Evrim Kuramı Konusunda bilimsel notlar !
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Aralık 2019, 21:30:25


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Evrim Kuramı Konusunda bilimsel notlar !  (Okunma Sayısı 1439 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Tunga Bey
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 295



« : 04 Mart 2019, 00:11:06 »

1859 yılında Charles Darwin'in "Türlerin Kökeni Üzerine" adlı kitabıyla evrim konusu bir "kuram" olarak anılmaya
başlamadan önce evrim, bir düşünce olarak en az 2500 yıl geriye uzanan bir geçmişe sahipti.

Tıpkı bizler gibi eski yunanlar da yaşamın kökenine ilişkin bazı çelişen görüşlere sahipti. Onların evren bilim anlayışı
günümüzdekinden çok başkaydı: kimisi yaşama tanrıların biçim verdiğini, kimisi nesnelerin gelişigüzel çarpışmasıyla
yaşamın düzensiz biçimde ortaya çıktığını düşünürdü.  Eski yunan döneminde yaratılışı kutsal kitaplara göre açıklayan
dinler yoktu. Din adamlarının ya da engizisyon mahkemelerinin baskısı olmadığı için öylece özgürlerdi.

Şair, şifacı, büyücü, "yıldırımlara söz geçiren adam" ve felsefeci oln Empedokles, 2500 yıl önce bugünkü Sicilya'da
doğal seçilim düşüncesinin akıllara durgunluk verici gülünç bir biçimini öne sürmüştü. Ona göre, yaşam bir ilksel
çorbanın içinde dolaşan gelişigüzel vücut parçalarıyla ( gözler, boyunlar, kollar, dişler v.b.) başlamıştı. Bunlar
çarpıştıkça ortaya rastgele  türler çıkmıştı: Boğa başlı insanlar, kol yerine dalları olan hayvanlar gibi. Bu bileşimlerden
bazıları yaşamış, bazısı yaşamamıştı.

Empedokles'ten yüzyıl sonra, Aristo onun kuramının doğrulanması olanaksız ve gülünç olduğunu söyledi. Atina'da
Platon'un öğrencisi olan Aristo, iki yıl Ege Denizindeki Lesbos adasında doğa yasalarını tahmin yerine gözlemle
bulma yolunu seçerek hayvan ve bitkileri inceledi. Sonuçta doğanın gelişigüzel ya da düzensizlikten doğmadığı kanısına
vardı. Doğa, sonsuzdu ve kusursuz desenler içeriyordu. Her organizma kendi yerine uygundu. Ona göre bir bitkinin
ya da insanın gövdesi değişebilir, ancak türler değişime uğrayamazdı. Aristo evrimci değildi. Ancak gözlem yöntemini
kurmaca görüşlere yeğlemesi ile bilim tarihinde saygın bir yere sahiptir. Bu özelliği ile biyolojinin babası olarak
benimsenmiştir.
Neredeyse bin yıl boyunca Aristo'nun türleri ayrıntılı biçimde inceleyen yapıtlarına karşı görüş çıkmadı. Dokuzuncu
yüzyılda Bağdat'ta Abbasi devletinin merkezinde çalışan El-Cahiz adlı arap felsefeci, Aristo'dan esinlenerek kendi
hayvan bilimi kitabını yazdı. Yedi ciltlik "Hayvanlar Kitabı" adlı yapıtında doğayı günümüzdeki ekosistemler anlayışına
benzer terimler ile betimledi ve bugün adaptasyon ve türlerin başkalaşması kavramlarıyla açıklanan konuların
örneklerini gösterdi. Kimi bilimciler El-Cahiz'in doğal seçilimi Darwin'den bin yıl önce ortaya koyduğuna inanıyorlar.
Doğal seçilim konusu El-Cahiz'in tanımlarında, canlılardaki avlanma, karşılıklı bağımlılık ve yaşamda kalma gibi
örneklerde kendini göstermişti. Ancak El-Cahiz, her şeyin yerinin ilahi olarak belirlendiği bir doğayı anlatmıştı ve
bu değiştirilebilir bir düzen değildi.

Evrim konusundaki bilimsel anlatıları bu başlıkta paylaşmayı sonraki günlerde sürdüreceğim, lütfen izlemede kalın !
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tunga Bey
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 295



« Yanıtla #1 : 05 Mart 2019, 16:54:50 »

Onbeşinci yüzyılda, ressam, mucit ve polimat Leonardo da Vinci doğa bilimleri üzerine okuma yaparken,
kafasını kurcalayan felsefe sorularından biri, deniz canlısı olan istiridyelerin fosillerinin dağ tepelerinde
bulunmuş olmasıydı.
Da Vinci'nin fosillerde gördüğü şey, onun yeni-platoncu inançlarına destekti. Şöyle ki insan bedeni, dünyanın
bir küçültülmüş biçimiydi, (mikrokozmos) ve dünyada geçerli yasaların aynısı insan bedeni için de geçerliydi.
Da Vinci, doğaya ilişkin sorularıyla "kafir" olarak etiketlenme durumundaydı ve bu nedenle defterlerini
aynaya tutulduğunda okunabilecek biçimde şifreli yazmıştı. Böylece engizisyondan ve rahiplerden kaçmaya
çalışıyordu.
On sekizinci yüzyılda mikroskobun geliştirilmesi ile mikro canlıların üreme davranışları incelenmeye başladı.
1740 yazında Lahey'de genç bir isviçreli öğretmen, gölde bulunan yaratıklar üzerinde deney yapıyordu.
Abraham Trembley adlı bu öğretmen polip adını verdiği canlılar üzerinde çalıştı. Günümüzde Hidra denilen bu
canlıları(polip) ortadan ikiye böldüğünde, kendilerini yenilediklerini görüp afalladı. Böylesi bir olgu o güne dek
bilinen tüm doğa yasalarına aykırıydı. Bitkiler, budantıktan sonra kendilerini tamamlayabilirdi ama hayvanlar
bunu yapamaz olarak bilinirdi. Polip ise yapıyordu ve bu yeni olgu hem materyalistler hem ateistler tarafından
yaşamın etin dışında değil de içinde olduğunun örneği olarak gösteriliyordu.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tunga Bey
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 295



« Yanıtla #2 : 08 Mart 2019, 21:48:38 »

Omurgasızlar ve solucanlar üzerine çalışan Parisli profesör Jean Baptiste Lamarck, doğanın
hayal bile edilemeyecek kadar uzun süreler içinde türleri değiştirerek tek hücreliden karmaşık
yapılı canlılara dönüştürdüğünü söyledi. Ona göre çevre, hayvanların sağ kalması için yeni huylar
edinmesine yol açıyordu. Bu sırada da ortaya yeni yapılar (dişler, orgnlar, uzun boyunlar vb.),
çıkıyordu. Lamarck'ın görüşlerini karşılaştırmalı anatomi uzmanı olan Georges Cuvier çürüttü.

Lamarck ile Erasmus Darwin (Charles Darwin'in dedesi), türlerin evrimi konusunda aynı anda
birbirlerinden habersiz olarak ve başka yollar izleyerek çok benzer sonuçlara varmışlardı. Erasmus
Darwin, bir doktor, şair ve mucitti. Tüm canlıların bir zamanlar tüm dünyayı kaplamakta olan
bir okyanusta yüzen sucul filamanlar (parçacılar) olduğunu  öne sürüyordu. 
1825'te 16 yaşında olan Charles Darwin, Edinburgh'a tıp fakültesinde okumaya geldi ve burada
Lamarckla brlikte çalışmış bir hekim olan Robert Grant'la tanıştı. Grant, genç Darwin'e Lamarck'ın
görüşlerini aktardı ve dedesi Erasmus Darwin'in görüşlerinin öneminden söz etti.
Charles Darwin, Beagle gemisiyle sefere çıktığında Lyell'in "jeolojinin ilkeleri" kitabını okuyordu ve
transmutasyon defteri adını verdiği defterinde türlerin değişimine ilişkin aradığı kanıtları not etmeye
başlamıştı.
1830ların sonunda İskoçya'da Darwin, Beagle'da yaptığı seferden doğal seçilim düşüncesinin
çekirdeğiyle dönerken, Robert Chambers adlı genç bir yayıncı da Lamarck ve Erasmus'un görüşlerini
okuyarak transmutasyonculuk yoluna sapmıştı. chambers'in 1844'te yayımladığı "Yaradılışın doğal
tarihinin izleri" adlı kitabı, hayvan, bitki ve yer bilimlerindeki yeni buluşları bir araya getiriyor ve
dünyanın geçmişinin ve türlerin evriminin bir öyküsünü anlatıyordu. Ancak bu kitapta bir dizi
bilimsel yanlış da söz konusuydu.
Alfred Russel Wallace, adı bilim çevreleri dışında bizim toplumumuzda pek ünlenmemiş olsa da
Charles Darwin ile birlikte "doğal seçilim" düşüncesini ortaya koyarak evrim kuramı keşfine ortak
olmuş bir bilimciydi. Wallace bir kadastro uzmanıydı ve Chambers'in kitabı olan Yaradılışın doğal
tarihinin izleri kitabını okumuş ve bu kitabın kanıtlarla desteklenmediğini görmüştü. Wallace doğa
tarihi örnekleri ve istediği kanıtları toplamak için Brezilya'ya doğru yola çıkmıştı.
On yıl sonra Malay takımadaları'nda sıtma nöbeti geçirirken boncuk boncuk terleyen ve halüsinasyonlar
gören bitkin durumdaki Wallace bir anda evrimin nasıl işlediğini buldu: "neden bazıları yaşıyor, bazıları
ölüyor sorusunu sordum kendime, yanıt ortadaydı. en iyi uyum sağlayan sağ kalıyordu..."
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tunga Bey
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 295



« Yanıtla #3 : 12 Mart 2019, 00:05:58 »

Erken Trias dönemiyle dinozorlar çağı başlarken 2. devir yani Mesozoik Döneme de girilmiştir. 370 milyon yıllarında başlayan ve karalarda dinozorların dünyaya dağıldığı jurasik ve geniş yapraklı bitki hâkimiyetindeki kreteas dönemleriyle 65 milyon yıl önceki yok oluşa kadar devam eden bu sürüngenler çağında, kuşlar da gökyüzünde yoğunlaşmaya başlamıştır. Artık plasentalı memeliler ve kuşlarla dolan dünyada 3. devir senozoik dönem 60 milyon yıl önce başlamıştır. Himalayaların, Alp Dağlarının ve Hindistan’ın Asya ile birleşmesinin geçekleştiği çiçekli bitkilerle otlakların oluştuğu bu dönem 3-5 milyon yıl önce sona ermiştir ve bu dönemi kıtaların artık günümüzdeki konumunu aldığı ve yeryüzünde primatların maymun ve mamutlarla, insanların hakimiyet kazandığı 4. devir başlamıştır. Güney ve kuzey Amerika kıtaları arasındaki geçişlerin kapanması, okyanustaki sıcak ve soğuk su akıntılarını değiştirmiştir. Büyük deniz akıntılarının iklimi belirlediği Afrika’da ormanların yerini savanların almasına yol açmıştır. Artık şempanze, bonobon, goril ya da apelerle birlikte ağaçların yerine savanlarda bipedal dolaşan “hominid”lere de rastlanmaya başlamıştır. İlk defa 7 milyon yıl önce maymunların sonu ve ortak ilk ata denilebilecek “shalendropus tchadensis” Afrika’nın güney ve doğu kıyılarında yaşamaya başlamıştır. 5 milyon yıl önce “ardipithecus”lar ve onları da 3 milyon yıl önce, iki ayak üzerinde dik yürüyebilen, boyun kemikleri bu duruşa adapte olan ve başparmaklarıyla dallara tutunmak yerine alet tutmaya daha uygun olan “australopihecus”lar izler. Sonunda taş balta gibi hem savunma hem de avlanmaya yarayan kendine alet yapabilen homo habilisler (alet yapan insan) 2 milyon yıl önce Afrika’da Tanzanya ve Olduvai George bölgelerinde sayılarını artırır. Bu gelişim “homo erektus” (dik duran insan) ve 200 bin yıl öncede “homo sapiens” (akıl sahibi insan) ile birlikte günümüze kadar uzanmaktadır.Belki bundan 200 yıl önce bu anlatımlara, masal ya da hikâye gözü ile bakılabilirdi ama Avusturalya’da Edikara tepelerinde 600 milyon yıl öncesine tarihlendirilebilen kayalardaki fosillerin kayda geçmesiyle, paleoantologlar ve arkeologlarla yapılan kazı ve buluntularla artık bu anlatım bazı küçük değişikler her zaman yapılabilse de kesinleşmiş yani kanıtlarla desteklenen gerçekler haline gelmiştir.

Kaynak: Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tunga Bey
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 295



« Yanıtla #4 : 10 Mayıs 2019, 17:47:12 »

Yanlış kanı:
"Evrim ahlak dışı davranışlara yönlendirir. Eğer çocuklar hayvan olduklarını düşünürse, hayvan gibi davranacaklardır."
Yanıt:
İnsanlar hayvanlar aleminin bir üyesidir. Anatomik ve biyokimyasal özelliklerimizi hayvanlarla paylaşırız. Paylaştığımız pek çok davranış da vardır; çocuklarımıza göz kulak oluruz, işbirliği yapan gruplar oluştururuz, v.s. Belirli hayvanlara özgü başka davranışlar da vardır. Bu anlamda, insanlar insan gibi, salyangozlar salyangoz gibi ve sincaplar da sincap gibi davranır. Çocukların, hayvanlarla bağlarını öğrendiklerinde, denizanası ya da rakunlar gibi davranmaya başlaması pek de olası değildir.
Evrim, doğru veya yanlış hakkında etik açıklamalar yapmaz. Sadece yaşamın nasıl şekillendiği ve nasıl değişmekte olduğunu anlamamıza yardımcı olur. Neyin etik ve ahlaki davranış olduğuna karar vermek bize; yani topluma ve bireylere kalmıştır.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Genç Atsızcı
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 11 Mayıs 2019, 01:42:38 »

Çok yararlı bir konu bu, an itibariyle takipteyim. Teşekkürler paylaşımların için Tunga Bey.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tunga Bey
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 295



« Yanıtla #6 : 14 Temmuz 2019, 01:29:48 »

SORU: Dünyada yaşam ne kadar zaman önce başladı?

Yaklaşık 4 milyar yıl önce Dünya halen bir ölçüde erimiş durumdayken ve meteorların ağır bombalaması altında, canlı benzeri

ilk yapılar belirdi. Kimyasal maddeler bir biçimde içinde bulundukları aşırı sıcak ortamdaki maddeyi ve enerjiyi kullanarak yaşam

benzeri özellikler(?) geliştirdi ve kendilerini çoğalttılar. O dönemde kimyadan biyolojiye geçişin nasıl olabildiği sorusu araştırmacılar
tarafından halen anlaşılmaya çalışılmaktadır.

Temel biyolojik yapılar oluştuktan sonra akıllara durgunluk veren bir çeşitlilik sergileyen iki mikrop topluluğu olarak evrimleşti.
Bunlara bugün bakteriler ve arkeler deniyor. Milyarlarca yıl sonra bu iki eski hücre türünün birleşmesinin daha karmaşık olan
çok hücreli canlıları, bizleri ve yanısıra şimdiye dek yaşamış tüm hayvan, bitki ve mantarları ortaya çıkardığı sanılıyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ATSIZALP
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 8.938


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #7 : 14 Temmuz 2019, 01:58:07 »

Hz ibrahim bu 4 milyar yıl içinde hangi zamanda yaşadı?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Tunga Bey
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 295



« Yanıtla #8 : 15 Temmuz 2019, 21:31:39 »

İnsan öncesi türler !

1- NEANDERTAL
Bu günümüz insanının birebir atası değildir. Ancak günümüz insanın farklı türlerin değişik oranlarda karışmasından (melezleşmesinden ) oluştuğu göz önüne alınırsa neandertal de insanın atalarından biri sayılabilir.
Araştırmacılar, eski insanın bundan 400 bin - 500 bin yıl kadar önce iki türe ayrıştığını söylüyor ve bunları neandertal ve denisovalı olarak adlandırıyorlar.
Neandertal türü, 40 bin yıl kadar önce ortadan kalkmıştır. Neandertallerin gizemli yok oluşunun nedeni olarak hastalık, iklimsel değişim, günümüz insan türü (homo sapiens) tarafından katledilme ya da homo sapiens türü içinde (çiftleşme yoluyla) erime gibi değişik nedenler ileri sürülüyor.
İnsanın genetik kuzenleri sayılabilecek neandertal türü, gruplar oluşturarak avlanma taktikleri uyguluyor, ateş yakıyor, el aletleri yapıyor, giyim dikiyor, takı tasarlıyor ve ölülerini simgesel süslerle gömüyorlardı. Daha homo sapiens Avrupa'ya gelmeden; bundan yaklaşık 64 bin yıl önce neandertaller mağara duvarlarını hayvan freskleri ile donatmışlardı.

2- DENİSOVALI

Denisovalı türü hakkında daha az şey biliniyor. Bir bilim insanı, bundan tam 80 bin yıl önceden kaldığı sanılan bir buluntudaki iki azı dişi ve eksik bir parmak kemiğini denisovalı türünün varlığına kanıt olarak ortaya koydu.
Denisovalı ve neandertal türlerinin birbirleriyle melezleştikleri de biliniyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ATSIZALP
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 8.938


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #9 : 15 Temmuz 2019, 21:44:35 »

Güzel bir başlık
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.119 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.014s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.