Atatürk'ün Yüzünü En Son Görme Şansı Bana Güldü
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 19 Kasım 2019, 00:52:03


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Atatürk'ün Yüzünü En Son Görme Şansı Bana Güldü  (Okunma Sayısı 2883 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« : 10 Kasım 2011, 01:08:50 »

Atatürk'ün yüzünü en son görme şansı bana güldü
Yaşam kervanında bilinç ve irade insanları ne denli yönlendirirse yönlendirsin, bazı tesadüfler, mantığı altüst eden sonuçlar da getirebiliyor. Olayları ve durumları yorumlarken elbette o günün, hatta o zamanın şartlarını düşünmek, buna göre irdelemek, yanılgıları en aza indirir.
Yirmi bir-yirmi iki yaşlarında bir gencin milli hislerle kabaran heyecan ve bulunduğu o atmosferden kaynaklanan davranımı, bugün yani 45 yıl sonra görüntüye alındığında, yaklaşım veya analizler farklı olabilir.
Fakat, o yaşlarda beş-on saniye içinde yüreğime acı yükleyen, ancak tüm Türklerin Ata’sı, yeryüzünün dahi mümtaz siması, asil çehreli Mustafa Kemal Atatürk’ün yüzünü en son görme şansımı yakaladığım için hiç pişman değil, aksine son derece mutluyum. 
Evet, 10 Kasım 1953 tarihinde Anıtkabir’de mozolenin tam altındaki köşegenli odada ebedi istirahatgâhında toprağa tevdi edilen büyük önder Mustafa Kemal Atatürkümüzün yüzünü gören birkaç kişiden birisi olmanın heyecan ve mutluluğunu yaşıyorum
O kısacık 57 yıllık bir ömre, asırlarca yapılamayan, cesaret dahi edilemeyen, gündeme dahi getirilemeyen, medeniyetin gerektirdiği tüm gerekleri getirmiş ve çözmüş, dehaya sahip bir asker olarak inançlı silah arkadaşlarıyla paramparça edilmek istenen vatanı kurtarmış, dâhi bir siyasetçi olarak da Türk devletinin ebedi varlığını kesinlikle sağlamıştır... Asil çehresini en son defa görmek, yaşantım boyunca hafızama ve benliğime yerleştirmek sadece bir görüntüdür.
Fakat, o yıl içinde kaybettiğim babam, Atatürk’ün bir silah arkadaşı ve daima tüm hareket ve savaşlarda çok yakınındaki birliklerde bulunmuş bir teğmen. Çocukluğum ve yirmi yaşıma kadarki yaşantım da babamdan istiklal savaşlarının en gerçeğini, fedakâr Türk milletinin şahlanışını, yakınında bulunmaktan onur duyduğu Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarının gerçek özellik ve vatanperverliklerinin boyutlarını, sonraki yıllarda devrimlerin dünyanın hiçbir ülkesinde halkına sevdirip benimsetecek boyutlarda olamadığını ve olamayacağını daima dinlemişimdir.
Yıl 1953, İskenderun 39. Tüm, 48. P. Alay’da altı ay asteğmenlik ve son altı ay da teğmenlik hizmetimi tamamlamış, teğmen resmi üniformamı giymenin son günleri içinde Ankara’dayım.

O günü unutabilir miyim!
Günlerden 10 Kasım 1953. Ve salı!
Yağışsız, ılık, yarı güneşli bir sonbahar gününün sabah saatleri.
Gerçekten elde olmayan bazı tesadüflerin oluşması insan yaşantısını günlük veya yaşam boyu etkiliyor...
Ankara-Ulus’ta otelden sabah saatlerinde çıkmış, cadde üstündeki büfelerin birisinde ayaküstü kahvaltı yapmış, Ulus Meydanı’na yöneldiğim anda, kalabalık insanların bir arada bulundukları yerde donup kaldıklarını hissettim...
Başlar Sıhhiye-Çankaya yönüne çevrildiğinde, Ulus’un uzantısı olan anacaddenin Gençlik Parkı kısmından tüm Harbiyelilerin, subay ve generallerin arasında top arabası üstünde bayrağımıza sarılı Atatürkümüz son yolculuğunda ebedi istirahatgâhına tevdi edilmek üzere Etnografya Müzesi’nden getiriliyordu...
Yollar boyunca mahşeri bir kalabalık Ankara’yı, Türkiye’yi ayağa kaldırmıştı.
İnşası yıllar süren Anıtkabir tamamlanmış, bu anlamlı günde Atatürkümüz geçici istirahatgâhı olan Etnografya Müzesi’nden alınıp, muhteşem bir törenle ebedi istirahatgâhına götürülüyordu...
Saatler ve kalpler durmuş
gibiydi.
Ve ben büyük Ata’yı Ulus’ta karşıladım.
Kendimi bir anda çok muntazam ve disiplinli tören birliğinin içinde buldum. Teğmen rütbesiyle ve çok genç olmam nedeniyle sanırım görevli sanıldım... Büyük önderimizin  “naçiz bedeni”  gerçekten  “toprak olmak”, toprağa verilmek üzere, vatanı miras bıraktığı “yurttaşları” ve  “silah arkadaşları”  ile yarının vatan bekçisi subay ordusu  “Harbiyelilerin”  meydana getirdiği kortej içinde, top arabası üstünde Ankara-Ulus Meydanı’ndan geçmekteydi...
Kendimi ya görevli saydım veya o andan itibaren öyle sanıldım!.. Çünkü, o yıl içinde kaybettiğim asker kökenli babamdan, kendimi bildiğim andan itibaren Mustafa Kemal Atatürk’le birlikte, birliklerinde nasıl çalıştığını, nasıl savaştıklarını, vatanı hep birlikte nasıl kurtardıklarını, en yakın silah arkadaşlarının nasıl cephede şehit düştüğünü, yaşarcasına çok kez dinlemiş, Atatürk’ün kim olduğunu ilk defa babamdan öğrenmişimdir. Babamın en büyük mirası ise halen evimin en kıymetli köşesinde bulunan İstiklal madalyası ve onun beratıdır.
İşte yaşanan gerçek rüyanın, yaşanan gerçeği başlıyor...
Anıtkabir’de yapılan törenin hemen ardından, yanılmıyorsam bir manga kadar asker, çeşitli rütbeden, yine yanılmıyorsam hepsi benden çok büyük yedi-sekiz kadar subay (bir kısmı sanırım general) ve orta yaşlı din görevlisi bir hoca ve aralarına nasıl girdiğimi bugün dahi hatırlama imkânım olmayan 21 -22 yaşın verdiği tığ gibi delikanlılıkla ve teğmen rütbesiyle ben, askerinden en üst generaline kadar müthiş bir heyecan ve görev
bilinci içinde en son hizmet işlevini yapar ve tamamlamak üzere olurken, genç bir teğmenin de orada görev dışı olduğu sanırım akla gelemezdi...

Atatürk’le birkaç saniye
Bu kutsal görev bilinci içinde, en son görevi yapmak üzere, mozolenin hemen hemen altında bulunan yüksek tavanlı ve köşegenli, Atamızın ebedi istirahatgâhındayız... Odanın orta yerinde dinsel kurallara uygun olarak toprak zemin, bir tabutun yerleşecegi büyüklükte kazılıp hazırlanmış, çıkan toprak da boylu boyunca bir tarafta bulunuyordu..
Sessiz, sakin ve tarihi bir işlev tamamlanmak üzereydi... Hemen başucunda dinsel işlevini yapan hoca bulunuyordu, siyah cüppesi ve çok muntazam görüntüsüyle.
Nasıl oldu bilmiyorum, belki de önceden hocaya öyle talimat verilmişti; hoca, bembeyaz kefen içinde boylu boyunca duran o yüce varlığın sadece çehresi görünecek şekilde yüzünü açtı...
Kişisel olarak, kendimi unutmuş, o tarihin en yüce, insanlığın en medeni ve 57 yıllık ömre, onlarca asrın baş edilmeyen sorunlarını bu kısacık zaman içinde yapan ve tamamlayan insanıyla, daha dün gibi çehresiyle karşı karşıya bulunmanın bütünleşmesiyle ve burada bulunmanın, Atatürk ateşiyle kavrulmanın inanılması güç aleviyle, bilmem kaç saniye yüz yüze kalmıştık....
Hocanın beş-on saniyelik bu tespitinden sonra yüce önder, her fani gibi toprağa verildi... Bu anın en yakınında, hemen baş ucunda hoca, birkaç subay ve ben vardım. Fakat geçen zaman içinde medeniyetin ışığı, kararlı, haklı ve attığı her adımı mantıklı bir zemine oturttuğunu gördüğüm Mustafa Kemal Atatürk’ün gözlerimle gördüğüm o müthiş etkileyici çehresiyle nasıl bütünlük içinde olduğuna tanık olmayı, bir faninin şans olayı olarak düşünmüşümdür...
Elbet her canlı ölür ve ölecektir.
Fakat, sona ermekte olan asrımızda değil, gelecek onlarca asır içinde bile medeniyet ufkunun sönmez bir güneşi gibi doğan ve yaşayan Atatürk’ün, sadece Türk milletine değil, insanlığın yaşam evresi içinde tüm insanlara çizdiği yol er geç vazgeçilmez bir rehber olacaktır...
Çünkü o dâhi insanın, vatanını ve ulusunu kurtarırken bile, insanlığa bıraktığı miras, medeniyet ve barış çizgisidir.
Varlığımızın en büyük teminatı, o bırakılan büyük mirasa şaşmaz kararlılıkla sahip olmaktır.
Fikir ve o müthiş çehre yapısıyla büyük önder, ulusundan emin, toprağında rahat olacaktır, eminim.
Çünkü, inanıyorum, inanıyoruz, mirası emin ellerde.



Alptekin Cebe - Yeniçağ Gazetesi
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 10 Kasım 2011, 01:31:01 »

Kağan'ım öyle bir başlık koymuşsun ki, "nasıl yani?" demekten kendimi alamadım. Bir an irkildim hatta. Yazının bir kaç satırından sonra farkettim. Gülümseme

Ahh, Atam, " Beni görmek illede yüzümü görmek değildir" demiştin. Ama bir kerecik de olsa o güzel yüzüne, o bozkurt gözlerine bakmak için neler vermezdim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 10 Kasım 2011, 01:38:16 »

Kağan'ım öyle bir başlık koymuşsun ki, "nasıl yani?" demekten kendimi alamadım. Bir an irkildim hatta. Yazının bir kaç satırından sonra farkettim. Gülümseme

Ahh, Atam, " Beni görmek illede yüzümü görmek değildir" demiştin. Ama bir kerecik de olsa o güzel yüzüne, o bozkurt gözlerine bakmak için neler vermezdim.


Başlık hem cümle düşüklüğü açısından hem de senin tabirinle "nasıl yani" dedirten bir cümle olsa da, yazan kişinin tabiri öyle olduğu için bozmak istemedim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Delikurt27
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 651


ANTEPLİ BOZKURTLAR!!!


« Yanıtla #3 : 10 Kasım 2011, 02:18:08 »

Çok duygulanıyor İnsan  böyle bir Dahinin yokluguna olan özlemimiz onun varlıgında Türk her yönüyle yükselişe geçmişti şimdi olumsuz olan sıkıntılarımız hayıflandıklarımız diş bilediklerimiz kısaca herşey çok farklı yönde ilerliyordu.Zaten ondan sonrada yönetim kademesine doğru dürüst Türk geçmedi gelen olduysada etkili olamadı.
Yine bir 10 kasım akşamı arabanın içinde 3 kişiyiz bir arkadaşı bekliyoruz.Parkta 3 tane gencin konuşmaları dikkatimizi çekti Atatürk'e hakaret edip alay ediyorlar gülüyorlar, bağırıyorlar felan 3 ümüzde hemen çıktık arabadan Ahmet Abi önce atıldı Atatürk'e,Türk'e neden küfrediysez lan dedi Başladı ağır küfür etmeye onlara,onlarda işin ciddiyetini anlayınca başladılar kıvırmaya yok abey biz birbirimize küfür edik her zaman birbirimizle şakalaşırık ,nerelisiniz lan siz dedik Diyarbakırlıyız dediler Ahmet Abi Atatürk kimdir lan söyleyin dedi
Dediler Atatürk En Büyük kahraman,Öğretmen başka nedir dedik,Atatürk'ün her tarafta resmi var okullarda heykeli var çok severiz biz Atatürk'ü Başka ne yapmış peki birbirlerine soruyorlar başka neydi la,ha abeyy  Atatürk savaşmış Türkiyeyi kurtarmış.Ahmet Abi bak bunu biliysez Türk'e ve Atasına dil uzatmayın keserim kulagınızı g....cop sokarım hadi şimdi defolun gidin zibidiler dedi çabucak kayboldular.
Bu Ülkede kuş kadar akıllarıyla Tarihsiz,Medeniyetsiz,Atası,soyu belli olmayan Milyonlar Ataya dil uzatırken bir şeyler yapamamak daha gür haykıramamak çok üzücü bişey olsa gerek.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

“Türk sayısını çoğaltmak ulusal büyük amacı, tabii gelişmeye bırakılmamalıdır. Alınacak ve hayata geçirilecek olağanüstü önlemlerle bir ulusal politika izlenmeli ve Türk sayısı çoğaltılmalıdır.” M.KEMAL ATATÜRK
Börü_Bilge
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 239



« Yanıtla #4 : 10 Kasım 2011, 06:25:41 »

Bilmiyorum neden ama bu gün daha cok üzgünüm. Bu gün daha bir başka öldüm, Bu gün daha başka bir kalbim sıkışıyor, damarlarım geriliyor daha baska titriyor içim. Son günlerde Türkiyenin geçtiği dönemdenmidir bilmiyorum ama, Sokağa çıkasım geliyor ses tellerim koparcasına bağırasım, bütün benliğimle soysuzların soylarını yok edesım, ellerimle etlerini kemiklerinden ayırasım parçalayasım geliyor. Ağlayamıyorum bile…Ağlayamıyorum…. Göstermeyeceğim onlara TÜRKÜN göz yaşını ama aglayamadığım her damla göz yaşı içime akıyor, aktıkça yakıyor yüreğimi ciğerlerimi parçalıyor.

İstemiyorum,,istemiyorum Kandaşlarım artık pisliklerin, düşmanların, itlerin, soysuzların, devşirmelerin ülkemde yaşamasını istemiyorum. Içim isyan ediyor. Damarlarımdaki kan isyan ediyor.Beynimin içindeki bütün hücreler nefret ediyor. LANET ediyorum her geçen gün’e. Bunların hala TÜRKİYE sınırlarında yaşamasından, calışmasından, ekmeğini yemesınden, suyunu içmesinden sonrada kalkıp laf söylemelerinden ve bunları yaşattığımız için LANET ediyorum. Ağlayamıyorum… Cünkü utanıyorum. Başbuğum’a ne diyeceğim ağlarken diye düşünüyorum..Düsünüyorum ama bulamıyorum!... Ama biliyorum eger ki Atam yasasaydı bügün burda belkide yanımda olsaydı su dakikada bana sert Bozkurt bakışları ile;

“Çocuk üzülme, ben sana demedim’mi Muhtaç olduğun Kudret Damarlarındaki Asıl Kanda Mevcut’tur diye. Şimdi Kalk, üzülme çünkü bu gün sana yol kat edilmiyormuş gibi gelebilir sana ama unutma büyük başarılar zaman alır .

“Başarı,ise  “Başaracağım”  diye başlayarak sonunda "Başardım" diyebilenindir unutma. Ben siz TÜRK Gençlerine güvendiğim ve inandığım için Istikbali ve Cumhuriyeti sizlere emanet ettim. Emanetim Emin ellerde olduğundan süphem yok. Hadi Çocuk Kalk, derdi diye düşünüyorum. Yaşasaydı’da bu kelimeleri onun ağzından duymayı çok isterdim ama ne yazık ki bu gün sadece düsüncelerimde canlanıyor bu kelimeler ve hayaller…
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Neresinde bir Türk varsa Yeryüzü Küresinin….
Sınırı ordan başlar Bozkurt mefkuresinin…
Yürü sensin umudu bütün esir illerin…
Yürü nutku tutulsun Emperyalist dillerin....
ADSİZGÜNEYLİ
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 240



Site
« Yanıtla #5 : 10 Kasım 2011, 15:03:39 »

var olsun böyle liderler
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Benim içerimde inle yen bu saz
yalnız TÜRKÇÜLÜKDEN söyle yen avaz
ele vrulmuşam bu avaza ben ,
bu sesle bağlandım sene, ey VETEN


BAYBEK BİR ULUSUN SESİ!!
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.183 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.