BAŞBUĞ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün TÜRKÇÜ,TURANCI,MİLLİYETÇİ DÜŞÜNCELERİ

(1/15) > >>

İlteriş Kutluk Kağan:
                                               Atatürk’ün Türkçülüğü
Ulu Başbuğ Atatürk ve onun kutlu ülkülemi (ideolojisi) olan Atatürkçülük, bugüne kadar budunumuza yanlış tanıtılıp, yanlış öğretilmiştir. Komünist kafalar, yıllar boyu, Ata'yı solcuymuş gibi göstererek, hem siyasal getiri elde edebilmek amacıyla istismar ettiler hem de Türkiye'yi kurtaracak tek ülkülem olan Atatürkçülüğün içini boşaltarak, genç kuşakların gerek Atalarını, gerekse bu kutsal ülkülemi doğru olarak tanımalarının ve anlayabilmelerinin önünde engel oluşturdular. Bu zihniyetin temsilcilerinin Atatürkçülük anlayışları; Atatürk'ün ilkelerinden, salt "laiklik ilkesi"ni benimsemekten ibarettir. Başbuğ Atatürk'ün diğer ilkelerini de yarım yamalak uygulayarak, Atamız'ın adıyla siyasal getiri elde etmeye çalışmaktadırlar. Bu eski komünist, şimdinin ise "Sosyal Demokrat" liboş takımı, sağlam temeli olan bir ülkülemleri ve Türkiye'yi esenliğe çıkaracak nitelikte bir siyasal programları olmadığı için yıllardır Atatürk istismarcılığı yapıp, Atatürk'ün milliyetçi yönünü, Türklüğe verdiği önemi görmezden gelmekle kalmayıp; bugüne kadar, kendi ülkülemlerine uygun tarzdaki -teslimiyetçi, edilgin- milliyetçilik anlayışlarının adını, "Atatürk Milliyetçiliği" koyarak; hem Ulu Başbuğ Atatürk'e hem de onun kutlu ülkülemine ihanet edegelmişlerdir. Bu bozuk, sözde Atatürkçülük anlayışlarını da doğruymuş gibi tanıtıp, uygulayarak; Türk insanının, dış düşmanlara karşı olduğu gibi, "içimizdeki" düşmanlara karşı da milli reflekslerini törpüleyip, köreltmişlerdir. Oysa Başbuğ Atatürk'ün milliyetçilik anlayışı, bu güruhun göstermeye çalıştığı gibi ne teslimiyetçi, ne de dar kalıplar içerisine hapsedilmiş sığ bir milliyetçilik anlayışı idi. Başbuğ Atatürk, milletinin ve ülkesinin bekasını ilgilendiren konularda; çok duyarlı, ciddi ve tavizsiz bir siyaset izlemiştir. Gerek dış düşmanlara karşı verdiğimiz bağımsızlık savaşındaki, gerekse iç düşmanlara karşı olan tavrı ve tutumu da; sert, tavizsiz ve sonuç alıcıydı.

Bugün, "Türk" kelimesini ağızlarına almaktan rahatsızlık duyan, Türk'ün ve onun ülkesi Türkiye'nin çıkarlarını savunmaktan aciz, soy ve vicdan kusurlu insanların ipliklerini tam anlamıyla pazara çıkarmak, gerçek Atatürkçü olan Türkçüler'in en önde gelen görevlerindendir.

― "Etimin ve kemiğimin babası Ali Rıza Efendi ise, fikrimin babası Ziya Gökalp'tir." diyen bir "Türkçü"nün ülküleminin "Sol" olduğunu iddia etmek; attığını vuran keskin bir nişancının, âmâ/kör olduğunu iddia etmek kadar mantıksızdır.

Her ne kadar güneş balçıkla sıvanamasa da, Türklük şuuru açısından "mankurt"laştırılan ve gerçek Atatürkçülük konusunda cahil bırakılan Türk insanının; "Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu yeterlidir." diyen Atası'nı doğru olarak tanıyıp, anlayabilmesi noktasında söz konusu güruhun yıllardır set oluşturduğu aşikardır.

― "Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek."
diyen Türkler'in son bozkurdunun Türkçü-Turancı olmadığını iddia eden bir kişi art niyetlidir; ilk düşünülmesi gereken; o kişide soyca ya da vicdanen bir bozukluk olduğudur. Şayet art niyetli değilse o zaman, o kişinin cehaletinden ya da akılsal bir zaafından söz edilebilir.

Türkiye'de ilk olarak 1924 yılında başlayan antropolojik çalışmaların mimarı olan Başbuğ Atatürk, "Türkiye Antropoloji Tetkikat Merkezi"ni kurdurmuştur. Türk Irkı'nın fiziksel özellikleri, ilk kez bu şekilde incelenmeye başlanmıştır. 1937 yılına gelindiğinde ise, Ulu Başbuğ'un isteği üzerine yurt genelinde Türk Irkı'nı karakterize eden tüm fiziksel özellikleri incelenirken, kafatası ölçümleri de yapılmıştır. Acaba hangi solcu bunları düşünür, ister ya da uygular? Atatürk'ün milliyetçiliği, gösterilmeye çalışıldığı gibi değil, işte böyle milliyetçiliktir!


İlteriş Kutluk Kağan:
Ulu insan Atatürk, Türklüğü ilgilendiren ne varsa onunla ilgilenmiştir. "Mu Kıtası Teorisi" bunun en uç örneklerinden biridir. Meksika'lara kadar bilim adamı gönderip, acaba Türkler'in atalarıyla ilgili bir belge bulunabilir mi diye düşünüp; bu konuda, her türlü ipucunu önemseyerek, araştırmalar yaptırmıştır. Acaba biz ırkçı değiliz,Türkçü değiliz, Atatürk milliyetçisiyiz(!) diyenleri bu gibi belgeler heyecanlandırıyor mu veya onları hiç ilgilendiriyor mu?


Türkler'in tarihsel sembolü olan "Bozkurt"tan, bu söz konusu Atatürk milliyetçileri(!) acaba neden bu kadar rahatsızlık duyuyorlar veya "Bozkurt" kelimesi onlarda niçin alerji yapıyor? Bu kafalar, acaba gerçekten çok mu cahil yoksa çok mu art niyetliler? Oysa, tüm Türkçüler için olduğu gibi, Başbuğ Atatürk için de bozkurt ve bozkurt sembolü çok önemliydi. Atatürk, Adliye Eski Vekili Mahmut Esat'a "Bozkurt" soyadını verirken; 1935 yılında üretilmeye başlanan sigaraya "Bozkurt" adını koyarken ve bu sigaranın kapağındaki ongunun/amblemin "Bozkurt" resimli olmasını isterken; 1927'de piyasaya çıkarılan 5 ve 10 liralık kâğıt paralar üzerine bozkurt resmi koydururken; Türk bayrağını, Türk tarihinin, Osmanlı'dan ibaret olmadığına vurgu yaparcasına, "Mavi fon üzerinde yeşil bir kurt başı" şeklinde olan Göktürk Bayrağı olarak değiştirmeyi düşünürken; "Türk İzci Ocağı" bünyesindeki çocuklara "Yavru Kurt" adını verirken, "Bozkurt"a ve Türk tarihine olan özel ilgisini göstermiştir. Bunlara ilaveten, Fuat Köprülü'nün Atatürk'e Türkiyat Enstitüsünün ambleminin nasıl olması gerektiğini sorduğunda Atatürk: "Karlı Tanrı Dağları'nın önünde elinde meşale tutan bir "Bozkurt" olsun, Bu meşale, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin ilminin ifadesi olsun. Ergenekon'dan çıkmamızda kılavuz olan Bozkurt, Türklüğün Anadolu topraklarındaki yeni devletinin kuruluşunu ifade etsin." şeklinde cevap vermiştir. Başbuğ Atatürk'ün kendi eşyalarının arasında da bozkurt motifli olanları zaten her şeyi anlatmaya yetmektedir.

Ulu Atamız'ın, Maarif Vekâleti’nin (Milli Eğitim Bakanlığı) girişine koydurduğu ve Atamız'ın uçmağa varışından/ölümünden sonra İnönü'nün kaldırtmış olduğu "Ergenekon'dan Çıkış Tablosu" da, Atatürk'ün katıksız bir Türkçü olduğunu yadsınamaz bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Eski Türkler'de, "Başkomutan" anlamına gelen "Başbuğ" kelimesi bu eski "kızıl kafalı", yeni Atatürk milliyetçisi(!) olan güruhun en çok rahatsız oldukları konulardan bir diğeridir. Atatürk gerçek anlamda bir "Başbuğ"dur. Bu yüzden, tüm Türkçüler de Atalarına "Başbuğ" derler. Bu da, sözde Atatürkçülere çok dokunur.  Atatürk, "Başbuğ" değildir, sadece bir "Önderdir" diyenler; acaba Atatürk'ün kendisinin kurduğu "Türk İzci Ocağı"nın kendisine yaptığı "Başbuğ"luk teklifinden, ulu Ata'nın bu teklifi kabul ettiğinden ve bunu da bir telgrafla şu şekilde bildirdiğinden haberleri var mıdır?
― "Vatana yüksek seciyeli ve metin ruhlu gençler yetişmesini temenni eylediğim İstanbul Türk İzci Ocağı’nın, Başbuğ’luk teklifini büyük bir hissi iftiharla kabul ediyorum. Genç arkadaşlarıma teşekkür ve selamımın tebliğini rica ederim."
O tarihlerde yayınlanan "Cumhuriyet Gazetesi" de manşetini "Başbuğ" olarak atmıştı. Bunun yanında 10Kasım 1938 tarihli "Ulus "Gazetesi"nin manşeti de şu şekilde atılmıştı: "Atatürk başkumandan; Başbuğlar yetiştirilmezler, onlar başbuğ hasletleriyle doğarlar!"

Ulu Başbuğ Atatürk'ün Türkçülüğünü ispat eden aşağıdaki sözlerini bilmeyen veya bilmezden gelenlere inat, biz Türkçüler, Türk insanına, Atası'nın özdeyiş ve sözlerinin sadece "Ne Mutlu Türk'üm diyene" ve "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" - sözlerinden ibaret olmadığını öğreteceğiz. "Ne Mutlu Türk'üm diyene" sözünün sadece Atatürk'ün 10'uncu yıl nutkunun son cümlesi olduğunu -başka yerlerde geçtiği söylense de ası yoktur- ve o metinin içeriğini göz ardı ederek, esas ifade edilmek istenenin beden ve ruh itibarıyla "Türk" olmak olduğunu görmezden gelenler ve bunu böyle göstermeye çalışanlar, bugün Atatürk milliyetçisi(!) geçinmektedirler.

Atatürk, hem kuramsal hem de uygulama açısından tam anlamıyla dört dörlük bir Türkçüydü. Atatürk milliyetçiliğinin içini boşaltmak isteyen ve Atatürk'ün Türklük'le ilgili sözlerini "Ne Mutlu Türk'üm diyene" sözünden ibaret görerek ve bu sözünde aslında neyi ifade ettiğini saptırmaya çalışan sahte Atatürkçüler, Ulu Başbuğ'un bu sözlerini bilmezler, bilseler de işlerine gelmeyeceği için bilmezden gelirler.

İlteriş Kutluk Kağan:
Ulu insan Atatürk, Türklüğü ilgilendiren ne varsa onunla ilgilenmiştir. "Mu Kıtası Teorisi" bunun en uç örneklerinden biridir. Meksika'lara kadar bilim adamı gönderip, acaba Türkler'in atalarıyla ilgili bir belge bulunabilir mi diye düşünüp; bu konuda, her türlü ipucunu önemseyerek, araştırmalar yaptırmıştır. Acaba biz ırkçı değiliz,Türkçü değiliz, Atatürk milliyetçisiyiz(!) diyenleri bu gibi belgeler heyecanlandırıyor mu veya onları hiç ilgilendiriyor mu?



― "Eğer bende bazı fevkaladelikler görüyor, buluyorsanız bunları sadece ve yalnız Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız." Başbuğ Atatürk

― "Ülkeniz sizindir, Türklerindir. Bu ülke, tarihte Türk’tü bugün de Türk tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır." Başbuğ Atatürk

― "Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye'nin istikbaline, kendi benliğine, millî an’anelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir." Başbuğ Atatürk

― "Türk aydınlarının kendi kendisini bilmemesinden ve başka milletlerde şu veya bu sebeple üstünlük olduğunu sanarak, kendini onlardan aşağı görmesinden doğmaktadır. Bu yanlış görüşe son vermek için Türklüğümüzü bütün asaleti ve tarihi ile tanımak ve tanıtmak şarttır." Başbuğ Atatürk

― "Türkiye bir maymun değildir ve hiç bir milleti de taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır; o sadece özleşecektir." Başbuğ Atatürk (Ab'ci, ABD’ci Batı özentisi aydınlara(!) duyurulur!)

― "Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur." Başbuğ Atatürk

― "Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır." Başbuğ Atatürk

― "Taş kırılır, Tunç erir, ama Türklük ebedidir" Başbuğ Atatürk

― "Türk aleminin en büyük düşmanı komünizmdir. Her görüldüğü yerde ezilmelidir." Başbuğ Atatürk

― "Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden önce ve kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz." Başbuğ Atatürk (Bölücü etniklerin, anadilde eğitim ve yayın istemlerine çanak tutan sözde Atatürkçüler bu sözü iyi öğrensin!)

― "Millet sevgisi kadar büyük sevgi yoktur. Kurtuluş Savaşı'nda benim de milletime ettiğim birtakım hizmetler olmuştur zannederim. Fakat, bunlardan, hiçbirini kendime maletmedim. Yapılanın hepsi milletin eseridir dedim. Aranacak olursa doğrusu da budur. Mazide sayısız medeniyet kurmuş bir ırkın ve milletin çocukları olduğumuzu ispat etmek için, yapmamız lazım gelen şeylerin hepsini yaptığımızı ileri süremeyiz. Bugüne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük işlerimiz vardır. İlmi araştırmalar da bunlar arasındadır. Benim arkadaşlarıma tavsiyem şudur: Şahsınız için değil fakat mensup olduğumuz millet için elbirliği ile çalışalım. Çalışmaların en büyüğü budur." Başbuğ Atatürk

― "Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur." Başbuğ Atatürk

― "Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni özelliği ve büyük medeni kabiliyeti bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır." Başbuğ Atatürk

― "Yeni Türk yazısı, Türk'ün yaradılıştan gelen zeka ve kabiliyetini geliştirebileceğinden yeni yazımızı tarlalarında çalışan çiftçilerimize, sürüleri başında dağlarda dolasan çobanlarımıza kadar en az bir zamanda yaymaya çalışmak hepimizin vicdan ve milli haysiyet borcudur." Başbuğ Atatürk

― "Kanını taşıyandan başkasına inanma!" Başbuğ Atatürk (Etnikçi Atatürkçüler(!) bu sözü zaten bilmezler!)

― "Milletleri yükselten bu hususa bir amil daha ilave edelim; Milletlerin kalbinde intikam hissi olmalı. Bu alelade bir intikam değil, hayatına, istikbaline, refahına düşman olanların zararlarını dermeyi hedef tutan bir intikamdır." Başbuğ Atatürk

― "Bütün dünya bilmeli ki; karşımızda böyle bir düşman oldukça onu affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet, aciz ve zaaftır; bu insaniyet göstermek değil, insanlık hassasının yok olduğunu ilan eylemektir." Başbuğ Atatürk

İlteriş Kutluk Kağan:
― "Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir." Başbuğ Atatürk

― "Türk Milletinin karakteri yüksektir, Türk Milleti çalışkandır, Türk Milleti zekidir." Başbuğ Atatürk

― "Şu anda, büyük Türk Milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın, en derin sevinci ve heyecanı içindeyim." Başbuğ Atatürk

― "Türk, Türk olduğu için asildir. çoğumuz, büyük babamızın babasını hatırlamayız. Bütün soy gururumuzu, Türk olmanın içinde buluruz." Başbuğ Atatürk

― "Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır" Başbuğ Atatürk

― " Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım ve şerefim vardır." Başbuğ Atatürk

― "Türk Milleti yüzyıllardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklâli yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlatlarından ibarettir. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır." Başbuğ Atatürk

Onuncu Yıl Nutku'ndan


― "Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan, Türkiye Cumhuriyetidir." Başbuğ Atatürk

― "Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârane yürümesine borçluyuz." Başbuğ Atatürk

― "Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir." Başbuğ Atatürk

― "Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır. " Başbuğ Atatürk

― "Bana, insanlar üstünde bir doğuş yüklemeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük, Türk olarak dünyaya gelmemdir." Başbuğ Atatürk (Bu sözü, Atatürk'ün mirasını yiyen CHP’lilerin hep bir ağızdan söylemesini bekliyoruz!)

― "Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır." Başbuğ Atatürk

― "Ulusal varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı...'Türk'üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!' diyelim." Başbuğ Atatürk

― "Evvela, millete tarihini, asil bir millete mensup bulunduğunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletin çocukları olduğunu göstermeliyiz." Başbuğ Atatürk

― "TÜRK çetin işler başarmak için yaratılmıştır!" Başbuğ Atatürk

― "Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki ASİL kanda mevcuttur!" Başbuğ Atatürk

― "Bir Türk, cihana bedeldir!" Başbuğ Atatürk

BAŞBUĞ ATATÜRK'ÜN KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ:

Gafil, hangi üç asır, hangi on asır,
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarih söylememiş bunu,
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak.
Yaşanan tarihi gömüp doğru tarihe gidin.
Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa' nın Alpler' inde Oğuz torunları,
Doğudan çıkan biz, batıda yine biz;
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz.
Hep insanlar kendini bilseler,
Bilinir o zaman ki hep biriz.
Türk sadece bir milletin adı değil
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar!
Ey yığın yığın insan gafletleri!
Yırtılsın gökteki gafletten perde,
Hakikat nerede?

Başbuğ Atatürk'ün Türkçü olduğunu ispat eden, daha pek çok uygulaması, davranışı ve sözü vardır. Türkiye'de, bugüne kadar ilk ve son kez olmak üzere, Türkçü düşüncenin yaşama geçirildiği tek dönem Ulu Başbuğ Atatürk'ün dönemidir. O yıllarda, bitti denilen bir milletin yeniden şahlanarak, kıt imkânlarla yedi düveli alt edip; "Acun var oldukça, ben bitmem!" dercesine haykırıp, her alanda tam bağımsızlığını elde etmesi; yüzyıllar boyu ümmet anlayışıyla yaşamış insanlara milli bir kimlik kazandırılması; kendi öz dilini, alfabesini kullanmaya başlaması; Türk kadınının İslamiyet öncesi sahip olduğu hakları tekrar geri alarak, çağdaş bir yaşam tarzına kavuşması ve benzeri kazanımlar; gücünü, asil kanından, binlerce yıllık şanlı ve büyük tarihinden alan ulu bir Türkçünün, Türkçü ülkülemi yaşama geçirip, uygulamasının bir sonucu olarak elde edilmiştir.
Türk'üz Türkçüyüz Atatürkçüyüz!

K A L K A N:
  Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın



        BAŞBUĞ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün TÜRKÇÜ,TURANCI,MİLLİYETÇİ DÜŞÜNCELERİ



Türkiye'de Yahudiler aleyhine hareketler olduğu sıralarda Atatürk Çanakkale'ye gelir. Kalabalığın arasından bir yahudi sıyrılarak: "Paşam, bizi kovuyorlar, biz ne yapacağız?" der. Bunun üzerine Atatürk yahudiye kim olduğunu sorar ve cevabını alır.
-Sizi kim kovuyor? der, polis mi, asker mi hükümet mi?
Yahudi şaşırır:
-Hayır, halk kovuyor!
Bunun üzerine Atatürk şu üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken sözünü söyler:
-Halk isterse beni de kovar!
Ve uzaklaşır..”



“Hayattaki yegane üstünlüğüm, Türk doğmaktır! Muhterem milletime şunu
tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar
çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli'yi çok
iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin."


“Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz.
Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri
ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet
de o kadar kuvvetli olur”


“Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek
olaganüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir”


--"Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle
öleceğim. Türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır.
Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde
kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının
tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu
bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni
ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek."


--"Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir
müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu
sahne 7 bin senelik, en aşağı bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın
rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın
yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden,
yıldırımlarından, kasırgalarından evvela, korkar gibi oldu; sonra
onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı onların oğlu oldu. Bir
gün o tabiat çocuğu baba oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu.
Türk budur. Yıldırımdır. Kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”


“Hayattaki yegane üstünlüğüm, Türk doğmaktır! Muhterem milletime şunu
tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar
çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli'yi çok
iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin."


“Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz.
Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri
ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet
de o kadar kuvvetli olur”


“Ülkeniz sizindir, Türklerindir. Bu ülke, tarihte Türk‘tü bugün de
Türk’tür ve sonsuza dek Türk olarak yasayakcaktir”



“Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu
ne olursa olsun, en evvel, herşeyden evvel Türkiye'nin istikbaline,
kendi benligine, millî an'anelerine düşman olan bütün unsurlarla
mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir”


“Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk
milletindenim diyen insan, her şeyden önce ve kesinlikle Türkçe
konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluğuna
bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz."


“Ulusal varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine
karşı...'Türk'üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!' diyelim”


“Milletin varlığını devam ettirmek için fertleri arasında düşündüğü müşterek bağ, asırlardan beri gelen şekil ve mahiyetini değiştirmiş, yani millet, dinî ve
mezhebî bağlar yerine Türk milliyeti bağı ile fertlerini toplamıştır”

“Türk milleti kurtuluş savaşından beri, hattâ bu savaşa atılırken bile mahkûm milletlerin hürriyet ve bağımsızlık dâvalariyle ilgilenmeyi, o dâvalara yardım etmeyi benimsemiştir. Böyle olunca kendi soydaşlarının hürriyet ve bağımsızlıklarına kayıtsız davranması elbette uygun görülemez. Fakat milliyet dâvası şuursuz ve ölçüsüz bir dâva şeklinde mütalâa ve müdafaa edilmemelidir. Milliyet dâvası siyasî bir mücadele konusu olmadan önce şuurlu bir ülkü meselesidir. Şuurlu ülkü demek, müsbet ilme, ilmî usullere dayandırılmış bir hedef ve gaye demektir. O halde propagandalarda müsbet usullere müracaat etmek şarttır. Hareketlerin imkân sınırları ve sıraları mutlaka hesaba katılmalıdır. Türkiye dışında kalmış olan Türkler, ilkin kültür meseleleriyle ilgilenmelidirler. Nitekim biz Türklük dâvasını böyle bir müsbet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz.”

"Mazinin kararsız, çürümüş zihniyeti ölmüştür. Bütün dünya bilmelidir ki, Türk milleti hakkını, haysiyetini, şerefini tanıtmağa kadirdir. Türk vatanının bir karış toprağı için bütün millet bir vücut olarak ayağa kalkar. Haysiyetinin bir zerresine, vatanın bir avuç toprağına vuku bulacak tecavüzün bütün mevcudiyetine vurulmuş darbe olacağını artık Türk milletinin farketmediğini sanmak hatadır."


“Arzumuz dışarıda bağımsızlık, içeride kayıtsız ve şartsız millî egemenliği korumadan ibarettir. Millî egemenliğimizin hattâ bir zerresini bozmak niyetinde bulunanların
kafalarını parçalayacağınızdan eminim”


“...Efendiler, arazi meselesi ve hudut meselesi Misak-i Milli'nin malim-i aliniz birinci maddesinin daireyi şümulüdür, Misak-i Milli şu hat bu hat diye hiçbir vakit hudut çizmemiştir, o hududu çizen şey milletin menfaati ve heyeti celilenin isabetli kararıdır. Musul meselesinin hallini muharebeye girmemek için bir sonraki talik etmek demek ondan sarfi nazar etmek demek değildir. Belki bunun istihsali için daha kuvvetli olabileceğimiz bir zaman intizardır. Bugün sulh yaparız, bir ay sonra iki ay sonra Musul meselesini haletmek için kıyam ederiz.”


1933 yılında, Amerikalı General McArthur'un "Sizin Türkiye'nin geleceği hakkında tasavvurlarınız nedir?" sorusuna, Büyük Önder Atatürk, "Allah, nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve adaları geri alacağım. Selanik de dahil Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine katacağım" cevabını verir.


...İzmir'de 30 Ocak 1923'te basın mensuplarına beyanat veren M. Kemal Paşa görüşlerini kesin ifadelerle dile getirir:

"Musul vilayeti, Türkiye Devleti'nin milli sınırları içindedir. Buraları anavatandan koparıp şuna buna hediye etmek hakkı kimseye ait olamaz. Cemiyet-i Akvam ile bu meselenin münasebeti yoktur!"


''Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Fakat yarın ne olacağını bugünden kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir...”

“Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde birleşmeliyiz. Onların (Dış Türkler'in) bize yakınlaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli...''

29 EKİM 1933
Mustafa Kemal ATATÜRK


ATATÜRK'ÜN YAZDIĞI ŞİİR

HAKİKAT NEREDE?

Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karatıda şafak
Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.

Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları
Doğudan çıkan biz
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın insan gafletleri
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
Hakikat nerede?

Mustafa Kemal
Sinop, 25 Kânunu Evvel 321


“TÜRK MİLLETİ!.. Sen ANADOLU denilen yurda sonradan gelme değil; ilk yerleşip medeniyet kuranların çocuklarısın!..”


“Asla şüphem yoktur ki, TÜRKLÜĞÜN unutulmuş BÜYÜK MEDENİ VASFI ve MEDENİ KAABİLİYETİ âtinin yükselen medeniyet ufkunda bir GÜNEŞ GİBİ DOĞACAKTIR!.. (3) Bu söylediklerim hakikat olduğu gün, senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur: BENİ HATIRLAYINIZ!.. (29.10.33)”


“Bugün bizim Sovyetler yönetiminde DİL bir, İNANÇ bir, ÖZ BİR KARDEŞLERİMİZ VARDIR... ONLARA SAHİP ÇIKMAYA, onları arkalamaya HAZIR OLMALIYIZ!..”


30 Ağustos 1922 tarihli Fransız Le Figaro gazetesinde ise Atatürk’ün şu ifadelerine vurgu yapılıyor:

“Avrupa’da, İstanbul ve Meriç’e kadar Batı Trakya, Asya’da Anadolu, Musul arazisi ve Irak’ın kuzeyi. Arkada kalan ve sırf Türk olan her yeri isteriz. Bunları kurtarmaya azmettik ve kurtaracağız.”

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa