Başbuğumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Kasım 2017, 10:40:32


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2 3 4
  Yazdır  
Gönderen Konu: Başbuğumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk  (Okunma Sayısı 131346 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Almila
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 93



« : 29 Kasım 2008, 18:44:48 »

ATATÜRK



1881 yılında, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir ili olan Selanik’te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır. Babasını küçük yaşta kaybettikten sonra ilkokulu Selanik’te Şemsi Efendi Mektebi’nde okudu. Öğrenimini Selanik Askerî Rüştiyesi ve Manastır Askeri İdadisi’nde sürdürdü. 1899’da girdiği İstanbul Harbiye Mektebi’ni 1902 yılında piyade teğmeni rütbesiyle, Harp Akademisi’ni de 1905’te kurmay yüzbaşı olarak bitirdi.

Mustafa Kemal 1905 yılında Şam’da 5. Ordu’da, 1907’de Makedonya’daki 3. Ordu’da görevlendirildi. Manastır ve Selanik’te görevli iken 1909’da İstanbul’daki (31 Mart Vak’ası) ayaklanmayı bastıran Hareket Ordusu’nda görev yaptı. Arnavutluk isyanını bastırma harekâtına katıldı. 1911’de İtalya’nın Trablusgarp’a asker çıkarması üzerine Tobruk’a gönderildi. Tobruk ve Derne’de Türk Kuvvetlerini başarı ile yönettikten sonra binbaşı rütbesiyle 1912–1913 yıllarında Balkan Savaşı’na katıldı; Edirne’yi Bulgaristan’dan geri alan kolorduda görev yaptı. 1913–1915 yıllarında Sofya’da ataşe olarak bulundu. Birinci Dünya Savaşı’nda, 1915’te, 19. Tümen Komutanı olarak Çanakkale Savaşı’na katıldı. Gelibolu’da düşman saldırılarını başarı ile durdurdu; “Anafartalar Kahramanı” olarak ün kazandı.

1916’da Doğu Cephesi’ne Kolordu Komutanı olarak atandı ve generalliğe yükseltildi. Rus saldırılarını durduran Mustafa Kemal, Bingöl ve Muş’u düşmandan geri aldı. 1917’de Filistin ve Suriye’de görevli 7. Ordu Komutanlığı’na atandı. Aynı yıl Veliaht Vahdettin ile Almanya’ya gitti.

Alman Genel Karargâhı ve Alman savaş cephelerinde incelemeler yaptı. 1918’de yeniden görevlendirildiği Suriye cephesinde 7. Ordu Komutanı iken, Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra İstanbul’a geldi. Ülkeyi düşman işgalinden kurtarmak amacını gizli tutarak, Ordu Müfettişliği görevi ile İstanbul’dan ayrıldı.

Karadeniz yoluyla 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, 22 Haziran 1919’da Amasya Genelgesi’ni yayımladı. Türk milletine, “Vatanın bütünlüğünün ve milletin bağımsızlığının tehlikede olduğunu, azim ve kararlılıkla vatanın kurtarılması için Sivas’ta bir kongre toplanacağını” bildirdi. Ayrıca Osmanlı Hükûmeti’nin verdiği görevden ve askerlikten istifa ederek 23 Temmuz 1919’da Erzurum’da, 4 Eylül 1919’da Sivas’ta toplanan kongrelerin başkanlığını yaptı.

Bu kongrelerde, “Düşman işgaline karşı milletin vatanı savunacağı, bu amaçla geçici bir hükûmetin kurulacağı ve bir millî meclisin toplanacağı, manda ve himayenin kabul edilmeyeceği” kararları alındı ve açıklandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, onun çabalarıyla 23 Nisan 1920’de Ankara’da tarihî görevine başladı; Mustafa Kemal, Meclis ve Hükümet Başkanı seçildi. Osmanlı Hükümeti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Sevr Antlaşması’nı Türk milletinin kabul etmediğini dünyaya duyurdu.

İtilaf Devletleri’nin yardımıyla İzmir’i işgal eden Yunan Kuvvetlerinin ilerlemesi 1921’de Birinci ve İkinci İnönü savaşlarıyla durduruldu. 23 Ağustos 1921’de yeniden saldıran Yunan Ordusu bozguna uğratılarak Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın yönettiği Türk Ordusu Sakarya Meydan Savaşı’nı zaferle sonuçlandırdı. 22 gün geceli gündüzlü süren bu savaşta Yunan Ordusu ağır kayıplara uğratıldı. Bu zafer nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Mustafa Kemal’e ‘Mareşal’ rütbesi ve 'Gazi' unvanı verildi. Türk Ordusu, vatanı düşman işgalinden kurtarmak için 26 Ağustos 1922’de karşı saldırıya başladı. Mustafa Kemal Paşa’nın yönettiği Başkomutan Meydan Savaşı’nda (30 Ağustos 1922) Türk Ordusu Yunan Ordusu’nun büyük kısmını yok etti. Bozguna uğrayarak kaçan düşman kuvvetlerini izleyen Türk Ordusu 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi. 11 Ekim 1922’de Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı ve İtilaf Devletleri işgal ettikleri Türk topraklarından çekildiler.

Kurtuluş Savaşı’nın ardından TBMM tarafından 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyet ilan edilirken, Mustafa Kemal de Cumhurbaşkanı seçildi. 1938’deki ölümüne dek arka arkaya 4 kez cumhurbaşkanı seçilen Atatürk, bu görevi en uzun süre yürüten cumhurbaşkanı oldu.

Mustafa Kemal’e, 24.11.1934 günlü, 2587 sayılı kanunla Atatürk soyadı verildi ve bu soyadının başkaları tarafından kullanılması yasaklandı.

Mustafa Kemal Atatürk, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’nın etkilerini hafifletmek ve ülkenin kalkınmasını hızlandırmak amacı ile 1933’te Beş Yıllık Sanayi Planı’nı başlattı. Aynı dönemde dış politikada da önemli adımlar atıldı; Milletler Cemiyeti’ne girilmesi (1932), Balkan Antantı’nın imzalanması (1934), Montrö Boğazlar Sözleşmesi (1936) ve Sadabat Paktı (1937) gibi girişimler Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada etkili bir aktör olarak öne çıkmasına katkıda bulundu. Atatürk, Hatay’ın anavatana katılması için yoğun bir diplomatik çaba sarf etti ve onun bu amacı, vefatının ardından 1939 yılında gerçekleşti.

Atatürk, yalnızca Türk milletinin Kurtuluş Savaşı’nı başarı ile yöneten bir komutan değil, aynı zamanda gerçekleştirdiği devrimler ile de dâhi bir devlet adamı idi. 57 yıl süren yaşamının büyük kısmında, milletinin ve vatanının bağımsızlığı ve mutluluğu için yılmadan çalıştı ve girdiği her mücadeleden zaferle çıktı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, cesur ve unutulmaz önderi Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938’de aramızdan ayrıldı.



Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCI
IŞBARA ALP
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 04 Aralık 2008, 10:04:01 »

ATAM izindeyiz.

Emanetini canımız pahasına koruyoruz,gün geliyor onlarca şehit veriyoruz,gün geliyor bu emanet için TÜRK çocukları kahpe mermilere göğüslerini siper ediyorlar.

YA İSTİKLAL YA ÖLÜM  parolası beynimizde kazınmış olarak her duruma  hazır oarak bekliyoruz
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Urungu yko
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 04 Aralık 2008, 10:48:47 »

ATAM senin devrimlerine karşı gelen kansızlar iş başında sarmışlar dört biryanı,muhtaç olduğumuz kudretin damarlarımızdaki asil kanda olduğunu unutmadan onlara gereken dersi vereceğimizden emin olabilirsin,artık öyle bir zamana geldiki bıçak kemiğe dayandı.Bu ders onlara ya verilecek ya verilecek.

TANRI TÜRKÜ KORUSUN -NE MUTLU TÜRK DOĞANA
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Almila
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 93



« Yanıtla #3 : 04 Aralık 2008, 18:00:02 »

YURTTA SULH,CİHANDA SULH.desekte Atam İZİNDEYİZ
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCI
MUKANNA
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 99



« Yanıtla #4 : 04 Aralık 2008, 18:08:15 »

ATATÜRK ÖLMEDİ YÜREĞİMİZDE YAŞIYOR.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TÜRKÇÜ
Bozkurt Ayzıt
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 57



« Yanıtla #5 : 29 Aralık 2008, 11:35:16 »

ATAM İZİNDEYİZ
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 29 Aralık 2008, 12:02:53 »

Bozkurtların BAŞBUĞU ruhun ŞAD olsun.Biz buradayız,gözün arkada kalmasın,ırkı bozuklarla senden öğrendiğimiz yöntemlerle uğraşmasını çok iyi biliriz,NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ŞamanisTürk
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : 30 Aralık 2008, 16:34:11 »

Liderlik Sırları Bunlar Olsa Gerek

Bu zamana kadar bize aktarılan bilgilerle ATATÜRK'ün hep 'asker' ve 'devlet adamı' tarafını tanıdık. Şimdi gelin ATATÜRK'ü bilinmeyen yönleriyle keşfedelim.



****



-ATATÜRK'ün En büyük düşmanı; hani şu ordularını denize döktüğü düşmanı, Yunan başkomutanı Trikopis, hiçbir zorlama olmadan, hiçbir baskı olmadan her Cumhuriyet Bayramı Atina'daki Türk büyükelçiliğine gidiyor, ATATÜRK'ün resminin önüne geçiyor ve saygı duruşunda bulunuyor.



****




- Yıl 1938. General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı dönemi. Birden çok sıkılır ve yanında duran yüz yirmiden fazla kişiye döner ve aynen şöyle der: "Şu anda hiçbirinizi değil, büyük yeteneği ile Mustafa Kemal'i görmek için neler vermezdim."





****





-Yıl 1938. Bir İranlı şair, bir Tahran gazetesine ölümü üzerine bir şiir yazar. İşte o şiirin iki mısrası: "Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir."



****




-Yıl 1976. UNESCO üyelerine bir öneriyle gelir. Bu ATATÜRK'ün doğumunun yüzüncü yılını, UNESCO üyesi 152 ülkede aynı anda kutlama önerisidir. Birden İsveç delegesi ayağa kalkar ve şunları söyler: "Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?" Bu sözler üzerine, Rus delegesi ayağa fırlar, yumruğunu masaya vurur ve 152 ülkenin delegelerine aynen şunları söyler; "Genç delege arkadaşıma hatırlatmak isterim ki ATATÜRK öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir, bırakın onu bir yıl anmayı her ülke her probleminde onu çare olarak aramalıdır." Oylamanın yapılacağı gün öneriye itiraz eden İsveçli delege kürsüye gelir ve şunları söyler: "Ben ATATÜRK'ü inceledim bütün ülkelerden özür diliyor ve ilk imzayı ben atıyorum." Oylamanın sonucuna gelince, UNESCO tarihinde ilk ve tekdir hiç negatif oy yok, hiç çekimser oy yok, 152 ülkede öneriye imza atar.



****



-Yıl 1996. Haiti Cumhurbaşkanı ölür. Bir vasiyet bırakmıştır. Vasiyet açılır. Vasiyetinde mezar taşına yazılması için bir metin çıkar. Metinde aynen şunlar yazar: "Bütün ömrüm boyunca Türkiye'nin lideri Mustafa Kemal ATATÜRK'ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm"



****


-Yıl 2000. ABD Başkanı milenyum mesajı yayınlar. Mesajın bir yerinde aynen şunları söyler: "Bugün milenyumun hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı Mustafa Kemal ATATÜRK'tür. Çünkü; o, yılın değil asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir."



****



-Norveççe'de "ATATÜRK gibi düşünmek" deyimi varmış. Örneğin; okulda öğretmen bir öğrenciye çözmesi için problem verdiğinde , eğer öğrenci tembellik eder problemi çözmez ise öğretmen ona problemin mutlaka bir çözümü olduğunu birde ATATÜRK gibi düşünmesi gerektiğini söylermiş.



****




-Bir İngiliz gazeteci ATATÜRK'le röportaj yaparken, röportajın bir yerinde Mustafa Kemal'e şöyle sorar: "Birleşmiş Milletlere üye olmayı düşünüyor musunuz?" Mustafa Kemal'in cevabı aynen şöyle : "Şartlarımızı koyarız. Kabullerine bağlı. Biz üye olmak için müracaat etmeyiz. Eğer davet gelirse düşünürüz". Evet, Birleşmiş Milletler sadece Türkiye'yi davet edebilmek için yasasını değiştirir ve ilk davet edilen ülke Mustafa Kemal'in ülkesi olur.





****




-Tarih ATATÜRK'ü ağlarken çok ender tespit etmiştir. İlki Çanakkale'de topçu atışımız başladığı sırada döktüğü gözyaşıdır. Diğeri ise: Çankaya'dan meclise gelirken, yol üzerinde sadece ama sadece bir tek iğde ağacı varmış. ATATÜRK o iğde ağacının önünden geçişlerin de arabasını durdurur, iner ve o iğde ağacına selam verirmiş. "Aman demişler paşam ne yapıyorsunuz böyle?". "Eee demiş, o, yediğim meyvenin, sığındığım gölgenin, soluduğum havanın bir neferi. En az diğer neferler kadar bunun da selama hakkı var". Yani "niye şaşırıyorsunuz?" der gibiymiş. Ve bir gün yanında bulunan arkadaşına "İşte bu benim..." derken bide bakıyor ağaç yok ortada hemen iniyor "Ne yaptınız bu ağaca" diyor. "Paşam" diyorlar "yolu genişletmek için mecburduk kestik o ağacı". "Yahu bitek bana soraydınız bu ağacı kurtaracak bir yolu mutlaka bulurdum" diyor. Daha fazla dayanamıyor, arabasına biniyor, şoförünün ve arkadaşının gözü önünde hüngür hüngür ağlamaya başlıyor. Bir tek iğde ağacı için mi dersiniz? Hayır. Çok zor şartlarda kurtardığı bu topraklarda yetişen bir canlıdır o ve lideri olduğu bu toprakların da o iğde ağacının da sorumluluğu Mustafa Kemal'in omuzlarındadır da onun için.



****




-Yıl 1930. ATATÜRK Yalova köşküne doğru çıkmakta. Bir de bakar bir bahçıvan koca bir çınar ağacını kesmek üzeredir. "Yahu" der "sen hayatında hiç böyle bir ağaç yetişdirdin mi ki? Kesmeye muktedir görüyorsun kendini ve niye?" der. Bahçıvan derki: "Paşam çınar ağacının kökleri köşkün temelini kaldırdı, yaprakları da köşkün pencerelerine müdahale ediyor. Ya köşkü kaybedeceğiz ya ağacı keseceğiz. Onun için de kusura bakmayın ama biz ağacı kesiyoruz". Bir an düşünür; "Hayır gerekirse köşkü ağaçtan uzaklaştırırız" der. Derler ki bu gün Mustafa Kemal bir hoş. Ne demek köşkü tutup ta ağaçtan uzaklaştırmak? Mühendis değil, mimar değil, ziraatçı değil ama ne yapar biliyor musunuz? İstanbul'daki köprü altındaki tramvay raylarını Yalova'ya taşıtır. Köşkü hiç yıkmadan olduğu gibi tutarak kendisi de kazma kürek temelini kazar ve köşkün altına tramvay raylarını döşeyerek köşkü ağaçtan 4 metre 80 santim kenara çeker. hala Cumhuriyetimiz gibi ayakta durmakta olan çınar ağacının kurtuluşunu temin eder.





****




-Chicago özelin haberi aynen şöyle: "Vanderbit Üniversitesi profesörlerinden doktor Kirk Landın laboratuarlarında muhtelif ameliyeler neticesinde kırmızı renkte yeni bir çiçek elde etmiştir Profesör bu yeni çiçeğe isim ararken, yanında duran Tarsus Kolejinde ATATÜRK'le tanışmış, ondaki tabiat bilgi ve ilgisine hayran olan bir diğer profesör bu çiçeğe ATATÜRK isminin verilmesini önermiştir. Bu öneri dünya nebatat dairesine iletilmiş ve ATATÜRK'ün yaptığı çalışmaların anlatıldığı toplantıda oy birliğiyle kabul edilmiştir". Yani dünyadaki her ülkede bu çiçek Gazi ATATÜRK adıyla üretiliyor ve satılıyor.



****




-Tahsin COŞKAN Cumhuriyetin ilk yıllarında genç bir ziraat mühendisidir. ATATÜRK: "Gel Tahsin seni bir yere götüreceğim fikrini almak istiyorum" der. Giderler, ATATÜRK'ün gösterdiği yere bakar Tahsin ÇORAK. Bataklık, sivrisinek salgını, hayvan leşlerinin olduğu berbat bir arazidir. "Ya paşam hayrola" der. ATATÜRK, "Buraya bütün masrafı cebimden olmak üzere bir orman çiftliği yapmak istiyorum" der. "Ya paşam buranın ıslahı ya sizin paranızı tüketir ya da zamanınızı, neden bu kadar mümbit topraklar varken gelip de burayı tercih ettiniz?" der. ATATÜRK'ün cevabı ATATÜRK'çedir. Derki "Ben en zor olanı yapayımda siz arkamdan kolayları nasıl olsa yaparsınız". Bu arada Tahsin ÇOŞKAN "Paşam burda hiçbir şey yetişmez, pek uğraşmayın" der. Ama dinleyen kim. Derki "Tahsin buraya ziraatçileri getir, incele, bana burasıyla ilgili resmi bir yazı getir". Biraz sonra Tahsin COŞKAN çok mutlu, kendi dediği çıktı, üzerinde "Burada hiçbir şey yetişmez" yazılı, altında da ziraatçilerin imzasının olduğu bir belgeyi Mustafa Kemal'in önüne koyar. ATATÜRK biraz mütebbessim okur bu yazıyı. Kalemi alır, bu kağıdın yanına aynen şunları yazar: "BURASI VATAN TOPRAĞIDIR, KADERİNE TERK EDEMEYİZ". Etmez de. Buraya kendi elleriyle çam ve köknarı diker. Sonra Bütün Ankara halkını bedava trenlerle buraya getirtir, ağaçlar boy vermişlerdir, insanlar altında dinlenmektedirler, havuz yapılmıştır, çocuklar yüzmektedirler. Süt ürünlerinin üretildiği bir fabrika yaptırır. Üstelik bu masrafların hepsini kendi cebinden karşılar.



****




Nebizade diye bir arkadaşı vardır ve kafası çok karışıktır. "Yahu paşam senden başka bir tek kişi burada bir ağaç yetişeceğine inanmadı. Peki sen nasıl anladın burada orman olacağını?" der. ?Gel Nebizade gel, şimdi anlatayım sana. Tahsin ÇOŞKAN'ın burada bir şey yetişmez dediği günün akşamı tebdili kıyafetle Çankaya'dan kaçtım, burada ki köylülere geldim. Köylüler beni tanımadılar. Köylülere, ağalar burada ağaç yetişip yetişmeyeceğini bana en kolay yoldan nasıl ispat edersiniz dedim. "Al dediler", bana bir testi su verdiler, bir de kazma kürek. "Kaz orayı iki gün sonra gel biz sana ne olacağını söyleriz" dediler. Ah o iki gün Çankaya'da nasıl geçti bir Allah bilir bir de ben. İki gün sonra gittim testiyi çıkardım, testinin içinde su bitmişti, köylülere uzattım. Dediler ki bana "ağa testide su

kalmamış, toprak su emiyor, bakma bunun üstünün kurak olduğuna, biraz uğraş burada ne ekersen biçersin". Ve Tahsin COŞKAN'ın o raporu bana getirdiği gün ben çoktan projeye başlamış epey de ilerlemiştim? diyecektir.



****




-Yıl 1935. Ahlatlıbel'e gidelim. Ahlatlıbel Ankara yakınlarındaki kazıların başladığı yer biliyorsunuz. Bütün arkeoloji kazılarının yapılma emrini veren Mustafa Kemal, müzelerin açılma emrini veren de Mustafa Kemal. Ama bugünkülerde olduğu gibi açın, kazın, imza; öyle değil. Bakıyorsunuz Efes kazıları başlıyor iki kere gidiyor, Konya'da Asar kazıları başlıyor başında, birde bakıyorsunuz Ahlatlıbel kazıları başlamış başında, toprak alıyor, ölçüyor, biçiyor. "Ya ne yapıyor Mustafa Kemal" diyorlar. Çankaya'ya gidiyor, Çankaya'da üç gün üç gece hiç uyumadan -uyumamak için alnına ıslak bezler koydurmuş- birilerini çağırıyor, telefonlar ediyor bir heyecan bir telaş. Üç gün sonra Ahlatlıbel'e geliyor. arkeologlara heyecanla: "kazdığınız yer yanlış, şurayı kazmanız gerekir" diyor. Yabancı arkeologlar "el insaf paşam, anladık iyi askersin iyi devlet adamısın ama yani bu işte bizim işimiz niye karışıyorsun? der gibi aralarında birkaç şey oluyor ama emir büyük yerden. Başlıyorlar Mustafa Kemal'in gösterdiği yeri kazmaya. Sonuç mu? Bütün bulgular oradan çıkacaktır. Yabancı arkeologlar İnat uğruna, kendi ceplerinden öder ve dedikleri yeri kazarlar ama hiçbir bulguya rastlamaycaklardır.



****



-Bir gazeteci ATATÜRK'e sorar "size de diktatör diyorlar ne dersiniz?". ATATÜRK şöyle bir bakar, "Eğer ben diktatör olsaydım hanımefendi bu soruyu sorduktan sonra siz asla canlı kalamazdınız" der.



****



-ATATÜRK, "Çocukluğumda elime geçen iki kuruştan birini eğer kitaplara vermeseydim bu gün yapabildiğim işlerin hiçbirini yapamazdım". Çocukluğunda eline geçen iki kuruştan birini kitaplara verdiği için 35 yaşında general, 40 yaşında başkomutan, 42 yaşında cumhurbaşkanı, 46 yaşında dünyada pek çok reformist var ama hiç biri dile dokunabilmeyi cesaret edememiştir; dile dokunabilen tek reformist Mustafa Kemal'dir. İşte bunu yapabilen ve 53 yaşında nutku yazan genç olarak tarihimize geçecektir Mustafa Kemal.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 13 Ocak 2009, 21:11:53 »

Gazi'ye İstida

Bu yurt mahrum güzellikten, ümrandan...
Köylülerin nasibi yok irfandan,
Ey kurtaran bizi zalim Yunan'dan!
Kurtar bizi birçok düşmandan!



Medeniyet, gerçi bize uzaktır,
Mefkûremiz güneş kadar parlaktır,
Bütün millet yükselmeğe müştaktır:
Kurtar bizi cehaletten, noksandan!

Mektep, müze, darülfünun isteriz,
Terakkimiz her an koşsun isteriz,
Halkçılığa uyan kanun isteriz.
Kurtar bizi bu karanlık zindandan.

Sen dahisin, buna çoktan inandık:
Mefkûresiz rehberlerden pek yandık.
Garpta şarklı yaşayıştan usandık:
Kurtar bizi beynelmilel hüsrandan!

Sürümüzde bir kurt çoban kalmasın,
Tepemizde gizli düşman kalmasın,
Düşmanların dostu hakan kalmasın;
Kurtar bizi bu yaldızlı yılandan!

Abdülhamit gerçi Kızıl Sultandı,
Buna nispet yine o bir insandı...
Çok masumlar fetvasına aldandı:
Kurtar bizi artık kara sultandan!

Ziya Gökalp
 

 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bozkurt Ayzıt
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 57



« Yanıtla #9 : 17 Ocak 2009, 12:57:13 »

Vasiyetini yerine getirerek vazifeye atılmak için içinde bulunduğumuz vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceğiz. Ruhun şad olsun !
Tanrı Türk'ü Korusun

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3 4
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.073 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.