Milli Mücadele Döneminde Komünizm ve Sovyetler
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 13 Aralık 2019, 03:13:19


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: Milli Mücadele Döneminde Komünizm ve Sovyetler  (Okunma Sayısı 5551 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Gök Alp
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 121


« : 19 Şubat 2012, 14:52:16 »

Milli Mücadele yıllarında 20 Kasım 1920 - Nisan 1922 arasında Moskova Büyükelçiliği görevinde bulunan Ali Fuat Cebesoy’un “Moskova Hatıraları” adlı kitabından:


Ankara hükümetinin kararı

Ankara, 2 Eylül (1920)'de Sovyetlerle münasebetlerimiz konusunda verdiği kararı, Moskova'daki heyetimize şu şekilde bildiriyor:


"Murahhas heyetimizin en son 29 Ağustos 1920'de alınan raporlarından ve umumi ahvalden anlaşıldığına göre, Bolşevik Rusya'nın dahi kalbinde istirdad-ı mâfat (kaybedileni geri almak) İslâm ve Türk memleketlerinde mutlak hakimiyet arzuları hüküm sürmektedir. Türkiye'nin kurtulmasını ve hele İslâm memleketleriyle coğrafi ve siyasî irtibatını kolalaştırmaktan çekinmektedir.

Bir de fenni ve harp vasıtlarınca pek ziyade fakirleşmiş olduğundan bu hususta büyük kısmı Müslüman olmak üzere dünyanın her tarafından yapılan yardım müracaatlarını karşılamayacak bir halde bulunmaktadır. Ancak iç durumu itibariyle İslâm alemini tatmin etmek ihtiyacından henüz müstağni (doygun) olmadığı gibi, Batı Devletleri ile kuvvet dengesi husule getirmek için, İslâm âleminde tahrikler yapmak kudretini muhafaza ve izbar (yazıyla bildirme) mecburiyeti de batılılarla anlaşmaya varıncaya kadar devam edecektir.

Bu çeşit âmillerin tesiriyle Türkiye hakkında şimdiye kadar beliren hattı hareketleri; İslâm Devletleri üzerinde kötü tesirlere mâni olmak. Bilhassa İngiltere'ye karşı nüfuz ve kudretini hissettirmek için Türkiye'nin mücahedelerini (savaşını) teşvik eder görünmek, kendisinden istenen ve büyük bir kısmını verebilecek durumda olmadığı vasıtaları vermekte boş laflarla geçiştirmek ve bununla beraber verebileceklerini de mümkün olduğu kadar geciktirmek, Batı Devletleri ile anlaşma karşılığında Türkiye'nin terk ve fedâsı imkânını muhafaza için bizimle kat'i bir taahhüde (söze) girişmemek, İslâm milletlerinin Türkiye'nin tesirine düşmemeleri için aralarında irtibata mâni olmak, Ermeniler sebebiyle Batı âlemi nezdinde Türkiye aleyhine yerleşen zararlı telkinleri tahrik etmekten çekinmek, kendilerine ve Batı Devletlerine karşı Türkiye'nin müstakil bir politika takip etmesine mâni olmak için Bolşevizmi Türkiye içinde oldu bitti haline getirip Türkleri bilhassa Batı Devletleriyle müsteakilen uyuşamayacak bir hâle sokmak, memleketin idaresi başındakileri bertaraf ederek, Türkiye kuvvetinin idaresini Moskova'ya bağlamak gibi hususlardan ibarettir.

Bolşevikler düşünmektedirler ki, eğer Türkler, Azerbaycanlılar ve Şimalî Kafkaslılarla irtibat kesbederek (kazanarak) kuvvetli bir vaziyet alırlarsa bu vaziyet gerek Batı Devletleri, gerek Bolşevik Rusya için kat'i bir darbe vurabilecek kudret göstereceğinden, bu halde Türkler kendilerine en çok menfaat sağlayan tarafı iltizam ederek (tarafını tutarak) mücadeleden vazgeçebilirler.

Aslî nüfuz sahibi olan bir Türkiye'nin en çok menfaatleri ise, Batıda ve Avrupa'nın tazyiki altındadır.

İşte bu programı takip eden Bolşevikler, şimdiye kadar hiçbir fedakârlık karşılığında olmayarak Türkiye'nin kendi ellerinde bulunduğu propagandasını yaymışlar ve bu propagandayı İngilizlerle pazarlıkta kıymetli bir mübadele metası olarak kullanmışlardır. Türkiye'ye bir kuruş vermeyerek, onu avutabilmişler, Azerbaycan'ı kolayca işgal ve istismar etmişler, Türkiye'nin Müslümanlarla fiilen irtibatını menetmekle beraber, Ermeni davasını Ermeniler lehine halledebilecek bir vaziyette olduklarını gerek Ermenileri, gerek Batı âlemine izhar (açığa vurma) ve ispat eylemişlerdir. Bu müddet esnasında ümit ettikleri Lehistan taarruzu metanetle sona erer ve sonra Vrangel'i bastırarak, dahili mâni de bertaraf edilirse, Batı Devletleriyle müzakerelerde ve esaslı meseleler arasında hiçbir taahhüt ile bağlı olmadıkları Türkiye ve enkazı üzerinde umumî bir pazarlığa girişebileceklerdir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gök Alp
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 121


« Yanıtla #1 : 19 Şubat 2012, 14:53:19 »

Bolşevikler bu programda kimsenin, yani bizim teveccühü celb (alâkamızı çekmek) için ihtiyar ettiğimiz hattı hareketten faydalanmışlar ise de, esas itibariyle henüz bize ihtiyaçtan müstağni (ihtiyacı olmayan) bir hale gelmemişler ve gerek hudutlarımızda, gerek komşu memleketlerde Türkiye'yi Bolşevikleştirecek teşkilâtı tamamen hazırlamakla beraber, memleketimizi Bolşevik inkılâbı ile henüz ellerine geçirmemişlerdir. Aksine Leh taarruzu hakkındaki haberler onlarca düşünülecek bir nokta olduğu gibi, Vrangel taarruzu neticesinde Müslümanların Bolşevik dahili vaziyeti üzerindeki tesirleri de yeniden kendisini hissettirecek bir âmil yerine geçmiştir. Avrupa civarında karaya çıkartılmış olan Vrangel kuvvetlerinin Kuban Kazakları, Bolşevik düşmanı olduğu gibi gerek Denikin ve gerek Bolşevikler tarafından aldatılmış olan Şimalî Kafkasya Müslümanları ile de iyi münasebetleri vardır. Vrangel ileri yürüyüşü ile, Kafkas demiryollarını keserse, Moskova'nın hayatı menbaı (kaynağı) olan Bakü petrolleri ile karadan bağlılığı yeniden kesilecek ve Müslümanların Vrangel'e fiilen yardımları halinde ise, Bolşevik âleminin doğu muvasalası (ulaşımı) ve Asya tehlikesi silahı ortadan kalkacaktır.

Zaten Kafkasya'daki Müslüman milletleri halen Bolşevikliğe bir yıl evvelki gibi mütemayil (taraftar) olmayıp, son aylar içinde olan vakalar ve suistimaller ile ondan ürkmüş ve zarar görmüş olduklarından, Bolşevikler aleyhine yapılacak tahriklere kolayca katılabilirler.

Bu ihtimaller karşısında bulunan Bolşevikler, Türkiye'de komünist inkılâbı yapmayı halli lâzım ve acele bir çare sayacakları, fakat bunda muvaffak olamadıkları, yani Türk Milletini bizim elimizden alamadıkları halde bizim arzularımızla yetinerek, hakikî bir ittifak esasını temin ve tetkike girişeceklerdir.

Bu mülahazalar (bakış açısı) silsilesinden, halen Bolşevik Rusya'ya karşı bizim ittihaz (kabul) ettiğimiz hattı hareket tavazzuh etmektedir (aydınlanmaktadır).

Evvelâ; Doğu hudutlarımızdan ve çeşitli bölgelerden gizli teşkilât ile sızmaya çalışan komünist tahriklerine mukavemet ve cereyanı açıkça ve itidalli (soğukkanlı) olarak hükûmetin elinde bulundurmak, bilhassa ordu içine Bolşevik gizli teşkilâtının girmesine mâni olmak lâzımdır.

Saniyen (ikinci olarak); Bolşeviklere meseleyi anladığımızı söylemek lâzımdır. Bolşevik aleyhtarı cereyanlar karşısında Şimalî Kafkas, Azerbaycan, Arap, Hint ve bütün Müslümanların leh ve aleyhte olup olmadığımızı sorduklarını bildirmek icap eder. Müttefik olup olmadığımızı sorduklarını bildirmek icap eder. Gerçekten de gayri resmî beyanatımızdan istidlâl ederek (netice çıkararak), bütün Şark milletleri bizim Bolşeviklerle müttefik olduğumuzu zan eylemekte ve Bolşevik Rusya'dan ümit ve necat (kurtuluş) beklemektedir. Gerçeğe uymayan bu durumun devamına imkân yoktur. Bu sebeple, istediğimiz gibi müttefik olabilecek isek, bunu derhal neticelendirip ilân etmek lazımdır. Eğer ittifak yapılması mümkün değilse, bunu da süratle bilmek ve ona göre hareket etmek mecburiyetindeyiz.

Salisen (üçüncü olarak); Azerbaycan ile irtibatı sağlamak için Ermeniler aleyhine bir oldu bitti vücuda getirmek hususunda Moskova'nın muvafakatine bağlanmayarak, ilk imkândan faydalanmak.

Rabian (dördüncü olarak); Ruslardan istediğimiz birçok kıymetli şeyleri beklemeyip, bir kuruştan ve bir fişekten başlayarak Karadeniz'den nakliyata girişmek icap eder. Harp vasıtaları yetmezse bile, verecek altınları bulunduğuna şüphe yoktur."


Mustafa Kemal Paşa, direktif mahiyetindeki bu yazısını gönderdiği sırada Moskova'daki murahhas heyetimiz de, uzun müzakereler sonunda nihayet Bolşeviklerle bir dostluk antlaşması projesi üzerinde mutabık kalmış bulunuyordu.

İki taraf arasında 24 Ağustos 1920 günü parafe edilen bu antlaşma projesi ikinci murahhasımız Yusuf Kemâl (Tengirşenk) Bey Moskova'dan, on altı günlük bir yolculukla Trabzon'a getirmiş ve orada 12 Eylül 1920 günü Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemâl Paşa'ya telgrafla bildirmişti.

Fakat Bolşeviklerin, bilhassa doğu vilâyetlerimizden Ermenistan'a toprak verilmesi isteklerini de ihtiva ettiği (içerdiği) için, Ankara bu projeyi kabul etmemişti. (s.92-95)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gök Alp
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 121


« Yanıtla #2 : 19 Şubat 2012, 14:54:38 »

Yeşil Ordu ve Çerkes Ethem

Emperyalizme karşı başlayan düşüncenin, yalnız başına başarılamayacağına göre Rus Üçüncü Enternasyonal'in istediği gibi bir sosyal inkılaba taraftar olanlar, ki bunlar bu sayede Sovyet Hükumetinin askeri ittifakını ve yardımını sağlamak ve kısaca Bolşevik ittifakı için, yahut yardımı için her şeyi kabul etmek istiyorlardı. Gerçi inkılapçılarla, muhafazakârlar ve müfritler istiklâlimizin kurtarılması konusunda birleşiyor idi ise de, vasıta ve çarelerde -çok büyük farklarla- ayrıldıklarından, bu ayrılık haberleri cepheye geliyordu. Ali Fuat Paşa bu konuda hatıratında şöyle der:

Batı ile anlaşma ümitleri kalmayıp, Ruslarla da bir askeri ittifak yapamayınca Sivas Kongresi'nden beri düşünülüp bazı yerlerde hücreleri bile kurulmuş olan Yeşil Ordu Cemiyeti'ni resmen ortaya çıkarmışlardı. Bu hususta Büyük Millet Meclisi Reis vekillerinin de muvakatlerini almışlardı.

Cemiyetin kuruluş gayesi görünürde, dahili isyanlara karşı imanlı ve şuurlu bir teşkilat vücuda getirmekten ibaretti. Hakikatte maksat bambaşka idi. Bu Yeşilordu cemiyetinden başka, Moskova'daki Üçüncü Enternasyonal'e bağlı, Türk milli hareketinin sosyal bir inkılaba çevrilmesi maksadıyla Ruslar tarafından merkezi Bakü'de kurulmuş bir de Türk Komünist Partisi vardı ki, ajanları vasıtasıyla memleketimize nüfuz etmeye çalıştığı görülüyordu. Anadolu'nun birçok yerlerinde Yeşilordu Teşkilatı ile Türk Komünist Partisi Teşkilatı birbirine karışmıştı. Kaynağı Rusya'da olan Komünist Partisi ile, memleket içindeki Yeşilordu'nun karıştırılması çok zararlı ve tehlikeli idi.

Anadolu halkı, ne Yeşilordu'ya ne de Komünist Partisi'ne iltifat etmemişti (yüz göstermemişti). Bu teşekküllerin ancak bazı yerlerde -o da az sayıda kimseler üzerinde- tesiri görülmüştü.

Fakat bir kısım milletvekillerimizin kendilerini bu cereyana kaptırmış oldukları söylentileri kötü tesirler yapmakta idi. Bu gizli teşkilatın ve cereyanın orduya yayılması belirtileri görülmüşse de, derhal önüne geçilmişti. Yalnız Yozgat isyanını bastırmaktaki başarısından dolayı Ankara resmi mahfillerinin (önde gelenlerinin) lüzumundan fazla takdir ve iltifatlarına mazhar olan Çerkez Ethem Bey ve müfrezesinin, esasen mevcut olmayan disiplini bu cereyanları yüzünden büsbütün gevşemiş idi.

Ankara'daki bu siyasi cereyanlarla, Komünist Partisi faaliyetinin müfritlerle muhafazakarlar arasındaki mücadelenin akisleri cepheye kadar gelmekteydi. Cephe kumandanı sıfatıyla gerek iç durum, gerekse Ruslarla olan münasebetimize dair yetkili şahıslardan malûmat almak lüzumunu duyarak, Meclis Reisi Mustafa Kemal Paşa'ya 14 Eylül 1920 günü şu telgrafı yazmıştım:

"Garp cephesi kumandanlığı ile Ankara'dan ayrılışımdan sonra birkaç şifahi ihbaratı devletlerinden başka, siyasi vaziyet ve istikametimiz hakkında kat'i malûmata sahip olamadım. Halbuki garp cephesi, mülkiye bölgelerini de kapsayan sevk ve idare yetkim dolayısıyla ve hele son zamanlarda meydana gelen olaylar sebebiyle bu malûmata gün geçtikçe kat'i ihtiyaç hissediyorum.

Daha Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı sırada İngiliz tahakkümüne karşı set çekebilmek için Bolşeviklerle münasebet tesisi ile ittifak edilmesine, yetmeyenlerinin de ilave edilmesine karar verilmiş ve bu maksatla vir heyet gönderilmişti.

Bu heyetin ne dereceye kadar müspet bir netice elde ettiğini bilmemekle beraber vekil Kâzım (İnanç) Paşa'nın İstanbul'dan gelen mektuplara cevabı dolayısıyla haberleşilen devletlerin (dışişleri bakanlığının meşgul olduğunu) bildirmesi, Moskova'daki heyetimizin beklenen başarıya ulaşamadığı fikrini hissettiriyor. Kimler tarafından ve ne gibi maksatların tesiri altında yazıldığını etraflıca araştırmakta olduğum Komünist nizamnamesi dolayısıyla vuku bulan istizah (izah istenen) devletlerinden de, bu teşkilata taraftar olmadıkları şüphesi olmakta ise de, diğer taraftan komünizm cereyanının gayri resmi bir surette memlekette yayılmasının arzu buyurulduğunu meclis azası mebus Hacı Şükrü Bey söylemektedir. Hatta burada, Eskişehir'de "Yeni Dünya" isminde bir Bolşevik gazetesi çıkıyor. Bu gazetede Büyük Millet Meclisi'nin siyasetine karşı tarizler görülüyor. Halbuki aynı gazetede, başlarında zât-ı samilerin bulunduğu kapalı bir şekilde anlatılmak suretiyle, Büyük Millet Meclisi'nde Halk Partisi kurulduğu da yazılıyor.

Fevkalâde mühim gördüğüm ve esasları hakkında hiç bir malûmata sahip olmadığım bu hadiseler karşısında fikrim ne olursa olsun, her şeyden evvel zât-ı samileri tarafından tutulan siyasi istikameti bilmekliğime ve ona göre hareketimi düzenlemeye kat'i küzum gördüğümden bu mevzuda acil olarak ve esaslı surette bilgilendirilmemi rica ederim."  (s.107-109)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gök Alp
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 121


« Yanıtla #3 : 19 Şubat 2012, 14:57:29 »

Mustafa Kemal Paşa’nın cevabı

Ali Fuat Paşa'nın bu yazısına, Mustafa Kemal Paşa gecikmeden şu cevabı vermiştir:

Moskova'daki heyetimizden alınan 13 Ağustos (1920) tarihli rapora göre, Ruslarla müzakerelerin devam ettiği, heyetin Rusları malzemece fakir ve yardım işini müzakerelerle uzatmaya meyilli olduklarını zikrettikleri, fakat buna rağmen Halil (Kut) Paşa vasıtasıyla karadan üç sandık dolusu altınla bir elçilik heyeti geldiğini, Rusların harekât planlarının evvelâ Lehistan'ı mağlup ve sonra Kırım'da bulunan Vrangel'i imha esasına dayandığı ve o zamana kadar doğuda ameli harekâta girişemeyecekleri anlaşıldığı ve bu hallerden Bolşeviklerin malzemece pek fakir ve barışa hevesli olduklarını, hazırladıkları Lehistan seferini başarı ile bitirmeye muvaffak olunca Batılılarla hemen uyuşmak fikrinde bulunduklarını anladık. Bize karşı teveccühkâr görünerek hem İslam halkı hem de İngiliz egemenliği altındaki halk üzerinde tesir yapmak ve tesirleri korumak için zorlanırlarsa bize asgari yardımda bulunmak, bununla beraber daha sonra Batılılarla uyuşmak imkânını muhafaza için bizimle kat'i kararlara girmemek hareketine şahit olduk.

Bolşevikler aynı zamanda memleketimizde Bolşevik teşkilatı vücuda getirmek için fevkalade faaliyete başlamışlardır. Bakü'ye gönderdikleri Mustafa Suphi ve arkadaşları vasıtasıyla Türk komünist umumi merkezini meydana getirdiler. Tamamen Bolşevik fikirlerine kazanılan saf ve gayrısaf adamlardan sahilin her ne noktasına çıkardıkları gibi, içerden de Eskişehir'e ve Ankara'ya kadar göndermişlerdir. Bunların maksadı memlekette sosyal bir inkılap vücuda getirmektir.

Bu halde memleket, doğrudan doğruya Üçüncü Enternasyonal'e, yani Rusya'ya bağlı olacağından Bolşevikler hiçbir söz ve yardıma lüzum kalmaksızın bizi kendilerinden ayrılmış bir hale getirmiş ve Batılılarla siyasi pazarlıklarında daha kuvvetli bir vaziyet elde etmiş olacaklardır.

Memleketimizin fikir ve inkılap taraftarı olan veya bu perde altında türlü türlü maksatlar peşinde koşan adamları da bu tehlikeleri fark etmeksizin Bolşevik teşkilatını kolaylaştırmaktadırlar.

Biz bu haller üzerine evvela, memleketi elimizde muhafaza ve ne gibi ıslahat lazımsa hükümet vasıtasıyla yaparak, anarşi ve inkılap suretiyle Rus tabiiyyetine mâni olmak ve Moskova'daki heyetimizin müzakeresi müspet veya menfi bir neticeye varması için acele etmek, Ruslar ne yardım edeceklerse miktarına bakmayarak kabul etmek, Ermenilere müsait bir muharebe vermek ve Azerbaycan'la yakınlığı oldu bitti yapmak için Rusların muvaffakiyetine hareketimizi bağlamamak kararlarını ve talimatını verdik.


Bundan sonra heyetten, Trabzon vasıtasıyla aldığımız yeni raporda antlaşmadan bahsolunmaktadır. Buna göre; Van, Bitlis, Muş taraflarında Ermenilere arazi bırakmamız bahis mevzuu görülmektedir.

Makine başında bizimle görüşerek meseleyi bir neticeye vardırmak için Yusuf Kemal (Tengirşenk) Bey Trabzon'a gönderilmiş ve ayrıca malzeme ve paranın denizden çıkarıldığı bildirilmiştir. Bu daha ziyade ümit veren yeni bir vaziyettir ki, Yusuf Kemal Bey geldikten sonra mahiyeti anlaşılacaktır.

Buraya kadar olan hadiseleri, burada hülasa ve tekrar etmek isterim:

Ermeni davası gerek Batı ve gerek Rus milletleri nezdinde kuvvetlidir. Hıristiyanlık adına vukua gelecek tecavüzlerin batı ve doğuda hoş görülmeyeceği muhakkaktır.

İngilizler nasıl dahili propaganda ile memleketimizi kısmen ellerine geçirmişler ve geçirmek istiyorlarsa, Ruslar da her şeyden dahili sademelerle (çatışma) memleketimizi ellerine geçirmek istiyorlar. Gerek batıya ve gerek doğuya karşı biz dahilden yıkılmaya mani olarak, Yunan taarruzunu herhangi bir hatta durdurmaya muvaffak olabilirsek davamızı halledecek istiklâl kararı bulacağımız muhakkaktır.

İzahatımdan anlaşılmıştır ki, kayıtsız şartsız Rus tabiiyyeti demek olan dahilden Komünizm teşkilatı, gaye itibariyle tamamen bizim aleyhimizedir.

Gizli komünist teşkilatını her surette durdurma ve kovma mecburiyetindeyiz.

Mecliste son defa meydana çıkan Halk zümresi bizim tanıdığımız arkadaşlardır. Bunlar memlekette bir sosyal inkılabın kısmen olsun lüzumuna kâni olanlardır. Bu teşebbüsün tehlikelerini tam anlamıyla kavrayamamaktadırlar. Hükûmetten ayrı bir zümre yapmaktan vazgeçirmek istedik, mümkün olmadı.

Fakat şimdi halkçılık programı altında hükûmetçe bir program kabul ettik. Halk zümresi kendiliğinden dapılmış gibidir. Hacı Şükrü Bey gibi birçok arkadaşlar gizli bir surette başladıkları Yeşilordu Teşkilatıyla oynadılar. Bunu durdurmalarını kendilerine ihtar ettim (hatırlattım).

Kendi arzularını kolaylıkla kabul ettirmek isteyen birtakım kimseler hilekârca hareketle komünizm ve saire teşkilatına taraftar olduğumu daima neşrediyorlar. Fakat yanlıştır. Vaziyetim arzettiğim gibi, Doğu ve Batı ile belli bir neticeye varmadan inkılaplardan uzak durmak ve bil münasebe Mustafa Suphi yoldaşa da yazdığım veçhile, ne yapılacak ise hükûmet vasıtasıyla yapmaktır.

Doğal olarak, Komünizm ve Bolşevizme alenen aleyhtarlığı muvafık görmem."
(s.109-113)

Mustafa Kemal Paşa, 1920 yılı Eylül'ü ortasında işte bu fikirde ve bu karardadır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gök Alp
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 121


« Yanıtla #4 : 19 Şubat 2012, 14:58:06 »

Hakkı Behiç Bey, Mustafa Kemal Paşa'nın kendisine olan bu müracaatını, sonraları Ali Fuat Paşa'ya şöyle anlatmıştı:

"Mustafa Kemal Paşa, tamamıyla Rus inkılabının aynısını hedef tutmak şartıyla bir komünist partisi kurulmasını bana teklif etti. Bu teklifi, Ruslardan gelmekte olan tehlikenin ilham ettiği bir fikir mahsulü ve siyasi zaruret şeklinde izah etti. Ben de bu vazifeyi bir fedakârlık olarak telakki ile, öylece kabul ettim. Çünkü bir komünist partisi olarak açıkça ortaya çıkmakla birçok kuvvetli tariz ve husumetleri üstüme çekeceğimi biliyordum. Bu partinin bizim memlekette gayesine göre bir idare şekli vücuda getirmesi adeta imkânsız iken, ben bu imkânsızı temenni eden bir adam vaziyetine düşecektim. Ve bundan sonra artık komünizm dışında hiçbir parti namına siyasi hayata çıkamamak zorunda kalacaktım. Bunların hepsini düşündüm. Fakat red ettiğim takdirde, o sırada memleketim için bir takım faydalar sağlaması umulan bir hizmetten çekiniyormuşum gibi bir vaziyet almaktan korkarak, kabulü doğru buldum.

İşe başladık. Rusların el altından idare ettikleri birtakım zümreler vardı. Yeşilordu'nun lağvı kararını kabul etmemekte ısrar eden bazı kimseler vardı. Çerkes Ethem'in milli kuvvetleri etrafında dönen bilir bilmez Bolşevik cereyanları vardı. Bunların hepsini toplamak, makul ve salim mecralara sokmak ve memleketin Rus bolşevizmi ile Müslüman Sosyalizmini ayırdetmek mühim bir iş olacaktı. Benimle çalışan arkadaşlarım arasında çok miskin hislerle faaliyetimizi geciktirenler bulunmasına rağmen  bu meselede sonuna kadar dayanmayı bir namus borcu bildim." (s.115-116)


Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Komünist Partisi Umumi Katipliği vazifesini verdiği Hakkı Behiç Beye ilk iş olarak bu muazzam değişikliğe fikirleri hazırlamak ve aynı zamanda bu işin bizde nasıl olabileceğini de umumi şekilde anlatmak gerektiğini söyleyerek, kendisiyle birlikte kaleme aldıkları yazıyı 13 Ekim 1920 tarihli "Hakimiyeti Milliye" gazetesinde baş makale halinde yayınlatmıştı. (s.116)


Hakkı Behiç Bey'in bazı makamlara ve bu arada Batı cephesi kumandanlığına yeni fırkanın kurulduğunu bildiren 20 Ekim 1920 tarihli şu şifreli telgrafı yazıp göndermişti:

"Sevgili Yoldaş!

Doğrudan doğruya Üçüncü Enternasyonal'e bağlı ve esas programına göre bir (Türkiye Komünist Fırkası) teşkil edilerek, dahiliye vekaleti emniyeti umumiye şubesinin 18 Ekim 1920 tarihli resmi belgesiyle hükûmetçe de tasdik edilmiştir.

(...) Fırka resmen kurulmuş olup faaliyetini düzenlediğine ve vaktiyle kurulmuş olan Yeşilordu teşkilatı dahi fırkaya dönüştüğüne göre artık Bolşevizm, Komünizm fikir ve esasları üzerinde hiçbir cemiyet veya heyetin fotoğraflı vesikası veya iş yapma yetkisi olmaksızın, kim olursa olsun bir şahsın faaliyette bulunmasına da izin verilmeyecektir." 

Hakkı Behiç'in imzasının altında "Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal" imzası da bulunuyordu.  (s.118-119)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gök Alp
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 121


« Yanıtla #5 : 19 Şubat 2012, 14:58:37 »

Ali Fuat Cebesoy Paşa'nın Eskişehir'e geldiği zaman Mustafa Kemal Paşa'dan aldığı telgraf (31 Ekim 1920):

Komünistliğin memleketimizde değil, henüz Rusya'da bile tatbik kabiliyeti hakkında açık kanaâtlerin meydana gelmediği anlaşılmaktadır. Bununla beraber dahilden ve hariçten çeşitli maksatlarla be cereyanın memleketimiz içine gelmekte olduğu ve buna karşı makul tedbir alınamadığı takdirde milletin pek ziyade muhtaç olduğu birlik ve sükûneti bozucu hallerin çıkması imkân dahilinde görülmüştür. En makul ve tabii tedbir olarak aklı başında arkadaşlardan, hükûmetin malûmatı altında bir Türkiye Komünist Fırkası teşkil ettirmek olacağı düşünüldü. Bu takdirde memlekette bu fikre bağlı bütün cereyanları bu neticeye çevirmek mümkün olabilir.

Müteşebbis heyeti ve otuz kişiden mürekkep bir umumi merkez arasında güzide arkadaşlarımızdan Fevzi (Çakmak), Ali Fuat (Cebesoy) ve Kâzım (Özalp) Paşalarla, Refet (Bele) ve İsmet (İnönü) Beylerin de gizli olarak dahil bulunmasını muvaffık gördüm.

Bu sayede memleketi tutan ve milli maksadımızın kahramanı bulunan arkadaşlarımız bu teşkilatta görevli bulunacaklar ve onların malûmat ve teşebbüsleri, cereyanın üzerinde işleyecektir.

Umumi kâtip ilân edilen sabık Dahiliye Vekili Hakkı Behiç Bey tarafından yazılan ilk mektubu şifre ve yazılı olarak arkadaşlara sundum. Orada bir nebze malûmat vardı.

Bugün maddi icraatımızda tatbik kabiliyeti bulunup ve milli maksadımızı elde etmede kuvvet bahşedecek olan hususlara ehemmiyet vermek doğaldır.

Sosyalizm ve komünizm prensiplerinin hangileri ne dereceye kadar bizce tatbik ve hazmi uygun görüleceği, Türkiye Komünist Fırkası'nın propagandasına mukabil, milletin fikri ve zamanla anlaşılacaktır. Ordunun her vakitten ziyade büyük bir inzibat ile kumandanlarının eli altında bulunmasına son derece dikkat ve ehemmiyet verilmelidir. Komünizm cereyanı nihayet ordunun en büyük kumandanlarında kalmalıdır. Arz-ı hörmet ederim.

Büyük Millet Meclisi Reisi
Mustafa Kemal   (s.122-123)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gök Alp
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 121


« Yanıtla #6 : 19 Şubat 2012, 15:01:11 »

Turgut Gürsan’ın “20. Yüzyıl Dünya Tarihinin Perde Arkası” adlı kitabından:



Haziran 1918'de Lenin, Azerbaycan'da işbirliği yaptığı Ermeni milliyetçilerine, Türk ordusunun Bakü'yü kurtarmak amacıyla saldırması ihtimaline ilişkin şu talimatı veriyor: "Ter-Gabrielyan'a söyleyin, saldırı halinde, bütün Bakü kentini yakmaya hazır olsun." (s.238)


Lenin'in hunharlığını ve hilekârlığını yansıtan 113 belgenin yer aldığı kitabın (Richard Pipes, Bilinmeyen Lenin) Türkiye'yi ilgilendiren yönleri de var. Aralık 1990'da Sovyet Komünist Partisi merkez arşivi müdürü Smirnov, Merkez Komitesine gönderdiği yazıda, o güne kadar yayımlanmamış parti belgelerinden bazılarının açıklanması halinde ciddi sıkıntılar doğabileceğini belirttikten sonra şöyle diyor: "Bu belgelerden Sovyet hükümetinin Hindistan, Kore, Afganistan, İngiltere, İran, Türkiye ve başka ülkelerde şiddet olaylarını teşvik ettiği sonucunun çıkarılması kaçınılmazdır..."
Smirnov'un kastettiği belgelerden bazıları Pipes'ın kitabında mevcut. Bunlardan biri Lenin'in 4 Aralık 1920 tarihli Türkiye ile ilgili talimatı: "Kemalistlere güvenmeyin. Onlara silâh vermeyin. Bütün gayretlerimizi Türkler arasında Sovyet propagandasının yayılması ve kendi çabalarıyla zafer kazanabilecek bir Sovyet partisinin kurulması üzerine yoğunlaştırın." (s.239)


Çeka'nın haftalık gazetesinde kurşuna dizilerek veya başka şekilde öldürülenlerin listesi yayınlanıyordu. Bu şekilde 1918-1919 arasında 1,7 milyon kişi idam edildi.

Mayıs 1922 tarihli resmi Sovyet raporuna göre, 1921 Ocağından 1922 Nisanına kadar geçen dönemde 1.695.904 kişi idam edilmişti. İdam edilenler arasında rahipler, profesörler, doktorlar, subaylar, polisler, jandarmalar, avukatlar, yazarlar, artistler, hastabakıcılar, işçiler ve çiftçiler bulunuyordu. Bütün bu insanların ortak suçları "anti-sosyal" düşünceye sahip olmaları idi. (s.239-240)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tunçyürekli
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.163



« Yanıtla #7 : 19 Şubat 2012, 15:12:56 »

 Kandaşım bu bilgileri eksiksiz kopyalayacağım belgeleriyle beraber. Ulusalcı geçinen göt oğlanlarının daha çok bir tarafına sokmak için. Atatürk ü de kendileri gibi kızıl it yapmaya çalışan soysuz piçlere ithafen...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

DEME BANA KAYI, OĞUZ, OSMANLI/TÜRK'ÜM BU AD HER ÜNVANDAN ÜSTÜNDÜR/YOKTUR ÖZBEK,AZER,KIRGIZ,KAZANLI/TÜRK MİLLETİ BÖLÜNMEZ BİR BÜTÜNDÜR!
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 19 Şubat 2012, 15:24:03 »

              Bu ulusalcı kesim 1980 den önce tek yol devbrim diye havlayarak gezinir, halkların kardeşliğini savunur, kürtlerin özgürlüğü için yollara dökülürlerdi. Ancak Türk halkından pekte rağbet göremediler. İşte bugün Türk halkından da rağbet görmek için yüzlerine birer Atatürk maskesi taktılar ve yurtsevercilik oynamaya başladılar. Başımızdaki akp ve akp zihniyetide bunların işine geldi ve ne yazıkki Türk Halkında rağbet görmeye başladılar. Bunların söylemlerinin satır aralarında asla Türkçülük göremezsiniz, Dersim gibi olaylarda mutlaka açık verirler ve kürtleri savunurlar. Daha geçen gün gebertilen kürt köylüleri(!) için de ağıt yakarlar. Biraz zeki olanlar bunların gerçek niyetlerini hemen sezer ama maalesef bizim  milletimiz henüz zekasını bu yönde geliştirmeyi öğrenemedi ve bu rüzgara kapılanlar gittikçe çoğaldı.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Erlik Adana
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : 19 Şubat 2012, 15:30:10 »

Kandaşım bu bilgileri eksiksiz kopyalayacağım belgeleriyle beraber. Ulusalcı geçinen göt oğlanlarının daha çok bir tarafına sokmak için. Atatürk ü de kendileri gibi kızıl it yapmaya çalışan soysuz piçlere ithafen...


Türkiye'de Ulusalcılar güç kaybettikçe yakın tarihe daha geniş bir perspektif ile bakabiliyor, bir zamanlar tüm düşüncelerimizi yöneten Ulusal-Sol yerine yeni bir ''İktidarın'' henüz doğmamasından faydalanarak belki rastlamadığımız kadar özgür düşünebiliyoruz. Mevcut yöneticilerimiz Türk Milleti ile mücadeleyi yanlış anlayıp (!) topyekûn Ulusalcılarla dalaşmaya başlayınca biz de bazı şeyleri daha rahat söyleyebiliyoruz.

Kabul etmek zorundayız ki Gazi'nin ulu gölgesini kendilerine kalkan eden beynelmilelci Sol, uzun yıllar kilit mevkilerdeki hegemonyasını sürdürdü. Baas tarzı yarı-Bahaî yeni iktidara kadarsa yavaş yavaş silinip gidecekler. Ulusal sol ettiğini çekiyor. Bunun döğüneceğimiz bir yanı yoktur. Dr. Rıza Nur Hazretleri'nin, Atsız Atamız'ın, yakın zaman milliyetçilerinin ve 1940 sonrası her kuşağın günahı zaten kolay çıkmazdı.

Bu kimseler, işte tam olarak Gökalp Beğ kandaşımın belirttiği zamanda yurdumuzu işgal etmeye başlamışlardır. Gazi'yi o daha sağ iken kullanmış; yurda Rusçuluğu getiremeyeceklerini anlayınca onun en yakınına, en büyük eserlerinden CHP'ye saldırmışlardır. Gazi'nin fikirleri, CHP'nin vasfını öldürmüşlerdir. Bu saldırıları hala sürmekte, her çağda ayrı bir maske ile ulusal-sol bir kadro hareketi halini almaktadır.

Kongreler döneminde, Sivas'ta alınan bir karar pek önemlidir. ''İşgalci olmayan yabancı bir devletten yardım alınabilir!'' Bu kararın alınmasını sağlayarak Başbuğ Kemal Paşa o zaman henüz işgallere karşı başarı sağlayamamış Hint-Pakistan bölgesi Türkmen ve diğer Müslüman gruplardan yardım almayı amaçlamıştır. Muhatapları, gerek siyasi gerekse dini hassasiyetler ile bu karara iştirak etmişler, epey yardım toplanmıştır. Yardımların Türkiye'ye girmesi elbette sıkıntı oluşturunca, zaten yabancı devletlerle ilişki kurmak için bahane arayan Rusya'ya başvurmuşlardır. Sovyet yönetimi Üçte-İki vergi koyarak bu teklifi kabul etmiş, sonra ''TBMM Komünist Grubu''nu kurmamız üzere bize vermiştir.

Atatürk Hürriyet'ten sonra bunların bütün kalelerini bir bir yıkmıştır. Siyaseten bir dönemin yumuşak davranışlar sergilediği külliyen yalandır. Yakın zamanda, Allah göstermesin, AKP iktidarı muzaffer olunca (!) daha çok ayrıntıya ulaşacağız gibi geliyor.


Teşekkür ederim Gök-Alp Beğ kandaşım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.067 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.