BAŞBUĞ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ERMENİ SORUNUNA BAKIŞI
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Ekim 2019, 11:32:36


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: BAŞBUĞ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ERMENİ SORUNUNA BAKIŞI  (Okunma Sayısı 2639 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 12 Şubat 2012, 01:04:47 »

KURTULUŞ SAVAŞI YILLARINDA, KENDİ İMZASINI TAŞIYAN
BELGELER IŞIĞINDA, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ERMENİ
SORUNUNA BAKIŞI


Mondros Ateşkes Anlaşması’nın imzalandığı 30 Ekim 1918
tarihi, Osmanlı Devleti’nin sonu oldu. 
 Mustafa Kemal’in görev gereği, pek çok konuda olduğu gibi Ermeni
meselesi hakkında da yazılı olarak görüş belirtmesi, bu tarihten birkaç gün
sonra başladı. 
   Çünkü, Mondros Ateşkes Anlaşması’nı imzalayan Osmanlı Hükümeti,
karargâhı Adana’da olan Yıldırım Orduları Komutanı Alman Liman Von
Sanders’i aynı gün  İstanbul’a çağırdı. Komutanın Mustafa Kemal’e
bırakılmasını emretti. Mustafa Kemal 31 Ekim 1918 günü Adana’ya geldi ve
komutayı devraldı.
 Ülkenin bütün sorunlarını çok iyi bilen Mustafa Kemal, bu göreve
başladığının daha altıncı gününde, Genel Kurmay Başkanlığı’na gönderdiği 6
Kasım 1918 tarihli telgrafta, İngilizlerin İslâhiye’de Ermeni çetelerini eyleme
geçirdiklerine değinerek, onların asıl amacının İskenderun’u işgal ve Yedinci
Orduyu teslim olmaya zorlamak olduğunu bildirdi.
  Böylece daha o tarihte, Ermenilerin,  İngilizler tarafından maşa olarak kullanıldığını anladı ve bu
tespitini ilgililerle paylaştı.
  Bu telgrafı yazdıktan bir gün sonra, 7 Kasım 1918’de Bakanlık emrine
alındı ve 10 Kasım 1918’de komutayı Nihat Paşa’ya devrederek  İstanbul’a
hareket etti.
  Yaklaşık altı ay burada kaldıktan sonra 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı
ve Milli Mücadele’yi başlattı.
 
 Dokuzuncu Ordu Müfettişi olarak bölgeye gelişinden iki gün sonra,
Başbakanlık ve Genel Kurmay Başkanlığı makamlarına gönderdiği 21 Mayıs
1919 tarihli telgrafta, Samsun Sancağı’ndaki eşkıyalık faaliyetleri kapsamında,
Ermeni çetelerinden bahsetti. Bunların Ermeni göçü sırasında politik nitelik
aldığını, Ruslar tarafından kışkırtıldıklarını ve onlardan yardım gördüklerini dile
getirdi.
  Bu suretle,  İngilizlerin yanı  sıra Rusların da Ermeni kışkırtıcılığı
yaptığını ortaya koydu.
  Daha Samsun’da iken, Genel Kurmay Başkanlığı’na gönderdiği 24 Mayıs
1919 tarihli raporda, 15. Kolordunun güçlendirilmesini istedi ve gerekçe olarak
Ermeni meselesini gösterdi. Silahlı üç yüz kadar Ermeni’nin üç makineli tüfek
ve bir çok bomba ile Kars’tan Kosor’a geldiklerini, politik amaçlarını
sürdürdüklerini,  Doğu illerini güvensiz göstermek için bölgeye çeteler
geçirmeye devam edeceklerini, Ateşkesten sonra ortaya çıkan durumun onların
eylemlerini kolaylaştırdığını ifade etti
   Aynı gün, Havza Kaymakamlığı’na gizli bir mektup yazarak, ilçedeki
Ermeni nüfusun miktarını, Ermenilerin hükümetle yani ilçe kaymakamı ve diğer
devlet görevlileri ile ilişkilerini sordu.
 Ertesi gün, 25 Mayıs 1919’da Havza’ya geldi .Buradan, 3. Kolordu
Komutanı Refet Bey, 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa ve 20.
Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa’ya gönderdiği 29 Mayıs 1919 tarihli gizli
bildiride Anlaşma devletlerinin Anadolu’da başlattıkları  işgal hareketlerini
hatırlattı. Ermenistan hayalinin gerçekleştirilmesi için, hayatımıza bir ölüm
tokadı indirilmesinin uzak olmadığını dile getirdi. Diğer yönlerden olduğu gibi
Ermenistan yönünden gelebilecek saldırılara dikkat çekti ve alınması gereken
tedbirler önerdi.
  Ermenilerin faaliyetlerini yakından izleyen Mustafa Kemal, 30 Mayıs
1919’da Kâzım Karabekir Paşa’ya yazdığı şifreli telgrafta, Ermenilerin
Sarıkamış civarına on bin asker yığdıkları, Ermeni anarşisti Antranik’in otuz bin
dolayında güçle Van yöresine inmekte olduğu  şeklinde haberler aldığını
bildirdi. Bu haberlerin doğruluk payını ve de kendi görüşlerini de belirtmesini
istedi. Ayrıca Anlaşma devletlerinin atalarımızdan kalan topraklarımızı
çiğnemeyi Hristiyanlık adına bir görev saydıklarını,  bu yüzden doğuda bazı
illerimizin Ermenilerin önüne sürülebileceğini söyledi.
  Bu konuda da ne kadar ileri görüşlü olduğunu sonraki gelişmeler doğruladı.
Anlaşma devletlerinin baskısıyla hareket edip, Anadolu’nun muhtelif
yerlerinde yaşayan Ermeniler hakkında koruyucu tavırlar sergileyen  İstanbul
Hükümeti’ne karşı gerekli cevapları yine kendi imzasını taşıyan yazılı
belgelerle verdi. Havza’dan 3 Haziran 1919’da Başbakanlık makamına
gönderdiği telgrafla, Doğu illeri halkının gerek Anlaşma devletlerinin işgali ve
gerekse Ermenilerin özel olarak yaptıklarından dolayı haklı olarak kuşkuya
düştüklerini belirtti.
  Sivas ve çevresinde bulunan Ermenilerin güvenliğinin sağlanması
hususunda, Harbiye Nezaretinden  gelen bir telgrafa verdiği cevapta, Sivas ve
çevresinde eskiden beri bulunan Ermenileri ve daha sonra sığınanları
korkutacak hiçbir şey olmadığını, ancak işgaller karşısında gösterilen tepkiler
ve yapılan toplantıların başta  İngilizler olmak üzere bazılarını ürkütmüş
olabileceğini, Anlaşma devletleri Ulusumuzun haklarına ve bağımsızlığına
saygılı kaldıkça, Müslüman olmayan halkın korkmasına gerek olmadığını, aksi
taktirde yaşanacak gelişmelerin sorumluluğunu hiç kimsenin üstlenemeyeceğini
bildirdi.
 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 12 Şubat 2012, 01:05:54 »

KURTULUŞ SAVAŞI YILLARINDA, KENDİ İMZASINI TAŞIYAN
BELGELER IŞIĞINDA, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ERMENİ
SORUNUNA BAKIŞI

Yine aynı gün, Kolordu komutanlarına ve Doğu illeri valilerine
gönderdiği bir telgrafta, Paris Konferansı’nda ülkeyi temsil edecek olan
Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın, Ermeni özerkliği esasını kabul ettiğini ancak
bunun sınırlarını çizmediğini belirterek, geniş bir Ermenistan özerkliği ve
devletin bir yabancı devlet koruyuculuğunu benimsemesi konularında Damat
Ferit Paşa Hükümeti’nin görüşleri ile Ulusal isteklerin örtüşmediğini dile getirdi
ve Ulusal hakların korunması konusunda Padişah ve Damat Ferit Paşa’nın
telgraflarla uyarılmalarını istedi.

 Mustafa Kemal, Havza’dan 5 Haziran 1919 tarihinde Harbiye Nezareti’ne
gönderdiği bir raporda, Amasya ve çevresinde, kimlikleri.yeterince
belirlenemeyen ancak fazla da etkili olmayan birkaç Ermeni çetesinin
bulunduğunu, bazı Ermeni kundakçılarının da güvenliği bozuk göstermek ve
işgalleri teşvik etmek amacıyla eylemler yaptıklarını bildirdi. Ayrıca Ermeni
komitacıların da sürekli ilişki ve bağlantıda bulundukları İngiliz subayları ile bir
takım Amerikan görevlilerinden çok yüz bulduklarını yazdı. Erzurum, Erzincan
ve Van vilayetlerinin doğusunda ve Kafkas dolaylarında Ermenilerin çalışma ve
hazırlıkları olduğuna dikkat çekti.

  5 Haziran 1919 tarihli telgrafta ise, Ermeni göçü sırasında, Merzifon’da
çok sayıda Ermeni kaldığını, ayrıca başka yerden gelenler ve göçten dönenler
yüzünden sayılarının sürekli arttığını ve Merzifon’daki Ermeniler ile  İngiliz
subayları arasındaki işbirliğinin Patrikhane destekli olduğunu ve Merzifon’daki
Amerikan Koleji’nin görüşme ve eylem merkezi olarak seçildiğini açıkladı.

  Tüm zararlı unsurları olduğu gibi Ermenilerin bölgedeki menfi
faaliyetlerini de dikkatle izleyen Mustafa Kemal, silahlı üç yüz Ermeni’nin Oltu
Hükümetini kurmak için buraya geldiklerini, Oltu Müslüman Meclisi’nin
kendilerini sadece konuk olarak alabileceklerini belirtmesi üzerine, oralı olan
birkaç kişi dışında Ermeni asker ve jandarmasının geri gittiğini, bundan başka
on beş subay ve değişik sınıflardan beş yüz dolayında bir Ermeni kuvvetinin
Sarıkamış’a geldiğini, bu kuvvetten ayrılan, dördüncü alaya bağlı iki subayla
yüz dolayında erin sınır yakınlarındaki Rum köylerinin korunması için
Rumların başvurusu üzerine Karaurgan’a gittiğini,  İngiliz subaylarınca
yönetilen altı bin kişilik güçte oldukları sanılan Ermeni birliğinin Nahçıvan ve
çevresini işgal ettiğini, bunlardan yanlarında top ve makineli tüfek bulunan yüz
kişilik bir birliğin Diyadin bölgesinde, sınırın Kafkas bölümündeki Kürt
köylerine saldırdığını ancak Mollaömer’de yenilerek çekildiklerini 11 Haziran
1919 tarihli telgrafla Harbiye Nezareti’ne bildirdi.
 
  12 Haziran 1919 tarihli telgrafta ise, bu konuda görüş belirtti ve açıkça
tavrını ortaya koydu.  Bölge halkı gibi, kendisinin de Doğu illerinden bir karış
toprağın bile Ermenistan’a bırakılamayacağı, bir tek Ermeni askerinin
sınırımızın bu tarafına geçmesi halinde ateşle karşılık göreceği, ancak
hükümetler arasında varılacak bir mutabakatla ve hiçbir yerde çoğunluk
olmamak üzere Ermeni göçmenlerinden isteyenlerin hükümetin kontrolünde ve
adalet güvencesi altında ülkeye alına bileceğini ifade etti.
  Aynı tarihli başka bir belgede ise Mustafa Kemal, 25 Mayıs 1919’da
Pasinler ilçesinin Isısu köyü yakınlarında Ermeniler tarafından işlenen
cinayetlere değindi. Olayın faillerinin Rumlardan çok Ermeniler olduğu
yönünde delillerin varlığından bahsetti. 1918’de de Ermenilerin Erzurum ve
çevresi halkını acımasızca öldürdüklerini ve bununla ilgili belgelerin Harbiye
Nezareti’nde mevcut olduğunu dile getirdi. Ermenilerin soykırım iddialarını
yalanladı. Ayrıca Türkiye’ye dönmek üzere sınıra yaklaşan Ermenilerin yine
vahşilik ve cinayetlerini sürdürecekleri konusunda Türk halkının duyduğu
endişenin haklı olduğunu vurguladı.
 
  Şunu da belirtmek gerekir ki Kurtuluş savaşı  yıllarında, Atatürk’ün
liderliğinde yürütülen Millî Mücadelenin tek hedefi Ermeni meselesi değildi,
pek çok düşman ve pek çok sorunla mücadele ediliyordu. Dolayısıyla Mustafa
Kemal devamlı hareket halindeydi ve ertesi gün Havza’dan Amasya’ya geçti.
 
  Buradan 14 Haziran 1919’da Harbiye Nezareti’ne yazdığı bir raporda,
sorumluluk bölgesindeki gelişmelerden bahsederken, Ardahan’dan yerli
Ermenilerin çekilmediğini, Kars sancağında bulunan Ermeni askerlerinin bir
bölümünün İngilizlerle birlikte Nahçıvan çevresinde toplandıklarını bildirdi.
 
  15 Haziran 1919’da Erzurum valiliğine gönderdiği bir telgrafta,
Ermeniler hakkında kendisine ulaşan duyumlara değinerek, Culfa ve Nahçıvan
dolaylarındaki Ermenilerin bölge halkına karşı acımasız ve haince
davrandıklarını; halkın elindeki silahları toplamak için  şiddet kullandıklarını,
ancak başarılı olamadıklarını; Ermenilerin, yakında Rus Bolşevikleri ile
Azerbaycan Türk Ordusunun kendilerini yok edeceklerini düşünerek, hiçbir
yardımları dokunmayan  İngilizlere lanet ettiklerini; Bolşevikler’in büyük bir
Ermeni kasabası olan Karakilise yakınlarına geldiklerini; Kars dolaylarındaki
Ermenilerin ümitsizliğe düştüklerini; Oltu milislerinin Sarıkamış yakınlarındaki
Kızılkilise’ye saldırarak, iki yüz elli erle üç makineli tüfekten oluşan Ermeni
müfrezelerini bozguna uğrattıklarını ifade etti.
   Halkın Millî Mücadele’ye karşı sergilediği destekçi tavrı her zaman
dikkate alan ve önem veren Mustafa Kemal, Ermeni çetelerinin
acımasızlıklarına ve saldırılarına uğramış Doğu illeri halkının Milli Mücadeleye
karşı özverili davrandığını ve bu durumu övünç verici bulduğunu 17 Haziran
1919 tarihli şifre ile Kâzım Karabekir Paşa’ya bildirerek, duygularını onunla
paylaştı.

   18 Haziran 1919’da Harbiye Nezareti’ne gönderdiği bir telgrafta,
Erzurum valisinin değiştirilmesine karşı  çıkarken, gerekçe olarak Ermeni
meselesini gösterdi. Adı geçen valinin, Ermenistan’a karşı cephe almış olan
Erzurum ilinin durumunu iyice tanımış, üstün ahlâklı, çalışkan, hiçbir kötülüğü
işitilmeyen, yurtsever ve namuslu bir kişi olduğunu belirterek böyle hassas
dönemlerde değil valilerin, ilçe kaymakamlarının bile değiştirilmemesini,
yönetimsel yaralara meydan vermemek için, Erzurum valisinin istifası bile
gelse, kabul edilmemesini önerdi.
   Bu suretle, nasıl bir yönetim anlayışına sahip olduğunu da ortaya koydu.
Yabancıların Türkiye’deki faaliyetlerini de izleyen Mustafa Kemal, Miss
Suckot adlı Amerikalı bir kadının Diyarbakır’dan Silvan’a gittiğini ve oradan da
Beşiri ilçesine döndüğünü, dolaştığı yerlerde Ermeni nüfusu hakkında araştırma
yaptığını 19 Haziran  1919 tarihli şifre ile Erzurum valiliğine bildirdi
  Ermenilerin yabancılarla bağlantılarını da yakından takip eden Mustafa
Kemal, Kâzım Karabekir Paşa’ya gönderdiği 23 Haziran 1919 tarihli bir
mektupta, Ermenilerin, İngilizlerle birlikte Bolşeviklere karşı düşman duruma
geldiklerine dikkat çekerek, Bolşeviklerin bu konuda ne düşündüklerini sordu.
 
   24 Haziran 1919 tarihli telgrafta ise, İngilizlerle Araplar arasında, Vilayat-ı sitte
(Sivas, Erzurum, Elazığ, Diyarbakır, Van, Bitlis)’nin Ermenistan’a katılması
konusunda görüşmeler yapıldığı hususunda yine Kâzım Karabekir Paşa’yı.
bilgilendirdi.
    Yine aynı gün Kâzım Karabekir Paşa’ya Ermeni ordusu
hakkında telgrafla bilgi verirken, Ermenistan’daki askeri faaliyetlere değindi.
Ermeni Cumhuriyeti Hükümeti’nin üç tümeni olduğunu, dördüncü bir tümenin
ise ilgisizlik yüzünden kurulamadığını; tümenlerin iki taburlu ikişer piyade
alayından oluştuğunu, taburda dört makineli tüfek ve iki dağ topu olduğunu,
bütün Ermeni ordusunda altı sahra topu bulunduğunu, tümenlerin sekiz yüz eri
geçmediğini, sahra toplarının katırlarla çekildiğini, Rus generallerinin Ermeni
ordusu üzerinde etkili olduğunu, İngilizlerin ve Rumların da Ermenilere yardım
ettiğini ve Batum istihkâmlarının güçlendirilmesine çalışıldığını ifade etti.
 
  Mustafa Kemal, 26 Haziran’da Tokat’a, 27 Haziran’da Sivas’a ve 3
Temmuz 1919’da da Erzurum’a geldi.
   Buradan,  İstanbul’a çağrılmasına rağmen, bu çağrıya uymayacağını
belirten ve Başbakan Damat Ferit Paşa’ya hitaben yazdığı 6 Temmuz 1919
tarihli telgrafta, söze Ermeni sorunu ile başladı, Ermenistan’a bırakılacağı sözü
verildiğini duyarak kaynayan ve coşan Doğu illeri halkı arasından çıkıp gelmek
konusundaki isteği yerine getirmekte maddi ve manevi olarak yasaklanmış
bulunduğunu  şu sözlerle ifade etti: “Ermenistan’a vaâd edildiğini bilmekle
heyecan ve galeyanda bulunan Doğu Vilâyetleri ahalisi arasından çıkıp
gelmek hususundaki teklifi yerine getirmekte  şahsî irademi kullanmakta
manen ve maddeten memnu bulunuyorum”.

   Erzurum’da 8 Temmuz 1919 günü yayınladığı askerlikten ayrılma
bildirisinde de Ermeni meselesine değindi, Ülke ve Milleti parçalanmak
korkusundan kurtarmak, Yunan ve Ermeni isteklerine kurban etmemek için
başlatılan Milli Mücadele’de ulusla birlikte özgürce çalışmaya resmi ve askerlik
sıfatının engel olmaya başladığını belirterek, çok sevdiği askerlik mesleğinden
ayrıldığını ve bundan sonra ulusal bağımsızlığın kazanılması yolunda halkın
bağrında bir fert olarak çalışacağını duyurdu.
 
  23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi’ni açarken yaptığı konuşmada bu
meseleye de değindi. Osmanlı uyruğunda olan Ermenilerin gördükleri yardım
ve kışkırtmalar sonunda büyük taşkınlıklardan başlayarak sonunda kanlı
olaylara varıncaya kadar utanmazcasına saldırılar yaptıklarını anlattı. Ulusal
denetimden yoksun hükümetlerin güçsüz ve yeteneksiz uygulamaları ve başkent
basınının menfi propagandalarının bu saldırıları artırdığını ifade etti. Ülkenin
parçalanmaya çalışıldığına dikkat çekerek, bu uğurdaki faaliyetlerden birinin de
Doğu illerimizde ve Adana, Kozan yöresinde Ermenistan kurma hayali
olduğunu söyledi. Dünyada gelişen çeşitli olaylardan bahsederken de, yayılma
düşüncesine kapılan Ermenilerin Nahçıvan’dan Oltu’ya kadar bütün Müslüman
halka baskı ve bazı yerlerde soy kırımı ve soygunculukta bulunduklarını,
sınırlarımıza yakın yerlerde bulunan halkı yok etmeye kararlı olduklarını ve
bunları göçe zorlayarak amaçlarına yaklaşmak, bir yandan da dört yüz bin kişi
olduğunu söyledikleri Osmanlı Ermenilerini bir dayanak olmak üzere
yurdumuza yerleştirmek niyetinde olduklarını ifade etti.
 
  Erzurum’dan 27 Temmuz 1919 tarihinde yazıldığı tahmin edilen bir
telgrafla, Amasya’da bulunan Bekir Sami Bey’e çeşitli sorular yöneltirken,
Amerika’nın Türkiye’deki eğitim faaliyetlerine dikkat çekti. Sivas’ta yirmi beş
kadar müessese ihdas ettiklerini ve bunlardan yalnız bir tanesinde bin beş yüz
kadar Ermeni talebe olduğunu hatırlattı. Ayrıca, Amerikalıların, Ermenistan
mandaterliğini neden terk ettiklerini sordu.

  Ali Fuat Paşa’ya yazdığı 3 Ağustos 1919 tarihli telgrafta ise Milli
Mücadele’nin sebeplerinden biri olarak yine Ermeni meselesini gösterdi.

  7 Ağustos 1919’da yayımlanan Erzurum Kongresi Bildirisinde,
kongrenin toplanış sebeplerinden biri olarak Ermeni sorunu gösterildi. Alınan
kararlarda da ülkenin bağımsızlık ve bütünlüğü çerçevesinde başta Ermeniler
olmak üzere her türlü azınlık faaliyetlerine müsaade edilmeyeceği ifade edildi.
 
  Bu bildirideki görüşler Mustafa Kemal’in görüşleriydi ve altında imzası vardı. 
Mustafa Kemal Paşa, 10 Ağustos 1919 tarihinde, Mutki’de bulunan
Aşiret Reisi Hacı Musa Bey’e yazdığı mektupta, Erzurum Kongresi hakkında
bilgi verip, Kongreyi desteklemesini isterken yine Ermeni meselesine değindi
ve atalarımızın bıraktığı ana vatanımızda Ermenistan oluşturulmaya
çalışıldığına; Ülkeyi işgal altında tutmak ve Milleti köle durumuna düşürmek
için çalışanların varlığına dikkat çekti.
 Yine  Şırnaklı Hacı Osman Ağa, Derşevli Ömer Ağa, Muşaslı Resul Ağa gibi aşiret reislerine gönderdiği 13
Ağustos 1919 tarihli mektupta bu kişilerin kutsal yurdumuzun Ermeni ayakları
altında çiğnenmesine kesinlikle yanaşmayacağını herkesin bildiğini ifade etti.
 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #2 : 12 Şubat 2012, 01:07:36 »

KURTULUŞ SAVAŞI YILLARINDA, KENDİ İMZASINI TAŞIYAN
BELGELER IŞIĞINDA, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ERMENİ
SORUNUNA BAKIŞI

Aynı tarihte  Şeyh Mahmut Efendi ve Norşinli  Şeyh Ziyaeddin Efendi ve
Garzan’da bulunan Cemil Çeto Bey’e gönderdiği mektuplarda da Ermeni
meselesine değindi, Ermeni işgalinin kabul edilemez olduğunu, Doğu illerimizi
Ermenilere armağan etmemek için mücadele edilmesini, Anlaşma devletlerinin
Doğu illerimizi Ermenilere vermek istediklerini anlattı.
 
  İstanbul’daki gelişmeleri de yakından takip eden Mustafa Kemal, burada
bazı cemiyetlerin Ermeniler lehinde karar aldıklarını, bu tavrın Erzurum’da
Heyet-i Temsiliye tarafından üzüntüyle karşılandığını çünkü bu kararların ilk
maddesinde Ermenistan’a toprak verilmesinin söz konusu olduğunu oysa bir
karış toprağın bile verilemeyeceğini; daha önce yaşanan olaylardan dolayı Doğu
illerimize Ermenilerin yoğun olarak yerleştirilmesinin kaygı verici olduğunu;
suçlu olmayan Osmanlı Ermenilerinin olağan ve eşit şartlar altında yurtlarına
dönmelerinin benimsenmesi gerektiğini; Erzincan ve Sivas arasında yoğun bir
Ermeni topluluğu bulunduğu iddiasının asılsızlığını, adı geçen yerde
mevcudiyetinden bahsedilecek miktarda Ermeni olmadığını    İstanbul’a
gönderdiği 21 Ağustos1919 tarihli telgrafta belirterek, bu tür cemiyetlerin
Devletin resmi istatistik ve grafiklerine başvurmalarını istedi.
 
  İstanbul’daki Rum ve Ermenilerin faaliyetlerinden bahsettiği, 22 Ağustos
1919 tarihli bir genelgede ise Mustafa Kemal, Ermeni ve Rumların aynı amaçlar
doğrultusunda aynı hazırlıkları yaptıklarını, Ermeni Patriği Zaven Efendi’nin
Mavri Mira örgütünce satın alındığını açıkladı.
 
   Müdafaa-i Hukuk Derneği Erzurum Merkez Kuruluna gönderdiği 24
Ağustos 1919 tarihli bir mektupta,  İstanbul’da Amerikan inceleme heyetinin
hazırladığı rapora değinerek, bu raporda lehimize kararlara yer verildiğini,
Amerika ile ilişkilerde Ermenilere toprak verilmemesi anlayışının ön planda
tutulmasının raporda yer aldığını  ifade etti.
 
  Erzurum’daki çalışmalarını tamamlayan Mustafa Kemal Paşa 2 Eylül
1919’da Sivas’a geldi.
  Sivas Kongresi’ni açış konuşmasında da Ermeni meselesine değindi.
Doğuda Ermenilerin Kızılırmak’a değin yayılma hazırlıklarına ve sınırlarımıza
kadar dayanan soykırımı politikasına başladıklarını söyledi. Ermenilerin
vahşilik ve acımasızlıklarına sahne olmuş, yaslı  sınır illerimizin Müdafaa-i
Hukuk dernekleri kurduklarına değindi.
Bizzat Mustafa Kemal Paşa tarafından hazırlanan ve onun görüşlerini
ihtiva eden Sivas Kongresi Bildirisi’nde de topraklarımızın her hangi bir
parçasına karşı yapılacak saldırı ve işgale ve özellikle bağımsız birer Rumluk,
Ermenilik doğması amacına yönelik hareketlere karşı birlikte savunma ve karşı
koyma ilkesinde anlaşılmış olduğu ifade edildi.
 
   Mustafa Kemal Paşa, Sivas’tan Halifelik Makamına yazdığı 14 Eylül
1919 tarihli bir telgrafta, Damat Ferit Paşa’nın yaptığı yanlışları ve hainlikleri
tek tek sayarken, adı geçen kişinin,  İstanbul’da toplanan Ermeni ve Rum
kongreleri kararlarının  İstanbul basını ile duyurulmasında bir sakınca
görmediğini dile getirdi.
 
    İstanbul Hükümeti’nin direktifiyle Sivas Kongresi’ni dağıtmaya çalışan
kişilerin, Malatya ve yöresinin Ermenistan olacağı ve Elazığ’dan yola çıkan
askerlerimizin Ermeni askerleri olduğu şeklinde propaganda yaptıklarını, ancak
amaçlarına ulaşamadıklarını 15 Eylül 1919 tarihli genelge ile ilgililere
duyurdu.
 
Ayan üyesi Fuat Paşa’ya gönderdiği 17 Eylül 1919 tarihli mektuba,
Anlaşma devletlerinin kışkırtıcılığı ve koruyuculuğu altında Ermenilerin ve
Rumların olumsuz faaliyetlerini hatırlatarak başladı.

 Güneyde olduğu gibi, Ermenilerin Kafkasya’daki faaliyetlerini de
yakından izleyen Mustafa Kemal, 1920 yılının Ocak ayında Ermenilerin
Müslüman halka karşı daha çok baskı yapmaya ve kan dökmeye başladıklarını,
Zengisur dolaylarında bir çok köyleri yaktıklarını, köylüleri öldürdüklerini,
ancak Halil Paşa (Enver Paşa’nın amcası) komutasındaki Azerbaycan
birliklerinin, Zengisur’a yardım için geldiklerini, Ermenilerin yenilerek
kaçtıklarını  öğrendiğini; Çıldır, Akbaba ve Zarşat bölgelerinde de başarılı
olamadıklarını, hiçbir Ermeninin buralara giremediğini ve Ermeni
egemenliğinin buralardan uzaklaştırıldığını; Gürcü Hükümeti’nin kendilerine
asker vermediklerinden dolayı Ermenileri bütün olarak Gürcistan’dan
çıkardıklarını, Tiflis ve Ahıska’dan çıkarılan Ermenilerin Gümrü dolaylarına
gelmekte olduklarını duyduğunu; egemenliği küçük bir bölgede kalan Ermeni
Hükümeti’nin çevresindeki toprakların Ermeni egemenliğine girmesi için
yaptığı faaliyetlerde başarılı olamayacağının görüldüğünü, 14 Şubat 1920 tarihli
telgrafla yine Sivas Merkez Kurulu’na bildirdi.

  Mustafa Kemal, Maraş’ta kazanılan başarıdan sonra ilgilileri kutladığı 15
Şubat 1920 tarihli telgrafta, Fransızlarla Ermenilerin Maraş bölgesindeki
yenilgilerini gidermeye çalışacaklarını ifade ederek, Ermenilere karşı ileride de
üstünlük sağlayabilmek için Maraş, Pazarcık ve Antep’teki teşkilatı
güçlendirmek, bölgede güçlü ulusal müfrezeler kurmak gerektiğini dile getirdi.
Fransız ve Ermenileri burada da Türk ve Arap ulusları arasına girmiş  işgal
birlikleri olarak nitelendirdi.
  Yurdun diğer bölgeleri gibi Adana’nın da düşman işgalinden
kurtarılmasına kadar silahların elden bırakılmayacağını, bölgede Ermenilere
karşı saldırı olmadığını, Fransızların silahlandırdığı ve kışkırttığı Ermenilerle
bir takım olaylar çıkmışsa, bunun sorumluluğunun Ermeni milliyetçilerine ve
onları  kışkırtanlara yüklenmesi gerektiğini 21  Şubat 1920 tarihli telgrafla
Harbiye Nezaretine iletti.
 
  Antep’in güneyinde Fransızlar ve Ermeniler tarafından öldürülen Perry
ve Johnson adlı iki Amerikalının katilleri hakkında araştırmanın
genişletilmesini ve güvenilir belgelerin toplanarak kendisine gönderilmesini 21
Şubat 1920 tarihli telgrafla Urfa Ulusal Kuvvetler Komutanından istedi.
 İstanbul Hükümetinin Ermeni yanlısı politika izlediğini 25  Şubat 1920
tarihli telgrafta bir kere daha ifade etti.
  İngiltere’nin, İstanbul’un Osmanlı Hükümeti’ne bırakılması karşılığında
Ermeniler ve Yunanlılara karşı yapılan mücadelenin durdurulmasını istemesi ve
bu isteğin  İstanbul Hükümeti tarafından kendisine iletilmesi üzerine Mustafa
Kemal,Harbiye Nezareti aracılığı ile İstanbul Hükümeti’ne gönderdiği 26 Şubat
1922 tarihli telgrafta, Ermeni kıyımı konusundaki bildirimin gerçeğe uygun
olmadığını, Güney işgal bölgesindeki Fransız birliklerince silahlandırılan
Ermenilerin Fransa koruyuculuğunda, bulundukları yerlerdeki Müslüman halka
saldırmak ve öç almak düşüncesi ile her yerde acımasızca soykırım politikasına
yöneldiklerini belirtti. Maraş’taki olaylara değindi ve General Quarette
(Keret)’nin Fransız birlikleriyle birleşen Ermenilerin top ve mitralyözlerle
Maraş gibi eski bir  İslam kentini yerle bir ettiklerini ve binlerce güçsüz ve
suçsuz anne ve çocukları öldürüp yok ettiklerini söyledi. Bu durumu tarihte
örneği görülmeyen bir vahşet olarak niteleyen Mustafa Kemal, bunun
uygulayıcısının Ermeniler olduğunu, Müslüman halkın ancak onurlarını
korumak ve yaşamak nedeni ile karşı koyduklarını ve savunmaya geçtiklerini
ifade etti. Yirmi gün süren Maraş soykırımında kentte kalan Amerikalıların bu
olay konusunda Amiral Bristol’a çektikleri telgrafın, facia kahramanlarını
ortaya koyan bir delil olduğunu hatırlattı. General Quarette’nin geri çekilmesi
ile sonuçlanan bu savaşlardan sonra Ulusal Kuvvetlerin yakaladığı savaşçı
Ermeni birliklerine ceza vermeyip onları koruyuculuğuna alan Ulusumuzun
yüceliğini Maraş’taki Ermenilerin de şükranla andığını dile getirdi. Olayların
müsebbibi olarak Ermenileri ve onların kışkırtıcılarını gösterdi. Olayları
durdurma görevinin Fransızlarda olduğunu söyledi. Adana’daki duruma da
dikkat çeken Mustafa Kemal, burada halkın Fransızlarca tepeden tırnağa
silahlandırılan Ermenilerin süngülerinin korkusu altında her dakika ölümle karşı
karşıya kaldığını ve bu durumun sinirleri gerdiğini anlattı. Bu korku ve yok
etme politikasının uygar hükümetlerin ilgi ve acıma duygularını harekete
geçirecek bir durum aldığını söyledi. Diğer cephelerde olduğu gibi Kilikya
cephesinde dökülen kanların Ulusun yaşama ve bağımsızlık konusunda verdiği
tarihi kararın büyüklüğünü ispat etmeye yeterli olduğunu belirterek, Ulusal
eylemlere uygun bir barışın yeniden sağlanacağını, sadece  İstanbul’un değil,
Boğazların,  İzmir’in, Adana ve çevresinin de bağımsızlığına kavuşması
isteğinde olduklarının İngiliz yetkililerine iletilmesini istedi.
 
  Mustafa Kemal, Kozan, Saimbeyli gibi, Ermeniler tarafından saldırıya
maruz kalan yerlerin halkını bu baskıdan kurtarmak, halkın direniş gücünü
artırmak ve onlara saldırı gücü kazandırmak amacıyla, bölgede 10 Mart 1920
tarihinde geniş kapsamlı bir harekât başlatılmasını 2 Mart 1920 tarihli telgrafla
ilgililerden istedi. Saldırgan olmayan düşman kuvvetlerine kesinlikle
saldırmamayı önerirken, yapılan harekâtın yerel ve Ulusal kuvvetlerle
yapıldığını ve Ermenilerin Müslüman halka soykırım yaptığını  dış dünyaya
duyurmanın faydalı olacağını da belirtip; özellikle Ermenilerin güçlü olduğu
Saimbeyli yöresine müfrezeler gönderilmesini istedi.
 
   3 Mart 1920 tarihinde Üçüncü Kolordu Komutanlığına gönderdiği bir
telgrafta, Kilikya’da Ermenilerin Fransızlarca silahlandırılarak bölge halkına
saldırdıklarını, Kozan’da halkın kiliseye doldurulduğunu ve durumlarının
bilinmediğini, birçok namusa saldırı olayları olduğunu, Feke ilçesinin
Ermenilerce kuşatıldığını, telgraf tellerinin kesildiğini, halkın yardım talebinde
bulunduğunu ve geleceklerinin kaygı verici olduğunu bildirdi. Bu durumda
yapılması gerekenlerin, halkın kendi kendisini savunmasıyla ortaya çıkacak
olayların sorumluluğunun kimlerde olacağı hususunda ilgililerin
aydınlatılmasını istedi.
  Türklerin Anadolu’da yirmi bin Ermeniyi öldürdüğü yolunda ilginç ve
yalan haberler uydurulduğunu ve bu haberleri yalanlamaya bile gerek
duymadığını İstanbul’daki Anlaşma devletleri delegeleri ve Amiral Bristol’e bir
muhtıra ile bildiren Mustafa Kemal, Maraş ve Urfa’daki olayları ve bu esnada
Ermenilerin de ölmüş olmasının bir Ermeni kırımı olmadığını belirterek, bu
durumu Kilikya ve yöresine dışarıdan getirilen ve silahlandırılan Ermeni
askerlerinin Türklere saldırıları, işgal kuvvetlerinin bu saldırılara göz
yummaları sonucu halkın coşması ve karşı koyması ile çıkan çarpışmaların
 doğal sonucu olarak nitelendirdi. Ermeni kırımı uydurmasının uluslar arası bir
yüce kurul eliyle ve ivedilikle yerinde incelenmesini ve bütün dünyayı aldatmak
için yaratılan bu kin ve aç gözlülük ürünü propagandaların niteliği hakkında
insanlık ve uygarlık dünyasının bir kere daha aydınlatılması ve haksızlığa
uğramış Türk Ulusu’nun iğrenç ve alçakça bir suçlamadan arındırılması için
Anlaşma devletleri ve Amerikan Hükümeti’nın girişimlerini beklediğini ifade
etti.
 Kozan, Saimbeyli, Feke gibi bölgelerde ortaya çıkan Ermeni
acımasızlığının bir an önce durdurulması gerektiğini 9 Mart 1920 tarihli
telgrafla Kolordu Komutanlarına bildirdi. Ancak içeride ve dışarıda her türlü
hareketin Ermeni kırımı şeklinde gösterildiğini hatırlatarak buna göre tedbirler
alınmasını, yanlış söylentilere ve suçlamalara yer bırakmayacak biçimde
davranılmasını istedi. Fransız birlikleri ve Ermeni çetelerinin saldırganlık ve
sataşmalarına uğramayan yerlerde gereksiz çarpışmalara yer verilmemesini bir
kez daha ifade etti.
 
  Kolordulara ve Merkez Kurullarına gönderdiği 28 Mart 1920 tarihli
genelgede, 13 Mart 1920 tarihli Tan  Gazetesinde yer alan Lord Curzon’un
Avam Kamarasında, Ermenilere ilişkin söylediği :”Ermeniler özellikle son çağ
dışı eylemleri ile ne ölçüde acımasız bir ulus olduklarını kendileri
kanıtlamışlardır” şeklindeki ifadelerine yer verdi.
 
  İsviçre Müdafaa-i Hukuk Derneği’nin Anadolu’da çıkan olaylar
dolayısıyla Ermenilerce Avrupa’da propagandanın bütünüyle uydurma olduğu
konusunda yeni bir bildiri yayımlayarak bu olayların gerçeğini açıkladığını
Sivas Müdafaa-i Vatan Kadınlar Cemiyetine 28 Mart 1920 tarihli telgrafla
bildirdi.
 
   Antalya’daki İtalyan temsilciliğine, Barış Konferansı üyelerine, Anlaşma
devletleri ve Amerikan temsilcilerine ve tarafsız hükümetlerin elçilerine
iletilmek üzere gönderdiği 28 Mart 1920 tarihli telgrafta yine Ermeni sorununa
değindi. Tohumluk istemek, vergi yüklemek, silah toplamak gibi nedenlerle
öteden beri Ermeni acımasızlığı ve işkencesine tabi tutulan Doğu sınırımız
dışındaki Müslüman halkın  Şubat ayı içinde Ermeni tümen komutanınca
yönlendirilen müfrezelerin saldırıları sonunda bir çok kurban verdiğini, kırk
köyün yıkılıp yok edildiğini, iki bini aşkın kişinin acımasızca öldürüldüğünü
öldürülen halka ait eşyaların Kars pazarlarında açık olarak satıldığını, yeni
saldırı hazırlıklarının devam ettiğini belirterek bu gelişmeleri şiddetle protesto
etti ve gerekli önlemler alınmazsa bölgede büyük bir kıyımın yaşanacağına
dikkat çekti.
 
  31 Mart 1920’de ise Kilikya bölgesindeki olaylara dikkat çekerek,
Adana’da durumun gittikçe kötüleştiğini, Fransızların Maraş ve Urfa’da
yaptıklarını Adana7da da yaparak Ermenileri silahlandırıp, Müslüman halka
saldırttıklarını, köylerin yakılıp yıkıldığını, halkın göç ettiğini, Fransızların Türk
ve Ermeniler arasında karşılıklı olarak bir öç alma duygusunu beslediklerini,
işgalin kalkması halinde Türk ve Ermenilerin birbirlerini öldüreceklerini ileri
sürerek işgali haklı göstermeye çalıştıklarını İtalyan Ajansı aracılığı ile dünya
kamuoyuna duyurdu.

  Damat Ferit Paşa Hükümetinin hainliklerinden bahsederken her fırsatta
Ermeni meselesine değinen Mustafa Kemal, Ferit Paşa’nın yeniden iktidara
getirilmesi üzerine bundan rahatsızlık duydu ve 8 Nisan 1920’de Erzurum
valiliğine gönderdiği genelgede Ferit Paşa’nın önceki yaptıklarını anlattıktan
sonra, onun yeni görevinin Müslüman halkı birbirine düşürerek ülkeyi içerden
parçalamak ve böylece Yunanlılara ve Ermenilere kolayca çiğnetmek olacağını
ancak bu sefer başaramayacağını ifade etti.

   TBMM’nin açılmasından sonra Meclis Başkanı  sıfatıyla ilk olarak 6
Mayıs 1920 tarihinde Kâzım Karabekir Paşa’ya gönderdiği telgrafta Ermeni
meselesine ilişkin görüşlerini açıklayan Mustafa Kemal, sömürgecilerin
politikasına maşa olan Ermeni Hükümetinin aradan çıkarılması ve etkisiz hale
getirilmesi konusunun Bakanlar Kurulunda görüşüldüğünü ancak, Hristiyan
dünyasının tepkisini çekeceği, ülke menfaatlerini zedeleyeceği, özellikle
Amerikan kamuoyunu aleyhimize çevireceği,  İngilizlerin Avrupa’dan destek
kazanmasına sebep olacağı gibi gerekçelerle Ermeni Hükümetine karşı resmi ve
açık saldırı ve düşmanlıktan kaçınılması, yerel kuvvetler ve Bolşevikler
aracılığı ile saldırıların yapılmasının uygun görüldüğünü bildirdi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #3 : 12 Şubat 2012, 01:08:09 »

KURTULUŞ SAVAŞI YILLARINDA, KENDİ İMZASINI TAŞIYAN
BELGELER IŞIĞINDA, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ERMENİ
SORUNUNA BAKIŞI

   
  
  
  9 Mayıs 1920 tarihinde İslam Dünyasına hitaben yayımladığı bir bildiride
yine Ermeni meselesine de değindi. Adana, Maraş, Antep ve Urfa gibi en köklü
İslam yörelerinin, Fransız subaylarının yönetiminde Ermenilerin düşmanlık ve
öç alıcılığına, Ermeni psikolojisinin kabalığına yenecek parçalanacak bir av gibi
bırakıldığını ifade etti.
 
   Türk Ordusunun Ermenistan’a müdahale etmesine Anlaşma devletleri ve
Amerika’nın karşı  çıkacağını belirterek hatta ülkemize yeni saldırıların bile
olabileceğine dikkat çekti ve bu konuda Meclis kararı alınmasından yana
olduğunu 12 Mayıs 1920 tarihli telgrafla Kâzım Karabekir Paşa’ya bildirdi.

  Kâzım Karabekir Paşa’nın 30 Mayıs 1920 tarihli telgrafıyla Ermenistan’a
savaş açılmasını talep etmesine karşılık, Mustafa Kemal, 1 Haziran 1920’de
gönderdiği telgrafta Ermenistan savaşının başlatılması zamanının daha
geçmediğini, Bolşeviklerle henüz tam bir anlaşma sağlanmadığını, Batı
devletlerinin bu olaya iyi bakmayacağını, Azerbaycan ve Gürcistan yönlerinden
Ermeniler sıkıştırılamazsa başarı şansının zayıf olacağını, Kafkasya’da
istikrarsızlık olduğunu, bölgeye gönderilen delegelerin henüz dönmediğini
belirterek harekâtın zamansız olacağını bildirdi.

  8-11 Haziran 1920 tarihlerinde Ermenilerin Adana ve çevresinde
yaptıkları saldırıları, 13 Haziran 1920 tarihli telgrafla Fransız yetkililere bildiren
Mustafa Kemal, önlem almalarını istedi, aksi halde gelişmelerin sorumluluğunu
üstlenemeyeceğini dile getirdi.
 16 Haziran 1920 tarihli telgrafta ise durumun
değişmediğini, Fransızların ateşkese uymadığını, Müslüman halkı Ermeniler
vasıtasıyla kırdıklarını ve yeni işgal hareketlerine giriştiklerini belirterek 18/19
Haziran 1920 gece yarısından itibaren bütün Fransız cephesinde ateşkese
uyulmayacağını  ilgililere duyurdu.
 
  Rusya Dışişleri Bakanlığına gönderdiği 20 Haziran 1920 tarihli mektupta,
Ermenistan ve  İranla sınırlarımızı belirlemek için, Rusya Sovyet
Cumhuriyeti’nin aracılığını kabul edebileceklerini, Ermenistan üzerine yapmayı
düşündükleri harekâtı ertelediklerini bildirdi ve halkımıza karşı yapılan Ermeni
saldırılarının durdurulmasını, Rusya’nın aracılığı için ileri sürülecek önerilerin
acele bildirilmesini istedi.
   20 Haziran 1920 tarihli telgrafla Batı Kilikya Komutanı Tekelioğlu Sinan
Bey’i uyarırken, içinde bulunulan duruma dikkat çekip, Ermenilerin teröre
başlamalarıyla bunalımlı bir dönem yaşandığını dile getirdi.
  Moskova’da bulunan, TBMM Hükümeti Delegasyon Başkanlığına
gönderdiği 2 Eylül 1920 tarihli telgrafta, Bolşeviklerin Ermeniler dolayısıyla
Batı Hristiyan dünyasında Türkiye’ye karşı yerleşen zararlı görüşleri
kışkırtmaktan yarar beklediklerini, Ermeni sorununu Ermeniler yararına çözmek
niyetinde olduklarını ifade etti.

  Ali Fuat Paşa’ya gönderdiği 16 Eylül 1920 tarihli mektupta,
Bolşeviklerin Ermenilere ülkemizden toprak verilmesi gerektiğinden
sözettiklerini,  Şahtahtı-Culfa demiryolunu Ermenilere bıraktıklarını, buna
rağmen yer yer Bolşeviklerle Ermeniler arasında çatışmalar olduğunu, Rusya ile
dengeli bir politika izleyerek, Ermenilere karşı kazançlı bir savaş yapmak
düşüncesinde olduklarını bildirdi.
 
  20 Eylül 1920 tarihli telgrafla Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir
Paşa’ya Ermeniler üzerine taarruz emrini verdi. Birliklerin Kars doğrultusunda
hemen saldırıya geçmelerini, Kağızman, Novo, Selim, Merdenek çizgisine
kadar gidilmesini, durumun elverişli olması halinde daha da ilerlenebileceğini
ifade etti. Asıl amacın Ermeni silahlı birliklerini yok etmek olduğunu belirterek
harekâtın gizli tutulmasını, silahsız Ermenilere saldırıda bulunulmamasını
istedi.
   4 Ekim 1920 tarihli telgrafla da savaşın kazanılmasından duyduğu
memnuniyeti bildirerek, Kâzım Karabekir’i kutladı.
Moskova’da bulunan TBMM Hükümeti Dışişleri Bakanı ve Delegasyon
Başkanı Bekir Sami Bey’e gönderdiği 6 Ekim 1920 tarihli telgrafta, Taşnak
Ermenistan Hükümetinin ve ona bağlı çetelerin gerek kendi topraklarında ve
gerekse Türk topraklarında Müslüman halka ve müfrezelerimize yaptıkları
baskı ve saldırılar karşısında Türk Ordusunun yaz döneminde yapmayı
planladığı saldırının Moskova Hükümetinin isteği ile durdurulduğunu açıklayan
Mustafa Kemal, Taşnakların Antlaşma devletlerinin entrikalarına maşa olarak
Yunanlılara yardım etmeleri, Doğu cephesindeki ordumuzun başka bölgelerde
kullanılmasına engel olmaları, barışa yanaşmamaları, Sevr ve  İstanbul
Hükümetine imza ettirilen antlaşmaya dayanarak Doğu illerimizi işgal fırsatı
kollamaları, Yunanistan’ın Rumeli ve batı Anadolu’da oynadığı oyunu,
Anlaşma devletlerinin Ermenistan’ı kullanarak Kafkasya, Doğu Anadolu ve
İran’da oynamaya kalkmaları, TBMM Hükümetini kıştan önce Taşnaklara bir
ders vermek ve yayılma umutlarını yıkmak zorunda kaldığını ifade etti.
 
    Ermenilere karşı kazanılan Sarıkamış başarısının askeri ve ekonomik
yararlarından başka, politik açıdan da yararlı olacağını belirten Mustafa Kemal,
7 Ekim 1920 tarihli telgrafla Orduyu kutlarken, Kars yönünde toplanmış olan
Ermeni silahlı kuvvetlerinin büyük çoğunluğunun yok edilebileceğini, bu
durumda Kars’ın ele geçirilebileceğini böylece Gürcülerin ilerde yapmaları
muhtemel hareketlerin engellenebileceğini ifade etti. Ermeni hareketindeki
politik amacın, bu sorunun çözümü için Rusları ve Ermenileri görüşmeye
zorlamak olduğunu belirten Mustafa kemal, bunun ancak askeri alanda
kazanılacak başarılarla mümkün olacağını belirtti. Ancak bu mücadelenin çok
zor olacağını ve özveri gerektirdiğini söyledi. Bu nedenle acele edilmemesini
istedi.
   Moskova’da bulunan Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey’e gönderdiği 16
Ekim 1920 tarihli telgrafta, Van ve Bitlis illerinden bazı yerlerin ayrılarak
Ermenilere verilmesinin Ruslar tarafından istendiğini hatırlatarak, Ankara
Hükümetinin emperyalizm ve kapitalizme karşı yaptığı mücadelede kendisine
doğal bir yandaş olarak gördüğü Rusya Sovyetler Cumhuriyeti hakkındaki
düşüncelerinin değiştiğini ve kuşkuya dönüştüğünü belirtti. Van ve Bitlis
illerinde eskiden olduğu gibi bu gün de Ermenilerin çoğunluk olmadığını
dolayısıyla Ermeni azınlığa toprak verilmesi isteğinin Sovyet Sosyalist
Cumhuriyeti’nden de gelse emperyalist bir düşüncenin ürünü olduğunu ve kabul
edilemeyeceğini bildirdi. Ermenilere toprak verilmesi halinde Ankara
Hükümeti’nin  İstanbul Hükümeti’nden bir farkı kalmayacağını dile getirdi.
Ancak Türkiye’den göç etmiş olan Osmanlı Ermenilerinin göçten önce
bulundukları yerlere dönmelerine engel olunmayacağını ve bu yolla gelecek
halka, öteki azınlıklara sağlanan hakları eksiksiz sağlamayı görev bildiklerini
ifade etti.
 
   Gümrü’de barış görüşmelerini sürdüren Hamit ve Necati beylere hitaben
gönderdiği 23 Kasım 1920 tarihli telgrafla, Ermenilerle görüşmelerimizde hiçbir
yerin karışması ve aracılığının söz konusu olmamasını, özellikle Ermenilere
vekil olarak ve onları korumak amacıyla karışmak isteyenlere karşı aracılık
kabul edilmeyeceğini açıklamalarını istedi, haklarından özveride
bulunamayacaklarını belirtti.

   Ermenistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanlığına gönderdiği 29
Ekim 1920 tarihli telgrafta, Orhan Canyan Kabinesinin çakilmesi üzerine
Ermeni Parlamentosu kararıyla yeni kabineyi kurmakla görevlendirilen
Monsieur Varanyan’ın dostluktan yana olan açıklamalarını memnuniyetle
karşıladığını, TBMM Hükümeti’nin gerek Ermenistan ve gerekse öteki komşu
ülkelerle dostluk ve iyi ilişkiler kurmak ve geliştirmek arzusunda olduğunu
bildirdi ve Gümrü’de başlayan barış görüşmelerinin iki ulus için karşılıklı
güvenlik ilkesine dayalı bir barış ve bolluk dönemi getirmesini kendilerinin de
arzu ettiğini belirtti ve başarılar diledi.
 
I  rak’ta kurulan Necef Arap Hükümeti’nin Başkanı Alelazm Efendi’ye
gönderdiği 29 Kasım 1920 tarihli telgrafta, Irak’a yardım konusunda görüşlerini
belirtirken,  İngilizlerin yardımıyla donatılmış olan Ermenistan ordularını
Tarrı’nın yardımıyla dağıtarak bu inatçı düşmanı barış istemek zorunda
bıraktıklarını ifade etti.

   Van ve Bitlis’in Ermenilere bırakılamayacağını, bu durumda  İstanbul
Hükümeti’nin düştüğü duruma düşüleceğini, buraların Ermenilerin eline
geçmesi halinde Ermenilerin Irak’taki  İngilizlerle birleşeceklerini ve Yakın
Doğu’da İngilizlerin yerinin sağlamlık kazanacağını, Rum ve Ermeni gibi Batı
emperyalizminin hizmetçisi olan uluslarla bu çabalarında direndikleri sürece
anlaşmaya varılamayacağını Doğu Cephesi Komutanlığına gönderdiği 1 Aralık
1920 tarihli telgrafla dile getirdi.
 
  Roma’da yayımlanan United Telgraf Gazetesi temsilcisinin sorularına
cevap olmak üzere yazdığı 24 Aralık 1920 tarihli mektupta, Ermenilerle
bağımsızlık ilkesine dayanarak barış yapıldığını ve Ermenistanla dostça ilişkiler
kurulduğunu, Türkler’in Ermeniler’i öldürdükleri söylentilerinin yalan ve
uydurma olduğunu, bunun yabancı temsilcilerin raporlarıyla belgelendiğini,
ayrıca tarafsız kurulların bu konuda Ülkemizde araştırma yapmalarını sevinçle
karşılayacaklarını, Türk halkına Ermenilerin yaptığı  işkence ve öldürme
olaylarının Ordumuzun Ermenistan’a müdahalesini zorunlu kıldığını ve bunun
belgelerle sabit olduğunu bildirdi.
  Philadelphia’da yayımlanan Public Ledger Gazetesine yazdığı 25 Şubat
1921 tarihli mektupta Ermeni meselesine değindi ve çok önemli açıklamalar
yaptı.  İslam ve  İslam olmayan Türk vatandaşları arasında hiçbir ayrım
yapmadıklarını, böylece Ermenilerin ve Rumların düşmanla birlikte hareket
edip vatan hainliği yapmadıkları sarece kaygılanacakları bir durum olmadığını
ifade etti. Rus ordusunun 1915’te Türkiye’ye karşı saldırı başlattığı  sırada,
Çarlık güdümünde bulunan Taşnak Ermeni Komitesinin, savaşan birliklerimizin
gerisindeki Ermenileri ayaklandırdığını, düşmanın sayı ve araç üstünlüğü
karşısında çekilmek zorunda kalan Ordunun kendisini iki ateş arasında kalmış
gibi gördüğünü, lojistik ve ikmal yollarına saldırılar yapıldığını, köprüler ve
yolların tahrip edildiğini, köylerde terör hareketlerine girişildiğini, Ermeni
köylerinin terörist faaliyetlere destek verdiğini belirterek bu ortamda göç
hareketinin yaşandığını dile getirdi.  İngiltere’nin barış döneminde ve savaş
alanından uzak İrlanda’ya uygun gördüğü uygulamaya ilgisiz kalan dünya kamu
oyunun, böylesine bir zorunluluktan dolayı Ermeni halkın göç ettirilmesi
konusunda tutarlı bir suçlamada bulunamayacağını dile getirdi.Göçürülen
insanların hayatta olduklarını ve Anlaşma devletleri yeniden savaş
çıkartmasalardı bu insanların bu gün evlerine dönmüş olabileceklerini söyledi.
Gerek Birinci Dünya Savaşı ve gerekse Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra
Ermeniler ve Rumlarca Müslüman halka yapılan işkence üzerinde durmanın
uzun bir öykü olacağına değinen Mustafa Kemal, Brest Litowsk Antlaşmasının
onayından sonra Rusların Doğu illerimizi boşaltmaya başladıkları sırada Ermeni
çetelerinin yaptıkları toplu öldürmeleri ve kıyımları herkesin yeterince bildiğini,
Sivas’ta kendisiyle görüştüğü Amerikan generali Harbord’un bu konuda
Amerikan kamuoyunu aydınlatabilecek bir tanık olduğunu, Taşnakların daha
sonra da Gümrü Antlaşması yapılana kadar kıyım hareketine devam ettiklerini
dile getirdi.
 
   Papa 15.Benoit’e gönderdiği telgrafta, Ermenilerin ve Rumların hükümet
buyruklarına ve ulusal eylemlere karşı olmadıkça her türlü saldırıdan uzak ve
mutlu bir yaşama kavuşmalarının öteden beri benimsedikleri bir ilke olduğunu
dile getirdi.
 
   5 Aralık 1921’de Adanalılara hitaben yayımladığı bildiride birlik ve
beraberlik mesajı verirken, Türkiye toprağında yaşayan insanların yüzyıllardan
beri birlikte yaşadıklarını, kışkırtıcıların devreye girmesi sonucu ortaya çıkan
olumsuzlukların bundan sonra yaşanmamasını, TBMM Hükümetinin bir halk
hükümeti olduğunu, soy ve mezhep ayırmadan herkesin eşit haklara ve
görevlere sahip olduğunu, hangi din ve soya bağlı olursa olsun herkes için
adalet ve güvenlik uygulamasının eşit yapılmasını istedi.
 
   Yıllar sonra, 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında söylediği tarihî nutkunda
zaman zaman Ermeni sorununa değinerek bu konudaki görüşlerini bir kere daha
dile getirirken, Ermeni Patriği Zaven Efendi’nin Mavri Mira heyeti ile hemfikir
olarak çalıştığını, Ermeni hazırlığının da Rum hazırlığı gibi ilerlediğini ifade
etti.
 Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyetinin kuruluş
amaçlarından birinin de Ermenilerin Doğu Anadolu’daki faaliyetlerini
engellemek olduğunu bildirdi.
    Meclis-i Mebusan’ın  İstanbul dışında toplanmasını istemelerinin
sebeplerinden birinin de Ermenilerin  İstanbul’daki faaliyetleri olduğunu açıkladı.
  Amasya Görüşmeleri sırasında gizli olduğu gerekçesiyle imza altına alınmayan
dördüncü protokolde “Ermeni zalimlerinin de mahkemeye verilmesi”
kararını aldıklarını ifade etti.
  Ermenilerin sahip oldukları himayeden cüret alarak bulundukları
 yerlerdeki halka saldırdıklarını, Maraş’ta yaşanan olayların bu sebeple çıktığını,
ecnebi kuvvetleriyle birleşen  Ermenilerin Maraş’ı yakıp yıktıklarını, masum kadın
 ve çocukları öldürdüklerini hatırlatarak bu olayları tarihte emsali görülmemiş bir vahşet
olarak nitelendirdi ve bu vahşetin failinin Ermeniler olduğunu söyledi. Aynı
şeylerin Adana’da da yaşandığını Adana halkının da o günlerde silahlı
Ermenilerin baskısı altında bulunduğunu ve bu bölgede tatbik edilen zulüm ve
imha siyasetinin dünya kamuoyunun da dikkatini çektiğini ifade etti.

  Ermenistan ile yapılan savaşa değindi. Ermenilerin Mondros Mütarekesinden
beri gerek Ermenistan dahilinde gerekse sınıra yakın yerlerde Türkleri kitle
halinde katlettiklerini, 1920 yılı sonbaharında ise Ermeni mezaliminin
tahammülsüz bir hale geldiğini ve dolayısıyla Ermenistan seferine karar
verdiklerini ve bu savaşın başarıyla sonuçlandığını, Gümrü Antlaşmasıyla,
Osmanlı Devleti’nin 1877 savaşında kaybetmiş olduğu yerleri Hükümet-i
Milliye’ye bırakan Ermenistan’ın dava haricine çıkarıldığını yani Ermeni
meselesinin halledildiğini ifade etti.
 



KAYNAKLAR
AKTAŞ, Refik Necdet, Atatürk’ün Bağımsızlık Savaşı Nasıl Başladı, İstanbul,
Varlık Yayınları, Dilek Matbaası, Ekim 1973.
Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi,
Mart 1991, C.VII, S.20.
Atatürk Özel Arşivinden Seçmeler, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları,
Karayolları Genel Müdürlüğü Matbaası, 1981.
ATATÜRK, Mustafa Kemal, Nutuk, (Vesikalar),  İstanbul, Milli Eğitim
Basımevi, Sekizinci Baskı,1967.
ATATÜRK, Mustafa Kemal, Nutuk, C.I,  İstanbul, Milli Eğitim Basımevi,
Onüçüncü Baskı,1973.
ATATÜRK, Mustafa Kemal, Nutuk, C.II,  İstanbul, Milli Eğitim Basımevi,
Ondördüncü Baskı,1981.
Atatürk’ün Milli Dış Politikası (Milli Mücadele Dönemine Ait 100 Belge)
1919-1923, Ankara, T.C.Kültür Bakanlığı, Milli Kütüphane Basımevi,
1994.
Atatürk’ün Söylev Ve Demeçleri I-III, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi,
1989.
Atatürk’ün Tamim, Telgraf Ve Beyannameleri IV, Ankara, Türk Tarih Kurumu
Basımevi, 1991.
BAYAR, Celâl, Ben De Yazdım, İstanbul, Sabah Kitapçılık San. ve Tic. A.Ş.
Basımevi, 1997, C.8.
BAYKAL, Bekir Sıtkı, Millî Mücadelede Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan
Cemiyeti, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1986.
Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, İstanbul, Emek Matbaası, Nisan 1985, S.2.
CEBESOY, Ali Fuat, Millî Mücadele Hâtıraları, İstanbul, Vatan Gazetecilik ve
Matbaacılık, 1953.
CEBESOY, Ali Fuat, Moskova Hâtıraları,  İstanbul, Vatan Gazetecilik ve
Matbaacılık, 1955.
Harb Tarihi Vesikaları Dergisi, Ankara, Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Basımevi,
Haziran 1953, Yıl 2, S.4
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.07 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.008s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.