İKİNCİ ATATÜRK
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Ocak 2020, 01:05:33


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: İKİNCİ ATATÜRK  (Okunma Sayısı 2259 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 20 Aralık 2009, 19:28:05 »

İKİNCİ ATATÜRK

Başarısızlıklar, yılgınlıklar, sürekli bunalımlar toplumları "kısa" yoldan "kesin" çözüm yolu
bulma özlemine götürmüştür. Antik sitelerde olduğu kadar çağdaş toplumlarda da
gördüğümüz bu "büyük adam kültü", çok insandan oluşan karmaşık yönetim biçimleri yerine
tek insandan meydana gelen bir karar organını yeğ tutar. "Diktatör" adı verilen, bütün güçleri
elinin altında toplayan tek insan, halk kitleleri için belli koşulların yaratıp beslediği bir
özlemdir. Bu özlemin gerçekleşmesi halinde bir atılımın yurdu saracağı ve sarsacağı, toplum
kaderinin hızla değişeceği, kokuşmuşluktan temiz havaya varılacağı sanılır durur. Ne var ki,
her diktatör özleminin gerisinde aranan tek insan bulunsa bile, yaygaracı dövizlerin, büyük
bayındırlık çalışmalarının örtemeyeceği insan onuruna ilişkin temel sorunlar vardır. "Kapalı
kapı"lar ardında olup bitenlerin de kirli havası, gün gelir, nefes almayı güçleştirir olur.
Alkışlayan eller, düşünen başlara dayanak olmakta gecikmez.
Konuyu toplumumuz açısından ele aldığımızda Ali Suavi Efendi'nin 3 Haziran 1868 günlü
"Muhbir" gazetesinin (Sayı 37, sayfa 4) İngilizce "Özet" bölümünde yer alan görüşleri
dikkatimizi çeker. Üçe indirgediği Türkiye'deki fikir akımlarını Ali Suavi Efendi İngiliz
okuyucuları için şöyle özetlemektedir: "I have reduced the parties into three: Ist party says:
(Have a Constitutional Assembly). 2 nd party says: (The appearance of a dictator, who could
clear away at one sweep, all internal and external obstacles...). 3rd party says: (The spread of
education will give birth to liberty, and liberty will give birth to a Constitution, and that will
give life to the empire-Educate)".(*)
Bu üç yoldan sonuncusunu "çok ideal" bulan Ali Suavi Efendi, 1868 yılında "Muhbir"de
yayımladığı "Osmanlının Terakkisi" adlı yazısında (Sayı 49, sayfa 2) konuyu yeniden ele
almıştır: "Eğer denirse ki (Meşveret'e hacet yok. Başta bir âkilin dudağı kımıldaması ile
olabilecek işi niçin kalabalığa düşürmeli?)
Evet, bu mümkündür. Fakat yapacak âkilin zekâ ve dehasını muaheze derecesinde büyük
olmak lazımdır. Haydi farzedelim ki, muaheze derecesinde dehalı bir zat bu işi yapsın. Ya
anın halefi ve halefinin halefi olacak zatların dehaları dahi o gibi muaheze derecesinde
olacağına kim kefil olacak?"
Ali Suavi Efendi'nin "Meşveret Meclisi" ile "Âkil diktatör" arasında yaptığı kıyaslama ve
düştüğü kuşku, ilk Osmanlı parlamentosu olan "Meclis-i Meb'usan"dan günümüze değin
zaman zaman tazelenmiştir. Atatürk'ün ölümünden sonra ise, tek insana duyulan özlem, bize
kalırsa yanlış olarak, "İkinci Atatürk" biçiminde dile getirilir olmuştur. Bu düşüncenin birinci
yanlışı, oluşunu, özelliklerini ve dayanaklarını hesaba katmaksızın bir "veri" olarak "diktatör"
kabul ettikleri Mustafa Kemal Atatürk'ü "yinelemek" düşüncesinde yatmaktadır.Halbuki
Atatürk, 1935 yılında kendisiyle konuşan Amerikalı gazeteci Gladis Baker'in "Niye diktatör
diye çağrılmaktan hoşlanmıyorsunuz" sorusunu şöyle yanıtlamıştı: "Ben diktatör değilim.
Benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar. Evet, bu doğrudur. Benim arzu edip de
yapamayacağım hiçbir şey yoktur. Çünkü ben zoraki ve insafsızca hareket etmek bilmem.
Bence diktatör, diğerlerini iradesine râmedendir. Ben kalpleri kırarak değil, kalpleri kazanarak
hükmetmek isterim."
Bu düşüncenin ikinci yanlışı, "biricik" olma niteliği taşıyan bir tarih olayının, isterseniz
eskilerin deyişiyle "Mustafa Kemal'in zuhuru" diyelim, tekrarlanabileceği inancıdır. Büyük
adamların ortaya çıkışı, belli koşulların sonucudur. 1967 yılında bu sayfalarda yazdığımız
gibi, "Büyük adamlığa özenti duyanların gerçekten büyük adam olduğu görülmüş şey
değildir. Büyük adam, tarihi koşulların yarattığı bir ortam içinde meydana çıkar ve kendi
kişiliği üzerinde yükselir. Atatürk'ün (Büyük adam kime derler) sorusuna verdiği cevap,
çevresindeki bazı insanları ve ölümünden sonraki bazı olayları anlamamız bakımından ilgi
çekicidir: (Bir adam ki büyük olmaktan bahseder, benim hoşuma gitmez. Bir adam ki milleti
kurtarmak için evvela büyük adam olmak lazımdır der ve bunun için bir de numune intihap
eder, onun gibi olmayınca memleketin kurtulamayacağı kanaatinde bulunur, bu adam
değildir)."
"İkinci Atatürk" özleminin üçüncü yanlışı, gittikçe daha karmaşık bir hale gelen devlet
çarkının yönetiminde "halk" tercihlerinin esas alındığı kadro hareketinin küçümsenmesidir.
Dünün "Halka rağmen, halk için" formülü günümüzde artık geçerli değildir. Mustafa Kemal
paşa'nın 1923 yılında görüp söylediği bir gerçeği 1972 Türkiye'sinde duymamazlıktan
gelemeyiz: "Ben zannediyorum ki, efrad-ı umumiye-i milletin hiçbirinden fazla yüksekliğe
malik değilim. Bende fazla teşebbüs görüldüyse bu benden değil, milletin muhassalasından
çıkan bir teşebbüstür. Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdani temayülâtınız bana nokta-i istinat
teşkil etmemiş olsaydı; bendeki teşebbüsatın hiçbiri olamazdı." Demokratik yönetimin
özü olan "milletin muhassalasından" doğma niteliği genel seçimlerin kazandırdığı bir
onaylamadır. "Halkla birlikte, halk için" formülünü geçerli kılan da budur.
Görüldüğü gibi, akıl yoluyla temellendirilme olanağı bulunmayan, biraz da dolaylı
koşullandırmadan doğmuş görünen bu "özlem" bir "özenti"den başka bir şey değildir. İnsanın
kendisini bu "özenti"ye kaptırıp "Atatürk nerdesin?" diye arananlara, Atatürkçü değer
sistemine ne denli bağlı olduklarını soracağı geliyor. Karşıtlarının Atatürkçü görüntüye dört
elle sarıldıkları ölümünün 34. yılında Atatürk, bütün yozlaştırma çabalarına rağmen, yalnız bir
"tarih" olarak değil bir "yol açıcı" olarak da ağırlığını duyurmakta devam etmektedir. "İkinci
Atatürk" özentisine karşı çıkacak ilk engel de onun tarihsel kişiliği olacaktır.

Yeni Ufuklar, sayı 187, Aralık 1967
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 2.175 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.