ATATÜRK ve GÜNEŞ – DİL TEORİSİ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 19 Kasım 2017, 00:18:21


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: ATATÜRK ve GÜNEŞ – DİL TEORİSİ  (Okunma Sayısı 84655 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 08 Şubat 2010, 20:24:14 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


GÜNEŞ – DİL TEORİSİ

Güneş dil teorisi, 1930'lu yıllarda Mustafa Kemal Atatürk tarafından desteklenen ve bizzat geliştirilen dil teorisidir
Değişik Dil Teorileri
Yeryüzünde 2000’swn fazla dil vardır. Bunlardan onda birinden daha azı resmi dil devlet dilidir. Türkçemiz resmi devlet dili olarak tarih içindeki yerini almıştır. Pek çok dil bu mertebeye ulaşamadan yok olup gitmiştir veya önemsiz kalmıştır.

İnsanda şuur mefhumunun gelişmesiyle birlikte ilk olarak sesle telaffuz etme isteği doğmuştur. Seslerin mantık ve devamlılık kazanıp birleşmeleri ile de dille gelişmiştir. Fakat hangi dil önce gelişmiştir bunun tam olarak bilinmesi oldukça güçtür.

Çeşitli zamanlarda insanlar dillerin oluşumları ile ilgili teoriler ortaya koymuşlardır. Bunlar teori düzeyinde kalmış ispatlanması gerçekleşememiş teorilerdir. Bunlar:
1-Yansıma teorisi: Max Müllerin insanın hayvan ve tabiattaki sesleri taklit ederek konuşma yeti ve yeteneği kazandığını öne sürer.

2.Puh-Puh Teorisi: Yeryüzündeki tüm dillerin insanın duygularını ifade eden seslerden ve ünlemlerden doğduğunu öne süren kuramdır. "Ah’lar oh’lar of’lar hah hah’lar..."dan diller doğdu diyenlerin iddiasıdır.

3.İş Teorisi: Bunlar da derler ki; insan çalışmak zorundaydı. Yaptığı işleri belirten kelimeler uydurdu. Kırmak vurmak koparmak gibi... Yani önce fiilleri söyledi. Diller böyle doğdu...

4.Psikoloji Teorisi: İnsan önce mimiklerle sonra mimik ve jestlere uygun tek heceli seslerle daha sonra anlamlandırılmış karmaşık ses çizgi harf ve resimlerle konuştuğunu öne sürer.
5.Ay-Dil Teorisi:1920'lerde bu kuramı ileri süren bir Alman dilci ve takipçilerine göre ayda bir takım mistik özellikler vardır. Ayın gökyüzünde dolanımı ve şekilden şekle girmesi insanlar etkilemiş ve ilk kelimeyi ilham etmiştir.

6.Güneş-Dil Teorisi: Bu kurama göre insan hayatın kaynağı olarak gördüğü güneşi ilk olarak tanımlamakla başlamıştır. Sonra güneşi tanımladığı söze yeni ekler getirip dili oluşturmuştur.


Dil teorisine giden yol
Türk toplumunu oluşturmakta olan yeni bir ulus devlet oluşturmakta olan Atatürk bu konuda en büyük yardımcı olarak milliyetçiliği tutmuştur. Milleti birleştirmek bir bütün yaratmak ümmet toplumdan millet toplumuna geçmek için iki büyük tez ortaya atmıştır. Türk Tarih Tezi ve Güneş – Dil Teorisi

Dil konusunda Cumhuriyet döneminde yapılan en büyük çalışma 1928 de yapılan harf devrimi ve dilde özleşme hareketidir. Özleşme konusu Türk dilinin ortaya çıkması ve halk aydın devlet kesimlerinin yazı ve konuşma dillerinin birleştirilmesi konularında oldukça başarılı olmuştur. Fakat bir süre sonra dilde özleşme konusunda iş çığırından çıkmaya başlamıştı. Öyle ki günlük hayata işlemiş kelimeler dilden atılmaya başlanmıştır. Yazarların yazılarını bazı kelimelerin yerine kullanacakları yeni kelimeler için kılavuzlara bakıp pek çok seçenek arasından en beğendiklerini seçmeleri ve ertesi gün yazılarını okumak için yine kılavuz kullanmalarına kadar varmıştı iş.
Bu işin çığırından çıkması Atatürk’ü rahatsız ediyor ve bunu Falih Rıfkı Atay’a şu sözlerle dile getiriyor ”dili çıkmaza saplamışızdır”.Tam da o günlerde Viyanalı Dr.H. F.Kırvergiç 41 sayfalık basılmamış bir çalışmasını Atatürk’e gönderiyor. Türk Dillerinin Psikolojisi adını taşıyan bu çalışma Atatürk tarafında büyük ilgi görüyor ve bunun değerlendirilmesi için dil cemiyetine gönderiyor. Dil cemiyetinden bu çalışma ile ilgili esassız ispatlanamaz ve dikkate değer olmadığı yönünde karar çıkıyor. Fakat Atatürk görüşünde ısrar ediyor ve daha sonra Abdülkadir İnan Naim Nazım Hasan Reşit gibi bilim adamlarıyla bu tezden Güneş dil teorisini oluşturuyorlar. Bu teoriyi Atatürk’ün daveti üzerine kurultaya gelen Kırvergiç bile şaşkınlıkla incelemiş kendi tezinden böyle bir teori oluşturulmasına hayret etmiştir.

Atatürk Kırvergiç’in teorisini ilk gördüğünde “tamam aradığımı buldum” demiştir. Yani dilde sadeleşme konusunda bir çözüm arayışı içinde olduğu belli olan Atatürk’ün çözüm yolu olarak böyle bir teori oluşturduğu olasılığı güçlüdür.

Daha sonra bu teori desteklenmiş ve 3. dil kurultayına davet edilen dünyaca ünlü dilbilimcilere sunulmuştur. Yabancı dilbilimciler kurultayda görüş belirttiklerinde bu konuda genelde konuşmamayı tercih etmişlerdir. Yabancı dilbilimcilerin tamamı kurultaya geç çağırıldıkları bir tez hazırlayamadıkları ve teoriyi ilgi çekici buldukları halde derinlemesine inceleme fırsatları olmadıklarından yorum yapamayacaklarını belirtmişlerdir. Daha sonra İngiltere’ye gönderilen gizli belgelerde teorinin kesinlik taşımadığı ve dayanağının olmadığı belirtilmiştir.

3.dil kurultayı sonrası da güneş –dil teorisi etkilerini sürdürmüştür. Dil ve tarih coğrafya fakültesinde dersi okutulmaya başlanmıştır. Teori benimsenmeye başlanmış ve dilde sadeleşme hafiflemeye başlamıştır. Çünkü atılan kelimelerinde Türkçe kökenli oluşları dilde o kelimenin kalmasını sağlıyordu.

Atatürk’ün Güneş Dil Teorisiyle Ulaşmak istediği Sonuçlar

Atatürk güneş-dil teorisini muhakkak ki bir amaca ulaşmak amacıyla önemsemiştir. Kırvergiç’in tezini ilk gördüğünde “tamam aradığımı buldum” demesi onun zaten bir şeyler yapmak için bir araç aradığını göstermektedir. Atatürk’ün Güneş – Dil teorisi ile ulaşmak istediği sonuçları şöyle sıralayabiliriz:

1-Dilde sadeleşme ile hayatın belkemiğindeki kelimelerinde dilden atılmaya başlaması bunların Türkçeyi güçlendirmek yerine çıkmaza sokması ilk nedeni sayılabilir. Çünkü dilde sadeleşmenin amacı Osmanlıca denilen Arapça Farsça Türkçe dil yerine sadece Türkçe dili getirmek Halkın devleti ve aydın kesimi anlayabilmesini sağlamaktı. Sadeleşmenin çığırından çıkmasıyla halkın anlamadığı bir dilin yerine konuşamadığı bir dilin oluşmasına yol açmaya başlamıştır. Bunun çözümü bu teori ile gelmekteydi zaten.

2- yeni kurulan cumhuriyetin batı ile bağlarını sağlamlaştırmak için önce harf devrimi sonrada güneş-dil teorisi yapılmıştır. Böylece batılı oryantalistlerin fikirlerini biraz olsun yıkılıp kaynaşma sağlanabilirdi.

3-Halkın batı karşısında ezikliğini batının üstün olduğu fikrini milliyet***** ile yıkmak ve bu çerçevede bu teoriyi kullanmak.

4-Güneş – dil teorisi ile güneş gibi maddi bir varlığın yüceltilmesi yoluyla yeni kurulan laik devlete geçişi sağlamak


Genel Hatlarıyla Güneş-Dil Teorisi
1935 yılında Dr.Phill. H.F.Kırvergiç tarafından Atatürk’e gönderilen tez ile kaynaklanıp Atatürk ve birkaç dilbilimci tarafından biçimlendirilen Güneş – dil teorisi Temel olarak bütün dillerin Güneş sözcüğünden türediğini içerir.

Dili ilk olarak kullanan ilk kelimeyi üreten insan kaynak olarak Güneşi almıştır. Çünkü Güneş hayatın bütün alanında en öndedir. Güneşi tetkik ederek onun vasıflarından ve hareketlerinden maddi ve manevi ve fikri mefhumlarla intihale başlarlar ondan aldıkları başlıca mefhumlar şunlardır:

1-Güneşin kendisi; esas sahip Allah efendi yükseklik büyüklük çokluk kuvvet kudret
2-Güneşin verdiği; ışık aydınlık zekâ parlaklık güzellik
3-Güneşin verdiği; sıcaklık ateş duygu heyecan sevgi sevimlilik
4-Hareket zaman mesafe yer kara toprak gıda hayat ruh
5-Renk su
6-Ses söz

Isısı ışığı yol gösterici olması yiyecek buldurucu olması insanda güneşe karşı ifade bulma isteği doğurmuştur ve bu ifade insanın en kolay ifade edebildiği söz olan “A” sesi ile olmuştur. İlk şuurlu ses olan “A” harfi yanında “Ğ” harfi hissedilir. Sanki bu “A” sesinin devamı gibidir. Ömer Asın Aksoy ‘göre bu bile Güneş-Dil teoremine kaynaktır. Diğer alfabelerde bizdeki okunmaz g yerine okunur g vardır. Ğ sadece bizim alfabemizde vardır.

Ağ kelimesi zamanla yavaş bazı şekiller almaya başlar. A sesli harfi yerine eıioöuü seslileri kullanılmaya başlanır. Bunlar ğ den önce gelerek sekiz ana kökü meydana getirirler. eğ iğ ığ oğ öğ üğ uğ

Fonetik olarak “ğ” harfi yerine de ygkhvbmp ve t harfleri geçebilir ve bunlar sekiz sesli harfle birleşip 72 tane kök oluştururlar. Bunlara birinci dereceden prensipal kökler denir. Kalan 11 sessiz harfle sekiz seslinin birleşmesiyle 88tane ikinci dereceden prensipal kökler meydana gelir. Türkçenin 168 ana kökü meydana gelir böylece. Bu köklerin oluşumu bir anda meydana gelmez çünkü “T””P””S” gibi harflerin söylenmesi özel bir çaba gerektirmekte ve bu yeteneği insan zamanla kazanmıştır ve bu çerçevede dil bir sesli bir sesiz kuralını kazanmıştır. Ağ kelimesine yeni heceler eklenerek yeni kelimeler türetilmiştir.

Örnekler:
ağ+ağ=ağa eğ+eş=eş

eğ+eğ=eğe(kraliçe) iğ+it=iğit(kahraman)

iğ+eğ=iğe(sahip) ağ+at=at

ağ+ağ(n)=ağan(allah) öğ+üt=öğüt

ığ+ış=ış(ışık) ağ+ıt=ağıt

uğ+us=us(akıl)


Türkçedeki Ak Ar Al As Aş... Kelimeleri tek hecelidir. (Sesli-Sessiz) kuralına uyar. Ancak Yok Çok Göz Göl... Kelimeleri asla kök değildir. Bunların birleşik hecelerin kısalmış hali olduğu derhal görülebilir. Yani bunlar aslında tek kelime değil; birden çok kelimenin anlattığı bir kavramın tek kelime haline indirgenmiş halidir! Meselâ:
YAĞMUR = AY+AĞMUR
ÇAMUR = AÇ+AĞMUR
HAMUR = AH+AĞMUR

Bu kelimelerden ikincisi ağmur = akar su'dur. Ay yüksek demektir. Aç = yer ah = yiyecek hububat un'dur. Şu halde:
YAĞMUR = YÜKSEKTEN AKAN SU
ÇAMUR = YERE AKAN SUYUN MEYDANA GETİRDİĞİ ŞEY
HAMUR = AKAN SU İLE EZİLMİŞ HUBUBATIN MEYDANA GETİRDİĞİ ŞEY
Olarak karşımıza çıkar.
En eski dillerde görülmesi gereken bu özellikleri halen taşıyan ve pek çok örneklerini hemen bulabildiğimiz tek dil Türkçedir.
Öyleyse Türkçe insanoğlunun konuşmaya başladığı günden beri var olan ve tarihin tespit edebildiği en eski dil'dir! Bu yüzden son derece düzenli kurallara sahiptir. Bütün diğer dillerin de anası olmuştur.
Dil Teorisinin sonuçları
Güneş dil teorisinin Atatürk tarafından bu kadar desteklenmesi ve bu teori üzerine fazlaca gidilmesi bu işi de yolundan çıkarmıştır. Sadeleşme akımı yavaşlamakla kalmamış dilde var olmaması gereken Arapça Farsça Greco Latin kökenli olduğu belli olan kelimeleri bile bunların Türkçe asıllı olduklarının sezilmeye ve dilde bırakılmaya başlanmıştır. Bu konuda Harun Reşit şu değerlendirmeyi yapıyor:”Atatürk’ün üzerinde önemle durduğu teori kendi safında kalsaydı değerini koruyacaktı fakat bazı kimseler teoriyi çığırından çıkarılmıştır. Ben Atatürk’le anlaşarak çalışmalarımı daralttım ve Atatürk de teoriyi bıraktı”.


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 08 Şubat 2010, 20:41:03 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


DİLLERİN DOĞUŞU İLE İLGİLİ DİNî VE EFSANEVÎ BİLGİLER

A) Dinî Bilgiler:
Dillerin doğuşu ile ilgili olarak kutsal kitaplarda da çeşitli bilgilere rastlamaktayız. Bu kitaplarda geçen bölümlerde dilin doğuşu ile ilgili bilgiler şöyle verilmektedir:
1.   Tevrat’a Göre Dilin Kökeni:
Tevrat’ta İnsanoğlunun dili ilk öğrenişini şöyle anlatır: “Ve Rab Allah dedi Adem’in yalnız olması iyi değildir; kendisine uygun bir yabancı yapacağım. Ve Rab Allah her kır hayvanını, ve göklerin her kuşunu topraktan yaptı; ve onlara ne ad koyacağını görmek için Adem’e getirdi; ve Adem her birinin adını ne koydu ise, canlı mahlûkun adı o oldu. Ve Adem bütün sığırlara ve göklerin kuşlarına ve her kır hayvanına ad koydu; fakat Adem için kendisine uygun yardıcı bulunamadı. Ve Rab AllahAdem’in üzerine derin uyku getirdi ve uyudu. Ve onun kaburga kemiğinden birini aldı ve yeri etle kapladı. Ve Rab Allah Adem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı ve onu Adem’e getirdi. Ve Adem dedi: Şimdi bu benim kemiklerimden kemik ve etimden ettir; buna ‘nisâ’ denilecek, çünkü o insandan alındı.” [Tevrat, Eski Ahit, Bap, 2/18-23].
“Ve Adem karısının adını Havva koydu, çünkü bütün yaşayanların anası oldu” [Tevrat, Eski Ahit, Bap, 3/20-21].
Bu kitapta dilin kökeni Babil ile ilgili anlatılan hikâyeye dayanmaktadır. “Ve bütün dünyanın dili bir ve sözü birdi.Ve vaki oldu ki, şarkta göçtükleri zaman Şinar diyarında bir ova buldular ve orada oturdular. Ve birbirlerine dediler: Gelin kerpiç yapalım ve onları iyice pişirelim. Onların taş yerine kerpiçleri ve harç yerine ziftleri vardı. Ve dediler: Bütün yeryüzü üzerine dağılmayalım diye bir kule bina edelim ve kendimize bir nam yapalım. Ve adem T ve onların hepsinin bir  dili var; ve yapmaya başladıkları şey budur ve şimdi yapmaya niyet ettiklerinden hiçbir şey onlara men edilmeyecektir. Gelin, inelim ve birbirlerinin dilini anlamasınlar diye onların dilini orada karıştıralım. Ve Rab onları bütün yeryüzü üzerine oradan dağıttı; ve şehri bina etmeyi bıraktılar. Bundan dolayı bunun adına Babil denildi; çünkü Rab bütün dünyanın dilini orada karıştırdı; ve Rab onları bütün yeryüzü üzerine oradan dağıttı.” [Tevrat, Eski Ahit, Bap, 11/1-9].
2.   İncil’e Göre Dilin Doğuşu:
“Kelâm başlangıçta var idi ve kelâm Allah nezdinde idi ve kelâm Allah idi.” [İncil, Yuhannaya Göre, Bab, 1/1-2]
3.   Kur’an-ı Kerim’e Göre Dilin Doğuşu:
Kur’an-ı Kerim’de Adem’in isimleri koyuşu şöyle anlatılır: “Allah Adem’e bütün isimleri öğretti. Sonra onları 8isimleri öğretilen şeyleri) meleklere gösterip: Haydi sözünüzde sadık iseniz, bana şunları adlarıyla haber verin buyurdu.
Melekler: Yâ Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz 3alim ve hâkim olan ( her şeyn iç yüzünü bilen, her şeyi yerli yerince yapan ) ancak sensin, dediler.
(Bunun üzerine ) Ey Adem! Onların isimlerini bunlara haber ver buyurdu. Adem onların isimlerini bunlara haber verince  (Allah): Ben size, muhakkak göklerde ve yerde görülmeyenleri bilirim. Bundan da öte gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim dememiş miydim? Buyurdu.” [Kur’an-ı Kerim, Bakara, 2/31-33].

B) Efsanevî Bilgiler:
Dilin ortaya çıkışı ile ilgili olarak her milletin efsanelerinde değişik hikâyeler anlatılmaktadır.  Bu efsanelerde geçenler gerçeklik payı olmayan söylencelerdir ama bu efsaneler insanoğlunun tarih boyunca dilin doğuşuyla ilgili olarak düşündüğünü ve çeşitli teoriler ürettiğini göstermektedir.
Çin mitolojisinde insanların dili bir su kaplumbağasının üstündeki şekilleri imparatora öğretmesiyle kullanmaya başladıklarını anlatır.
Hint mitolojisinde bu olay şöyle aktarılır: “Baş tanrı Brahma, kendi görünüşlerinden bir tanesi olan Vac aracılığıyla hem dünyayı hem de içindeki varlıkları yaratmıştır. Yıldırımın sesi Vac’ın sesidir. Vac aynı zamanda insan dilinin de tanrısıdır.Bu bakımdan söz yani ses ebedidir.”  
Ünlü tarihçi Herodot Historiai ( Herodot Tarihi) adlı eserinde dille ilgili olarak şu olaydan bahsetmektedir: “Mö VII. Yüzyılda yaşamış olan Mısır hikimdarı Psammetik, yeryüzünde kullanılan en eski dilin hangisi lduğunu öğrenmek için bir deney yaptırır. Yeni doğmuş iki bebeği alan devrin araştırmacıları onarlı hiç kimse olmayan bir yerde büyütürler. İki yıl geçtikten sonra bebeklerin birden ‘bekos’ seslerini çıkardıklarını görürler. Bu kelimenin ne olduğunu araştırınca kelimenin Frigya dilinde ‘ekmek’ anlamına geldiğini öğrenirler. Çocuklar bu sesleri çıkararak yiyecek istemişlerdir.” [Özkan, 2001, 6].


Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #2 : 05 Haziran 2010, 22:52:54 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


ATATÜRK ve GÜNEŞ – DİL TEORİSİ
1932 yılından 1934 yılına kadar, Atatürk, tamamen tasfiyeci bir anlayışla hareket etti. Yani Türkçe’mize giren fakat zamanla tamamen Türkçeleşen bütün kelimelerin dilimizden çıkarılıp atılmasını emretti. Böylece dilimizin, yabancı dillerin boyunduruğundan kurtulmasını istedi.

Atatürk’ün çok yakın çevresinde bulunan Falih Rıfkı Atay meşhur ÇANKAYA isimli kitabında diyor ki: “Şey kelimesini bile Arapçadır gerekçesiyle yasaklamıştı. Ben kolay yazan bir kimseyim. Kendi sütunumda çıkan yazılarıma yarım saatten veya kırk dakikadan fazla zaman ayırdığımı hatırlamıyorum. Fakat Atatürk’ün bu emrinden sonra, yarım sütunluk bir yazı için, bir masa başında saatlerce dönüp dolaştığım çok olmuştur.”

“Bir gece, Çankaya’da, İçişleri Bakanımız Şükrü Kaya, tamamen öztürkçe kelimelerle yazılmış bir nutuk okudu. Hiçbir şey anlamadık. Sanki Orta Asya’dan çıkıp gelen ve kekeleyen bir Türk’le karşı karşıya idik. Toplantıdan sonra Atatürk’ün yanına yaklaştım:

'Efendim dedim. Anadolu mezarlıklarında milyonlarca ölümsüz yatıyor. Bir mucize olsa da bu insanları canlandırabilsek, bize ilk söyleyecekleri kelime şey olacaktır. Şey kelimesi Arapça’dan gelmesine rağmen o kadar Türkçeleşmiş bir kelimedir!' Atatürk beni dinledikten sonra dedi ki:

- Çocuk! Dili bir çıkmaza saplamışızdır. Bırakırlar mı dili bu çıkmazda? Hayır! Bırakmazlar! Ben de bu işi, başkalarına bırakmam. Dilimizi bu çıkmazdan biz kurtarmalıyız!”

Atatürk, 1935 yılında, dilde tasfiyecilik zihniyetinden tamamen vazgeçti. Nitekim 26 Eylül 1934 tarihinde çektiği bir telgraftaki Türkçe, 1937 yılında çektiği telgrafta değişmiştir. Örnekler aynen şöyledir:

“Dil bayramından ötürü, Türk Dili Araştırma Kurumu Genel Özeğinden ulusal kurumlarından birçok kutun bitikler aldım. Gösterilen güzel duygulardan kıvanç duydum. Ben de kamuyu kutlarım.” 26 Eylül 1934

“Dil bayramı münasebetiyle, Türk Dil Kurumunun hakkımdaki duygularını bildiren telgraflarından çok mütehassis oldum. Teşekkür eder, değerli çalışmalarınızda muvaffakiyetlerinizin temadisini dilerim.” 27 Eylül 1934

 Atatürk, 1935 yılında yeni bir dil anlayışını benimsedi. Bu, Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp, Ali Canip Yöntem’lerin 1912 yılında, Selanik’te çıkardıkları Genç Kalemler Mecmuasında ileri sürdükleri: “Türkçeleşen kelimeler Türkçedir” görüşüydü. Nitekim, dilde tasfiyecilik hareketiyle Atatürk’ün yasakladığı kelimeler, 1935 yılıyla birlikte, dilimizde yeniden yaşamaya başladılar.

 Atatürk’ün üçüncü dil anlayışı: Güneş Dil Nazariyesiyle ortaya çıktı. Güneş-Dil Nazariyesi 1935 yılından 1940 yılına kadar Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde ders olarak okutuldu. Güneş-Dil Nazariyesinin dayandığı üç önemli temel vardır:

a) Dünya’ya gelen veya yaratılan ilk insan Türk’tür.
b) İlk lisan Türkçedir.
c) Bütün Dünya dilleri Türkçe’den doğmuşlardır.

Bu düşüncelerle yazılan ve Dil ve Tarih ve Coğrafya fakültesinde okutulan kitaplardan, üçünün isimleri şöyle:

• Güneş-Dil Teorisine Göre Dil Tetkikleri- Prof. Hasan Reşit Tankut (1936)
• Güneş-Dil Teorisi Üzerine Ders Notları- Abdülkadir İnan (1936)
• Türk Tarih Tezinde Güneş-Dil Teorisinde Yeri ve Önemi.- Prof. Dr. İ. Necmi Dilmen (1937)

Ben bu kitapları okuduktan sonra, Ankara’da Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun evine gittim. Hisar dergisi adına, kendisiyle konuştum. Bana anlattıklarının büyük bir bölümü, derginin 1966 yılı Kasım sayısında çıktı. Yalnız, Güneş-Dil Teorisiyle ilgili sözlerini kat’iyyen yazmamamı istedi. Yazarsam, koca Yakup Kadri konuşmamızı tekzib edeceğini söyledi. Atatürk’ün ölümü üzerinden 28 yıl geçmişti. Ama gördüm ki Yakup Kadri bazı gerçekleri söylemekten hâlâ çok korkmaktaydı.

Ben, kendisine sormuştum:
- Efendim! Güneş-Dil Nazariyesi hakkında düşündüklerinizi bahşeder misiniz! demiştim.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, bu soruma şöyle cevap vermişti:
- Bizi, bütün dünya milletleri önünde çıkmazlara sokan, perişan eden bir nazariyedir.

1935 yılında, bizim Basın-Yayın Genel Müdürümüz olan Vedat Nedim Tör, birgün bana telefon açtı. Dedi ki: Yakup Avusturya’dan bir dilci gelmiş. İsmi Kıvarniç. Bu adamın Türk dili üzerine çok dikkat çekici iddiaları var. Kendisi bu iddialarını yazılı olarak Gazi Paşa’ya göndermiş ama cevap alamamış. Merak ediyor: Acaba eline geçti mi; geçmedi mi diye. İstiyor ki, görüşlerini bir de kendisi Atatürk’e anlatsın. Sen Gazi’nin yakınlarındansın. Bu adamı Köşk’e çıkarır mısın?

Vedat Nedim’in telefonundan sonra, Kıvarniç’i bir de ben dinledim. Anlattıkları Atatürk’ün çok hoşuna gidecek şeylerdi. Alıp Köşke çıkardım. Kıvarniç görüşlerini Atatürk’e şöyle anlattı:

- Gazi Hazretleri! İlk insan Güneşi gördüğü zaman, Türkçe’nin ilk sesli harfi olan (A)yı çıkardı (A) dedi. Güneş battığında hayretini (A!A!) (A!A!) diye ifade etti. Nitekim şimdi bütün insanlar hayretlerini (A!A!) diye açıklıyorlar.

- Bu insan, bir şey öğrenmek veya merakını gidermek için (E?) dedi. Nitekim şimdi de bütün Türkler: Peki? Sonra? Devam et! Anlat hele! Demeden (E?) diyorlar. (E) sesli harfi ilk insanın merak saikiyle çıkardığı sestir.

Sonra bu insan, bir canavarla karşılaşıp korkunca (o) sesli harfini çıkardı. Canavardan daha çok korkunca o! o! o! Veya (oooo!) dedi. İlk insan uzaklık anlayışını (u) seslisiyle ifade etti. Türkçe’de (uuuu!) çok uzak veya imkânsız anlamındadır.

Yine ilk insan Güneş ve çeşitli tabiat hadiseleri karşısında Türkçe’deki (ı), (i), (ö), (ü) seslilerini çıkarmaya başladı.

İlk insanın bulduğu ve çıkardığı ilk hece (AĞ)dır. (AĞ) hem Güneş demektir hem de (beyaz) anlamında bir kelimedir. Sonra bu insan başka heceler buldu. Türk dili önce kısa heceli kelimelerle doğdu, İlk insan (A) seslisinin yanına (T) sessizini getirerek At dedi. At! At! At! (O) ile (T)yi çarparak OT’u, (i) ile (ç)yi birleştirerek (iç)i buldu.

İlk insan AĞ+AN+AG+AK heceleriyle önce: AĞANAĞAK dedi sonra bu kelimeye iki hece daha ekledi AĞANAĞAK+AN+AĞ. Zamanla baştaki AĞ hecesi düştü: ANAĞAK+AR+AĞ kaldı. Kelime ANAĞAKAĞ oldu. ANAĞAKARAG ise zamanla ANKARA oldu.

Baykal Gölü’nün batısından Ankara’ya göçen Türkler, bulundukları bölgeye ANKARA adını verdiler.  
Kıvarniç’in açıklamaları Atatürk’ü çok heyecanlandırdı ve sevindirdi. O zaman Atatürk, etrafındakilere emir verdi. “Bütün Dünya dillerinin Türkçeden doğduğuna dair araştırmalar yapıp eserler yazacaksınız!” dedi.

Prof. Dr. Naim Hâzım Onat, Arapça’nın Türkçeden doğduğuna dair 495 sayfalık bir kitap yazdı.
Sonra bazı kişiler, bazı yakıştırmalarda bulundular. Efendim Fravun kelimesinin aslı Burun imiş. Burun nasıl insanın yüzünde ve önünde bulunuyorsa, insanların önünde bulunan kişiye de önce Burun denilmiş, burun zamanda Fravun olmuş.

Afrodit kelimesi, Avrat kelimesinden, Apollon kelimesi Akoğlan’dan geliyormuş. Amazon’dan geçen eski Türkler (Amma da uzun) demişler. Amma da uzun zamanla Amazon olmuş. Daha bir sürü böyle uydurmalar…

Ben bu Güneş- Dil Nazariyesine kat’iyyen inanmadım. Nitekim İsmet İnönü de bu nazariyeyi, gayri ciddi, gayri ilmî bulduğu için, 1940 yılında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde okutulmasını yasakladı.
Ama sakın bu söylediklerimi yazmayın! Yoksa tekzib ederim!”

Falih Rıfkı Atay, Karaosmanoğlu’ndan daha yürekli, daha cesur bir yazarımızdır. ÇANKAYA isimli meşhur eserinin 479. sayfasında aynen şöyle yazıyor: “Ben bu teoriye hiçbir zaman inanmamıştım. Atatürk’ün maksadı, birçok yabancı kelimelerin Türkçe olduğunu isbat ettirerek, Türk lügatını, Dünyanın en zengin lügâtlarından biri hâline getirmekti. Yazık ki, son dil çalışmaları da, Atatürk’ün eşsiz ve hayret verici sağduyusunu hayli zedeleyen hastalık buhranlarına rastladı.” (**)



 (*)ANKARA kelimesinin yukarıda açıklandığı gibi meydana geldiğini H. Reşit Tankut da Güneş Dil Teorisine göre Dil Tetkikleri isimli ders kitabının 38/39/40. sayfalarında aynen böyle açıklamaktadır.

(**)Ben, Sivas’ta Fikret Polater ağabeğimizden dinlemiştim. Demişti ki: “Atatürk 1937 yılında Sivas’a geldi. Biz geometri dersindeydik. Hoca tahtaya bir paralel çizmiş yukarıdan aşağıya eğik bir çizgi indirmiş, meydana gelen içbükey, dışbükey açıların birbirine eşit olduğunu anlatıyor, paralel’in lâtince bir kelime olduğunu söylüyordu. O esnada Atatürk derse girdi. Bir süre dersi dinledi. Sonra tahta başına geçerek bize anlattı ki paralel kelimesinin aslı, Türkçe olan barabar/beraber kelimesidir. Batılıların Bülten kelimeleri de bizim BELLETEN kelimemizden yapılmıştır.”
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
HUNOĞLU
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 112



« Yanıtla #3 : 15 Kasım 2010, 22:36:45 »

"Atatürk" ve Kayıp kıta "Mu" - Yaz : Sinan Meydan
Bu kitap aracılığı ile detaylı bilgi alabilirsiniz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BugaY
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 417



« Yanıtla #4 : 02 Ocak 2011, 20:55:12 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.tdkkitaplik.org.tr/gun_dil.asp

Bu bağlantı adresi çok önemlidir, incelemeyen tüm kandaşlarıma göz geçirmelerini tavsiye ediyorum.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Ca_Mu_Ka
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 16


« Yanıtla #5 : 06 Ocak 2011, 00:06:21 »

Dil konusu çok önemli değindiğiniz için Teşekkür ederim kandaşlarım...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BugaY
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 417



« Yanıtla #6 : 14 Temmuz 2012, 02:14:19 »

Arkeologlar, ABD’nin Oregon eyaletindeki mağaralarda, Kuzey Amerika’da yaşamış en eski insanlara ait olduğunu düşündükleri eşyalar ve DNA kalıntıları buldu. Yeni Dünya’da yaşamış ilk insanlarla aynı dönemde yaşamış bir kültürün işaretlerini ortaya çıkaran arkeologlar, Amerikan yerlilerinin üç göç dalgasıyla Sibirya’dan gelen Asyalılar olduğunu kesinleştirdi.

SİBİRYA’DAN AMERİKA’YA GÖÇ AKINI
Bilim insanlarının antik eşyalar üzerinde yaptığı radyo karbon tarihleme yöntemiyle DNA kalıntıları üzerinde gerçekleştirilen analizler, Amerikalıların ilk olarak Sibirya’dan gelen göçlerle kıtada belirmeye başladığına işaret ediyor.

Nature dergisinde yayımlanan genetik analiz sonuçlarına göre, Amerika’daki ilk insanlar Sibirya’dan gelen üç göç dalgasıyla Yeni Dünya’ya ulaştı. İlk büyük göç, 15 bin yıl önce yaşandı. Ardından iki tane daha ancak daha küçük iki göç geldi. ABD’li araştırmacılar, Kuzey Amerika’da konuşulmakta olan antik dilleri inceleyerek, 25 yıl önce göç akımına yönelik hipotezi destekleyen bulgular elde etti ancak hipotez tüm dilbilimciler tarafından kabul edilmedi.


Clovis'lere ait 11 bin yıllık bir mızrak ucu.

Jenkins ve meslektaşları, Science dergisindeki makalelerinde, Sibirya’dan Kuzey Amerika’nın içlerine izlenen göç yollarının, antik uygarlıkların teknolojilerini nasıl etkilemiş olabileceğine dair bilgi vermedi. Jenkins ve ekibi, mağaradaki kokprolit (fosilleşmiş dışkı) ve kurumuş dışkıdan elde ettikleri DNA’ların, Sibirya’nın doğusundaki Asya kökenli insanlara işaret ettiğini ortaya koydu.

Clovis uygarlığı adını, bu medeniyete ait ilk kalıntıların bulunduğu New Mexico eyaletindeki bir kasabadan alıyor. Uygarlığa ait izler, 13 bin önce yaşamış insanların modern ABD’nin güneydoğusuna yerleştiğini, ardından batı ve güneybatıya ilerlediklerini gösterdi.

Arkeologlar,son bulgulara dayanarak, Clovis’lerden sonra ortaya çıktığı düşünülen WST teknolojisinin belki Clovis’lerden önce, ABD’nin batısında başlamış olabileceğini öne sürdü. Jenkins, “Amerika topraklarında aynı anda varolmuş ancak yüzyıllarca kaynaşmamış olan iki farklı medeniyet bulduğumuzu düşünüyorum” dedi.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.ntvmsnbc.com/id/25366257/
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Erlik Tanrıöğen
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 878


Nur'dan Rıza aldık.


« Yanıtla #7 : 16 Aralık 2015, 19:45:00 »

Güneş Dil Teorisi bir uydurmaca bir safsatadır desem ne düşünürsünüz?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bögü:Alp
Atsız'ın İzinde
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.983


Döğüşen Türk, oyanan Türk, kalkan Türk!


Site
« Yanıtla #8 : 20 Aralık 2015, 23:54:20 »

Hakkın var derim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

«Dünyada en büyük iftiharım, Türk yaratıldığımdır!»
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #9 : 27 Aralık 2015, 18:24:12 »

Güneş Dil Teorisi bir uydurmaca bir safsatadır desem ne düşünürsünüz?
Yakup Kadri Karaosmanoğlu Güneş Dil Teorisi hakkında ne söyledi?

M. Kemal’in Dil siyaseti hakkında daha evvel bir yazı paylaşmıştık.[1] Burada, 1979-1980 yılları arasında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda müsteşar yardımcılığı görevinde bulunmuş olan Yavuz Bülent Bakiler’in, M. Kemal’in meşhur Çankaya sofrasının müdavimlerinden olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile yaptığı bir sohbete yer vereceğiz. Güneş Dil Teori’siyle alakalı bu sohbetin Yakup Kadri ile yapılmış olması çok mühimdir. Zira o, M. Kemal’in talimatıyla 26 Haziran 1928’de kurulan “Dil Encümeni”nde komisyon üyeliği de yapmıştı. Lafı fazla uzatmadan sizi Yavuz Bülent Bakiler-Yakup Kadri Karaosmanoğlu sohbetiyle baş başa bırakalım:

1966 yılında Ankara’daydım. Hisar Dergisinin yazarları arasındaydım. Derginin sahibi Mehmet Çınarlı, bir gün bana dedi ki:

-Hisar’ın Kasım sayısını Atatürk’e ayıracağız. Senin için Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ndan bir randevu aldım. Yarın evinde seni bekleyecek. Git, kendisiyle Atatürk üzerine güzel bir konuşma hazırla!

Bir gün sonra Yakup Kadri’nin Kavaklıdere’deki evine gittim. Beni yanına oturttu. Ben, ömrümde onun kadar zor konuşan, dakikada ancak 5-10 cümle söyleyebilen bir kimse tanımadım. Ses alma cihazım yoktu. Yalnız, çok kuvvetli bir hafızam vardı. Böyle sohbetlerde, karşımdakini dikkatle dinliyor, sonra oturup bana anlatılanları olduğu gibi yazıyordum. Bir ara sordum:

-Efendim dedim. Atatürk’ün, son dil anlayışı olan Güneş Dil Teorisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

-O dil teorisinin hiçbir ciddi tarafı yoktur. Bizi, bütün dünya milletleri karşısında çıkmazlara sokan bir safsatadan ibarettir, dedi ve bildiklerini uzun uzun anlattı.

Ben hemen cebimden kâğıt kalem çıkararak dinlediklerimi yazmak istedim. Bileğimi tutarak yazmama mani oldu:

-Çok rica ediyorum, bunları sakın yazmayın dedi. Yazarsanız tekzib ederim diye ikazda bulundu.

-Efendim söz! dedim. Katiyyen yazmayacağım!

Hisar’a döndüğüm zaman Mehmet Çınarlı şaşkındı:

-Yahu Yakup Kadri’ye ne sordun ki adamı çok korkuttun? Bana telefon açtı. Yavuz Bülent’in hazırladığı metni görmezsem, imzalamazsam, tekzib ederim, diye tutturdu.

-Güneş Dil Teorisi üzerine bir soru sordum. Yazmaya kalkınca çok korktu. Atatürk’ün ölümü üzerinden 28 yıl geçtiği halde, koskoca Yakup Kadri korkusundan ne yapacağını şaşırdı. Sizi de araması, korkusundandır, dedim.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile Atatürk üzerine sohbetimiz, Hisar dergisinin 1966 yılı kasım sayısında yayımlandı (35. sayı). Kendisine söz verdiğim için Güneş Dil Teorisi hakkında anlattıklarını yazmadım. Aradan 54 yıl geçtiğine göre artık yazabilirim…

Karaosmanoğlu’ndan dinlediklerim aynen şöyle:

“Vedat Nedim Tör, 1935 yılında Basın Yayın Genel Müdürüydü ve arkadaşımdı. Bir gün beni telefonla aradı: ‘Yakup, Avusturya’dan gelen Kıverniç isimli bir uzman, şimdi yanımda. Türkçe üzerine çok farklı iddiaları var. Kendisi, bu çalışmalarını Atatürk’e bizzat anlatmak istiyor. Sen Atatürk’ün sofralarında olan adamsın. Alıp götürsene bu adamı Gâzi’ye!’

Ben de gidip Kıverniç’i gördüm. Türkçe üzerine anlattıkları, beni de çok şaşırttı. Onu alıp Gazi’nin huzuruna çıkardım. Adam Atatürk’e dedi ki: ‘Ekselans! İlk insan, Güneşi gördüğü zaman A diye bir ses çıkardı. Böylece Türkçe’deki ilk sesli harfi telaffuz etti. Güneş battığı zaman A!A!, A!A! demeye başladı. Şimdi hayretimizi A!A! diye ifade etmemiz bundandır. Sonra bu ilk insan, Güneşe AĞĞĞ! demeye başladı. AĞ hem güneş, hem de beyaz demektir. İlk insan, karşısında bir canavar görünce: OOO! dedi. Türkçe’nin ikinci sesli harfi böylece ortaya çıktı. Sonra ilk insan, uzaklık fikrini: UUU! diye anlattı. Merakını gidermek için E?E? diye sordu. İlk insan, yine çeşitli tabiat olayları karşısında Ö, Ü, İ, I gibi seslileri çıkardı. Sonra bu sesliler yanına, birtakım sessizler koyarak ilk heceleri söylemeye başladı. Mesela A yanına T‘yi koydu: AT! AT! AT! dedi. U yanına Ç koyarak UÇ! UÇ! UÇ! dedi.

Ekselans! İlk insanın ilk telaffuz ettiği AĞ hecesi, başka kelimelerin oluşmasında büyük rol oynadı. AĞ, kelimelerde ana köktür. Mesela ilk insan: AĞ+AN+AĞ+AR+AK+AĞ hecelerini arka arkaya sıraladı. AĞANAĞAR/AĞANAĞAKAR dedi. Sonra ilk defa baştaki AĞ hecesini dilinden düşürdü: ANAĞAKARA demeye başladı. Sonra bu kelimeden de bazı heceler ve harfleri düşürerek ANĞARA! ANĞARA! diye haykırdı. ANĞARA da zamanla ANKARA oldu.’

Atatürk, adamın anlattıklarını dinledi ama hiçbir soru sormadı. ‘İlk insanın önce A dediğini, bir canavar gördüğünde OOO! diye bağırdığını AĞANAĞAKARAĞ karışıklığından Ankara ismini çıkardığını nereden biliyorsun? İlk insanla aramızda milyonlarca sene var’ demedi. Adam da Atatürk’ün çok, hoşlandığı cümleyi söyledi:

Ekselansları dedi: ‘İlk insan Türk’tür! İlk lisan Türkçe’dir. Bütün dünya dilleri Türkçe’den doğmuştur!’

Atatürk çok coşkun duygularla Türk milliyetçisiydi. (Dinin yerine milliyetçiliği ikame etmek istiyordu: Kadir Çandarlıoğlu)[2] Hemen etrafındakilere emir verdi: ‘Bütün dünya dillerinin Türkçe’den doğduğuna dair, araştırmalar yapacaksınız, eserler yazacaksınız!’ dedi.”

Falih Rıfkı Atay, ÇANKAYA isimli eserinde, bu Güneş Dil Teorisine inanmadığını yazıyor. Bu teori tam bir safsatadan ibarettir. Ama bazı adamlar Atatürk’ün gözüne girmek için uydurmalara başladılar. Yok biz Ay’a ok atarken okay! okay! demişiz de Batılılar bunu Okey‘e çevirmişler. Yok bizim AVRAT kelimemizi AFRODİT, AKADAM tamlamamızı AKADEMİ şekline sokmuşlar. Biz BARABAR demişiz, Batılılar PARALEL demişler, biz BELLETEN demişiz, onlar bunu BÜLTEN şekline sokmuşlar vs. vs… Prof. Hâzım Nazım ONAT, Arapça’nın Türkçe’den doğduğuna dair 435 sayfalık bir kitap yazınca, Konya’dan milletvekili oldu.

Bu teori, 1935 yılından 1940 yılına kadar DTCF’de (Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi) ders olarak okutuldu. Bu safsatayı, İsmet İnönü, 1940 yılında ortadan kaldırdı. İyi ki kaldırdı. Çünkü ilim dünyasında büyük çıkmazlardaydık.[3]

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Tafsilat için bakınız;

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

[2] M. Kemal’in bu mevzuyla alakalı sözleri için bakınız;

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

[3] Yavuz Bülent Bakiler, Tabuları Yıkmak, Yakın Plan Yayınları, Istanbul 2011, sayfa 71-74.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.065 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.