ATATÜRK ve TÜRK BİLİM DİLİ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Ocak 2020, 23:53:49


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: ATATÜRK ve TÜRK BİLİM DİLİ  (Okunma Sayısı 2735 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
KANIKEY
Ziyaretçi
« : 20 Aralık 2009, 03:06:24 »

Atatürk'ün Son Sözü
Atatürk ölüm döşeğindeydi, üç gün komada kalmıştı.
Kendine geldi, son nefesinde, "Arkadaşlara selâm,
dil çalışmalarını sakın gevşetmeyin" dedi ve kendinden
geçti.
Türkiye'nin üzerine eğildiği bütün meseleleri arasında,
dünyanın büyük savaş eşiğinde olduğu bir sırada,
Atatürk'ün son nefesinde bile üzerinde duracağı bu mesele
ne olabilirdi?
2. Atatürk'ün İkinci Kurtuluş Savaşı
Atatürk Kurtuluş Savaşı'ndan hemen sonra bu sefer
de Türk dilinin yabancı boyunduruktan kurtarılması ve nereden
gelirse gelsin, yabancı boyunduruklarından kendini koruyabilmesi tedbirleri işine eğildi. Atatürk özellikle
1928 -1938 arası on yılda en büyük enerjisini bu işe verdi.
Kendi bir mektubunda yazdığı gibi geceleri dil meseleleri
ile uğraşıyor, gündüzleri ise kendi başına iki üç saatini bu
işe ayınyordu. Neden?
Çünkü, Türk demek; dil demektir. Türklüğün en
temel taşı Türkçe'dir. Türk, Türk'üm diyen ve her yönüyle,
her şeyden önce Türkçe konuşandır.
Türk dili kalmazsa, Türk dili parçalanırsa Türklük
kalır mı? Atatürk kendi sözleriyle bunu defalarca ifade ediyordu:
"Türk demek dil demektir. Milliyetin en bariz
vasıflarından biri dildir. Türk her şeyden önce ve
mutlaka Türkçe konuşmalıdır."
2 Eylül 1930 da kendi el yazısı ile: "Milli his ile
dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin
olması, milli hissin gelişmesinde başlıca müessirdir.
Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil
şuurla işlensin. Ülkelerini, yüksek istiklâlini korumasını
bilen Türk Milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan
kurtarmalıdır" diye yazıyordu.
Atatürk, dili milli kurumların en başta geleni sayıyor,
milli duygu, düşünce ve yönelişin, milli benlik ve şuurun
milli dile bağlı olduğu üzerinde önemle duruyor, uzun
vadeli düşünülürse milli bağımsızlığın ancak Türk dili varoldukça, dil bağımsız oldukça mümkün olacağı temelinden
yürüyordu.
Osmanlı Devleti'nin son devrinde milletin elinden
sade vatanı alınmamış, tarihi, dili sanatı, varlığı, hakları,
her şeyi inkâr edilmişti. Atatürk, Türklüğün her dalda dünya
uygarlığının en ileri düzeyine çıkmasını, dünya milletleri
arasında şerefli yerini almasını, Büyük Türk Dilini, koca ve
köklü geçmişini, Türklük varlığının bir daha haksızca
çiğnenemeyecek şekilde ağırlığını ortaya koymasını istiyordu.
Bu da ancak Türklüğün kendi şuuruna, kendi benliğine,
kendi diline sarılması ile olabilirdi.
En yakın tarih ve bugünkü dünya sahnesi de gösteriyor
ki, iktisadi olsun, siyasi olsun, kültürel olsun, bağımsızlıklarını,
dünyadaki şerefli yerlerini, ancak kendi benliklerine
sahip, kendilerini aşağı görmeyen kendilerine güvenen
milletler koruyabiliyor, yapıcı ilerleyici ruha sahip
olabiliyorlar.
Yeni Türkiye'nin kalkınması "milli kalkınma", eğitimi
"milli eğitim", dili "milli dil"olacaktı.
Bilim, teknik bütün dünyaya, insanlığa aittir. Ama
bir mühendiste Türklük sevgisi, şuuru, ateşi olsun ki edindiği
tekniği Türklüğü kalkındırmaya kullansın. Bu her
milletin kendisi için doğrudur. Ve milliyet şuuru bugün ileri
her millette her zamankinden daha kuvvetlidir.
Gene 1933'te Atatürk diyordu ki: "Kati olarak bilinmelidir
ki Türk miletinin milli dili ve milli benliği
bütün hayatında hâkim ve esas olacaktır." Bütün hayattan
kasıt siyaset, hukuk, din, teknik, bilim, eğitim, sanat,
kültür ve edebiyattır, hayatın her yüzüdür.
1000 yıl önce, bilim dili Arapça olsun diye başlanmış,
fakat Arapça Farsça oradan başlayıp dilin her tarafına
yayılmış, onu içinden sarmış, 1920'lere varıncaya dek yazı
dilinde birkaç takıdan başka Türkçe bırakılmamıştı. Öte
yandan 1000 yıl önce uygarlığa büyük katkıda bulunan
birçok Büyük Türk Bilgini'ni, Arapça ve Farsça yazdıkları
için, Batı Dünyası kolayca Araplığa, Farslığa atfetmek cüretini
gösterebiliyor. Türk dili, Arapça ve Farsça ile
Türk'ün kendi eliyle ezilmiş, nefes alamaz hâle gelmiştir.
O halde Türk dili önce Osmanlıca'dan ayıklanacak, uygarlık
peşinde iyi fakat sakat niyetle Türk'ün diline 1000 yıl
önce yaptığı hata düzeltilecek, Türk dili temiz güzellik ve
kudretine, kendinde var olan kesinlik ve açıklığına kavuşacaktı.

Atatürk'ün İkinci Kurtuluş Savaşı Başlıyor
Türklüğün 1920'lerde verdiği ikinci Kurtuluş ve
Bağımsızlık Savaşı ilk alfabe ile başladı. Arap harfleri, gene
iyi niyetle, İslam'a duyulan saygı dolayısıyla alınmıştı.
Ama Türkçe'ye uymuyor, onu köstekliyor, Arapça, Farsça
sözcüklerin ise kullanılmasını kolaylaştırıyordu. Arap yazısı
Arapça da öyle olduğu için sessiz harflere dayanıyor,
Türkçe ise sesli harflere dayandığından bu yazı ile yazılması
onu boğuyordu: Oysa ki İslâm, kalıbı,şekli değil, mânâyı,
niyeti, ifadeyi temel alır. İfadeyi, mânâyı kolaylaştıracak
her değişiklik İslâm'ın ruhuna uygundur. Arap harfleri
yerine Türkçe'ye tıpatıp uyan yeni Türk harflerinin
getirilişi İslâm'ın hassasiyetine bir darbe vurup, Frenkçe'ye
sarılmak için değil, Türk'ün ifadesini, ruhuna dönüşünü
kuvvetlendirebilmesi içindir.
Kısa zamanda ilk zafer kazanıldı. Türkçe, kendisini
matematik kadar kesinlikle tespit edebilen ve başka dillerde
az görülür derecede kudretli ve verimli bir yazıya, yeni
Türk yazısına kavuştu.
İkinci zaferin kazanılması yazı dili ile konuşma dilinin
birleşmesi, yazı dilinin Türkçeleşip, serpilip güzelleşmesi,
için içinden türeyip büyümesi, her dalı, her konuyu,
her bilimi, tekniği kapsaması ile oldu. Bu Türkçe, Yunus
Emre 'nin Türkçesi, Karacaoğlan 'in Türkçesi, nerede
olursa olsun Türk'üm diyen her Türk'ün kolayca anlayabileceği,
her meslekte kullanabileceği bir Türkçe idi.
Atatürk'ün amacı Arapça'yı Farsça'yı atıp, yerine
Fransızca, İngilizce doldurmak, 1000 yıl önceki hatayı tekrarlayıp,
yeni bir Osmanlıca daha ortaya çıkarmak değildi.
Türk dilinin Kurtuluş Savaşında, dil tam yeniden gelişip
serpilmeye başlarken, onu bu sefer de batı dillerinden korumak,
Türk dilini yeni boyunduruklar altına sokmamak
gerekiyordu. Bu da gene Türklük ve Türkçe şuuru, Türkkonulannda geliştirilmesi, hızla işlenmesi ile olurdu. Atatürk,
dil savaşının başından beri, bu konu üzerinde titizlikle
durdu.
1932de bir bildiride: "Batı dillerinin hiçbirinden
aşağı olmamak üzere, onlardaki kavramları anlatacak
keskinliği, açıklığı haiz Türk bilim dili terimleri tespit
edilecektir"diyordu. Felsefe, matematik, gök bilimleri, yer
bilimleri, fizik, hayat bilimleri, kimya, ruh bilim, sanatlar,
spor ve oyunlar, askerlik ve teknik konuların da dil çalışmaları
hızlandı. Türkçe terimlerin tespitine geçildi. Bu
kolların bazılarında Atatürk kendisi çalışıyor, bugün, askerlikte
olsun, matematikte olsun, kullandığımız birçok terimleri
Türkçe'nin derinliklerinden çıkarıp bize armağan
ediyordu.

Bütünüyle Türk Dili, Bilim Dili
Türkçe kenarda köşede kalmış, pek az insanın konuştuğu,
bu günün gereklerine, tekniğine, bilimine yetmeyecek,
iç yapısı zayıf, cılız, önemsiz bir dil midir? Hayır!..
Türkçe bir ana dildir, Hint-Avrupa, Sâmi-Hâmi veSonra Türk dili, öbür dillerde pek az rastlanan bir
yapıya sahiptir. Batılı dilcilerin hayranlıkla söyledikleri gibi
kuralları, adeta bir matematikçi tarafından düzenlenmiş
gibi, kesin ve seçik, kendi kendini içinden türetebilen her
yeni konuya yetişebilen her Türk'ün kolayca anlayabileceği
yeni türeyen sözleri ile işlendikçe zenginleşen bir dildir.
Fakat dil ve milli kültür bir bütündür. Bugünün
kültürünün önemli bir unsuru edebiyat ve sanatın yanında
bilimdir. Bilim de edebiyat gibi, en başta bir yaratıcılık işidir.
Batı uygarlık ve tekniği Türklüğün yükselmesi için,
Türklük şuuru ile yoğrularak alınacaktır. Atatürk'ün batılılaşmadaki
temel ilkesi budur.
Türk dili bir bütündür. Atatürk, matematiği, fiziği
ingilizce, mühendisliği Almanca? sokakta konuşulanı
Türkçe diye bir dil kabul etmiyordu. 1000 yıl önceki hata
tekrarlanmayacak, dilin hiçbir ucu yabancı boyunduruğuna
kaptırılmayacak, bu suretle yabancı söz ve kuralların bilimcisinden,
mühendisine, mühendisinden işçisine, dilin
her yanına sızarak onu içinden kemirmesi önlenecekti.
Türkçe bu sefer de bir "Anglomanlıca" haline gelmeyecekti.
O halde Atatürk dilin her dalda, her konuda işlenmesine
eğildi.
Dikkate şayandır ki; Atatürk yalnız edebiyat, veya
yalnız resmi dil Türkçe'si ile uğraşmamıştır. Özellikle temel,
müsbet bilimleri, tekniği ele almıştır. 1936-1937 kış aylarında Dolmabahçe Sarayı'na çekilerek geometri öğretmenlerine,
bu konuda kitap yazacaklara kılavuz olmak
üzere, bir geometri kitabı hazırlamıştır. Bu kitap 1937'de
yazar adı gösterilmeden milli eğitim bakanlığınca bastırıldı.
O devirden beri, Türkiye'de fen derslerinin, Matematiğin
Türkçe'sini okuyarak milli eğitim yolundan geçenlerin
bildikleri Türkçe birçok geometri terimlerini, ilk bu kitapta
bulmak mümkündür.
Çin anadil grupları gibi, Türk dilleri (Ural-Altay Dilleri)
anadil grubunun temel dilidir. Birçok lehçeleri, uzak, yakın
akrabaları vardır. Baitık Denizi'nden Çin'e, Sibirya'nın
tundralarından Hint'e kadar 250 milyon insan tarafından
konuşulur.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 20 Aralık 2009, 03:08:50 »

Bilim ve Teknikle Uğraşanların'Yabancı Diller
Bilmeleri Şarttır
Atatürk, yeni Türkiye'nin her dalda batı uygarlığı
düzeyine çıkacak gençlerinin önemli birer araç olarak yabancı
dilleri de iyi öğrenmeleri gerektiği üzerinde duruyordu.
Bu yolda yabancı dil öğretmenin başlı başına yöntemleri
vardı, her ülkede kullanılan en ileri yöntemler kul-*
lanılmalıydı. Ancak her ülkede olduğu gibi yabancı dil, o
ülkenin kendi kültürü, harsı içinde öğretilmeli, Türklüğün
teknikte ilerlemesine yardımcı olmalıydı. Yabancı dil öğretimi,
yabancı öğretim haline gelmemeli, Türk dilinin
yerine geçerek, onu yıkma, eritme, zayıflatma vesilesi
olmamalı. Batı uygarlığından faydalanma azmimiz yabancılarliyordu. Ancak kendi milletlerine benliklerine sahip olabilenler,
dünya uygarlığına, insanlığa, çeşitli ve değişik
milliyetlerin arası denge içinde katkıda bulunabiliyorlardı.
Türklük amaçlarına uygun bir şekilde yabancı dili
de ayrıca öğrenmek yöntemine örnek vermek üzere, Atatürk
1929'da Türk Eğitim Derneğini kurdu. O zamanın
meclis üyeleri derneğe yazıldılar. Derneğin amacı örnek özel
Türk okulları açmak, "Türk Harsı içinde yabancı dil
öğretmek" olacaktı. Türk Eğitim Derneğinin Ankara da
İlk, Orta, Lise okulu açıldı. Bu okulda, fizik, kimya, matematik
gibi bütün dersler, Ankara'nın en kuvvetli öğretmenleri
tarafından güzel bir Türkçe ile öğretiliyordu. Ayrıca
yabancı dil olarak İngilizce haftada on saat ayrı bir ders
şeklinde öğretiliyor, kuvvetli yabancı dil öğretme yöntemleri
kullanılıyordu. Türk Eğitim Derneği'nin okulları
1953'e kadar Atatürk'ün bu ilkeleri içinde eğitime devam
ettiler. O devirde, bize çok emeği geçen hem bilim ve tekniği
ile bütün Türkçe'mizi, ayrıca da yabancı dili öğreten,
bize hem bilim, hem Türklük aşkını, Atatürk yolunu veren
değerli öğretmenlerimizi bu vesile ile burada anmayı manevi
bir borç biliriz.
Türk Dili ve Eğitim
Atatürk'ün giriştiği Türk dilinin yabancı boyunduruklardan
kurtarılıp, korunması savaşı iki kollu bir işti:

a- Türkçe'nin her dalda işlenmesi, kural ve söz
zenginliğinden faydalanıp her meslek, her konu için Türkçe
terimlerin tespiti.
b- Türkçe'nin bütünü ile, her dalda, okullarda öğrenim
aracı olarak yerleşmesi, bilim, edebiyat, teknik, sanat,
iktisat, bütün meslek sahiplerince benimsenip kullanılması.
Türk dili ve milli eğitim bu suretle ayrılmaz bir şekilde
birbirine bağlıydı. Türk dili ne kadar zenginleşirse
zenginleşsin her konuya, her bilime yetecek kudrette olsun,
okullarda ilk ve en başta gelen tüm öğretim aracı olmadıkça,
bilimi, tekniği dâhil tam bir kültür dili haline
gelemezdi. Öbür taraftan bu ilkelere dayanmayan bir eğitim
de tam bir milli eğitim olmazdı.
Atatürk daha 1924'te diyordu ki: "Milli Eğitimin
ne demek olduğunu bilmekte hiçbir tereddüt kalmamalıdır.
Bir de milli eğitim esas olduktan sonra onun
lisanını, usulünü, vasıtalarını da milli yapmak zarureti
münakaşa edilemez."
Eğitim, milli olacak, bütünüyle milli olacaktır.
Türk eğitiminde ikili, üçlü, ayrı ilke ve ülkülere dayanan
eğitim düzenleri bulunmayacaktır. Eğitim, dilin, milli
kültürün, milli yapı ve düşüncenin besleyicisi, dil ise
Türklük temelidir. Türk gençliği ne meslekte olursa olsun,
önce kendi dilini, temiz kuvvetli bir Türkçe'yi mesleğinde
ve günlük hayatında kullanıp, yazabilecektir.
tarafından istismar edilmemeli, yabancı dil öğrenmek
ancak, gençliğin Türklük şuuru ve benliği içinde teknikte
ilerlemesine yardımcı olmalıydı. Bugün her ileri millet önce
gençliğini kendi dili, kendi harsının -bilim ve tekniği dâhilbütünüyle
yetiştiriyor, yetişmiş her konuyu sağlam
kavrayabilen dimağlara bir de yabancı dil anahtarlarını ekfvl
1938'de ölümünden az önce Atatürk, İkinci Kurtuluş
Savaşı'nın eğitim kısmını da tamamlayıp, Büyük
Türk Milletine, bilimi ile, tekniği ile, tüm bir Türk dili,
Türk'üm diyen her Türk'ün kolaylıkla ve zevkle, kıvançla
kullanabileceği bir Türk dili, ve diliyle tümüyle milli bir
eğitimi armağan etti. O yıl okullar açılırken, bize son armağanını
şöyle müjdeliyordu:
"Türlü bilimlere ait Türkçe terimler tespit edilmiş,
bu suretle dilimiz yabancı dillerin tesirinden
kurtulma yolunda esaslı adımını atmıştır. Bu yıl okullarımızda
tedrisatın Türkçe terimlerle yazılmış kitaplarla
başlamış olmasını kültür hayatımız için mühim
bir hadise olarak kaydetmek isterim."
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 20 Aralık 2009, 03:11:13 »

Atatürk Yolunda Bugünkü Türkçe
Son otuz yılda, Atatürk'ün Türkiye'si bilimde,
teknikte, sanayileşmede, ticarette, uygarlığın her dalında
önemli ilerlemeler kaydetti. Atatürk'ün bize kazandırdığı
savaş sonucu bugün, yasalarımızı iktisadımızı, sanatlarımızı,
bilim ve tekniğimizi en güzel, zengin, keskin ve açık
bir Türkçe ile konuşabiliyoruz. Bu uzak yakın her Türk'ün
kolayca anlayabileceği, bütün ve her konuya yeterli bir
Türkçe'dir. Atatürk'ün, Türklüğün dil zaferi kazanılmıştır.
Atatürk'ün "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir"
değişinden, ilham alıp, Türklük için bilim yoluna atılmış
Türk bilimci, eğitimci ve meslek sahipleri, dünyanın
her bucağında, en ileri bilim ve teknik dallarında, her milletin yarışmada bulunduğu alanda, Türk'ün sesini duyurmuş, bu
ara Türkçe'nin ne kudretli bir dil olduğunu da yurtlarında
yaptıkları bilim konuşmaları, çeşitli bilim yayınları ile defalarca
göstermişlerdir. Bugün bilimin hiçbir sınırı yoktur
ki Türkçe ile ifade edilememiş olsun...
Bu Türkçe'nin güzelliği için "Fen Dergisi",
"Bilim ve Teknik", "Hacettepe Fen Bilimleri Dergisi" gibi
dergilerimize bir göz atmak yeter. Bu, Türk öğretmen ve araştırıcısının
öğrencisi ile, Türk mühendisinin işçisi ile,
Türk devletinin Türk mühendisi ile konuşacağı, yazışacağı
bir Türkçe'dir.
Atatürk'ün Vasiyeti
Dil, süre giden bir iştir. Çünkü kavramlar sürekli
gelişir durur, değişir, yenileri doğar. Dil de kavramlarla
birlikte gelişir, içindeki türetim yeteneğine göre işlenir durur.
Ne mutlu ki, Türk dili bu türetim, gelişim, yapı ve kurallarına
en çok sahip bir dildir. Türklük ve Atatürk'ün
yolunda ilerlemektedir. Her gün yeni kavramlar, Türkçe terimler
gökbilimde olsun, kimyada olsun, dilimize kazandırılmakta,
bilimci Türk'ün araştırıcı, yapıcı kafası, düşüncesi
kesin, açık bir Türkçe ile yoğrulmaktadır. Türk diline
her dalda, her bilimde yeni eserler kazandırılmaktadır.
Türk eğitimcisi, bilimcisi, Atatürk'ün kurtardığı
Türk dilini ne yönden gelirse gelsin yabancı boyunduruktan
korumasını bilecek, sadece takıları Türkçe ikinci bir
Osmanlıca konuşan, Atatürk'ün Türkçe'sini, bilimiyle,tekniğiyle Türkçe'sini bilmeyen nesiller yetişmesine yol açacak
eğitim düzenlerine yer vermeyecektir. Türk bilimci
ve eğitimcisi, Atatürk'ün kendilerine şu vasiyetini hatırlayacaklardır:
"Bakınız arkadaşlar, ben belki çok yaşamam. Fakat
siz ölene dek, Türk gençliğini yetiştirecek ve Türkçenin
bir kültür dili olarak gelişmeye devamı yolunda
çalışacaksınız» Çünkü Türkiye ve Türklük, uygarlığa ancak
bu yolla kavuşabilir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 20 Aralık 2009, 03:14:02 »

Kendi Toplumuna Yararı Dokunmayan...
Hayır arkadaşlar! Artık bu mânâsız ziyanı bu mânâsız
eritmeyi, bu vatandan kopmayı, bu dışan hastalığını,
bu planı, amacı belirsiz dışa atışı gözden geçirmenin zamanı
gelmiştir. Eğitimin ilk amacı kişiyi önce kendi toplumuna
uydurmak, önce kendi toplumuna yararlı kılmaktır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin, Atatürk Türkiyesi'nin eğitimi
milli eğitimdir. Bizim tekniğimiz, bizim çağdaş uygarlığımız
ancak Türkiye'de gelişebilir. Araştırma ise Türkiye'de yapılacaktır.
Türkiye'de uluslararası çapta bilim ve fikir okulları
ortaya çıkmadıkça, Türkiye'de araştırma yapılmış olmaz.
Türk öğrenciyle, Türk öğretmen, Türk araştırıcı birlikte,
Türk ulusunun kalkınması, yükselmesi amacı peşinde
yetişecektir. Her biri başka bir yabancı ülke okulunda
okumuş, her biri başka bir yabancı dili kendi dilinden daha
kolay kullanan, her biri dışandaki bir laboratuarın araştırmasını Türkiye'de sürdürme güçlüğünden yakınan kişilerin
sayısını arttırmakla Türk Ulusu kalkınmış olur mu?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.054 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.