Türkün dini tabiattır!
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Kasım 2017, 10:52:49


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türkün dini tabiattır!  (Okunma Sayısı 478 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Baturgan
Atsız'ın Kılıcı
turkcuturanci.com
Türkçü - Turancı BOZKURT
********
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.780


TÜRK BUDUN : ÖKÜN !


« : 03 Eylül 2017, 20:17:08 »

"Türk Kur'an'ın arkasından koşuyor. Fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım arkasından koştuğu kitabın ne olduğunu Türk anlasın. Evet, ben de iyi bilirim ki; insan dinsiz olmaz. Fakat Türkün dini tabiattır. Bunu size aydınlanasınız diye söylüyorum."

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TÜRKÜZ LAN!
TÜRKÇÜGÖKHAN
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 353


%100 Türk!


« Yanıtla #1 : 03 Eylül 2017, 20:40:50 »

Ülkemizin en büyük sorunlarından biri de tam olarak budur. Millet okumadan, bilmeden inanıyor.

Atatürk, sırf bu maksatla camilerde ezanın Türkçe okunmasını istemiştir. Ancak daha sonra Menderes tarafından, Türkçe ezan kaldırıldı.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Ben ve milletim Tanrı'nın kırbacıyız. Tanrı yoldan çıkan milletleri cezalandırmak için bizi gönderir.
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 600


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #2 : 04 Eylül 2017, 00:29:29 »

Eski Türklerin dini inanışlarının esasını Gök Tanrı inanışı, atalar kültü ile birlikte tabiat kuvvetlerine inanç oluştururdu. Bu ahenk, tabiatın bizzat kendisinden gelmektedir. Bunun esası, kâinatı bir bütünlük içerisinde kavramak gibi ananevi düşünce sistemidir. Böylelikle, yüksek ahlakı bozulmayan ananeye bağlı bu cemiyetin, medeniyeti, dini dünya görüşü ve inançlarıyla ilgili ve iç içeydi.

İzi / İye (Tanrı manasında tasvir edilir) anlayışı, Türk dini inanış tarihi boyunca bilinen en eski anlayışlardandır. Eski Türk bengü taşlarında idi şeklinde “sahib” manasına gelen bu kelime, Türk lehçelerinden Hakas’ta ezi, Tuva’da ie, Altay’da ee, Kırgız, Kazak ve Nogay’da ie, Sagay’i, Karakalpak’ta i, Başyurt eye, Tatar’da iya, Azerbaycan’da yiye, Türkmen’de ee, Özbek’de eqa, Uygur’da eqe, Kazak ağızlarında iqe, Koybal ize, eski Osmanlı’da is-issi, Özbek ağızlarında iyqa, ike, Saha’da iççi şekillerinde kullanılmaktadır. Kumuk Türkçesinde de es şekli korunmuştur. Kelimenin ezi/ege şekillerine Altay ağızlarında, eçe şekline Türkiye Türkçesi ağızlarında, ezi şekline ise Tatar ağızlarında rastlanmaktadır. Eki Türkçe sözlükte izi/iye kelimesinin idi ve ige varyantları gösterilir.

Türkler, içinde hareketli bir hayat geçirdikleri tabiatın Tanrı tarafından yaratıldığını kabul etmiş ve tabiatı kutsal saymıştır. Onlara göre Yer-Su; yeryüzünde yaşayan iyi ruhların bütünüdür, Tanrı tarafından gönderilmiş Kutsal bir hediyedir, sonsuz bir varlık ve güzellik kaynağıdır. Yer-Su ile ifade edilen kutsallık, büyük imparatorluklar döneminde bir “Yurt İnancı” haline gelmiştir. Göktürk Kitabeleri’nde “Kutsal Yer-Su” ifadesi ile hem koruyucu ruhlar hem de vatan kastedilmiştir. Gök Türklerin mukadderatı üzerine ‘Kutsal Yer-Su’nun etkili olduğuna dair inanışlar yaşatılmıştır.

Türkler’de dağ, ırmak, göl, pınar, ağaç, orman ve kaya kültleri, Türk Yazıtları’nda, Yer-Sub adı altında toplanmıştır. Bunların kutsallığına inanmak, Yer-Su inançlarının bir bölümünü oluşturmaktadır. Yer-Su ruhlarının en önemli temsilcisi ise dağlardır.

Dağ Kültü, Gök Tanrı’ya ibadet ile ilgili olarak değerlendirilmiştir. Türkler, dağların “Tengri’nin/Tanrı’nın Makamı” olduğuna inanmış ve yüksek dağ tepelerinin göğe yakın olmasını da bu inanışın kanıtlanması için kullanmışlardır. Bundan dolayı her boyun bir kutsal dağı olmuş, Ötüken ve Tanrı Dağı da dağlar arasında özel bir yere oturtulmuştur. Dağ ile Ruh eşdeğer olarak görülmekte, yılın belirli zamanlarında kutsal kabul edilen dağlar ziyaret edilmekte ve oralarda kurbanlar sunulmaktadır.

Tuva Türkleri’nde var olan “ruh dağdır; dağ da ruhtur” gibi anlayış bunun açık bir göstergesidir.

Günümüzde Türk boyları arasında yaşatılan ağaçların gelişigüzel kesilmemesi, gelişigüzel kesildiği takdirde kötü şeylerle karşılaşılacağı inancı tabiat varlıklarına ruhu olduğu inancına dayanır. Bundan dolayı Türkler, Tanrı’ya şükür amacıyla, ağaçlara, ateşe, suya ve tabiat varlıklarına hediye takdim etmektedir.

Güneş’e ve Ay’a da kutsiyet atfeden, Güneş’i dişi, Ay’ı da erkek olarak değerlendiren Türkler; birbiri ile ilişkili olan yerüstü ve yeraltı şeklinde iki dünyanın bulunduğunu kabul etmektedir. Üst yerin birleşik yapılı olduğu, bu yapıda gök, güneş, ay, yıldız ve dokuz evrenin bulunduğu; yer üstünde gök tanrıların ve iyi kimselerin ruhlarının yaşadığına inanılmaktadır. Yeraltı ise kötülüğün ve kötü ruhların bulunduğu yer olarak algılanmaktadır. Bu inanıştan dolayı kimse gelişigüzel yeri kazmaktan kaçınmış hatta yürürken toprak kalkmasın diye ucu yukarıya doğru bakan pabuçlar giymeyi tercih etmiştir.(Çarık kültürü bu inanıştan ileri gelmektedir)

Türkler, hayvanlara da kutsiyet atfetmekte, koyun ve at gibi sıcakkanlı hayvanların da evi ve ev sahiplerini felaketlerden koruduğuna inanmaktadır. Bu bağlamda onlar için “at”ın önemli bir yeri vardır. Halen dahi (ki benim evimin girişinde de asılıdır) ev girişlerine koç başları ve boğa başları asılması adeti sürmektedir. Türklerde “atalar kültü”nün bir diğer tezahürü de, “kurt”a duyulan
saygıdır. Hun ve Göktürk destanlarının birçoğunda “kurt” temel unsur olarak kendini gösterir. Mesela, Göktürk Türeyiş Destanında (Ergenekon) “kurt” hem kurtarıcı, hem de ata durumundadır. Göktürkler “kurt”u sadece destanlarına yansıtmakla kalmamışlar, aynı zamanda onun suretini de bayraklarında bir sembol olarak kullanmışlardır.

Türkler arasında su ve ateş de önemli yer tutmaktadır. Onlara göre ateş odundan, odun da sudan doğmaktadır. Bu bağlamda yetiştirici, saf ve temiz olan suyun bolluğu, bilgililiğin, akıllılığın ve gücün sembolüdür. Suyu kirletmek de yasaktır. Aynı şekilde ateş, Türklerde kutsal sayılmakta, temizleyici bir güç olarak görülmektedir. Özellikle kötülüklerinden şüphe edilenler için ateş, bir temizleme aracıdır. Temizliğinden şüphe edilen şeyler, iki ateş arasından geçirilerek temizlenmektedir. Türkler asla ateşin üzerinden atlamaz arasından ya da teşekkül ettikleri sistem ile altından geçmeyi uygun görürlerdi. “Tütsüleme” de bir temizleme işlemi olarak kabul görürdü ve halen kullanılmaktadır.

Ateşin alevinin yeşilimsi olması, yağmur yağmasına, mahsulün iyi ve bereketli olmasına; alevin kırmızı renkte olması savaşa; sarı renkli olması salgın hastalığa; siyah renkli olması hakanın ölümüne veya uzak yolculuğuna işaret etmektedir.

Ateş ile bağlantılı olarak ocak, ailenin direğidir ve “tabu” anlayışı ile korunmaktadır. Ocak, kutsaldır, ocağı söndürmek ve küllerini dağıtmak ırkın yok olmasının sebebidir. Suyun aziz, ateşin ve ocağın kutsal bilinmesi günümüze kadar yaşatılmıştır. Bugün de Türkler arasında en kötü beddua “Ocağın Sönsün” bedduasıdır. Bu beddua, hem soyun tükenmesini hem de kutsallığın yok olmasını ifade etmektedir. Bundan dolayı Ateş’e su dökülmesi, yanan ateşin söndürülmesi iyi görülmemiştir ve görülmemektedir. Günümüzde ateş ve ocak ile ilgili oldukça çok deyim ve atasözü vardır.

...............................

Tan Hu
04.09.2017
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.043 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.006s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.