Bir Hemşin Destanı
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 12 Kasım 2019, 16:00:55


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bir Hemşin Destanı  (Okunma Sayısı 4217 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Hun53
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 606


Gökyüzü bayrağımız olsun, yeryüzü otağımız!


« : 12 Ekim 2009, 15:56:02 »

Destanlar Milletlerin Hafızasıdır Türklerde de geçmişden günümüze bir çok destan söylenmişdir. En eski tür olarak Türk destanları içinde Atilla Destanı , Uygur Destanı, Göç Destanı, Alp Er Tunga, Şu Destanı, Oğuz Kağan Destanı, Bozkurt Destanı, Ergenekon Destanı, Yaratılış Destanı ve Türeyiş Destanı destanları İslam öncesi devir destanlarıdır.

İslâm sonrası destanların en meşhurları: Saltuk Buğra, Manas, Battal Gazi, Danişmendname, Dede Korkut, Genç Osman, Köroğlu, Kuvayı Milliye, Çanakkale destanlarıdır. Destanların bazıları gerçek olayları yansıtır, bazıları ise sadece kurgudur.Manas destanı Türklerin en uzun destanıdır.

Günümüze yakın bir dönemde sosyal bir konyu işleyen bir annenin çocuğuna sevgisini anlatan güzel bir destan ilgilerinizenize...

NOKTA HALA DESTANI

Çolvaroş köyünde Haşiloğlu cevherin kızı Hacınumanoğlu İsmail’in karısı nokta hala adında bir Hemşin gelini 3 kızı ve bir oğlu dünyaya geldikten sonra çok genç yaşta dul kalır. Ama oda birçok Hemşin kadını gibi evlenmek istemez ve kaderine razı olur. Oğlu Ahmet’i büyütmek için bütün şefkatini ve fedakârlığını seferber eder. Onun en büyük arzusu Ahmet’i büyütmek ve gurbet ellere Kırım’a yollamaktı.(Hemşin’de yaşlıların dilinde gurbete Kırım denirdi çünkü genelde yöre insanları yöre insanları gurbete Kırım, Batum tarafına giderlerdi) yıllar çabuk geçti. Nokta halanın Ahmet’i büyüdü köyde herkesin sevdiği takdir ettiği akıllı bir delikanlı oldu. O da her Hemşinli erkek gibi genç yaşında ailesinin geçimini, sorumluluğunu kalbinde, taze omuzlarında duyarak gurbete çıktı. Kırım'da hemşerisinin yanına gelen Ahmet, orda çalışmaya başladı gurbet hayatı 4 yıl sürdü. Bu sırda ise Nokta Hala Ahmet’in özlemiyle yaşıyordu, kardeşlerini ve eşini çok genç yaşta kaybeden Nokta Hala yalnızlığını ve özlemini hep Ahmet’i için biriktiriyordu. Fakat nokta Halanın kara bahtı gülmeyeceğe benzerdi onuruna çok düşkün olan Ahmet patronu ile kavga etmiş, çok kısa süreli olsa hapis yatmıştı. Veremin amansız kollarına hapishanede yakalanan Ahmet’in üzüntüden bu hâle düştüğü sanılmaktadır. Özellikle Nokta hala bu olaya böyle yorumlamaktadır. Memlekete hasta dönen Ahmet bu korkunç hastalıktan kurtulamayarak öldü. Nokta Hala ise oğlunun acısını en büyük şiddetiyle tattı. Bu acılara Nokta Halaoğlu Ahmet için söyledikleri zamanla destan olarak dilden dile yayıldı. Bu destanda bazen isyan, bazen tevekkül, bazen cemiyet, bazen felek, bazen mazi, bazen hal, bazen istikbal, fakat her zaman Ahmet vardır. Bu destanın dört yüz kıta civarı olduğu sanılıyor günümüzde yüze yakın dörtlüğü mevcut ayrıca İbrahim Can , Birol Topaloğlu ve Gökhan Birbenin ayrı ayrı kasetlerine koydukları ağıtlar dinlenmeye değerdir. Aşağıda bu destanın küçük bir kısmı var, kalemsiz kâğıtsız dilden dile dolaşan bu destandan bir annenin evladı için hissettiklerini bulacaksınız.

AHMEDUM DESTANI

Kirova şehrine ettim intizar,
Kara bıyıkların aldı mı nazar?
Ahmet anasına bir mektup yazar,
Şimden sonra yazamazsın Ahmedum.

Uğramasın Kirova ya makina,
Felek ağu kattı tatlı aşına.
Çok oturdum mezarının taşina,
Şimden sonra daha yazmam Ahmedum.

Kirova şehrine makine işler,
Batum limanında gemiler kışlar.
Yaram derindedir ciğere işler,
Şimden sonra yara almam Ahmedum.

Kirova dediğin adenli şeher,
Kara bıyıkların dünyayi değer.
Ağaç meyve verir dalini eğer,
Senden sonra daha yemem Ahmedum.

Merağım yok, koca ile kardaşa,
Eyvah, evladımla çıkmadım başa.
Felek beni ne hain çaldın taşa,
Dört yanımdan yara aldım Ahmedum.

Tam yirmi yaşında aldı eşimi,
Deryalara kattım bu göz yaşımi.
Kim kabre indirecek leşimi,
Kuran okuyanım yoktur Ahmedum.

Düşsem deryalara deryalar boğar,
Evladı olana bir gün gün doğar.
Bizim dağa yağmur ile kar yağar,
Senden sonra hiç kalkmasın Ahmedum.

Kirova dediğin kırımın ucu,
Kahpe felek seçmez kocayı genci,
Kavga ettin seni kaldırdı kolcu,
Belki hapsoldun da korktun Ahmedum.

Ben seni büyüttüm kıymetli nazlı,
Mektubun içimden okudum gizli.
Ananun haberi çok acı sözlü,
Belki ondan verem oldun Ahmedum

Yaz gelince çoban kurar yataği,
Herkesin işliyor şendir peteği.
Biz kahpe felekten yedik köteği
Bu kötekten iflah olmam Ahmedum.

Bizim çorap ipti baştan söküldi,
Geldi vereseler sınır dikildi.
Anan dört kat oldu beli büküldi.
Sınır dikenlere ahım kalsın Ahmedum.

Yol ver dağlar aşacağım buzlama,
Yeter yaralarım daha sızlama.
Ahmedum un mektubunu gizlema
Verin okuyayım sitem yazılı.

Dedim 'ölüm olmaz',hastalık şaka,
Meğer Azrail'e vermiştin yaka.
Yetim kızlarıma kim olsun arka,
Senden sonra arkam yoktur Ahmedum.

Dumanlanur gemilerun borisi
Azrail da aldi evun birisi
Benum gurbetcimun geldi gerisi
Senden sonra gurbet yansun Ahmedum.

Evvel bahar gelur merakli aydur
Mezarun yüksekdur etrafi çaydur
Kirpiklerun uzun kaşlarun yaydur
Senden sonra daha görmem Ahmedum.


Gülüm soldi,doli vurdi bostana
Benum dertlerumi yazun destana
Haber sorsam Haladaki ustana
Acap meraktan mi eldun Ahmedum.

Ben dertliyim, öz canumdan bezerum
Dağlara, taşlara destan yazarum
Abdal oldum her kapiyi gezerum
Eller güler ben ağlarum Ahmedum.

Her an dumanlidu bizum dağumuz
Bülbül ötmez viran kaldi bağumuz
Cefa ile geldi geçti çağumuz
Bu dünyayi viran gördum Ahmedum.

Sen meraktun çağlayanun suyina
Ben yangunim evladumun boyina
Çikamadum Çolvaroşun köyina
Senden sonra varoş yansun Ahmedum.

Hunut daği çiçeklenup aşmasun
Dereler kurusun, asla taşmasun
Ana yuvasuzdur, nasil şaşmasun
Şimden sonra yuva görmem Ahmedum.

Gemi yolci ister, borisi sesler
Kuşlar yavrisini yuvada besler
Başina koydiler kırmızi fesler
Senden sonra fesli görmem Ahmedum.

Güz gelince bizum dereler buzlar
Evladun acısi içerden sızlar
Toplanun yanuma sahipsuz kızlar
Şimden sonra 'baci'demez Ahmedum.


Çiçekli yaylalar toprakli, taşli
Eyvah, ben gezerum gözlerum yaşli
Eller gelin eder kutni kumaşli
Senden sonra gelin görmem Ahmedum.

Deli gönul daim gitme havada
Ben bülbüli uçurmişim yuvada
Yol bulamam, kaldum bir düz ovada
Ne tarafa gideceğum Ahmedum.

Deli gönül, her an çekersin firak
Çok çektum dünyada dert ile merak
Kahpe felek elleri etti çirak
Bize hayat kara oldi Ahmedum.

Benum gönlüm herdem duruyor garip
Mahşerde görürüm, olursa nasip
Bize yardum etsun Hazreti Habip,
Hayatumda gülemedum Ahmedum.

Arı oğul verdi sardı peteği
Koyin otlar, çoban kurar yataği
Ben felekten hain yedum köteği
Bundan sonra daha yemem Ahmedum.

Göçler çat düzina ederler düşüm
Dedum yuva kuram, bozuldi işum
Kudretten sineme vurdi bir kurşun
Bu yaradan iflah olmam Ahmedum.
      
                                            hun53
        
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

orkunalp
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 380



« Yanıtla #1 : 12 Ekim 2009, 17:41:49 »

ELLERİNE SAGLIK KANDAŞ .HER KARIŞ TOPRAGI DESTANLAR İLE DOLU OLAN BU TOPRAKLARIN GÜZEL HİKAYELERİNDEN BİRİSİ .
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TÜRK IRKI SAĞOLSUN!!!
TANRI TÜRK'Ü KORUSUN!!!
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.05 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.