar, sakatlar, zihinsel özürlüler, çingeneler gibi unsurlar toplanıyordu.  Savaş boyunca, 200-250 bin arası zihinsel engelli Alman vatandaşı, bu kamplarda yok edilmişti. Fiziksel engelliler, eşcinseller vb. eklenince bu sayı 400 bini aşıyor. Ünlü doktor Mengele’nin icraatları ise çok daha uç seviyelerde idi, onun fantastik deneyleri için sağlıksız olmaya gerek yoktu. İkiz olmak, boyu 150’nin altında bir çocuk olmak ya da koyu renkli gözlü olmak yetiyordu.

Almanya’nın yaptığı utancı sınırlamak doğru olmaz. Savaş öncesi ve sırasında bunu birçok Avrupa ve gelişmiş Batı ülkeleri (Japonya dahil) uygulamıştır fakat suç Almanya’nın üzerine atılmış, böylece diğer ülkeler rahatlamıştır. Bu konuda İsveç’e ayrıca bir parantez açmak istiyorum. Bugün Türkler de dahil olmak üzere birçok insanın ideal ülke olarak gördüğü İsveç (günümüzdeki Kürtçülük faaliyetleri, göçmenlere uygulanan asimilasyon, silah ticareti vb. uygulamaları yeter de artar bile), bu öjenik faaliyetlerinin en yoğun uygulandığı ülkelerden birisidir. Savaştan çok sonrasına, 1970’li yılların sonlarına kadar 62.000 den fazla insanı öjenik uygulamalarla yok etmişlerdir. Bunların çoğu İsveç ırkından olmayan Laponlardır. Günümüze bu kadar yakın süren bir uygulamanın hem de bu imajdaki bir ülkede gerçekleşmesine rağmen kimsenin yazmaması, daha doğrusu bilmemesi inanılır gibi değildir.
 
Günümüzde ise başta Çin olmak üzere birçok kapalı rejimli ülkelerde bu uygulamalar resmi-gayriresmi bir şekilde sürdürülmekte, hümanist geçinen Batı ülkeleri de buna destek vermektedir. Öjenik dışı bir örnek olsa da, uzun yıllardan beri iddia edilen ve birkaç yıl önce ortaya çıkan organ satış trafiği, bunu doğrular. Günümzde organ nakli için yeterince vakti olmayan paralı kimseler, acil ihtiyaçlarını Çin’de idam edilen mahkumlardan sağlamaktadır. Sonuçta alan memnun, satan memnun fakat bu kişi ve ülkelerin işlerine gelince hümanistlik, insan hakları taslaması onların iki yüzlülüklerinin tipik bir örneğidir. Bütün bunlara baktığımızda günümüzde ve gelecekte, yasal veya yasadışı yollardan öjenik faaliyetler devam edecek gibi gözüküyor.

Bağlantılar

Irkçı düşünürler

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.1001kitap.com/Bilim/Metin_Ozbek/dunden_bugune_insan/insan401irk_kavrami_tarihi.html


Öjenik ve sterilizasyon (Türkçe düzgün kaynak bulamadım, ilgili arkadaşlar için İngilizce yazılar veriyorum)

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://en.wikipedia.org/wiki/Eugenics

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://en.wikipedia.org/wiki/Nazi_concentration_camps#Pre-war_camps

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.jewishvirtuallibrary.org/jsource/Holocaust/disabled.html

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://en.wikipedia.org/wiki/Compulsory_sterilization

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.cfif.org/htdocs/freedomline/current/in_our_opinion/un_sterile_past.html


Çin’deki idamlar ve organ ticareti

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.evrimteorisi.net/darwinizm/cin-mahkumlarin-organlarini-satiyor/

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://sonmucid.wordpress.com/2011/04/12/%E2%80%9Cparan-varsa-istedigin-organi-bulman-sadece-iki-hafta-alir%E2%80%9D/

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://uymaarip.com/tr/?p=417
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gök Alp
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 121


« Yanıtla #2 : 14 Mart 2012, 17:55:39 »

IRK ARINDIRMA, İSVEÇ VE DANİMARKA’DA BİLE UYGULANDI

Batı Kültürünün Karanlık Bir Yüzü: Irkçı Kısırlaştırma

New York Times gazetesinin 10 Ocak 2012 tarihli sayısında Kim Severson’a ait küçük bir haberin, bu toz duman içinde, pek dikkat çektiğini sanmıyorum. Haber, Amerika Birleşik Devletleri’nin Kuzey Karolina eyalet valisi Bev Perdue’nin 2011’de görevlendirdiği komisyonun, 1929-1974 yılları arasında Kuzey Karolina Öjenik Kurulu kararıyla ve çoğu “zorla kısırlaştırılan” yaklaşık 7600 kişiden hayatta kalanlara tazminat ödenmesiyle ilgiliydi. Haberin altındaki buzdağını görmek için biraz gerilere gitmek gerekir.

Haluk Ertan, hertan@unsw.edu.au

Akıl hastanesindekileri kısırlaştırmaya gönüllü yapmak için, hastaneden taburcu edilecekleri sözü verilirdi. Yoksa yıllarca orada kalmaları işten bile değildi. Aynı şekilde tecavüze uğrayan kızların kısırlaştırılması da yaygın bir uygulamaydı. Tecavüz yetmezmiş gibi bir de tüm yaşamlarını karartacak olan kısırlaştırmaya uğruyorlardı. Resmi raporlarda tecavüze uğrayan bazı kızların kürtaj sırasında habersizce kısırlaştırıldıkları da saptanmıştır.

En sağlıklı, zeki ve güçlü olanları seçip, çiftleştirerek, üstün bir toplum ya da ırk yaratma düşü, insanın kültüründe hep varolmuştur. On dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru, biyolojideki gelişmelere bağlı olarak, bu düş’ün bilimsel bir içerik kazanmasıyla Öjenizm’in temelleri atılır. Bu öğretiye göre; insan ırkını geliştirmenin esas yolu onun genetik kalitesini iyileştirmektir. Peki ama bu nasıl yapılacaktır?

Kalıtsal yapısı sağlam bireylerin üremesi desteklenirken, genetik kalitesi düşük olanların toplumu bozması engellenmelidir. Bazıları daha da ileri giderek, kalıtsal yapısı bozukların hiç ürememesi hatta ortadan kaldırılması gerektiğini dile getirir. Yirminci yüzyılın başlarında, gelişmiş ülke aydınlarından Öjenizm’e büyük destek olur. Çoğu hukukçu, Protestan din adamı, tıpçı ve biyolog, akıl hastalıklarının ve suça eğilimin tamamen “kalıtsal olduğu” inancındadır. Onlara göre, yaşam koşulları ne olursa olsun, sonuçta suçlunun çocuğu suçlu, hastanın çocuğu da hasta olacaktır.

KÖTÜ DÜŞÜNCENİN YERİ: ABD

Öjenizmin temelleri İngiltere’de atılır ama hayata geçmesi Yeni Dünya’da olur. ABD’nin Indiana eyaletinden Protestan rahibi Oscar McCulloch ve onun kiliseden arkadaşı Indiana Üniversitesi Rektörü Biyolog Davis Jordan’ın, 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren yazdıkları makaleler ve yaptıkları konuşmalar, kısırlaştırma politikasına düşünsel bir temel hazırlar.

Bu işin nasıl uygulanacağını ise Indiana’da hapishane doktoru Harry Sharp tasarlayacaktır. Dr. Sharp’ın yürüttüğü kampanyadan etkilenen birçok politikacı, kalıtsal hastalığa sahip veya suça eğilimli insanların çocuk sahibi olmamaları gerektiğine ikna olur. Bunun sonucu eyalet valisi 1907’de dünyadaki ilk zorunlu kısırlaştırma yasasını imzalar. Toplumun “ırk kalitesini” korumanın en etkili yolu budur. Ayrıca bu önlem artan sağlık harcamalarının azalmasına da yardımcı olacaktır.

Toplumun hamurunu bozanlar belirlenmiştir bile: Islah olmaz suçlular, alkolikler, esrarkeşler, cinsiyet değiştirenler, akıl hastaları, saralılar, düşük zekâlılar, doğuştan görme, işitme ve bedensel engelliler, yoksullar, sokak kadınları, frengililer, tüberkülozlular ve kanserliler.

Uygulama ilk aşamada hapishane, akıl hastaneleri ve yetimhanelerde başlayacaktır. Öjenist politikacılar sadece kendi “doğuştan hatalı” vatandaşlarını değil, göçmenleri de mercekleri altına alır. Akdeniz ülkelerinden, Doğu Avrupa’dan, Meksika’dan Çin’den gelenler gümrükte zekâ testinden (IQ) geçirilir. ABD’de çoğunluğu oluşturan; beyaz, Protestan, Anglo-Sakson ve İskandinav kökenli toplumun “genetik saflığının” korunması için bu önlemler şarttır.

BİLİMSEL IRKÇILIK

Zorla kısırlaştırma sadece yasalarla yürütülecek bir politika olmadığından ona bilimsel bir kılıf kazandırmak için gerekli kurumlar süratle oluşturulur.

Mesela Harvard’lı evrim biyoloğu Prof. Charles Davenport 1904’te, New York eyaletinin Long Island adasında bulunan Cold Spring Harbour köyünde, “Deneysel Evrim Merkezi” ni kurar (Burası ileride, dünyanın en önemli biyoloji araştırma merkezlerinden Cold Spring Harbour Laboratuvarı’na dönüşecektir).

Merkez bir süre sonra insan genetiği konusunda öncü araştırmalar yapan bir yer olacaktır. 1910 yılına gelindiğinde Prof. Davenport aynı yerde bu kez, tanınmış “Öjenik Kayıt Bürosu”nu kurar. Öjenik kurumların inşasına para akıtanların başında ABD’nin “muhafazakâr” zenginlerinin bulunması dikkat çekicidir:

Demiryollarının kralı Edward Harriman’ın dul eşi Mary Harriman, Rockefeller ailesi, çelik endüstrisinin patronu Andrew Carnegie’nin kurduğu Carnegie Enstitüsü, vaiz Dr. John Kellogg (evet sabahları sütle yediğimiz mısır gevreğinin yaratıcısı!), ABD başkanlarından Theodore Roosevelt, telefonun mucidi Alexander Graham Bell ve ürünleriyle kendimizi temizlediğimiz Procter and Gamble firmasının sahiplerinden Dr. Clarence Gamble da bunlar arasındadır.

Hatta Dr. Kellogg 1914’te, Birinci Irk Gelişimi Kongresi’ni düzenler. Bu arada Amerikan soyarıtımcılığının yasal ve bilimsel içeriğine magazinel bir boyut katılması gereği kendini hemen hissettirir ve 1920’li yıllardan itibaren ülkenin her yerinde, örnek Amerikan ailesi ve güzel ve sağlıklı çocuk yarışmaları düzenlenmeye başlanır. Zekâ testleri (IQ) ise yarışmaların en gözde uygulamasıdır.

NAZİLERİN AKIL HOCALARI

Indiana’dan hemen sonra Kaliforniya eyaleti de benzer bir yasayı kabul eder ve 1924’e kadar devlet hastanelerinde 3000 dolayında insan kısırlaştırılır. Eyaletin zenginlerinden Ezra Gosney’in 1928’de kurduğu “İnsan -Soyunu- İyileştirme Vakfı” zorunlu kısırlaştırma politikasına büyük ivme kazandırır.

Vakıf, her türlü iletişim aracını devreye sokarak uygulamayı tanıtma yönünde büyük bir propaganda kampanyası başlatır. Ülkedeki her öğretmen, kütüphaneci, gazeteci ve sağlık görevlisine vakfın broşür ve kitapçıkları gönderilir. Gazetelerde sütunlar satın alınarak burada öjenist makaleler yayımlanır, radyolarda programlar yapılır.

ABD’deki toplam kısırlaştırmaların üçte birinin gerçekleştiği Kaliforniya’daki “başarılı” öjenik yapılanma, Naziler tarafından hemen fark edilir ve örnek olarak alınır (Zuberi, 2001). Hatta Gosney ve dava arkadaşı Paul Popenoe’nin 1929’da yayımladıkları “İnsan Irkının Gelişimi İçin Kısırlaştırma” başlıklı kitap ileride, Nazilerin başucu eserlerinden olacaktır.

Yasal düzenlemelerden sonra Almanlar süratle uygulamaya geçer ve ilk yıl (1933) içinde 50.000’den fazla “topluma uygun olmayan” insanı zorla kısırlaştırırlar. Nazi iktidarının yıkıldığı 1945’e kadar, Çingenelerin de dahil edildiği uygulamanın kurban sayısının 350.000’e ulaştığı sanılmaktadır.

NAZİLER DURDU AMA ONLAR

DURMADI!

1907-1963 yılları arası ABD’de 64.000 fazla insan zorla kısırlaştırılır. Fakat Avrupa’daki uygulamaların ondan aşağı kalır yanı yoktur.

İsveç’te 1934’te başlayan zorla kısırlaştırma yakın zamanlara yani 1975’e kadar devam eder ve 63.000 dolayında insan (% 90’ı kadın) uygulamanın kurbanı olur.

Danimarka gibi küçücük bir ülkede bile, 1929-1960 arası, 11.000 kişi kısırlaştırılır. İskandinav ülkelerinde zorla kürtaj ve kısırlaştırmanın büyük bölümünün İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra (ve Sosyal Demokratların desteğiyle) yapılması dikkat çekicidir. Nazi Almanyası’ndaki faşist ve ırkçı katliamları lanetleyen Batı toplumları, kendi ülkelerindeki insanlık dışı uygulamaya sırtlarını dönecektir.

Zorunlu kısırlaştırmaların önemli bir kısmının soyarıtımı amacıyla değil, tıbbi gerekçelerle ve kişilerin gönüllü katılımıyla yapıldığı iddiası, bu işi destekleyenlerin dile getirdiği bir görüştür.

Halbuki, kurbanların arşivlere gömülmeye çalışılan hazin öykülerine bakıldığında, gerçeğin farklı olduğu anlaşılır. Örneğin, binlerce erkeğin hapishanelerde zorla hadım edilmesinin nasıl bir “tıbbi gerekçesi” olabilirdi ki? (Dr. Sharp vasektomi ameliyatında anestezi kullanmazdı).

Akıl hastanesindekileri kısırlaştırmaya gönüllü yapmak için, hastaneden taburcu edilecekleri sözü verilirdi. Yoksa yıllarca orada kalmaları işten bile değildi. Aynı şekilde tecavüze uğrayan kızların kısırlaştırılması da yaygın bir uygulamaydı. Tecavüz yetmezmiş gibi bir de tüm yaşamlarını karartacak olan kısırlaştırmaya uğruyorlardı. Resmi raporlarda tecavüze uğrayan bazı kızların kürtaj sırasında habersizce kısırlaştırıldıkları da saptanmıştır.

Bu talihsiz insanların başlarına geleni, ancak evlendiklerinde anlamaları ise trajedinin bir başka boyutudur. Hatta Kuzey Karolina’da babasının tecavüzüne uğrayan bir kız çocuğunun kısırlaştırılma izninin babasından alınması ibretlik bir öyküdür. On dört yaşında kısırlaştırılan Elaine Riddick’in sözleri aslında her şeyi özetlemektedir: “Bu insanlar, benden, bir daha tekrar sahip olamayacağım çok değerli bir şeyi çaldılar”.

Bu arada siyahlar ve Kızılderililer uygulamadan başlarda pek etkilenmezler çünkü o sıralar bu işin yürütüldüğü devlet hastanelerine beyazlar dışındakilerin girmesi yasaktır. Fakat daha sonra onlardan da binlercesi zorla kısırlaştırılacaktır. Örneğin 1975’te yani sadece bir yıl içinde 25.000 dolayında yerli kadın bıçak altına yatırılır (Gonzales A. ve arkadaşları, 2007).

2003 yılına gelindiğinde Kuzey Karolina Senatosu zorla kısırlaştırma yasasını oybirliğiyle kaldıran ilk eyalet olur. Vali Mike Easley yaptığı resmi özür açıklamasında şunları söyleyecektir: “Kuzey Karolina’nın geçmişindeki bu acılı dönemin kurbanlarına ve ailelerine en içten özürlerimi sunarken, çektiklerini unutmayacağımız konusunda kendilerini temin ederim”.

Bu arada kurbanlara ödenecek tazminatın miktarını merak edenler olabilir: Kişi başına 50 bin dolar...

Kaynaklar

Kevles DJ., (1999). Eugenics and Human Rights. British Medical Journal. 319(7207). s. 435-438.

Reilly PR., (1987). Involuntary Sterilization in the United States: A Surgical Solution. The Quarterly Review of Biology. 62(2). s 153-170.

Zuberi T., (2001). Thicker Than Blood: How Racial Statistics Lie. University of Minnesota Press.

Drouard A., (1999). Concerning Eugenics in Scandinavia. An Evaluation of Recent Research and Publications: Population: An English Selection. 11. s. 261-270.

Gonzales A. ve arkadaşları, (2007). Eugenics as Indian Removal: Sociohistorical Processes and the De(con)struction of AmericanIndians in the Southeast. The Public Historian. 29(3). s. 53-67.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.062 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.007s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.