BAŞBUĞ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ASİL ASKERLERİ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Kasım 2017, 10:50:21


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 ... 38 39 [40]
  Yazdır  
Gönderen Konu: BAŞBUĞ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ASİL ASKERLERİ  (Okunma Sayısı 162609 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #390 : 30 Ağustos 2010, 22:18:34 »

MİLLİ MÜCADELE’DE TÜRK-İNGİLİZ ESİR DEĞİŞİMİ
   Milli Mücadele döneminde cephelerde yapılan mücadeleler yanında Avrupa ülkeleri ile başka çeşit ilişkilere de girilmiştir. Gerek Avrupalıların Türk meselesini çözme yolunda, gerekse Türk tarafının kendi bağımsızlık savaşında mesafe kat etmek için diplomasi yolunu ve kamuoyunu etkilemeye yönelik diğer bazı yolları kullandığı görülür. Milli Mücadele’yi sindirmek adına İngiltere’nin bir kısım Türkleri Malta’ya sürmesinin karşı tedbiri olarak Ankara’nın Anadolu’daki İngilizleri rehin tutması bu konuda iyi bir örnek teşkil eder. Bu çerçevede Ankara-Londra arasında başka türlü kurulamayan diyalog sadece bu konu ile sınırlı da olsa kurulabilmiştir. Ankara-Londra arasındaki askeri ve siyasi mücadeleyi etkileyecek olan bu mesele, Mütareke’den sonra Malta’ya sürülen Türkler ile, bunlara karşılık Anadolu’da tutulan asker ve sivil İngilizlerin değişimi meselesidir. Ankara-İstanbul-Londra üçgeninde 1921 yılı başlarında Londra Konferansı sırasında gündeme gelen konu, Ekim ayı sonunda mübadelenin yapılmasıyla sona erer. Bu gelişme dolaylı da olsa Milli Hareketin gücü açısından kamuoyuna bir iyimserlik havası getirmiş, İngiltere Ankara’yı muhatap almak zorunda kalmıştır.
   Milli Mücadele’de emperyalistlere karşı cephelerde verilen silahlı mücadele yanında, özellikle İngilizlere karşı diplomasi alanında da önemli mücadeleler verilmişti. İngiltere ile Ankara’yı karşı karşıya getiren diplomasi savaşlarından birisi de; Malta Sürgünleri ile Anadolu’da gözaltına alınan İngilizlerin değiş-tokuşu meselesinde olmuştu. Başka bir ifadeyle bu mücadele, Ankara’nın Malta Sürgünlerini kurtarmak için harcadığı mesainin hikayesiydi.
   Mücadele, 30 Ekim 1919’da Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Mondros Mütarekesi’nden kısa süre sonra, Osmanlı topraklarının fiilen veya dolaylı olarak işgal edilmeye başlanmasıyla, İngilizlerin hiçbir ayrım gözetmeksizin önde gelen fikir ve siyaset adamları ile askerleri tutuklayıp Malta’ya sürgün etmesiyle başlamıştı. Özellikle de 16 Mat 1920’de İstanbul resmen işgal edilmiş, Meclis basılmış, Anadolu’daki Milli Hareket için önemli bazı şahıslar Rauf Bey de dahil olduğu halde Malta’ya sürülmüştü. Bu gelişmeler üzerine, hatta İstanbul’un işgalinden iki ay kadar önce Mustafa Kemal, Konya’da Onikinci, Sivas’ta Üçüncü ve Erzurum’da Onbeşinci Kolordu kumandanlıklarına telgraflar çekerek (22.1.1920) İngilizlerin saldırıları arttırdıklarını belirtmiş, İngilizlerin nazır veya mebuslardan bazılarını ve özellikle Rauf Bey’i tutuklaması durumunda, bunlara karşılık olmak üzere bölgelerindeki İngiliz subaylarının tevkifi için şimdiden gerekli tedbirlerin alınmasını istemişti. Onbeşinci Kolordu Kumandanı Kazım Karabekir’i Albay Rawlinson konusunda özellikle uyarmıştı.
   Malta Sürgünleri konusu 1919 Ekim ayında yapılan Amasya görüşmelerinde de tartışılmış, imzalanan metne gizli Dördüncü madde eklenmişti. Buna göre; Malta’ya sürülmüş olan Türklerin ilgili Osmanlı mahkemelerinde yargılanmak üzere İstanbul’a getirilmeleri yoluna gidilecekti.1 Osmanlı vatandaşlarının Osmanlı topraklarında yakalanıp İngiliz mahkemelerinde yargılanmaları devletin egemenliği yönünden sakıncaları gösteriyordu. Bir de İngiltere’nin Sürgünler için icad ettiği suçlar göz önüne alındığında bunun bir sindirme hareketi olduğu açıkça görülüyordu. İstanbul Hükümeti Amasya Görüşmelerinde kararlaştırılan noktada bir gelişme kaydedemedi. Aksine 1920 yılı başlarında İngilizler tutuklamaları arttırdılar. Meclisi basıp bir kısım milletvekilini de Malta’ya sürdüler. İşte biraz önce bahsedilen misilleme olayı da bu günlerde gündeme geldi. 1920 yazında bu uygulama İngilizler üzerinde beklenen tepkiyi ortaya çıkardı. İngiltere’de , Anadolu’da tutuklu bulunanların akrabaları tutsakların kurtarılması konusunda hükümete baskı yapmaya başladılar. Anadolu’daki İngilizlerin Malta’daki Türklere karşılık olarak tutuldukları anlaşılmıştı.
29 Mayıs 1920’de, İngiltere Savunma Bakanı Winston Churchill Dışişleri Bakanlığına başvurdu. Churchill; “Türklerin eline düşen adamlarımız rehin olarak tutulacaklar ve ancak Malta Sürgünleri serbest bırakılınca kurtarılabileceklerdir” diyordu.
   Eski İzmir Valisi gibi bazı İngiliz sempatizanlarının bırakılmasını da teklif ediyordu. Askerlerin bu düşüncesi diplomatlar tarafından kabul edilmedi. Askerlerin bu yaklaşımlarında Anadolu’daki tutsak İngilizlerin genelde asker olmalarının önemli bir payı vardı. Diplomatlar ise bazı Türklerin serbest bırakılmasının İngiltere’ye itibar kaybettireceği düşüncesindeydiler. Dışişleri Malta’daki Türklerin hiçbirinin bırakılmayacağını Churchill’e bildirdi. 17 Haziran’da Churchill yeni bir başvuruda bulundu ve Anadolu’daki İngilizlerin Türklerin elinde bir koz olduğunu vurguladı. Churchill durumu diplomatlardan daha iyi değerlendirmiş ve Malta Sürgünleri konusunda taviz verilmeden Anadolu’daki İngilizlerin kurtarılamayacağı konusunda Dışişlerini uyarmıştı. Diplomatlar ise, daha sonra Türk tezini kabul etmek zorunda kalacaklarını hesap edememişler, konuyu sürüncemede bırakmışlardı. O an için Türklere isteklerini bir şekilde kabul ettirebileceklerini düşünüyorlardı. İngilizlerin kurtarılması konusunda Churchill’den başka Erzurum’da grubuyla birlikte tutuklanan Yarbay Rawlinson’un abisi Lord Rawlinson da hükümete müracaatta bulunmuş, sonuç alınamamıştı.
  Haziran ayı başlarında İstanbul’daki İngiliz karargahı Mustafa Kemal’e yazdığı bir mektupla tutsakların durumunu görüşme teklifinde bulundu. Ya Mustafa Kemal İzmir’e, ya da yetkili bir İngiliz subayı Anadolu’ya gelerek konu görüşülebilir deniyor, görüşme yerinin tesbiti de Mustafa Kemal’e bırakılıyordu. Mustafa Kemal bu teklifi reddetti. Çünkü bir taraftan İngilizler bu girişim içindeyken diğer taraftan tutuklamalar ve cezalandırmalar İstanbul Hükümeti eliyle de olsa devam ediyordu. Mustafa Kemal bunlara misilleme yapılacağını da duyurdu.
   Erzurum’da tutsak bulunan Yarbay Rawlinson’un bir mektupla Kazım Karabekir’e aracılık önerisinde bulunması da sonuç vermemiş, bu girişimler Ankara-Londra diyaloğunu başlatamamıştı. Sevr Andlaşması’nın kabulünü sağlamak için Malta’daki Türklerin bir kısmının Anadolu’ya dönmemek kaydıyla serbest bırakılacağı teklifi de, tutsak değişimi konusunda “hepe-hep”i savunan Ankara’yı kararından caydıramadı.
  Konuyu sürüncemede bırakan İngiltere, Sevr şartlarının belirlenmesinden sonra bu konuyu Ankara’ya Sevr’i kabul ettirmek için bir pazarlık konusu yapmaya çalışıyordu. 3 Aralık 1920’de bu görevle İzzet Paşa heyeti Ankara’ya gönderildi. Bu heyetin görevleri arasında İngiliz tutsakların serbest bıraktırılması da vardı. Bir yandan da Malta’daki Türkleri çeşitli gruplara ayırarak bir kısmını Anadolu’daki İngilizlere karşılık salıvereceklerini açıkladılar. Ancak bunun ön şartı olarak Sevr’in yürürlüğe girmesini istiyorlardı. İzzet Paşa ve Heyeti Ankara’da bu konuyu gündeme bile getiremediler. Konu ancak Londra Konferansı sırasında yüz yüze görüşülebilecekti. İngiltere Hükümeti bu noktaya da kolay gelmemiş, İngiltere Savunma Bakanlığı ve Churchill’in çabaları yaz boyu devam etmişti. İngiltere Hükümeti, Malta Sürgünleri’nin İstanbul Hükümeti’nin isteğiyle olduğu, salıverilmeleri durumunda İstanbul Hükümeti’nin prestijinin sarsılacağını ve Sevr’i imzalamayacağını ileri sürüyordu. Daha sonra ise Anadolu’ya giden Ahmet İzzet Paşa’ya, İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Vekili Rumbold, Ankara’nın esirleri serbest bırakması durumunda prestij kazanacağını söylüyordu.
   Londra Konferansı’na giderken İngilizler sürgünlerle tutsakların değişimi konusunda hazırlık yapıyorlardı. 20 kadar sürgünü Anadolu’daki İngilizlere karşılık olarak bırakabileceklerdi. Konferans öncesinde İstanbul Hükümeti de sürgünlerin tam listesini Londra’dan isteyerek Londra’ya hazırlık yapmıştı. Bu Ankara için alınan bir liste olmalıydı. Çünkü sürgünler işini Ankara üstlenmişti. İngiltere’nin verdiği sürgün listesinde 109 kişi vardı. Ankara’nın elinde de 22 İngiliz tutsak vardı.
17 Şubat 1921’de İngiliz parlamentosunda sürgünler konusu görüşüldü. Bazı üyeler İngiliz sempatizanlarının bile neden hala sürgün durumda olduğunu sordu. Hükümet sözcüsü Harmsworth, bu konunun Türk barış andlaşmasının bir parçası olduğunu söyledi.Demek ki İngiltere, sürgünleri istediği şartlarda bir anlaşmayı kabul ettirebilmek için koz olarak kullanıyordu. Bunları tutuklayıp sürgüne gönderirken de bir sindirme hareketi olarak düşünmüştü. Londra’da toplanacak konferansta sürgünlerin durumunun İngilizlerin pazarlık gücünü arttıracağı düşünülüyordu.
   21 Şubat’ta toplanan Konferans sırasında İngiltere elinde bulunan bütün kozlarını oynayacaktı. Sürgünler konusundan başka, Yunan Ordusunun Anadolu’daki durumu da İngiltere’yi yakinen ilgilendiriyordu. Bu arada İngiltere İstanbul ve Anadolu’daki istihbarat elemanları aracılığıyla Türk politikası hakkında bilgiler de ediniyor, Bekir Sami Bey’in isteklerini ve şartlarını bilerek ona göre hazırlık yapıyordu. 2 Mart 1921’de İstanbul’daki İngiliz Genel Karargahından(General Harington) Askeri İstihbarat Başkanlığına gönderilen şifre tel de bu konuda Londra’yı bilgilendiriyordu. Telde; İngiliz casus örgütü Black Jumbo’nun ele geçirdiği gizli Türk şifresi hakkında bilgi veriliyor, Mustafa Kemal’in Bekir Sami Bey’e, tutsakların değiş tokuşunun barış andlaşmasının imzalanmasından sonra yapılacağı konusunda talimat verdiği bildiriliyordu1.
   7 Mart 1921 tarihinde Malta Sürgünleri konusunda ilk oturum yapılır. Ankara’yı Hariciye Vekili Bekir Sami Bey, İstanbul’u Lodra temsilcisi Mustafa Reşit Paşa temsil ediyordu. İngiltere adına Dışişlerinden R.C. Lindsay, D.G. Osborne ve W.S. Edmons katılmışlardı. İngilizlerin tasarısında Anadolu’da tutsak olan 21İngilize karşı Malta Sürgünleri’nden bazılarının bırakılması öngörülüyordu. Malta Sürgünleri iki kısma ayrılmış, bir bölümü salıverilecekler ve diğer kısım savaş suçlusu sayıldıkları ve yargılamak için ellerinde tutmak istedikleri esirlerden oluşuyordu. Bekir Sami Bey Sürgünlerin tümünün serbest bırakılmasını istedi. Sınıflandırmayı kabul etmedi. Sürgünler içinde suçlular varsa bile bunların da Ankara’ya teslim edilmelerini istedi. İlk görüşme başarısız kaldı. İngilizler Bekir Sami Bey’in heyeti içinde kendi şartlarına paralel bir anlaşma taraftarlarının bulunduğunu keşfederek bu konuda ısrarlı davrandı. 11 Mart tarihli oturumda da bunun semeresini gördüler. Bekir Sami Bey bazı Sürgünlerin Malta’da kalmasına razı oldu. Ancak bunların sayısını azaltmaya çalıştı. Cemal Paşa, Yakup Şevki Paşa, Cevat Paşa ve Albay Şevket Bey’in de serbest bırakılması, ancak bunların Türkiye’ye dönmemeleri şartı kabul edildi. Bunların Anadolu’ya gitmeleri durumunda Milli Mücadele’ye katılmaları endişesi yaşanıyor, bu engellenmeye çalışılıyordu.
Bu şartlarda 16 Mart 1921 günü anlaşma imzalandı. Ankara’nın talimatını aşan bu anlaşmanın şartları şunlardı;
   1-Kendi isteklerine aykırı olarak Türkiye’de alıkonulan Britanya savaş tutsaklarıyla öteki Britanya yurttaşları, ya da Britanya kuvvetleri üyeleri hemen salıverilip İstanbul’a gönderileceklerdir. Bunların taşınmaları Türk makamlarınca yapılacak, masrafları karşılanacaktır.
   2-Şu sırada Britanya makamlarının elinde bulunan Türk savaş tutsaklarıyla sivil sürgünlerin yurtlarına geri gönderilmesine hemen başlanacak, elden geldiği kadar hızla devam edilecektir. Bu madde savaş suçlusu sayılanlara uygulanmayacaktır. Britanya Hükümeti barışın barışın kurulmasına kadar gerekli gördüğü bazı sürgünlerin İstanbul’a gelmemesini isteyebilir. Buna aykırı davrananları tutuklayıp hapsedebilir.
  3-Bu anlaşma imzalandığı tarihte yürürlüğe girecek, elden geldiği kadar çabuk uygulanacaktır.
Anlaşmaya bu maddelerden başka tutsakların listesi ve durumları ek olarak konulmuştur. Bu anlaşma Ankara’nın talimatı dışında gerçekleşmiş olmakla TBMM tarafından onaylanmamış ve uygulanamamıştır. Ancak İngilizlerin bazı Türkleri serbest bırakması üzerine bazı İngiliz tutsaklar da serbest bırakılmıştır. Londra’da bu görüşmelerin yapıldığı ve anlaşmanın imzalandığı sıralarda, Erzurum’ da tutsak bulunan Rawlinson ve ekibi de Erzurum’dan Trabzon’a yola çıkarılmıştır.1 Rawlinson Trabzon’a gönderilirken Türk tarafının hala bütün sürgünlerin serbest bırakılacağı beklentisinde olduğu söylenebilir. Ya da Londra’da imzalanan anlaşmanın muhtevası tam öğrenilmeden bu tür hazırlıklara girişilmiş olabilir. Çünkü Ankara’nın mübadele konusundaki görüşü “hepe hep”tir ve elinde bulunan tutsaklardan en önemlisi Rawlinson’dur. En başta Rawlinson’u bırakması düşünülemezdi. Bu arada General Harington’un da buna yakın bir düşünceyle, 26 Mart’ta İstnbul’dan İngiltere Harbiye Bakanlığı’nı uyararak bu anlaşmayı Mustafa Kemal’in uygulamayacağını, ellerini çabuk tutmaları gerektiğini, İngiliz tutsakların bir Karadeniz limanında toplanması gerektiğini bildirir.1 Buradan anlaşılan, İngilizler karlı bir anlaşma imzaladıklarının farkındadırlar ve bundan vazgeçilmesi endişesini yaşamaktadırlar. Nitekim 28 Mart’ta Erzurum’dan yola çıkarılan Rawlinson ve ekibi 17 Nisan’a kadar Trabzon’da tutulup tekrar Erzurum’a götürülür.1 Malta’daki alıkonulan Türklere karşılık Rawlinson ve ekibi bırakılmaz. İngilizler açısından olduğu gibi Türk tarafınca da Rawlinson’un önemi bilinmektedir. Rawlinson da Hatıratında, Rauf Bey ve benzer Türklerin Malta’da tutulduğu sürece kendilerinin serbest bırakılmayacağını fark ettiğini belirtmektedir.
   İngiltere’nin Malta’daki Türkleri bırakma işi de hemen anlaşmadan sonra gerçekleşmemiş, İngilizler II. İnönü Zaferine kadar sürecek Yunan saldırısının sonucunu beklemişlerdir. II. İnönü zaferinden sonra ise Türk-Yunan savaşında göstermelik bir tarafsızlık ilan eder. Böylece Türklere bazı ödünler verilmesini benimsediği havasını yayar.Londra’da yapılan anlaşma şartlarını yerine getirme konusunda ayak sürüyen İngilizler, Yunan saldırısı başarısız olunca Ankara ile yakınlaşmaya çalışır. 41 kişilik bir sürgün grubu Malta’dan 30 Mayıs 1921 günü serbest bırakılır. Bunların dördü daha önce çeşitli yollardan kurtulduğu için bu grupta 37 kişi vardır. Bunlar İngilizlerce ılımlı görülenlerdir.
   İlk sürgün kafilesi Malta’dan kurtulduktan sonra Ankara-Londra arasında yeniden bir diplomasi mücadelesi başladı. İnönü Savaşları’nda Yunan Ordusu’nun iki kez yenilmesiyle İngiltere bu konuda yumuşamaya başlamışken, Sakarya’ya kadar sürecek Yunan saldırısının başlaması ile yine olumsuz davranışlara yönelmişti. Bu davranış biçimi değişimi kendi şartları içinde gerçekleştirmeye yönelikti. Ankara ile irtibatı kesmemiş, konuyu kapatmamıştı. Ancak İngiliz tutsakların hepsinin serbest bırakılmasını isterken, Malta’daki Türklerden kendince uygun gördüğü bazılarını bırakmak taraftarıydı. Ankara bu şartları kabul etmiyor, değiş tokuşun “hepe hep” olması konusunda ısrar ediyordu. İngiltere 1921 Mayıs ayında Ankara’da İngiliz casusu olarak yakalanan Mustafa Sagir’i bile geri istiyordu. Bu konuda Ankara-Londra diyaloğu Sakarya Zaferi’ne kadar devam etmiş ancak sonuç alınamamıştı. Konu İstanbul’un aracılığı ile dolaylı olarak tartışılıyordu.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #391 : 30 Ağustos 2010, 22:28:46 »

MİLLİ MÜCADELE’DE TÜRK-İNGİLİZ ESİR DEĞİŞİMİ
   1921 yazında bu çerçevede General Harington’un da bazı çabaları oldu. Harington Mustafa Kemal’le görüşmeye yönelik bazı girişimlerde bulundu. İnebolu’da Refet Paşa ile Harington’un gönderdiği temsilcileri arasında görüşmeler yapıldı. Harington bu girişimini hükümetine de bildiriyor fakat diplomatların işgüzarlığından görüşme sağlanamıyordu. Harington bu girişiminin tamamen Anadolu’daki İngiliz tutsakların serbest bırakılmasını sağlamaya yönelik olduğunu,bunun değişik yorumlarla mümkün kılınmadığını belirtiyordu. Bu gelişmeyle ilgili konularda da İstanbul’daki Kızılay İkinci Başkanı Hamit Bey Ankara ile İngiltere arasında arabulucu rolünü üstlenmişti. Bu görüşmeler de gayri resmi bir şekilde sürdürülmüştü. Haziran-Temmuz ayları boyunca sürdürülen diplomasiden sonuç alınamamıştı. Ankara, Malta’daki Türkler bırakıldıkça elindeki İngilizlerden bazılarını serbest bırakacağını, bütün Türk tutsaklar bırakılmadıkça İngilizlerin hepsini bırakmayacağını sık sık ve ısrarla vurguluyordu. Bu arada bir kısım Türkler de Malta’dan kaçmayı başarmışlardı.
1921 Ağustos ayında da bir dizi yazışmalar yapılmış, konunun halli için uğraşılmıştı. 1 Ağustos’ta Hariciye Nazırı İzzet Paşa da Rumbold’a mübadelede ölçü “hepe hep” olmalıdır cevabını vermişti. 8 Ağustos’ta ise İngilizler Mustafa Kemal’in ne istediği konusunda, Anadolu’da tutuklu bulunup salıverilen Teğmen Bowring’in ağzından şu bilgileri aktarmışlardı; Mustafa Kemal Paşa Malta’da sürgün bulunan Ali İhsan Paşa’nın ve birkaç sürgünün daha kurtarılmasına özellikle önem veriyordu. Bunlar bırakılmıyorsa Kemalistlerin elindeki İngiliz tutsaklarını kurtarmak için tehdit kullanılmalı, Mustafa Kemal’e özel olarak yaklaşılmalı, tutsakları gizli ajanlarla kaçırmak gerektiği şeklinde kanaatler de belirtiliyordu. Aynı dönemlerde Rawlinson da Trabzon’dan Erzurum’a dönerken İstanbul’a yazdığı mektupta kıyıya gönderilecek İngiliz gemilerince kaçırılmalarını öneriyordu.
  Sakarya’da Türk Ordusunun kazandığı zafer o zamana kadar Ankara’ya tepeden bakan Londra’yı biraz yumuşamaya zorlamıştı. Ama hala Ankara Hükümeti ile doğrudan ilişkiye girmiyorlar, İstanbul Hükümetini araya sokmaya çalışıyorlardı. O sıralarda Ankara-Londra arasında yarı resmi bir ilişki bile yoktu. İngiltere Ankara’yı tanıdığı imajı verecek hareketlerden kaçarken hala bu tür davranışlarla bir şeyler elde etmek düşüncesindeydi. Ankara’ya göre kendi politikasına çok daha yakın gördüğü İstanbul’u devre dışı bırakarak küstürmek istemiyordu. Ankara’yı muhatap kabul etmesinin kendisine itibar kaybettirmesi ve İngiltere’nin yenilgisi şeklinde yorumlanmasından korkuyordu. Bu nedenlerle notalarını İstanbul Hükümeti Hariciye Nazırı İzzet Paşa aracılığıyla Ankara’ya ulaştırıyordu. 23-24 Eylül günleri İngiliz Yüksek Komiserliği ve Başkomutanlığı İzzet Paşa’ya birer nota verdiler. Başkomutanlık Malta Sürgünlerini Türkiye’ye getirmek için gemi arandığını, İngilizler için ne yapıldığını soruyordu. Rumbold ise İngiliz tutsaklara Söke’de bulunan üç kişinin de eklenmesini istiyordu. İzzet Paşa bu notaları Hamit Bey’e iletti. Ankara Hükümeti İstanbul Hükümeti’nin aracılığını kabul etmedi. İngilizlerin Ankara’nın temsilcisi Hamit Bey ile görüşmesini istedi ve Hamit Bey’i mübadele konusunda yetkili kıldı. 29 Eylül’de Rumbold ile Hamit Bey görüşmeleri başlattı. Bu oturumda Malta’daki Türklerin tamamının salıverilmesi ve görüşmelerin resmi temsilcilerle yapılması kararlaştırıldı. 1 Ekim 1921 günü yapılan toplantıda Rumbold bütün sürgünlerin geri verileceğini açıkladı. 5 Ekim’de Times gazetesi, Britanya Hükümeti’nin Malta’da tutulan 51 Türkün Anadolu’da tutsak bulunan 17 İngiliz vatandaşıyla değiştirilmesine karar verdiği haberini yayınladı. İngilizler bütün Türk sürgünleri İnebolu’ya getirmeye de razı oldular. Hamit Bey bütün İngiliz tutsakların İnebolu’ya getirilmelerinin zaman alacağını, Söke’de bulunan üç İngilizin İzmir’e ya da Antalya’ya yollanmasını, Erzurum’da bulunan Rawlinson ve arkadaşlarının da Trabzon limanında teslim edilmesini önerdi. Ankara, İngiliz listelerinde adı bulunmayan İngiliz tutsakların da bulunması halinde teslim etmeye razıydı. Bu konudaki protokol 23 Ekim 1921’de imzalandı. Ancak bu uygulama İnebolu’da tutsakların değiştirileceği sırada bazı problemler çıkaracaktı.
Anadolu’daki İngiliz tutsakları en yakın limanlara yollanmaya başlanmış, Yüzbaşı Chambell Kayseri’den İnebolu’ya, Rawlinson ve ekibi Erzurum’dan Trabzon’a yola çıkarılmıştı. Diyarbakır’daki birkaç Hintli mülteci sayılmış, Türkiye’ye sığınmışlardı.1 Protokolün imzalandığı toplantıda tartışılan İngiliz sömürge vatandaşlarının durumu da böylece çözümlenmişti. Rawlinson ve grubu Trabzon’da İngilizlere teslim edilecekti. 5 Ekim’de Erzurum’dan yola çıkarılan Rawlinson grubu 14 Ekim’de Trabzon’a ulaşmıştı. Mübadele tarihi olarak belirlenen 30 Ekim tarihine kadar burada kaldılar. İstanbul’daki İngiliz Ateşemiliteri Albay Bird kumandasındaki Somme zırhlısı ile Trabzon’dan alındılar. Malta’da sürgünde bulunan Türkler de 25 Ekim 1921 günü bir gemiyle Malta’dan yola çıkarıldılar. Bunların sayısı 59’du. 29 Ekim günü de Centaur adlı savaş gemisi İngiliz mübadele heyetini alarak İstanbul’dan ayrılmıştı. Zonguldak’taki tutsakları da bu gemi İnebolu’ya götürecekti.
Bir taraftan tutsakları kıyıya götüren Ankara Hükümeti diğer taraftan mübadele için seçilen İnebolu’daki yetkililerle irtibata geçmiş, yetkilileri uyarmıştı. Müdafai Milliye Vekaleti İnebolu İrtibat Zabitliği’ne çektiği 26 Ekim 1921 tarihle telle, İngilizlerin mübadele heyetinin Hazal Frenk, Yüzbaşı Amstrong’dan oluşacağını öğrendiklerini, İnebolu’daki Fırka Kumandanı Hüsnü Paşa ile görüşülüp mübadele heyetini toplaması isteniyordu.1 Aynı gün konu ile ilgili olarak İnebolu İrtibat Zabitliği Müdafai Milliye Vekaleti’ne çektiği konu ile ilgili telde; gelen İngiliz heyetinin karaya çıkmak istemeleri durumunda ne yapılacağı, bunların ikametinin ve ağırlanmasının hangi kaynaktan sağlanacağı, İnebolu’nun açık liman olduğu, hava şartlarının bozukluğu nedeniyle mübadele heyeti limanda uzun süre kalırsa İstanbul’dan gelecek askeri malzemenin bunların gözü önünde indirilemeyeceği, mübadelenin hangi şartlarda yapılacağı konularında bilgi istiyordu.1 Daha sonra İnebolu’ya gönderilen mübadeleye tabi şahıslar listesi de şöyle belirlenmişti. Bunlar Türk tarafının listeleriydi ve İngilizlere teslim edilecek İngiliz tutsakları; Trabzon’daki Yarbay Rawlinson ve üç arkadaşı ile Zonguldak’taki 17 aileden başka, İnebolu’daki Yüzbaşı Chambell olmak üzere 24 kişi, İngilizlerden teslim alınacak Türkler ise tahminen 13 mebus, 12 mülki memur, 25 asker olmak üzere toplam 59 kişiydi.1 Bu belgede bahsedilen Zonguldak’taki 17 aile ne daha önceki görüşmelerde, ne de mübadele sırasında söz konusu edilmiyordu. İngilizlerin Anadolu’da tutsak olarak tespit ettikleri isim listelerinde ve sayı bakımından da bunların hesabında yanlışlık olduğu görülür. Bu durumda bunların İngiliz sömürge vatandaşları ve sıradan siviller olması ihtimali yüksek görülüyor ve listelere de bu yüzden girmemiş olmalıydılar.
   Değiş tokuş için 30 Ekim günü kararlaştırılmış olmasına rağmen Malta’dan Türkleri getiren Montenol ve Chrysanthemum gemileri, Trabzon’dan Rawlinson ve arkadaşlarını alan Somme ve İstanbul’dan İngiliz heyetini getiren Centaur 31 Ekim’de İnebolu’da buluştular. Ancak havanın bozukluğu yüzünden 30 saat kadar işlem yapılamadı. Bu arada İngilizler listeye Türkiye’de bulunmayan 6 Hintli, 6 İngiliz ve iki tercümanın adlarını da eklemişlerdi. Bir ara bu yüzden mübadele tehlikeye girer gibi olmuştu. Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey anılan kimselerin ortaya çıkması durumunda daha sonra iade edileceğini Ankara’dan telledi. İngiliz heyeti de durumu İstanbul’a Yüksek Komisere bildirmişti. Rumbold da teslim edilen tutsakların alınıp, bütün Türklerin serbest bırakılmasını bildirdi. 1 Kasım’da değiştirme işi gerçekleşti. Onbir Türk İngiliz gemileri ile İstanbul’a döndü. İnebolu İrtibat Zabiti de aynı gün Ankara’ya Milli Müdafa Vekaleti’ne olayı şöylece telledi; “Havanın muhalefetine rağmen gemilere gidilerek ilişki kuruldu. Belirtilen şahıslar teslim edildi. Onbir Türk İstanbul’a dönmek istedikleri için İnebolu’ya çıkmadılar. Diğerleri salimen İnebolu’ya çıkarak ihtiyaçları ve istirahatları temin edildi.”
   Tutsakların değiştirilmesi tarihi bir yandan hava muhalefeti, diğer yandan İngilizlerin Türklerin elindeki bazı İngilizleri bırakmadıkları iddiası yüzünden gecikmişti. Bu pürüz Bekir Sami Bey’in bahsedilen telgrafı ile çözümlendi. Ancak tutsaklar İnebolu limanında gemilerde endişeli bir 30 saat geçirdiler. İngilizlere teslim edilen tutsaklar içinde en önemli addedilen Rawlinson da tutsak değişimi konusunda şunları anlatıyor: “İnebolu’ya varır varmaz Centaur kruvazörü ile işaretle muhabere ettik. Bird de raporunu vermek üzere kruvazöre gitti...Yüksek Komiser Sir Horace Rumbold bütün Türklerin serbest bırakılmasını fakat buna karşılık Türklerin elinde sağ kalan bütün Britanya tebalarının muhakkak alınmasını bildiriyordu. Türklerin elinde 140 kadar Britanyalı ve Hintli esir olduğunu doğrulamış ve makamlara bu adamların bir listesi verilmiş. Bu listeye göz atınca çoğunun en az bir yıl önce ölmüş olduğunu hatırladım...Türkler değişim için ancak dört esir verebiliyorlar, başka esir bulunduğundan katiyen haberleri olmadığını söylüyorlardı....General sözünü yerine getirmek için benim yerime kendisi Türklere teslim olmağı ve bütün kafilenin Türk esirleriyle birlikte İstanbul’a hareket etmesini teklif etti...Kabul etmedim. Durumu Yüksek Komisere(İstanbul’a) bildirdi. Rumbold bütün Türklerin serbest bırakılmasını, sağ olan bütün İngilizlerin alınmasını bildirdi. Bu talimat derhal yerine getirildi. Bütün Türk esirlerin yerli kayıklara bindiğini nefretle gördük. Bunlara karşılık biz, benim kafilemden başka Yüzbaşı Chambell ve Britanya vatandaşı olduklarını iddia eden fakat başka milliyetten oldukları açık iki sivil almıştık.
   Rawlinson İngiliz resmi makamlarının listesindeki sayıyı çok aşan bir rakamdan bahsediyor ve teslim edilen iki sivili de göz ardı ederek 4 kişi teslim aldıklarını belirtiyor. Türklerin serbest bırakılışına duyduğu nefreti de saklamıyor. Rawlinson herhalde Orta ve Yakın Doğu’da kayıp bütün İngilizlerin durumundan Ankara’yı sorumlu tutuyor olmalıydı. Bu rakam dayanaksız ve ifade duygusaldı. Daha 1921 Haziran ayında Mustafa Kemal ile görüşmeye çalıştıkları sırada, İngiliz resmi kaynaklarının tesbitlerine göre Ankara’nın elinde 29 kişi tutsak bulunuyordu ve 1 Temmuz’da 9 kişi serbest bırakılmıştı. İngilizler çok direndikleri halde Ankara’nın çizgisine gelmişler, isteklerine boyun eğmek zorunda kalmışlardı. Asıl hazımsızlıkları ve bu tür mazeretler uydurmaları bu sebeplerden olmalıydı. Ayrıca Rawlinson Zonguldak’tan alınan İngiliz vatandaşlarından ve İnebolu’ya uzak bölgelerde bulunan, en yakın kıyılarda teslim edilecek İngilizlerden habersiz olmalıydı.
  Malta Sürgünleri ile Anadolu’daki, yani Ankara Hükümeti elindeki İngiliz esirlerin değiştirilmesi, bazı insanların hürriyetine kavuşmasından çok daha geniş çaplı ve o derece önemli bir gelişmeydi. İçerde İstanbul-Ankara rekabetinde Ankara bu başarısıyla çok önemli derecede prestij kazandı. Ayrıca Milli Mücadele için her türlü insana acil ihtiyaç duyulduğu sıralarda asker ve sivil bir çok eleman kazanıldı. Ankara, milleti temsil etme konusunda bir takım tereddütleri ortadan kaldırdı. Dışarda ise, Ankara’yı muhatap almaya yanaşmayan ve diğer devletleri de bu yolda etkilemeye çalışan İngiltere’nin bütün direnişine rağmen Ankara’yı tanıma görüntüsü verecek bu davranışıyla Ankara’nın uluslararası itibarı da artıyordu. Ankara Türk Hükümeti sıfatını ve yetkisini üzerine almayı başarmıştı.

                                  KAYNAKÇA
ATASE Arşivi (Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Dairesi Arşivi)
Atatürk, Kemal, Nutuk, MEB Yayını, İstanbul, 1982
Bayur, Y. Hikmet, Türkiye Devletinin Dış Siyasası, Ankara, 1973
--------------------, XX. Yüzyılda Türklüğün Tarih ve Acun Siyasası Üzerindeki Etkileri,
Ankara, 1974
Cemil, M. , Lozan, İstanbul, 1933
Jaescke, Gotthard, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, İstanbul,1986, Çev.
Cemal Köprülü
Rawlinson, A. Adventures in The Near East, London ,1923
Selek, Sebahattin, Anadolu İhtilali, İstanbul, 1981, C.II
Şimşir, Bilal, İngiliz Belgelerinde Atatürk, Ankara 1979, C.III
---------------, İngiliz Belgeleri ile Sakarya’dan İzmir’e, İstanbul, 1989
---------------, Malta Sürgünleri, Ankara, 1985
TBMM Gizli Celse Zabıtları, C.II
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Gümüş Kurt
Ziyaretçi
« Yanıtla #392 : 10 Eylül 2010, 00:51:18 »

K A L K A N kandaş çok güzel paylaşımlar yapmışsın. Burdan yararlanacak kandaşlar çok olacaktır.

Ufak bir ekleme yapmak istiyorum. Verildiyse affola.

Çanakkale Savaşları’nın henüz araştırılmayı bekleyen bir çok siyasal, sosyal ve askeri yönünün daha olduğu bir gerçek. Örneğin; bu savaşların bizde belki de hiç bilinmeyen bir diğer yönü, Çanakkale’de bazı Türk kadın savaşçılarının da çarpıştıklarıdır.

Konuyla ilgili ilk belgesel bilgilere Avustralya ve Yeni Zelanda arşivlerinde, Anzac askerlerinin Çanakkale’de siperlerde yazdıkları günlük ve mektuplarda rastlanmaktadır. Örneğin, The Age adlı Avusturalya gazetesinde, 8 Eylül 1915 tarihinde şu başlıkta bir haber yer almaktadır.

“Kadın bir keskin nişancı: ilk günkü çarpışmada vuruldu: J. C. Davies adlı bir asker annesine yazdığı mektupta şöyle demektedir:

“… Vurulduğum 18 Mayıs günü, keskin nişancı bir Türk kızı vardı. Güzel, iri yapılı ve 19-21 yaşları arasında görünüyordu. Günün uzunca bir bölümünde sürekli olarak ateş etti. Gerçi bir çok adamımızı vurdu ama gün bitiminden önce Avusturalyalı bir asker tarafından vurulunca, gene de üzüldüm. Ölüsünü ele geçirdiğimizde yanında bir Türk erkeğinin cesedini de bulduk. Kadının vücudunda tam 52 kurşun . vardı… Bu savaş korkunç”
Arşivlerde aynı konuyu dile getiren birkaç mektup ve günlük daha bulunmaktadır.

Sanırım yazının kaynağı burası: Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
www.canakkale.gen.tr


Kahraman Türk kadınlarını saygıyla anıyorum...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #393 : 10 Eylül 2010, 09:00:11 »

Kahramanlık destanının yazıldığı Çanakkale Savaşları'nda Türk kadınlarının sanıldığının aksine sadece cephe gerisinde değil, siperlerde de düşmana karşı Mehmetçiklerin yanında göğüs göğüse çarpıştığı ortaya çıkmıştır.Türk kadınları cephe gerisinde Mehmetçiğe destekte bulunurken, bazılarının da siperlerde düşman askerlerine büyük kayıplar verdirdiği değişik kaynaklardan belirtilmiştir. Keskin nişancı Türk kadın savaşçılarının düşmana büyük kayıplar verdiğini, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. A. Mete Tunçoku, Avustralya ve Yeni Zelanda arşivlerinde bu konuyla ilgili pek çok belgeyle karşılaştığını araştırmalarında dile getirmiştir.


ÇANAKKALE DESTANI'NIN KADIN KAHRAMANLARI

Avusturyalı er J.C Davies', ailesine gönderdiği mektup da şunları anlatıyor:
“Benim de vurulduğum 18 Mayıs 1915 günü keskin nişancı bir Türk kızı pusuda çarpışıyordu. Gizlendiği yerden gün boyu ateş etti ve çok sayıda adamımızı vurdu. Ancak gün batmadan bir Avustralyalı tarafından vurulmasına yine de üzüldüm. Güzel yapılı ve tahminen 19-21 yaşlarında genç bir kızdı. Ölü olarak ele geçirdiğimizde yanında başka bir Türk'ün ölüsününü de bulduk. Genç kızın bedeninde tam 52 kurşun vardı. Bu savaş korkutucu.”






ÇANAKKALE DESTANI'NIN KADIN KAHRAMANLARI

"YABANCI ASKERİN ANILARI"

''15 Ağustos 1915 Pazar günü savaşa katıldık ve büyük bir tepeyi ele geçirme görevi aldık. Burada çok can kaybı verdik. Şarapnel parçaları, makineli tüfek mermilerinin yanı sıra pusuda ateş eden keskin nişancı kadın savaşçıların ateşi altında adeta cehennemde ilerlemek gibi bir şeydi bizimki. Burada pusuya yatıp çarpışan keskin nişancıların çoğu kadın veya kız. Kendilerini yeşile boyayıp, ağaçlar ve bodur bitkilerle uyum sağlamışlar.''



Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #394 : 29 Eylül 2010, 21:24:13 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Gök Türk Beyi
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 7.529


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #395 : 19 Kasım 2013, 03:25:32 »

Bir Bozkurt ve 50 000 okunma sayısı, ne mutlu o Bozkurta!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Sayfa: 1 ... 38 39 [40]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.069 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.