ATATÜRK VE PATRİKHANE
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Ekim 2019, 21:32:17


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: ATATÜRK VE PATRİKHANE  (Okunma Sayısı 3359 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Karagerey
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.865



« : 30 Temmuz 2011, 15:06:08 »

Atatürk'ün Patrikhane konusunda “Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’ne 20 Ocak 1923’te yayınlanan röportajından bir alıntı:
"Patrikhane bir fesad ve hıyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlıklar yaratan, Hıristiyan hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebep olan İstanbul Rum Patrikhanesi'nin artık topraklarımız üzerinde bırakamayız. Bu tehlikeli teşkilatı memleketimizde muhafazaya bizi mecbur etmek için ne gibi vesile ve sebepler gösterilebilir? Türkiye'nin Rum Patrikhanesi için arazi üzerinde bir sığınılacak yer göstermeye ne mecburiyeti var? Bu fesad ocağının hakiki yeri, Yunanistan değil midir? Büyük Millet Meclisi tarafından idare edilmekte olan yeni Türkiye, Babıali'nin taht-ı idaresindeki eski Osmanlı İmparatorluğu değildir. Yeni Türkiye şeref ve haysiyet, kudret ve kuvvetini müdrik ve hukukunu muhafaza için mevcudiyetini tehlikeye atmaya hazır ve amadedir."
Gazi Mustafa Kemal Atatürk Patrikhanenin Vatikanlaşmasını engellemek için 1936 yılında bir beyanname yayınlayarak; Patrikhane başta olmak üzere azınlık cemaat vakıflarının ellerinde bulunan bütün malları tespit edip, kamulaştırmayı amaçlamıştı. Cemaat vakıflarının, beyannamelerinde yer alan mallar dışında başka mal sahibi olmalarını da yasaklamıştı. Ve dahası Osmanlı döneminde görevde bulunan 40 metropolit vardı. Atatürk bu kadar metropolitin gereksiz olduğunu söyleyerek bu sayısı 7'ye indirmişti. Ama ne yazık ki Atatürk'ün patrikhane ile ilgili olan projelerini tam olarak uygulayamadan özellikle de cemaat vakıflarının ellerindeki mal varlıklarını kamulaştırmadan hayata veda etti. Kendin sonra gelen yöneticilerde bu duruma duyarsız kaldılar. Atatürk'ün yapmaya çalıştığı bu düzenleme kuşkusuz laikliğin bir gereği olduğu kadar, Osmanlı döneminde yaşanan acı deneylerinde bir sonucu idi...

Amerika'nın gönderdiği Patrik Athenagoras ruhani liderliğin yanısıra Amerika'ya gizli bilgiler ulaştırmakla görevli bir CIA ajanıydı. Çünkü o dönemde SSCB'de komünizm vardı. SSCB'deki Moskova Ortodoks Kilisesi ile Fener Rum Patrikhanesi arasında özel bir hat kurulmuştu. İki kilise arasında yapılan bütün görüşmeleri Amerika'ya iletiyordu. Yani devletler arası casusluk yapıyordu. Bu olay kanıtlanmış olup beyinlerde bazı soruların oluşmasına neden olmuştur. Amerika adına Türkiye'de casusluk yaban ruhani bir lider neden megolo idea için Yunanistan'a casusluk yapmasın? Eminiz ki, ruhani bir lider olmaktan çok siyasi yönü ağır basan Athenagoras aynı casusluğu Yunan devletine Türkiye hakkında da yapmıştır. Athenagoras'ın hainlikleri saymakla bitmiyor. Bir diğer hainliği ise kendi dönemine kadar lise seviyesinde olan Heybeliada Ruhban Okulu'nu bir teoloji fakültesine dönüştürmesidir. Athenagoras döneminde bu okula özellikle Yunanistan, Adalar ve Habeş gibi Ortodoks ülkelerden olmak üzere çok sayıda yabancı uyruklu öğrenci gelmiştir. Ve yine çoğu Yunan olan bir çok öğretmen okulda göreve başlamıştır. Heybeliada Ruhban Okulu bu görüntüsü ile tamamen bağımsız uluslararası bir okula dönüşmüştür. O dönemin hükümeti de bu duruma göz yummuştur ve bu olay Laik Türkiye Cumhuriyeti yasalarına ters düşmekle birlikte megola ideacıların yuvası olmuştur. Cumhuriyet kanunlarına göre okullar laik sistemle yönetilmeli ve hangi din olursa olsun ruhani liderler ve ruhani cemaatler okullara bulaşmamaları gerekmektedir. Daha sonra kapatılan bu okul 1955'de yaşanan 6-7 Eylül olaylarından sonra araştırıldığında, Ruhban Okulu'nun altı, tüneller, gizli geçitler ve dehlizler ile dolu olduğu ortaya çıktı.

Athenagoras görevi boyunca Said-i Kürdî ile de sıkı temaslar içindeydi. İki Türk düşmanı defalarca "Müslüman - Hırıstiyan dostluğu" adı altında toplantılar düzenlediler. Ne tesadüftür ki Athenagoras'ın Heybeli Ruhban Okulu'nda öğrencisi olan Bartholomeos ile Said-i Kürdî'nin öğrencisi olan Fetullah Gülen de hocaları gibi çok iyi anlaşırlardı. Din dostluğu adı altında birlikte toplantılara ve yemeklere katılırlardı.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karagerey Altemur
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 30 Temmuz 2011, 15:19:09 »

Türkleri yoketme adına yapılan gizli ve sinsi planlar artık günümüzde açıkça yapılıyor. Ruhban okulu adı altında Yunanistanın amaçları, Sümela Manastırında sözde ayinler, Ani kilisesinin açılıp, Ermenilere yalakalanmalar. Hepsi ARTIK GİZLİ DEĞİL.  Bizler de artık içimizden tekrar bir Mustafa Kemal çıksın diye Tanrıya yalvariyoruz. Çünki O'nun gibi bir kahraman ancak uyuklayan Türk Milletini uyandırır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Giray-han
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.212



« Yanıtla #2 : 30 Temmuz 2011, 18:45:56 »

Bu adamların ekümenlik kazanmaları, ülkemiz içinde bir ülke olmaları anlamına gelir.
Papa ekümeniktir, ve Roma şehri içinde bulunan Vatikan adlı ufak bir devletin başkanıdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türk'üz Türkçüyüz. Bu ülkeyi kimseye kaptırmayız.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.054 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.014s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.