BAŞBUĞ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN TARİH TEZİ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 13 Aralık 2019, 03:10:57


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: BAŞBUĞ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN TARİH TEZİ  (Okunma Sayısı 3370 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 17 Şubat 2012, 21:24:26 »

ATATÜRK’ÜN TARİH TEZİ
   Atatürk’ün hayatını tetkik ettiğimizde O’nun Türk milletiyle ilgili her türlü
bilgiye vakıf olduğunu görürüz. Şöyle ki: Askerlik mesleği icabı, rütbelerine göre
ordunun çeşitli kademelerinde görev yaparken savaş meydanlarında, vatanını ve
milletini çeşitli yönleriyle yakından tanıma imkânını bulmuş, bunun yanısıra küçük
yaştan beri devamlı tarihî eserler okuması sayesinde Türk tarihi hakkında geniş
malûmat sahibi olmuş, zaman içinde Türk milletinin ne büyük hasletlere sâhip yüce
bir millet olduğunu fark etmeye başlamıştır. Türk milletine karşı duyduğu engin
sevgi ve güvendir ki, fevkalâde kötü şartlara rağmen, O’nu Türk milletinin istiklâli
için mücâdele bayrağını açmaya sevk etmiştir. O’na göre, Türkler gibi büyük ve asil
bir millet “esir yaşamaktansa mahvolsun” daha iyi idi. Türk milletini çok seven ve
onun hiçbir hakkının elinden alınmasına tahammül edemeyen Mustafa Kemal,
milletinin önüne düşerek kurtuluşa ve selâmete çıkmasını sağlamıştır.

   Çok okuyan ve iyi bir tarih bilgisine sâhip  olan Atatürk, o devir Batı
dünyasının Türkler hakkında beslediği haksız fikirleri bilen bir insandı. Zengin bir
kültüre ve büyük bir medeniyete sâhip olmadığını iddia ettikleri Türklerin, asırlarca
Avrupa’nın yarısına hükmetmelerini bir türlü affedememiş olan Hıristiyan Batı
dünyasının, Türkleri yalnız Avrupa’dan değil, Anadolu’dan da atmak istediklerine
şâhit olan Atatürk, bu hücumu  milletiyle birlikte durdurabilmişti. Atatürk, Millî
Mücâdele’nin ilk yıllarından itibaren, bu gibi haksız ve insafsız talepleri her
vesileyle reddetmiş, Türk tarihinin büyük medeniyet ve zengin bir kültürle
bezenmiş olduğunu ve bunun da zamanı geldiğinde ortaya konacağını ifade etmiştir.

   Cumhuriyet kurulmadan önce 1922 yılında T.B.M.M.’de yaptığı bir
konuşmada Atatürk Türk tarihinin derinliklerinden bahsetmiştir. Ona göre Türk
tarihinin köklerini Hz. Nuh’a kadar dayandırmak gerekir:  

  “Efendiler bu insanlık dünyasında en az yüz milyonu aşkın
nüfustan oluşan büyük bir Türk milleti vardır ve bu milletin yeryüzündeki
genişliği oranında da bir derinliği vardır. Efendiler bu derinliği isterseniz ölçelim:
 Birinci ölçek tarih öncesi devirlere ilişkin ölçektir. Bu ölçeğe göre Türk milletinin
kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Nuh Aleyhisselamın oğlu Yafes’in
oğlu olan kişidir. Tarih döneminin belge tedarikinde pek hoşgörülü olan ilk evrelerine biz de hoşgörü
gösterelim, fakat en açık ve kesin ve en maddi tarih kalıntılarına dayanarak söyleyebiliriz ki Türkler
on beş yüzyıl önce Asya’nın göbeğinde muazzam devletler kurmuştur ve insanlığın her türlü
yeteneği onda ortaya çıkmıştır.”


  Büyük zafer kazanıldıktan, Türk devletinin yeniden kurulması ve
Anadolu’nun ebediyen Türk vatanı olarak kalacağı bütün dünyaya gösterildikten
sonra Atatürk, ortaya koyduğu ilkeler ve yaptığı inkılâplarla, bir taraftan Türk
milletinin muasır medeniyet seviyesine ulaşmasını hedeflerken diğer taraftan da
eski Türk kültür ve medeniyetinin bütün ihtişamıyla meydana çıkarılması
hususunda gerekli çalışmaların yapılmasını emretmiştir.

 Atatürk’ün, Türk tarihinin kısa zamanda araştırılması için verdiği
direktiflerin  şu iki gayeye yönelik olduğunu görmekteyiz: a) Türk Tarihi
başlangıçtan itibaren iyi bir şekilde araştırılacak ve Türklerin kültür ve medeniyet
dünyasına katkıları, yetiştirdiği büyük  şahsiyetlerin insanlığa hizmetleri ortaya
konacaktır. Böylece dünya, Türklerin nasıl şerefli bir geçmişe ve zengin bir kültüre
sahip olduğunu öğrenecek ve yeni yetişen Türk çocukları da atalarının  şanlı
tarihinden haberdar olacak, onlarla övüneceklerdi. Bu aynı zamanda, Türk
milletinin millî birliğini ve heyecanını kuvvetlendirecek, Millî Mücâdele yıllarında
olduğu gibi, Türkler için, güçlükleri yenmede ve muasır medeniyet seviyesine
ulaşmada büyük bir destek olacaktı. b) Atatürk’ün gösterdiği ikinci hedef ise
Batılıların bize vatan olarak çok gördükleri Anadolu’nun eski tarihinin araştırılması
idi. Atatürk düşünmüştür ki, belki Türkler, 1071 Malazgirt Zaferi’nden önce
Anadolu’ya gelmiş olabilirler.  Şayet, tarihin ilk çağlarında, Asya’dan gelerek
Anadolu’da medeniyetler kurmuş kavimler arasında Türklerin de bulunduğu tesbit
dilirse, Batılı bir kısım çevrenin “Türkler Anadolu’ya sonradan gelen bir millettir,
geldikleri yere dönmelidirler” iddiasını çürütmek mümkün olacaktır.

 Batılı tarihçiler dünya tarihine kendi pencerelerinden bakıp, inceliyorlardı.
Batılılara göre Türkler, medeniyetten uzak, barbar bir  ırktı. Türklerin medeniyete
hiçbir katkısı olmamıştı. Türklere yönelik bu tür iftiralar, Atatürk’ün Türklük
bilincini daha da keskinleştirmişti.
 Atatürk, Türkler hakkında aslı olmayan bu tip iftiralardan sonra, Batılıların
bu iddialarını çürütecek çalışmalar yapmaya karar verdi. Türk tarihinin özellikle
Osmanlı öncesi dönemleri Batılılar tarafından yanlış anlaşılmıştı. Atatürk, bu gibi
sebeplerle ve Türk tarihinin iyice incelenip aydınlatılması için sistemli bir çalışma
meydana getirmek istedi. O, millî  Türk devletinin  bir tarih dayanağı olmasını
düşünüyordu. Bunun çözümünü, ne  İslâmcı ne Osmanlıcı, ne de Turancı
yaklaşımlarda, ne de Türk düşmanlığını en yükseğe çıkaran Batı taklitçiliğinde
buluyordu. Yeni bir tarih görüşünü Türk’ün kendisinin bulup geliştirmesi
mecburiyeti ile karşı karşıyaydı. İşte bu gibi olaylar, Tarih Tezinin ortaya atılışına
zemin teşkil etti.

 Atatürk, Türklerin dünya tarihindeki gerçek yerini tespit etmek amacıyla,
Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’ni kurdu. 1930’lu yıllarda, Türk tarihinin gizli kalmış
yönlerini ortaya çıkarmak için olağanüstü bir çaba harcadı ve “Türk merkezli” yeni
bir tarih tezi geliştirdi ve onu 1932 yılında yapılan 1. Türk Tarih Kongresinin esas
gündemi yaptı.

  
Türk Tarih Tezi, tarihî olayları iki bölümde inceliyordu:
Birincisi, dünya tarihiyle ilgili olaylara bakış. Buradaki amaç, insanlığın
ortak başlangıcı ve dünya medeniyetinin evrenselliğini vurgulayarak, ortak bir barış
ve iş birliği ortamı yaratmaktı.  İkincisi ise, Türk tarihiyle ilgili olaylara bakış.
Buradaki amaç, Türklerin, birçok yabancı tarihçinin yazdığı gibi ikinci sınıf “sarı”  
bir ırk olmadığını ispatlamaktı.
 Böylelikle Atatürk, dünyada geçerli olan  Batı merkezli tarih tezine 1932’ de
Türk Tarih Teziyle karşı çıktı. Onun yıllardan beri aydınlatılmasını gerekli bulduğu
belli başlı tarih meseleleri şunlardı:
1- Türkiye’nin en eski yerli halkı kimlerdir?
2- Türkiye’de ilk medeniyet nasıl kurulmuş veya kimler tarafından
getirilmiştir?
3- Türklerin cihan tarihinde ve dünya medeniyetinde yeri nedir?
4- Türklerin bir aşiret olarak, Anadolu’da devlet kurmaları bir tarih
efsanesidir. Şu halde bu devletin kuruluşu için başka bir izah bulmak lâzımdır.
5- İslâm tarihinin gerçek hüviyeti nedir? Türklerin İslâm tarihinde rolü ne
olmuştur?
Kültür alanımızda bir inkılâp ifade eden bu tezin esası şudur:  
“Türk milletinin tarihi  şimdiye kadar tanıtılmak istenildiği gibi yalnız
Osmanlı Tarihinden ibaret değildir. Türk’ün tarihi çok daha eskidir ve bütün
milletlere kültür ışığını saçmış olan millet Türk milletidir.”
“Türk  ırkı, çok kere öne sürüldüğü gibi sarı değildir. Türkler beyaz
insanlardır ve brakisefaldir. Bu günkü yurdumuzun sahipleri, en eski kültür
kuruculariyle aynı vasıfları taşıyan çocuklarıdır.”
“Türkler yayıldıkları yerlere medeniyetlerini de götürmüşlerdir. Irak,
Anadolu, Mısır, Ege medeniyetlerinin ilk kurucuları Orta Asyalılardır. Biz bugünkü
Türkler de Orta Asyalıların çocuklarıyız.”

Bir görüşe göre Atatürk, Türk Tarih Tezi’nin bu haliyle bile henüz
tamamlanmadığını düşünüyordu. Türk Tarih Tezi’nin en önemli parçası kayıptı.

Atatürk bütün bu konularda araştırma yapılması için direktifler vermiş,
ortaya çıkan eserleri de bizzat kendisi okuyarak incelemiştir.  
 Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini millî kültür üzerine
kuruyordu. Bunun için yeni  bir tarih tezi ile ortaya çıkıyordu. Ona göre “Türk
milletinin tarihi  şimdiye kadar yazıldığı gibi yalnız Osmanlı tarihinden ibaret
değildir. Türkün tarihi çok daha eskidir ve temasta bulunduğu milletlerin
medeniyetleri üzerine tesir etmiştir.”

 Atatürk’ün tarihi bilgilere çok önem verdiği ve belirli konularda kamu oyu
oluşturmak için bunlardan yararlandığı Büyük Millet Meclisindeki ve diğer
konuşmalarından anlaşılmaktadır.
1931 yılında diyor ki: “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan,
yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”
Bu fikirde tarihçiye  çok büyük sorumluluk düşüyor. Tarihî incelemelerde gerçeği
aramak ve onları değerlendirme gayesi başta gelir. Tarihî olayların yazılı belgelerle
zaptedilmesi, onların bir metoda göre yazılması ve öğretilmesi milletleri daima
meşgul etmiştir. Nesilden nesile anlatılan olaylar ile başlayan tarih, yazılı belgelerin
ve devlet arşivlerinin kaynak olarak toplanması sonunda, binlerce yıldır üzerinde
işlenen sosyal bir ilimdir. Aynı zamanda geçmişi anlatırken olayların sebeplerinin
araştırılması ve sonuçların bugünkü hayatın akışına etkilerini bulmaya çalışmak da
gereklidir. Geçmişteki medeniyet eserleri esaslı ve ayrıntılı olarak bilinirse bugünkü
kuruluşlarla mukayeseleri yapılabilir.

 Atatürk’ün tarihe verdiği önem ve ortaya atılan yeni Tarih Tezi genç
Türkiye Cumhuriyeti’nin kültür  temelinin millî kültür olmasını istemesinden
doğuyordu. Savaştan yorulan Türk milletinin canlanması, çağdaşlaşması ancak millî
bir ruhla olurdu. Millî ruhun kaynağı ise tarihtir.

 Atatürk, diğer taraftan, tarihin destanî değil ilmî usüllerle ortaya çıkarılan
gerçeklerini tercih etmektedir.

 Bir başka konuşmasındaki sözleri de yine aynı
anlamdadır. “Sonradan uydurma bir eser  vücuda getirerek ertesi gün pişman
olmaktansa hiçbir eser vücuda getirmemek, beceriksizliğini itiraf etmek daha
iyidir.”

 Atatürk’e göre Anadolu, en aşağı, 7000 yıllık Türk yurduydu. Atatürk, Afet
İnan’ın “Türk’ün Tarifi” adlı tezini okuduktan sonra boş bir sayfanın kenarına kendi
el yazısıyla  şu notu düşmüştü: “Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit
etmediği, bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine  yüksek sahne oldu. Bu
sahne en az yedi bin senelik Türk beşiğidir. Beşik, tabiatın rüzgârlarıyla sallandı,
beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın
şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar  gibi oldu, sonra
onlara alıştı, onların oğlu oldu. Bugün o tabiat çocuğu tabiat oldu, şimşek, yıldırım,
güneş oldu, Türk oldu. Türk budur: yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan
güneştir.”

 Orta Asya’nın bütün medeniyetlerin beşiği olduğu konusundaki görüş
üzerinde daha sonra çok fazla ısrar edilmemiş ve vazgeçilmiştir.
Atatürk, Türk Tarih Tezi’nin eğitim yoluyla geniş kitlelere yayılması için,
liselerde okutulmak üzere 1931 yılında dört ciltlik  Tarih 1, Tarih 2, Tarih 3,
Tarih 4 kitabı hazırlatmış, söz konusu ders kitabı 1932 ders yılından itibaren
okullarda okutulmuştur. Bu dört ciltlik tarih serisinde Türklerin medeniyete yaptığı
katkılar çok derinlemesine incelenmiş, Türk Tarih Tezi çok daha ayrıntılı olarak
işlenmiştir.

 2 Temmuz 1932 tarihinde, Ankara Halkevi binasında I. Türk Tarihi
Kongresinin yapılmasının hemen ardından  Türk Tarihinin Ana Hatları kitabı
yeniden ele alınır. Konuların, kimler tarafından yazılacağı ve eserin ne zaman
tamamlanacağı kararlaştırılır. 17-20 Nisan 1933 tarihleri arasında konu ile ilgili
toplantılar yapılır.

 Tarih tezini desteklemek amacıyla 1932 yılında Türk Dili Tetkik Cemiyeti,
1935 yılında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi  kurulur. 1935 yılından itibaren
cemiyet yeni bir çalışma içerisine girer. Atatürk’ün direktifleriyle hazırlanan
çalışma programı bir tarih seferberliği başlatır. Bu program Kültür Bakanlığı’na
gönderilerek hükümetin ve partinin görüşleri alınır. Böylece Tarih Tezi’nin
hükümet tarafından da onaylandığı anlaşılır.
 20-25 Eylül 1937 tarihleri arasında II. Türk Tarih Kongresi toplanır.
Kongre’ye Türkiye ve on üç yabancı ülkeden dünyaca tanınmış ilim adamları
katılırlar. Başta Atatürk olmak üzere devlet erkânının kongreye ilgi göstermesi,
basın, yayın organlarının ilk haberlerinin kongre olması, devlet politikası olarak
tarihe verilen önemi ifade eder. Böylece Türk Tarih Tezi  geniş çevreler tarafından
onaylanıp kabul edilir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.069 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.