BİR VATANI KURTARMAK/ BİR ÜLKEYİ YENİDEN YARATMAK
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 11 Kasım 2019, 23:11:35


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: BİR VATANI KURTARMAK/ BİR ÜLKEYİ YENİDEN YARATMAK  (Okunma Sayısı 2172 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 04 Mart 2010, 22:58:24 »

BİR VATANI KURTARMAK/ BİR ÜLKEYİ YENİDEN YARATMAK


İmparatorluğun son yüzyılında, özellikle 1850’li yıllardan sonra
yaşanan sonuçları ağır gelişmeleri bir an görmezden gelerek
değerlendirme dışına çıkarsak ve sadece 1900-1950 yılları
arasındaki olayları dikkate alsak bile, söz konusu sürecin Dünya,
Türkiye ve İzmir’in kaderindeki belirleyiciliğini kavramak hiç zor
olmayacaktır. 1911 yılından itibaren Trablusgarp ve Balkan
Savaşları, I. Dünya Savaşı, İstiklal Savaşı ve II. Dünya Savaşı gibi
dünya ölçeğindeki harplerin hepsi bu elli yıllık zaman diliminde
gerçekleşmiştir. Sadece savaşlar mı? İmparatorluğun çöküşü, bir
çok cephede yürütülen savaşların başta insan kaynağı olmak
üzere hem üretici nüfusu yok etmesi hem de toplumsal yapı ve
dengeleri başa çıkılması zor bir şekilde tahribata uğratmasına
karşın onca olumsuzluk ve yokluk içinde, 1919-22 arasında
İstiklal Savaşı’nın organize edilip kazanılması adeta mucizedir.
Çok iyi bilinmektedir ki, savaşın kazanılmasıyla sorunların belki en ağır ve acil olanı çözülmüştür
ama bu var olan problemlerin sadece birisidir. Saltanat ve hilafetin lağvı, yeni rejimin ilanı ve
devrimlerin hayata geçirilmesi, siyasal kavgalar ve rejim tartışmaları tüm hızıyla devam ederken
patlayan 1929 Dünya Ekonomik Krizi, zaten iflas halindeki iktisadi ve ticari hayatı tamamen
durdurmuştur. Kısa bir süre sonra başlayan ve 1939-1945 arasında süren 2. Dünya Savaşı genç
Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi koşullarda kurulup geliştirildiğinin, en yüzeysel özeti olarak; bu
mucizevi olayın en belirgin satır başları olarak okunabilir.
Bu tabloyu daha anlamlı kılan olaylar zinciri ise, tarih
edebiyatımızın biraz göz ardı ettiği ve çok değinmediği
iktisadi alandaki başarılı uygulamalarda izlenmektedir.
1900’lü yılların başından itibaren bütün bu önemli olayların
içinde yer alan ve bu yakıcı süreci birebir yaşayan Mustafa
Kemal ve arkadaşları yani Cumhuriyeti kuran kadro için
ekonomisi güçlü bir ülke yaratmak, vatanı kurtarmanın asıl
anlamıydı. Çünkü, 1922 yılının 9 Eylül günü İzmir’de
noktalanan askeri harekat yıllardır devam eden hızlı
çöküşün durması anlamına geliyordu. O gün durdurulan çöküşün yükselişe dönüşebilmesi için
güçlü ve müreffeh bir ülke yaratmaktan başka hiçbir yol yoktu. Bu net gerçek bizatihi Mustafa
Kemal tarafından her fırsatta dile getiriliyordu. Hatta savaş yıllarında bile bu amacı
gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar ve stratejik arayışlardan geri durmamıştı. Tarımsal verimliliği
artırmak için gelişkin pulluklar ithal etme niyeti ve bununla
ilgili araştırmalar yaptırması son derece anlamlıdır. Aynı
şekilde, daha Cumhuriyetin ilanından önce henüz Lozan
görüşmeleri yapılırken İzmir İktisat Kongresi’ni toplaması ve
iktisadi politika arayışlarına ilgili bütün tarafları ortak etmesi
kalkınma konusuna verilen önemi yansıtır. Savaşlar ve
cephelerde geçen bir hayatın içinden gelen Mustafa Kemal
Paşa ve arkadaşları, kazanılan avantajın kıymetini herkesten
çok daha iyi biliyorlardı tespiti zorlama değildir.
Mustafa Kemal Paşa’nın iktisadi kalkınma konusundaki en önemli yardımcısı gerçekçiliği ve
rasyonalitesi olmuştur. Tıpkı savaşlarda olduğu gibi gerçekçi bir durum tespitinden hareketle
yaptığı planlamayı stratejiye dönüştürmesinden sonra istikrarlı ve ısrarlı takipçiliğini, iktisadi alanda
ve devrimler konusunda da izlemek gayet kolaydır. 15 Ocak 1923’te başlayan ve Mart sonuna
kadar süren uzun yurt gezisinde, İzmir İktisat Kongresi’nden
sonra netleşmeye başlayan ekonomik politikalar konusunda
verdiği mesajlar bakımından son derece önemlidir. Bu gezide
Eskişehir, İzmit, Bursa, Manisa, Balıkesir, İzmir, Afyon, Konya,
Adana, Mersin ve Tarsus gibi potansiyeli olan, piyasa hareketleri
ve çeşitliliği bakımından deneyimli merkezlere uğramış;
konuşmalar yapmıştı. Bu konuşmalarda bir taraftan rejimin
siyasal ve ekonomik olarak sadece bir sınıfın çıkarlarını
gözetmeyeceğini; bütün kesimlerin çıkarlarını korumayı
hedeflediklerini vurgularken diğer taraftan sermayedar ve
müteşebbis yaratmayı ihmal etmeyeceklerini belirtiyordu.
Balıkesir Paşa Camii’nin minberinden yaptığı konuşmada “ ... Kaç milyonerimiz var? HİÇ!
Binaenaleyh biraz parası olanlara düşman olacak değiliz. Bilakis memleketimizde birçok
milyonerlerin, hatta milyarderlerin yetişmesine çalışacağız” sözleriyle dile getirdiği durumun ne
demek olduğunu çok iyi biliyordu. Daha 1908 yılından sonra oluşmaya başlayan ve özellikle 1.
Dünya Savaşı içinde iyice yerleşen Milli İktisat fikrinin gözden geçirilmiş ve 1923 koşullarına göre
uyarlanmış şeklini dile getirmekteydi. Tahmin edileceği üzere bu sözler Ulusal Burjuva yaratmak
ve kapitalist müteşebbisleri çoğaltmak için yeni rejimin destek olmaktan kaçınmayacağını,
engelleyici değil teşvik edici olacağını haber veriyordu. Burada özellikle vurgulanması gereken,
yeni rejimin kayırmacı bir yandaş politikası veya ekonomiye geri dönüşümü olmayan popülist
yaklaşımları değil, müteşebbis yaratma politikasını benimsediğidir. Kayırmacı ve popülist
yaklaşımların 1950 sonrasından günümüze doğru yükseldiğini belirtmeden geçmemek gerekir.
Aynı şekilde tarım sektörünün dönüştürülmesi ve verimliliğin artırılmasının da hedeflendiği
bilinmektedir. Miras yoluyla parçalanan ve küçük parsellere dönüşen arazi dağılımında “intensive”
tarım yapılamayacağını, büyük arazi sahiplerinin kollanması gerektiğini son derece rahat bir dille
ifade etmekten de geri durmuyordu: “ ... Bizde büyük araziye kaç kişi sahiptir? Bu arazinin miktarı
nedir? İncelenirse görülür ki, memleketimizin genişliğine rağmen hiç kimse büyük araziye sahip
değildir. Büyük arazi sahiplerini de himaye edeceğiz.” 1923 Türkiye’sinde en geniş sektörün tarım
olduğu hatırlanırsa, tarımın kalkınma için önemli bir kaynak ve potansiyel olduğu kolayca anlaşılır.
Mustafa Kemal Paşa tarımsal verimliliği artırmanın bütün
toplum kesimine yansıyacağını ve durmuş olan ekonominin
canlanmasında etkin rol oynayacağını bilmektedir. Hatta o
yıllarda devletin en yaygın vergi kaynağı olan öşür/a’şar
vergisinin kaldırılmasını bu açıdan değerlendirmek gerekir.
Köylünün yıllardır şikayet ettiği bu verginin kaldırılması, rejimin
yerleşmesi için geniş halk yığınları arasında hoşnutluk
yaratacaktır fakat bu karar bir o kadar da ekonominin
canlanması için alınmıştır.
Devlet en büyük finans kaynağından vazgeçerken aynı zamanda vergiyi modern ekonominin
anlamı çerçevesine oturtmaktadır. Çünkü, bilindiği üzere a’şar vergisi, elde edilen ürün üzerinden
1/10 oranında ayni olarak harmanda tahsil edilmekteydi. Bu yöntem son derece ilkel bir anlayışın
devamından başka bir şey değildi. Moneter(nakit) ekonomisinin canlanması için yüzyıllar
öncesinden kalma ayni vergilendirme veya bedelinin tahsili, hiç uygun olmayan bir yöntemdi.
Üstelik toplanan verginin maliyeti son derece yüksekti; a’şar tahsildarlarının çokluğu bile tek
başına vergi maliyetini son derece yükseltiyordu demekte sakınca yoktur.
Halbuki modern ekonomilerde mal pazara arz edildiğinde, alım-satım sırasında
vergilendirilmektedir. 1926 yılından itibaren Türk köylüsü, ürün üzerinden oransal vergi yerine,
alım satım esnasında vergilendirilen mükellef kimliği kazandılar. Ve tabii ki vergi nispeti ve maliyeti
azaldığı için daha az vergi ödemeye başladılar. Bu karar aynı zamanda köylünün gelirini ve
dolayısıyla alım gücünü artırdığı için bütün ülke çapında gözle görülür bir talep artışı getirdi ve
canlanan ekonomiden sağlanan gelir ve toplanan vergi fazlasıyla devlet hiçbir gelir kaybına
uğramadı.
Verilen örnekten anlaşılacağı üzere, alınan kararlar ve uygulamalar modern ekonominin ruhuna
son derece uygun; aynı zamanda düşünülmüş ve hesaplanmış reformlardır. Bu nedenle 1926-
1939 arasında yani 2. Dünya Savaşı’nın başlamasına kadar, gayri safi yurtiçi hasıla yıllık ortalama
%5.6 oranında büyümüştür. Üstelik, 1929 Dünya Krizi’nin tahripkar etkisine rağmen...
Bu süreçte yapılan demiryolu ve kara yolu, kentlerin altyapıları için gerçekleştirilen yatırımlar,
eğitim ve sağlık harcamaları, ayrıcalıklı yabancı sermaye yatırımlarının millileştirilmesi için yapılan
ödemeler, Osmanlı borçlarının tasfiyesi için harcanan meblağ ve benzeri büyük giderler
düşünüldüğünde, sergilenen performans ve elde edilen ekonomik başarının parlaklığı kolayca
görülür. Sergilenen tablo alınan kararlar ve uygulamaların yerindeliğini açıkça ifade etmektedir.
Bu dönem uygulamalarını liberal ekonominin gereklerine uymayan, katı devletçi yaklaşımların
hakim olduğu bir program olarak tanımlamak tartışmalı bir değerlendirmedir. Müteşebbis ve
sermeyenin olmadığı, savaşlarla tahrip olmuş, en gelişkin ve dünya ekonomisiyle entegre olmuş
bölgesi işgal altında kalmaktan başka önemli kentleri yakılmış olan bir ülkede piyasanın kendi
dinamikleriyle gelişecek bir ekonomiden ne kadar söz edilebilir? Edilirse bu ne kadar gerçekçi
olur? Başta özetlemeye çalıştığımız tabloya geri dönecek ve birkaç unsur daha ekleyecek olursak
yararlı olabilir. Bu bakımdan cumhuriyetin sadece 1914-1922 yılları arasında, yani 1. Dünya ve
Kurtuluş Savaşı yıllarında 1.800.000 kişinin kaybedildiği bir miras devraldığını söylemek bile
yeterlidir. Kaçınılmaz bir zorunluluk olarak uluslararası bir anlaşmanın gereği olarak yapılan nüfus
mübadelesinde giden insan ve sermayenin de hesaba katılması durumunda, savaş yorgunu
tanımlamasının anlatmaya yetmeyeceği bir sonuçla karşı karşıya kalındığı açıkça anlaşılır. Rejim
sorunu, yaşanan gerilimler ve hesaplaşmaların getirdiği kaos dönemlerini de gözden ırak
tutmamak gerekir.
Bu nedenle, devlet kendisi müteşebbis olmak
durumunda kalmıştır demekte sakınca yoktur.
Üstelik özel teşebbüsü hiçbir zaman engelleyici de
olmamıştır. 1923-1938 arasındaki devletçilik veya
tam anlamıyla devletçilik ideolojisi, model yaratma
üzerine kuruludur. Bizzat Atatürk’ün kendisi modern
tarımı yaratmak için yönlendirici olmak üzere
çiftlikler kurmuştur. Sanayileşmede de aynı yaklaşımı
görmek mümkündür. Acil ve ertelenemez ihtiyaçlar
için şeker, çimento, tekstil fabrikaları kurulurken, özel
teşebbüsün önüne engeller konulmamıştır. Bankacılık sisteminde yabancı banka ve kredi
egemenliğini yerli sermaye lehine çevirmek için devlet bankaları da kurulmuş ama bunun yanında
çok ortaklı özel bankaların kurulması da teşvik edilmiştir. İş Bankası veya İzmir’de kurulan ve
neredeyse bütün memur ve esnafın hissedar olduğu Esnaf ve Ahali Bankası (sonradan ismi
değişecek ve Egebank olacaktır) örneklerden sadece ikisidir. Bu nedenle, bir taraftan devlet
yatırımları yapılırken bir taraftan da Teşvik-i Sanayii kanunu çıkarılarak özel teşebbüse fırsat
verilmiştir.
Bu dönem üzerine düşünülürken, devletin müteşebbis yaratma
politikalarının geçerli olduğu ama kayırmacılık ve popülizmden
uzak durulmaya çalışıldığı; devlet yatırımlarının daha çok model
yaratan bir bakış açısıyla yapıldığı unutulmamalıdır. Piyasa
ekonomisi, rekabet ve hür teşebbüsün önündeki en büyük
engelin 1950’den 1980’lere kadar liberal politikaları savunan
ama en büyük devlet yatırımlarını yapan iktidarlar döneminde
yaratıldığını gözden uzak tutmamak gerekir. Üstelik bu süreçte
ücretler ve rantabl olmayan projelere verilip de geri dönmeyen
krediler, yerindelik ilkesiyle bağdaşmayan atıl ve verimsiz
yatırımlara kadar uzanan popülist yaklaşımların israf ettiği
kaynağın miktarını hesaplamak düşüncesi bile ürkütücüdür.


                   KAYNAKÇA
 -Yahya S. Tezel, Cumhuriyet Döneminin İktisadi Tarihi(1923-1950), Ankara 1984
 -Zafer Toprak, Türkiye’de Milli İktisat, Ankara 1982
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.104 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.008s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.