Evrim teorisi ile ilgili yanlış bildiklerimiz !
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Ocak 2020, 06:21:13


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Evrim teorisi ile ilgili yanlış bildiklerimiz !  (Okunma Sayısı 1304 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Tunga Bey
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 295



« : 26 Ocak 2019, 01:24:35 »

1. Maymunlardan türediysek, o zaman neden tüm maymunlar insan olmadı?

İnsanların, günümüz maymunlarından ya da insansılardan adım adım türediğinin sanılması yanlıştır. Tişörtlerde ya da afişlerde  görmeye alışık olduğumuz ünlü maymundan insana sırayla değişen resim bu yanlış algının sorumlularından biri sayılabilir. İlk başta dört ayağıyla yere basan bir maymun ve sonra sırayla daha dik durmaya başlayan ve irileşen sonunda insan biçimini gösteren o evrim resimleri aslında gerçeği yansıtmıyor. Peki doğrusu ne?
Öncelikle, maymunlar ve insansılar aynı şey değil. Günümüz maymunları, ikiye ayrılır: yeni dünya (amerika kıtası) maymunları ve eski dünya (afrika ve asya) maymunları. Öte yanda ise insansılar kendi içinde ikiye ayrılır: küçük insansılar (gibongiller) ve büyük insansılar. İnsan, büyük insansılar grubundadır. Diğer büyük insansılar ise şempanzeler, bonobolar, orangutanlar ve gorillerdir. Bunlarla birçok ortak özellik taşıyoruz ve tür olarak insana en yakın türler bunlardır. Dikket etmemiz gereken bunlar bize benzeyen ve yakın türler ancak bizim atamız değiller. İnsanın da içinde bulunduğu insansı denen türlerin hepsi ortak bir atadan türemiştir.
İnsan fosillerine tarihsel olarak geriye doğru bakıldığında giderek öteki insansılara (şempanze, goril...) benzeyen atalarımız olduğu doğrudur. Yani insanın ataları daha büyük dişli, daha kalın organlı ve daha küçük beyinli olmaktadır. Şempanzelerin soyunu da geçmişe doğru izlediğimizde giderek orta ataya benzediklerini görüyoruz. Milyonlarca yıl geriye gidersek, insanların ve şempanzelerin evrimsel geçmişi bir ortak atada birleşiyor. Ve bu ortak ata ne insan ne de şempanze olmayan tümüyle farklı bir türdür. Kısacası biz maymunlardan türemedik ama onlar ve insanlar olarak biz aynı canlı türünden miyonlarca yıl içinde farklı evrim çizgileri izleyerek bugünkü biçimlerimizi aldık.

Not: Konu başlığı altında sonraki günlerde yeni bilgiler eklenecektir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tunga Bey
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 295



« Yanıtla #1 : 27 Ocak 2019, 19:10:38 »

2. Evrim laboratuarda test edilemez ve kanıtlanamaz mı?

Evrimsel değişimler, yüzbinlerce ya da milyonlarca yıl içinde gerçekleşir. Bu yüzden en çok yüz yıl yaşayan insanlar olarak doğaya bakıp dinozorların kuşlara evrimleşmesini çıplak gözlerimizle izleyemeyiz. Yine de bir örnek üzerinden bazı gözlemlerin yapılabildiğini açıklamalıyız. İngiltere'de sanayi devrimi sonrasında fabrika bacalarından saçılan is ve kurum, huş ağaçlarının üstünü kaplıyor ve koyu bir renk almasına neden oluyordu. Biberli güveler bu ağaçlarda yaşayan açık renk ve koyu renkte olabilen canlılardır. Sanayiden önce açık renkli biberli güveler, açık renk ağaçlarda kamufle olabildikleri için onlar için bir avantajdı ve koyu renkli güveler kamufle olamıyor ve kuşlara av oluyordu. Ancak fabrikalardan çıkan kurum ve is gökten yağmaya başlayınca bu kez koyu renkli olmak güveler için avantaj olmuştu. Çok hızlı bir biçimde popülasyondaki koyu renkli güvelerin sayısı arttı. Bu güvelerin daha çok sağ kalması nedeniyle genlerindeki koyu rengi sağlayan kodlar sonraki nesillere aktarılıyordu. Bu da nesiller içerisinde gittikçe beli bir gen grubunun tüm popülasyonda bulunması anlamına geliyordu.
Bir başka evrimsel gözlem örneği ise köpeklerin çiftleştirilerek yeni türlerin elde edilmesidir. Köpek sahipleri beğendikleri türleri seçiyor ve sadece o özelliklere sahip köpekleri çiftleştiriyor. Tazılar keskin koku alma ve görme duyuları, çoban köpekleri onları soğuk havadan koruyan çift katmanlı tüyleri ve buldoglarsa yassı yüzleri nedeniyle seçiliyor. Seçici çiftleştirme sonucu birçok farklı köpek soyu ortaya çıkmıştır.
Böcekler ve mikropların, üremelerinin hızlı olması nedeniyle yaşadıkları bazı küçük evrimsel değişimler laboratuvarda gözlemlenebilmiştir. Meyve sinekleri deneyinden örnek verelim. Hepsi aynı türden olan ve aralarında bazı genetik farklar olan bir grup meyve sineği bir araya getiriliyor. Grubun yarısı nişastalı yiyecek içeren bir kutuya konuyor. Diğer yarısı, maltozlu yiyecek içeren kutuya konuyor. Sinekler bu kutularda ayrı ayrı olarak birkaç nesil boyunca yaşamaya bırakılıyor. Sonra kutulardan çıkarılıp yeniden bir araya toplanıyorlar. Sineklerde gözlenen yeni bir durum vardır. Maltozla beslenenler kendi arasında çiftleşemeyi ve nişastayla beslenenler de aynı biçimde kendi arasında çiftleşmeyi tercih ediyorlar. Yalnızca beslenme biçimlerinin değişmesiyle sineklerde bir tür içi değişimin yaşandığı gözlemlenmiş oluyor. Elbette bu büyük evrimleşmenin yanında çok küçük bir değişim ancak evrimin nasıl gerçekleştiğini anlamamız için bir fikir veriyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tunga Bey
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 295



« Yanıtla #2 : 14 Şubat 2019, 12:05:21 »

3. Fosillerdeki kayıp halkalar teoriyi çürütüyor mu?

Modern canlı türlerinin günümüze dek adım adım gelişini gösteren derli toplu tarihsel kayıtlar olsaydı evrimi anlamamıza çok yarardı, ancak eldeki fosiller çok az. Şu anda soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan tüm memeli türlerinin yalnızca yüzde 9'unun fosillerini biliyoruz. Gelecekte bir gün dönüp geriye bakacak olsak soyu tükenmekte olan ancak gerçekte var olan canlı türlerinden yüzde 91'inin hiç fosili kalmadığı için hiç var olmamışlar gibi görünecekler.

Fosiller sıkça oluşmamaktadır. Doğru türden beden yapısına sahip hayvanlarda bile fosil oluşumu, hayvanın nerede ve nasıl öldüğüyle ilişkilidir. Örneğin balta girmemiş ormanlarda ölü hayvanları  hemen diğer canlılar ortadan kaldırıyor (yiyor) ve ölenlerden geriye bir iz kalmıyor. Bu yüzden fosil kayıtlarında eksikler olabiliyor.
Ancak her geçen gün yeni fosiller bulunuyor. Evrim kuramını destekleyen bir çok ara geçiş türü saptandı. Ara geçiş örneklerinden biri atlardır. Günümüzde var olan atlar, tek toynaklı ama çok parmaklı ayaklara sahip köpek büyüklüğünde bir atadan evrimleşmişlerdir. Fosil kayıtları at evrimindeki ara adımları, ayak parmaklarının nasıl kaybedildiğini, nasıl kısalıp birleşerek bugün gördüğümüz toynak yapısını oluşturduğunu açıklamaktadır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tunga Bey
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 295



« Yanıtla #3 : 15 Şubat 2019, 10:05:02 »

4. Evrim yalnızca bir teori midir yoksa bilimsel bir yasa mıdır?

Günlük yaşamda teori (=kuram) sözcüğü bazen "inanç, önsezi, kurgu ya da spekülasyon" gibi anlamlarda kullanılabiliyor. Teori, bir şeyin doğru olabileceğini düşündüğünüz ancak bunu destekleyecek kanıtların tümüne sahip olmadığınız anlamına gelir. Bilimdeyse teori, net olarak bu anlamda değildir. Bir bilimsel kuram (=teori), uçsuz bucaksız kanıtlara dayanır. Bilimdeki birçok yerleşmiş ilke kuramlar üstüne kuruludur. Örnek olarak dünyanın güneş yörüngesinde dönüşü (heliosentrik kuram), ve canlıların hücrelerden oluşması (hücre kuramı) gibi.
Evrim konusuna gelirsek, evrimle ilgili şimdiye kadarki kanıtlar ikna edicidir ve evrim kuramı, değişik yöntemlerle çok kez doğrulanmış durumdadır. Fosil kayıtları, organizmaların zaman içinde ilerleyişini gösteriyor. Canlılar arasındaki fiziksel, kimyasal ve genetik benzerlikler kuramı destekliyor. Organizmaların birkaç kuşak içinde gözle görülür biçimde değiştiğini gösteren gerçek yaşamdan alınmış bir çok kanıt da vardır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tunga Bey
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 295



« Yanıtla #4 : 19 Şubat 2019, 11:02:34 »

5. Göz evrimleşmiş olamayacak kadar karmaşık yapıda mıdır?

Evrime yapılan karşı çıkışlarda en çok öne sürülen organlardan biri gözdür. İnsan gözünün çok karmaşık yapıda olduğunu ileri sürerler. Evrimin ara aşamalarında gözün yarım olduğunu söyler ve yarım göz hiç bir işe yaramıyor diyerek evrimleşmenin hiç olmadığı çıkarımını yaparlar. Bu durumu da "indirgenemez karmaşıklık" olarak tanımlarlar. Oysa en basit düzeyde göz, güneş ışığına tepki veren pigment benekleri ya da yamalarıdır. Bu pigmenler düz bir yüzeydeyse yalnızca aydınlığı ve karanlığı ayırt edebilir. Ancak pigmentleri çukur bir yüzeye yerleştirirseniz ışığın hangi yönden geldiğini de anlayabilirsiniz.

Bu çukurları biraz daha derinleştirir ve girişini kapatırsanız, ışığın girişini kısıtlayan ve gerçek görüntüler oluşturan bir iğne deliği kamerası elde edersiniz.  Bu iğne deliğini şeffaf bir hücre katmanıyla kaplayıp, çukuru da sıvıyla doldurursak, içindeki kristallerden bir mercek oluşturabiliriz. Bu mercek odaklamamıza yardım ederek görüntüyü daha da netleştirecektir.
Bu küçük değişim ve adaptasyonların her biri, bir canl organizmaya yaşadığı çevrede yeni bir avantaj sağlayabilir: kendisini avlamak üzere olan yırtıcıları daha uzaktalarken saptamak ya da daha etkili biçimde avlanmak gibi.
Eğer doğaya dikkatli bakarsanız, insan gözünün basit biçimlerini başka canlılarda görebilirsiniz.  Öglena gibi tek hücreli canlıların ışığa duyarlı pigmentlerden oluşan göz benekleri, aydınlık ve karanlığı ayırt etmeye yetmektedir.
Yassı solucanların çukurların içine gömülü pigment benekleri var ve bu ışığın yönünü belirlemelerini sağlıyor.
Nautilus gibi hayvanlarda iğne deliği kamerası vardır. Girişi hafifçe kapanmış daha derin çukurlar, bu iğne deliği kamerasını oluştururlar.
Salyangozlarda mercek yapısı oluşmuştur. Bu basit mercek yapısı, şeffaf hücrelerin gözün önündeki açıklığı kaplamasından ibarettir.
Yeterince zaman geçtiğinde görme yapılarındaki küçük değişimler sonunda insan gözü gibi bir karmaşık kamera yapısını alabilir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tunga Bey
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 295



« Yanıtla #5 : 18 Ağustos 2019, 23:44:50 »

Evrim bir bilim değil mi, bir inanç konusu mu?

Bu teori güncel biçimiyle, değişmeye açık olmakla birlikte, bilimsel bir teoridir. Binlerce gözlem, deney ve ölçmenin sonucunda oluşturuldu ve şimdiye kadar da büyük ölçüde yanlışlığını gösteren bir kanıta rastlanmadı.
Eğer bilimsel bir teori gelecekte değişiklik geçirirse, o teorinin yenilenmiş biçimi, daha kapsamlı ve bugün henüz açıklanamamış noktaları da açıklayacak veya başka bir bakış ve yaklaşımla teorinin aradığı sorulara açıklama getirecektir.
Evrim teorisi de böyledir. Teorinin temellerini ortaya koyan bilimcilerden biri olan C. Darwin (1809-1882)’in evrim teorisinin de evrimin mekanizmasıyla ilgili bazı bölümleri değişti. Ayrıca bugünkü evrim teorisinin yine evrimin işleyiş mekanizmasıyla ilgili bazı bölümleri hakkında tartışmalar sürmektedir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tunga Bey
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 295



« Yanıtla #6 : 19 Ağustos 2019, 21:17:45 »

Canlıların evrimi tamamlanmış, ve evrimleşme süreci günümüzde durmuş mudur?

Hayır. Canlı evrimi kesintisiz olarak sürmektedir. Büyük evrimsel değişimler bir insanın doğadaki canlılara bakarak gözleyebilecei kadar kısa sürelerde gerçekleşmiyor. Bir insan ömrü 100 yıl olsa bile, bu sürede büyük canlılardaki en ufak bir hücresel evrimi bile gözlemesi olanaksızdır. Öylesi büyük bir evrimsel değişimin anlaşılabilmesi için binlerce yıllık bir süreçte yaşanan değişim incelenmelidir. Ancak yine de bakteriler gibi tek hücreli canlılarda yaşanan evrimleri güncel olarak izlememiz söz konusudur. Antibiyotiklere karşı bazı bakterilerin direnç göstererek evrimleştiği ileri sürülüyor. İlaçların yeni kuşak bakteriler karşısında etkisiz kalması bunun göstergesidir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.069 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.018s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.