Atatürk’ten Anılar
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Ekim 2019, 15:48:28


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Atatürk’ten Anılar  (Okunma Sayısı 5932 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« : 21 Haziran 2015, 10:34:07 »

Ankara Resim ve Heykel Müze binasının inşaatında, Atatürk incelemelerde bulunurken, inşaatta çalışan işçilerle tahta kaşıkla çay içtiğini, belki de birçoğumuz bilmiyordur.

Anakara Resim ve Heykel Müzesi binası, Yüksek Mimar-Mühendis Arif Hikmet Koyunoğlu (1888-1982) tarafından Namazgâh Tepesi’nde 1927 yılında inşa edilmiştir. 1.Ulusal Mimarlık Dönemi’nde en güzel örneklerinden olan yapı, Türk Ocakları Merkez Binası olarak projelendirilmiştir.

Atatürk, projeyi Arif Hikmet’in kendi çizdiği suluboya resminden beğenerek onaylamış, binada Türk süslemelerinin kullanılmasını ve inşaatlarda da Türk işçilerin çalışmasını istemiştiler.

Mimar Koyunoğlu’nun anılarında, “Atatürk’ün karlı bir kış günü inşaattaki çalışmaları incelemeye geldiği, tahtalarla çevrili odalarda mermerleri işleyen işçilerle birlikte tencerede kaynatılan çayı tahta kaşıkla içtiği yer almaktadır.

Acaba günümüzün siyasetçilerinden hangisi, Atatürk’ün yaptığı gibi işçilerin, amelelerin arasına girip onlarla çay içmiştir? Hem de çay bardağı bulamadıkları için, tahta kaşıkla çay içme mütevazılığını yüce duygulu, milletini candan seven Atatürk gibi liderler yapar bunu.

Kendini padişah sanan günümüzün siyasetçileri, işçiye, köylüye yaklaşıp hal hatır sorarak bir bardak çay içmek şöyle dursun, “hadi ananını da alıp git” gibi azarlayan sözlerle vatandaşını aşağılamışlardır.

Sanata ve sanatçılara değer veren Atatürk zamanında yapılan bu tarihi mermer yapı ile ilgili bu anıyı okuyunca, bu binada (Resim ve Heykel Müzesi’nden) çalınan resimler aklıma geliverdi. Günümüzün yobazları da Atatürk’ün özenle yaptırdığı bu tarihi binanın içindeki eserleri çalıyor, ne ki Atatürk’ün anası Zübeyde Hanım’ın heykelini bile çalıyorlardı. Bunun nedeni 1950 den bu tarafa gelen iktidarlar dini kullanarak vatandaşa yeteri kadar eğitim, kültür vermemişler, oy avcılığı için Atatürk ve sanat düşmanlığı telkin etmişler; kadın heykellerini görünce şeytan görmüş gibi, “içine tüküreyim böyle sanatın” diyerek vatandaşa heykel, sanat düşmanlığı telkin etmişlerdir.

Tahta kaşıkla çay içmek deyince, o zamanları çay ve de çay şekeri evlerde pek yoktu. Çay bulamayan yaşlılar, 1950 li yıllarda küçüklüğümde anlatılanları anımsıyorum, ayva yapraklarını ince ince kıyarlar kaynatıp çay niyetine içerlermiş. Şeker bulamayanlar da, kuru üzümü dövüp, kaynattıkları çay mıdır, ayva yaprağımıdır içine çay şekeri gibi tatlandırırlarmış.

1950 li yıllara kadar evlerde doğru düzgün çay ve kahve fincanı yoktu; birçok evde çay, şeker bile yoktu. 1950 li yıllardaki köy kahvelerindeki kahve fincanları farklı farklı, kiminin kulpu kırık, kiminin şekli ve rengi farklı görünümü ile fincanların ordan buradan toplandığı belli olurdu.

O tarihi binanın yapılışında, anladığımız kadarıyla, çaydanlık, çay bardağı bile bulamamışlar, tencerede kaynatıp, tahta kaşıkla çay içmişler. Gönlü vatandaş sevgisi ile dopdolu olan o yüce insan Atatürk, işçilerle birlikte tahta kaşıkla çay içmiştir.

Anadolu topraklarında çay içme alışkanlığı 1600’lü yıllarda başlarsa da, yurdumuzda pek çay ekilmiyor, kahve gibi başka ülkelerden geliyordu. Hacı Mehmet Efendi adında vali çay ektiğini bazı kaynaklar yazar. Hacı Mehmed İzzet Efendi 1879’da, İstanbul’da 81 sayfalık ‘Çay Risalesi’ veya ‘İzzet Efendi Risalesi’ diye bilinen eserini kaleme aldı.

Ancak o dönem Türkiye’sinde çayı sadece meraklıları tanırdı. Yıldız Sarayı’nın limonluğunda, Boğaziçi’nde Azeryan Efendi’nin yalısında, Büyükdere’deki Orman Mektebi’nde ve İstanbul Tıp Fakültesi’nin bahçelerinde Nebatat bahçelerinde sadece merak yüzünden çay yetiştirilirdi.

Türkiye’de çay yetiştirilmesi konusunda temel oluşturan girişim ise 1917 yılında gerçekleştirilmiştir. Zamanın ‘Halkalı Ziraat Mektebi Alisi’ müderrislerinden botanikçi ve eski Mardin Mebusu Ali Rıza ERTEN’inde aralarında bulunduğu bir heyet Batum ve çevresinin Türkiye’ye geri verilmesini izleyen günlerde inceleme yapmak üzere yöreye gönderilmiştir. Bu inceleme esnasında Ali Rıza Bey çay, narenciye ve bambunun Batum civarında yetiştirilmekte olduğunu görmüş; bu bitkilerden bilhassa çayı ilmi olarak da etüt etmiştir. İncelemelerini batıya doğru ilerletmesi neticesinde, Rize ve havalisinin toprak ve iklim özellikleriyle Batum ve civarı toprak ve iklim karakterlerinin birbirlerine çok benzer olduğunu gören Ali Rıza ERTEN, çayın Anadolu’muzun bu parçasında da yetiştirilebileceği kanaatine varmıştır.



Kaynak: Kült. ve Turizm Bak. Resim ve Heykel Müzesi tanıtım broşürü
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #1 : 21 Haziran 2015, 10:34:54 »

Karşısında kim olursa olsun, milleti ve devletinin haysiyet ve itibarını alakadar eden mevzularda seremoniyi aşarak hakikatleri ders verir gibi konuşmak yiğitliği Atatürk’le devlet literatürüne girmiştir. 4 Ekim 1933’de Dolmabahçe Sarayı’nda, İstanbul’a gelen Yugoslavya Kralı II. Aleksandr ile Kraliçe Mary’yi kabul etmiş, aynı akşam şereflerine ziyafet vermişti. Baş başa kaldıklarında Yugoslav Kralı:

– “Size bir hakikati anlatmak isterim. 1919’da İngilizler, Ege sahillerinizin işgali için Yunanlılardan evvel bana müracaat ettiler. Çok cazip teklifler de yaptılar. Fakat ben reddettim. Ekselansınızı tanıdıktan sonra bu kararımın doğruluğunu bir daha anladım.” dedi.

Başkası olsa ne yapardı? Teşekkür ederdi değil mi?

Hayır!.. Yugoslav Kralı cümlesini tamamlayıp cevap bekler gibi tavır alınca, Atatürk ayağa kalktı, bunun üzerine kral da kalkmıştı. Ona bir iki adım attı ve dudaklarında kendisine çok yakışan anlamlı tebessümü ile elini uzattı:

– “Geçmiş olsun majeste…” dedi.

Çünkü Mustafa Kemal’in, kendisine İstanbul Rumları şivesi ile Kosti dediği Yunan Kralı Konstantin, ordusu denize döküldükten sonra taç ve tahtını kaybetmişti.

Atatürk ile devlet hayatımızda yaşanılan günü düşünme ve nabza göre şerbet verme illetinden kurtulunmuştur.

Cemal Kutay, Atatürk Olmasayd
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
İlteriş_1890
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 5

Hak ve Eşitlik Partisi


« Yanıtla #2 : 22 Haziran 2015, 01:24:47 »

Atatürk bu milletin başına gelen en güzel şey.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.063 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.