BAŞBUĞ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün TÜRKÇÜ,TURANCI,MİLLİYETÇİ DÜŞÜNCELERİ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Kasım 2017, 14:56:31


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2 3 ... 6
  Yazdır  
Gönderen Konu: BAŞBUĞ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün TÜRKÇÜ,TURANCI,MİLLİYETÇİ DÜŞÜNCELERİ  (Okunma Sayısı 105807 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
İlteriş Kutluk Kağan
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 399


ACUNDA KUTLU YASA, TÜRKLERİN TÖRESİDİR.


« : 18 Şubat 2009, 20:07:49 »

                                               Atatürk’ün Türkçülüğü
Ulu Başbuğ Atatürk ve onun kutlu ülkülemi (ideolojisi) olan Atatürkçülük, bugüne kadar budunumuza yanlış tanıtılıp, yanlış öğretilmiştir. Komünist kafalar, yıllar boyu, Ata'yı solcuymuş gibi göstererek, hem siyasal getiri elde edebilmek amacıyla istismar ettiler hem de Türkiye'yi kurtaracak tek ülkülem olan Atatürkçülüğün içini boşaltarak, genç kuşakların gerek Atalarını, gerekse bu kutsal ülkülemi doğru olarak tanımalarının ve anlayabilmelerinin önünde engel oluşturdular. Bu zihniyetin temsilcilerinin Atatürkçülük anlayışları; Atatürk'ün ilkelerinden, salt "laiklik ilkesi"ni benimsemekten ibarettir. Başbuğ Atatürk'ün diğer ilkelerini de yarım yamalak uygulayarak, Atamız'ın adıyla siyasal getiri elde etmeye çalışmaktadırlar. Bu eski komünist, şimdinin ise "Sosyal Demokrat" liboş takımı, sağlam temeli olan bir ülkülemleri ve Türkiye'yi esenliğe çıkaracak nitelikte bir siyasal programları olmadığı için yıllardır Atatürk istismarcılığı yapıp, Atatürk'ün milliyetçi yönünü, Türklüğe verdiği önemi görmezden gelmekle kalmayıp; bugüne kadar, kendi ülkülemlerine uygun tarzdaki -teslimiyetçi, edilgin- milliyetçilik anlayışlarının adını, "Atatürk Milliyetçiliği" koyarak; hem Ulu Başbuğ Atatürk'e hem de onun kutlu ülkülemine ihanet edegelmişlerdir. Bu bozuk, sözde Atatürkçülük anlayışlarını da doğruymuş gibi tanıtıp, uygulayarak; Türk insanının, dış düşmanlara karşı olduğu gibi, "içimizdeki" düşmanlara karşı da milli reflekslerini törpüleyip, köreltmişlerdir. Oysa Başbuğ Atatürk'ün milliyetçilik anlayışı, bu güruhun göstermeye çalıştığı gibi ne teslimiyetçi, ne de dar kalıplar içerisine hapsedilmiş sığ bir milliyetçilik anlayışı idi. Başbuğ Atatürk, milletinin ve ülkesinin bekasını ilgilendiren konularda; çok duyarlı, ciddi ve tavizsiz bir siyaset izlemiştir. Gerek dış düşmanlara karşı verdiğimiz bağımsızlık savaşındaki, gerekse iç düşmanlara karşı olan tavrı ve tutumu da; sert, tavizsiz ve sonuç alıcıydı.

Bugün, "Türk" kelimesini ağızlarına almaktan rahatsızlık duyan, Türk'ün ve onun ülkesi Türkiye'nin çıkarlarını savunmaktan aciz, soy ve vicdan kusurlu insanların ipliklerini tam anlamıyla pazara çıkarmak, gerçek Atatürkçü olan Türkçüler'in en önde gelen görevlerindendir.

― "Etimin ve kemiğimin babası Ali Rıza Efendi ise, fikrimin babası Ziya Gökalp'tir." diyen bir "Türkçü"nün ülküleminin "Sol" olduğunu iddia etmek; attığını vuran keskin bir nişancının, âmâ/kör olduğunu iddia etmek kadar mantıksızdır.

Her ne kadar güneş balçıkla sıvanamasa da, Türklük şuuru açısından "mankurt"laştırılan ve gerçek Atatürkçülük konusunda cahil bırakılan Türk insanının; "Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu yeterlidir." diyen Atası'nı doğru olarak tanıyıp, anlayabilmesi noktasında söz konusu güruhun yıllardır set oluşturduğu aşikardır.

― "Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk birliğinin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek."
diyen Türkler'in son bozkurdunun Türkçü-Turancı olmadığını iddia eden bir kişi art niyetlidir; ilk düşünülmesi gereken; o kişide soyca ya da vicdanen bir bozukluk olduğudur. Şayet art niyetli değilse o zaman, o kişinin cehaletinden ya da akılsal bir zaafından söz edilebilir.

Türkiye'de ilk olarak 1924 yılında başlayan antropolojik çalışmaların mimarı olan Başbuğ Atatürk, "Türkiye Antropoloji Tetkikat Merkezi"ni kurdurmuştur. Türk Irkı'nın fiziksel özellikleri, ilk kez bu şekilde incelenmeye başlanmıştır. 1937 yılına gelindiğinde ise, Ulu Başbuğ'un isteği üzerine yurt genelinde Türk Irkı'nı karakterize eden tüm fiziksel özellikleri incelenirken, kafatası ölçümleri de yapılmıştır. Acaba hangi solcu bunları düşünür, ister ya da uygular? Atatürk'ün milliyetçiliği, gösterilmeye çalışıldığı gibi değil, işte böyle milliyetçiliktir!



Facebook'a Ekle
Kayıtlı

IRKLARIN ÜSTÜNDE TÜRK IRKI!..
GENÇ ATSIZCI
İlteriş Kutluk Kağan
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 399


ACUNDA KUTLU YASA, TÜRKLERİN TÖRESİDİR.


« Yanıtla #1 : 18 Şubat 2009, 20:08:16 »

Ulu insan Atatürk, Türklüğü ilgilendiren ne varsa onunla ilgilenmiştir. "Mu Kıtası Teorisi" bunun en uç örneklerinden biridir. Meksika'lara kadar bilim adamı gönderip, acaba Türkler'in atalarıyla ilgili bir belge bulunabilir mi diye düşünüp; bu konuda, her türlü ipucunu önemseyerek, araştırmalar yaptırmıştır. Acaba biz ırkçı değiliz,Türkçü değiliz, Atatürk milliyetçisiyiz(!) diyenleri bu gibi belgeler heyecanlandırıyor mu veya onları hiç ilgilendiriyor mu?


Türkler'in tarihsel sembolü olan "Bozkurt"tan, bu söz konusu Atatürk milliyetçileri(!) acaba neden bu kadar rahatsızlık duyuyorlar veya "Bozkurt" kelimesi onlarda niçin alerji yapıyor? Bu kafalar, acaba gerçekten çok mu cahil yoksa çok mu art niyetliler? Oysa, tüm Türkçüler için olduğu gibi, Başbuğ Atatürk için de bozkurt ve bozkurt sembolü çok önemliydi. Atatürk, Adliye Eski Vekili Mahmut Esat'a "Bozkurt" soyadını verirken; 1935 yılında üretilmeye başlanan sigaraya "Bozkurt" adını koyarken ve bu sigaranın kapağındaki ongunun/amblemin "Bozkurt" resimli olmasını isterken; 1927'de piyasaya çıkarılan 5 ve 10 liralık kâğıt paralar üzerine bozkurt resmi koydururken; Türk bayrağını, Türk tarihinin, Osmanlı'dan ibaret olmadığına vurgu yaparcasına, "Mavi fon üzerinde yeşil bir kurt başı" şeklinde olan Göktürk Bayrağı olarak değiştirmeyi düşünürken; "Türk İzci Ocağı" bünyesindeki çocuklara "Yavru Kurt" adını verirken, "Bozkurt"a ve Türk tarihine olan özel ilgisini göstermiştir. Bunlara ilaveten, Fuat Köprülü'nün Atatürk'e Türkiyat Enstitüsünün ambleminin nasıl olması gerektiğini sorduğunda Atatürk: "Karlı Tanrı Dağları'nın önünde elinde meşale tutan bir "Bozkurt" olsun, Bu meşale, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin ilminin ifadesi olsun. Ergenekon'dan çıkmamızda kılavuz olan Bozkurt, Türklüğün Anadolu topraklarındaki yeni devletinin kuruluşunu ifade etsin." şeklinde cevap vermiştir. Başbuğ Atatürk'ün kendi eşyalarının arasında da bozkurt motifli olanları zaten her şeyi anlatmaya yetmektedir.

Ulu Atamız'ın, Maarif Vekâleti’nin (Milli Eğitim Bakanlığı) girişine koydurduğu ve Atamız'ın uçmağa varışından/ölümünden sonra İnönü'nün kaldırtmış olduğu "Ergenekon'dan Çıkış Tablosu" da, Atatürk'ün katıksız bir Türkçü olduğunu yadsınamaz bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Eski Türkler'de, "Başkomutan" anlamına gelen "Başbuğ" kelimesi bu eski "kızıl kafalı", yeni Atatürk milliyetçisi(!) olan güruhun en çok rahatsız oldukları konulardan bir diğeridir. Atatürk gerçek anlamda bir "Başbuğ"dur. Bu yüzden, tüm Türkçüler de Atalarına "Başbuğ" derler. Bu da, sözde Atatürkçülere çok dokunur.  Atatürk, "Başbuğ" değildir, sadece bir "Önderdir" diyenler; acaba Atatürk'ün kendisinin kurduğu "Türk İzci Ocağı"nın kendisine yaptığı "Başbuğ"luk teklifinden, ulu Ata'nın bu teklifi kabul ettiğinden ve bunu da bir telgrafla şu şekilde bildirdiğinden haberleri var mıdır?
― "Vatana yüksek seciyeli ve metin ruhlu gençler yetişmesini temenni eylediğim İstanbul Türk İzci Ocağı’nın, Başbuğ’luk teklifini büyük bir hissi iftiharla kabul ediyorum. Genç arkadaşlarıma teşekkür ve selamımın tebliğini rica ederim."
O tarihlerde yayınlanan "Cumhuriyet Gazetesi" de manşetini "Başbuğ" olarak atmıştı. Bunun yanında 10Kasım 1938 tarihli "Ulus "Gazetesi"nin manşeti de şu şekilde atılmıştı: "Atatürk başkumandan; Başbuğlar yetiştirilmezler, onlar başbuğ hasletleriyle doğarlar!"

Ulu Başbuğ Atatürk'ün Türkçülüğünü ispat eden aşağıdaki sözlerini bilmeyen veya bilmezden gelenlere inat, biz Türkçüler, Türk insanına, Atası'nın özdeyiş ve sözlerinin sadece "Ne Mutlu Türk'üm diyene" ve "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" - sözlerinden ibaret olmadığını öğreteceğiz. "Ne Mutlu Türk'üm diyene" sözünün sadece Atatürk'ün 10'uncu yıl nutkunun son cümlesi olduğunu -başka yerlerde geçtiği söylense de ası yoktur- ve o metinin içeriğini göz ardı ederek, esas ifade edilmek istenenin beden ve ruh itibarıyla "Türk" olmak olduğunu görmezden gelenler ve bunu böyle göstermeye çalışanlar, bugün Atatürk milliyetçisi(!) geçinmektedirler.

Atatürk, hem kuramsal hem de uygulama açısından tam anlamıyla dört dörlük bir Türkçüydü. Atatürk milliyetçiliğinin içini boşaltmak isteyen ve Atatürk'ün Türklük'le ilgili sözlerini "Ne Mutlu Türk'üm diyene" sözünden ibaret görerek ve bu sözünde aslında neyi ifade ettiğini saptırmaya çalışan sahte Atatürkçüler, Ulu Başbuğ'un bu sözlerini bilmezler, bilseler de işlerine gelmeyeceği için bilmezden gelirler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

IRKLARIN ÜSTÜNDE TÜRK IRKI!..
GENÇ ATSIZCI
İlteriş Kutluk Kağan
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 399


ACUNDA KUTLU YASA, TÜRKLERİN TÖRESİDİR.


« Yanıtla #2 : 18 Şubat 2009, 20:09:39 »

Ulu insan Atatürk, Türklüğü ilgilendiren ne varsa onunla ilgilenmiştir. "Mu Kıtası Teorisi" bunun en uç örneklerinden biridir. Meksika'lara kadar bilim adamı gönderip, acaba Türkler'in atalarıyla ilgili bir belge bulunabilir mi diye düşünüp; bu konuda, her türlü ipucunu önemseyerek, araştırmalar yaptırmıştır. Acaba biz ırkçı değiliz,Türkçü değiliz, Atatürk milliyetçisiyiz(!) diyenleri bu gibi belgeler heyecanlandırıyor mu veya onları hiç ilgilendiriyor mu?



― "Eğer bende bazı fevkaladelikler görüyor, buluyorsanız bunları sadece ve yalnız Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız." Başbuğ Atatürk

― "Ülkeniz sizindir, Türklerindir. Bu ülke, tarihte Türk’tü bugün de Türk tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır." Başbuğ Atatürk

― "Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye'nin istikbaline, kendi benliğine, millî an’anelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir." Başbuğ Atatürk

― "Türk aydınlarının kendi kendisini bilmemesinden ve başka milletlerde şu veya bu sebeple üstünlük olduğunu sanarak, kendini onlardan aşağı görmesinden doğmaktadır. Bu yanlış görüşe son vermek için Türklüğümüzü bütün asaleti ve tarihi ile tanımak ve tanıtmak şarttır." Başbuğ Atatürk

― "Türkiye bir maymun değildir ve hiç bir milleti de taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır; o sadece özleşecektir." Başbuğ Atatürk (Ab'ci, ABD’ci Batı özentisi aydınlara(!) duyurulur!)

― "Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur." Başbuğ Atatürk

― "Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır." Başbuğ Atatürk

― "Taş kırılır, Tunç erir, ama Türklük ebedidir" Başbuğ Atatürk

― "Türk aleminin en büyük düşmanı komünizmdir. Her görüldüğü yerde ezilmelidir." Başbuğ Atatürk

― "Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden önce ve kesinlikle Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz." Başbuğ Atatürk (Bölücü etniklerin, anadilde eğitim ve yayın istemlerine çanak tutan sözde Atatürkçüler bu sözü iyi öğrensin!)

― "Millet sevgisi kadar büyük sevgi yoktur. Kurtuluş Savaşı'nda benim de milletime ettiğim birtakım hizmetler olmuştur zannederim. Fakat, bunlardan, hiçbirini kendime maletmedim. Yapılanın hepsi milletin eseridir dedim. Aranacak olursa doğrusu da budur. Mazide sayısız medeniyet kurmuş bir ırkın ve milletin çocukları olduğumuzu ispat etmek için, yapmamız lazım gelen şeylerin hepsini yaptığımızı ileri süremeyiz. Bugüne ve yarına bırakılmış daha birçok büyük işlerimiz vardır. İlmi araştırmalar da bunlar arasındadır. Benim arkadaşlarıma tavsiyem şudur: Şahsınız için değil fakat mensup olduğumuz millet için elbirliği ile çalışalım. Çalışmaların en büyüğü budur." Başbuğ Atatürk

― "Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur." Başbuğ Atatürk

― "Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni özelliği ve büyük medeni kabiliyeti bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır." Başbuğ Atatürk

― "Yeni Türk yazısı, Türk'ün yaradılıştan gelen zeka ve kabiliyetini geliştirebileceğinden yeni yazımızı tarlalarında çalışan çiftçilerimize, sürüleri başında dağlarda dolasan çobanlarımıza kadar en az bir zamanda yaymaya çalışmak hepimizin vicdan ve milli haysiyet borcudur." Başbuğ Atatürk

― "Kanını taşıyandan başkasına inanma!" Başbuğ Atatürk (Etnikçi Atatürkçüler(!) bu sözü zaten bilmezler!)

― "Milletleri yükselten bu hususa bir amil daha ilave edelim; Milletlerin kalbinde intikam hissi olmalı. Bu alelade bir intikam değil, hayatına, istikbaline, refahına düşman olanların zararlarını dermeyi hedef tutan bir intikamdır." Başbuğ Atatürk

― "Bütün dünya bilmeli ki; karşımızda böyle bir düşman oldukça onu affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet, aciz ve zaaftır; bu insaniyet göstermek değil, insanlık hassasının yok olduğunu ilan eylemektir." Başbuğ Atatürk
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

IRKLARIN ÜSTÜNDE TÜRK IRKI!..
GENÇ ATSIZCI
İlteriş Kutluk Kağan
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 399


ACUNDA KUTLU YASA, TÜRKLERİN TÖRESİDİR.


« Yanıtla #3 : 18 Şubat 2009, 20:10:04 »

― "Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir." Başbuğ Atatürk

― "Türk Milletinin karakteri yüksektir, Türk Milleti çalışkandır, Türk Milleti zekidir." Başbuğ Atatürk

― "Şu anda, büyük Türk Milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın, en derin sevinci ve heyecanı içindeyim." Başbuğ Atatürk

― "Türk, Türk olduğu için asildir. çoğumuz, büyük babamızın babasını hatırlamayız. Bütün soy gururumuzu, Türk olmanın içinde buluruz." Başbuğ Atatürk

― "Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır" Başbuğ Atatürk

― " Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım ve şerefim vardır." Başbuğ Atatürk

― "Türk Milleti yüzyıllardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklâli yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlatlarından ibarettir. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır." Başbuğ Atatürk

Onuncu Yıl Nutku'ndan


― "Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan, Türkiye Cumhuriyetidir." Başbuğ Atatürk

― "Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârane yürümesine borçluyuz." Başbuğ Atatürk

― "Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir." Başbuğ Atatürk

― "Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır. " Başbuğ Atatürk

― "Bana, insanlar üstünde bir doğuş yüklemeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük, Türk olarak dünyaya gelmemdir." Başbuğ Atatürk (Bu sözü, Atatürk'ün mirasını yiyen CHP’lilerin hep bir ağızdan söylemesini bekliyoruz!)

― "Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır." Başbuğ Atatürk

― "Ulusal varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı...'Türk'üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!' diyelim." Başbuğ Atatürk

― "Evvela, millete tarihini, asil bir millete mensup bulunduğunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletin çocukları olduğunu göstermeliyiz." Başbuğ Atatürk

― "TÜRK çetin işler başarmak için yaratılmıştır!" Başbuğ Atatürk

― "Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki ASİL kanda mevcuttur!" Başbuğ Atatürk

― "Bir Türk, cihana bedeldir!" Başbuğ Atatürk

BAŞBUĞ ATATÜRK'ÜN KENDİ YAZDIĞI ŞİİRİ:

Gafil, hangi üç asır, hangi on asır,
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarih söylememiş bunu,
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak.
Yaşanan tarihi gömüp doğru tarihe gidin.
Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa' nın Alpler' inde Oğuz torunları,
Doğudan çıkan biz, batıda yine biz;
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz.
Hep insanlar kendini bilseler,
Bilinir o zaman ki hep biriz.
Türk sadece bir milletin adı değil
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar!
Ey yığın yığın insan gafletleri!
Yırtılsın gökteki gafletten perde,
Hakikat nerede?

Başbuğ Atatürk'ün Türkçü olduğunu ispat eden, daha pek çok uygulaması, davranışı ve sözü vardır. Türkiye'de, bugüne kadar ilk ve son kez olmak üzere, Türkçü düşüncenin yaşama geçirildiği tek dönem Ulu Başbuğ Atatürk'ün dönemidir. O yıllarda, bitti denilen bir milletin yeniden şahlanarak, kıt imkânlarla yedi düveli alt edip; "Acun var oldukça, ben bitmem!" dercesine haykırıp, her alanda tam bağımsızlığını elde etmesi; yüzyıllar boyu ümmet anlayışıyla yaşamış insanlara milli bir kimlik kazandırılması; kendi öz dilini, alfabesini kullanmaya başlaması; Türk kadınının İslamiyet öncesi sahip olduğu hakları tekrar geri alarak, çağdaş bir yaşam tarzına kavuşması ve benzeri kazanımlar; gücünü, asil kanından, binlerce yıllık şanlı ve büyük tarihinden alan ulu bir Türkçünün, Türkçü ülkülemi yaşama geçirip, uygulamasının bir sonucu olarak elde edilmiştir.
Türk'üz Türkçüyüz Atatürkçüyüz!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

IRKLARIN ÜSTÜNDE TÜRK IRKI!..
GENÇ ATSIZCI
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #4 : 22 Kasım 2009, 23:45:50 »

  Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın



        BAŞBUĞ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün TÜRKÇÜ,TURANCI,MİLLİYETÇİ DÜŞÜNCELERİ



Türkiye'de Yahudiler aleyhine hareketler olduğu sıralarda Atatürk Çanakkale'ye gelir. Kalabalığın arasından bir yahudi sıyrılarak: "Paşam, bizi kovuyorlar, biz ne yapacağız?" der. Bunun üzerine Atatürk yahudiye kim olduğunu sorar ve cevabını alır.
-Sizi kim kovuyor? der, polis mi, asker mi hükümet mi?
Yahudi şaşırır:
-Hayır, halk kovuyor!
Bunun üzerine Atatürk şu üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken sözünü söyler:
-Halk isterse beni de kovar!
Ve uzaklaşır..”



“Hayattaki yegane üstünlüğüm, Türk doğmaktır! Muhterem milletime şunu
tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar
çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli'yi çok
iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin."


“Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz.
Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri
ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet
de o kadar kuvvetli olur”


“Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek
olaganüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir”


--"Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle
öleceğim. Türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır.
Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde
kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının
tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu
bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni
ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek."


--"Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir
müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu
sahne 7 bin senelik, en aşağı bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın
rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın
yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden,
yıldırımlarından, kasırgalarından evvela, korkar gibi oldu; sonra
onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı onların oğlu oldu. Bir
gün o tabiat çocuğu baba oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu.
Türk budur. Yıldırımdır. Kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”


“Hayattaki yegane üstünlüğüm, Türk doğmaktır! Muhterem milletime şunu
tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar
çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli'yi çok
iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin."


“Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz.
Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri
ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet
de o kadar kuvvetli olur”


“Ülkeniz sizindir, Türklerindir. Bu ülke, tarihte Türk‘tü bugün de
Türk’tür ve sonsuza dek Türk olarak yasayakcaktir”



“Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu
ne olursa olsun, en evvel, herşeyden evvel Türkiye'nin istikbaline,
kendi benligine, millî an'anelerine düşman olan bütün unsurlarla
mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir”


“Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk
milletindenim diyen insan, her şeyden önce ve kesinlikle Türkçe
konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluğuna
bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz."


“Ulusal varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine
karşı...'Türk'üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!' diyelim”


“Milletin varlığını devam ettirmek için fertleri arasında düşündüğü müşterek bağ, asırlardan beri gelen şekil ve mahiyetini değiştirmiş, yani millet, dinî ve
mezhebî bağlar yerine Türk milliyeti bağı ile fertlerini toplamıştır”

“Türk milleti kurtuluş savaşından beri, hattâ bu savaşa atılırken bile mahkûm milletlerin hürriyet ve bağımsızlık dâvalariyle ilgilenmeyi, o dâvalara yardım etmeyi benimsemiştir. Böyle olunca kendi soydaşlarının hürriyet ve bağımsızlıklarına kayıtsız davranması elbette uygun görülemez. Fakat milliyet dâvası şuursuz ve ölçüsüz bir dâva şeklinde mütalâa ve müdafaa edilmemelidir. Milliyet dâvası siyasî bir mücadele konusu olmadan önce şuurlu bir ülkü meselesidir. Şuurlu ülkü demek, müsbet ilme, ilmî usullere dayandırılmış bir hedef ve gaye demektir. O halde propagandalarda müsbet usullere müracaat etmek şarttır. Hareketlerin imkân sınırları ve sıraları mutlaka hesaba katılmalıdır. Türkiye dışında kalmış olan Türkler, ilkin kültür meseleleriyle ilgilenmelidirler. Nitekim biz Türklük dâvasını böyle bir müsbet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz.”

"Mazinin kararsız, çürümüş zihniyeti ölmüştür. Bütün dünya bilmelidir ki, Türk milleti hakkını, haysiyetini, şerefini tanıtmağa kadirdir. Türk vatanının bir karış toprağı için bütün millet bir vücut olarak ayağa kalkar. Haysiyetinin bir zerresine, vatanın bir avuç toprağına vuku bulacak tecavüzün bütün mevcudiyetine vurulmuş darbe olacağını artık Türk milletinin farketmediğini sanmak hatadır."


“Arzumuz dışarıda bağımsızlık, içeride kayıtsız ve şartsız millî egemenliği korumadan ibarettir. Millî egemenliğimizin hattâ bir zerresini bozmak niyetinde bulunanların
kafalarını parçalayacağınızdan eminim”


“...Efendiler, arazi meselesi ve hudut meselesi Misak-i Milli'nin malim-i aliniz birinci maddesinin daireyi şümulüdür, Misak-i Milli şu hat bu hat diye hiçbir vakit hudut çizmemiştir, o hududu çizen şey milletin menfaati ve heyeti celilenin isabetli kararıdır. Musul meselesinin hallini muharebeye girmemek için bir sonraki talik etmek demek ondan sarfi nazar etmek demek değildir. Belki bunun istihsali için daha kuvvetli olabileceğimiz bir zaman intizardır. Bugün sulh yaparız, bir ay sonra iki ay sonra Musul meselesini haletmek için kıyam ederiz.”


1933 yılında, Amerikalı General McArthur'un "Sizin Türkiye'nin geleceği hakkında tasavvurlarınız nedir?" sorusuna, Büyük Önder Atatürk, "Allah, nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve adaları geri alacağım. Selanik de dahil Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine katacağım" cevabını verir.


...İzmir'de 30 Ocak 1923'te basın mensuplarına beyanat veren M. Kemal Paşa görüşlerini kesin ifadelerle dile getirir:

"Musul vilayeti, Türkiye Devleti'nin milli sınırları içindedir. Buraları anavatandan koparıp şuna buna hediye etmek hakkı kimseye ait olamaz. Cemiyet-i Akvam ile bu meselenin münasebeti yoktur!"


''Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Fakat yarın ne olacağını bugünden kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir...”

“Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde birleşmeliyiz. Onların (Dış Türkler'in) bize yakınlaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli...''

29 EKİM 1933
Mustafa Kemal ATATÜRK


ATATÜRK'ÜN YAZDIĞI ŞİİR

HAKİKAT NEREDE?

Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karatıda şafak
Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.

Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları
Doğudan çıkan biz
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın insan gafletleri
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
Hakikat nerede?

Mustafa Kemal
Sinop, 25 Kânunu Evvel 321


“TÜRK MİLLETİ!.. Sen ANADOLU denilen yurda sonradan gelme değil; ilk yerleşip medeniyet kuranların çocuklarısın!..”


“Asla şüphem yoktur ki, TÜRKLÜĞÜN unutulmuş BÜYÜK MEDENİ VASFI ve MEDENİ KAABİLİYETİ âtinin yükselen medeniyet ufkunda bir GÜNEŞ GİBİ DOĞACAKTIR!.. (3) Bu söylediklerim hakikat olduğu gün, senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur: BENİ HATIRLAYINIZ!.. (29.10.33)”


“Bugün bizim Sovyetler yönetiminde DİL bir, İNANÇ bir, ÖZ BİR KARDEŞLERİMİZ VARDIR... ONLARA SAHİP ÇIKMAYA, onları arkalamaya HAZIR OLMALIYIZ!..”


30 Ağustos 1922 tarihli Fransız Le Figaro gazetesinde ise Atatürk’ün şu ifadelerine vurgu yapılıyor:

“Avrupa’da, İstanbul ve Meriç’e kadar Batı Trakya, Asya’da Anadolu, Musul arazisi ve Irak’ın kuzeyi. Arkada kalan ve sırf Türk olan her yeri isteriz. Bunları kurtarmaya azmettik ve kurtaracağız.”
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Bağatur-Şad
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 317


Elbet bir gün kutlu Türklük töresini bulacaktır...


« Yanıtla #5 : 24 Ocak 2010, 01:47:35 »

Atatürk büyük bir önder ve gerçek bir Türkçü
Bu düşüncelerini biliyordum ama bir daha tekrarlayınca gözlerim doldu bana özellikle Turan için fikirleri hayatımda dahaçok mücadele şevki verdi...Başbuğların başbuğu Türk'ün en türkçü atası ruhu şad olsun.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SANA DAR GELMEYECEK MAKBERİ KİMLER KAZSIN
GÖMELİM GEL SENİ TARİHE DESEM SIĞMAZSIN
Tengiz
Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 2.632



Site
« Yanıtla #6 : 24 Ocak 2010, 02:10:25 »

         
1933 yılında, Amerikalı General McArthur'un "Sizin Türkiye'nin geleceği hakkında tasavvurlarınız nedir?" sorusuna, Büyük Önder Atatürk, "Allah, nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve adaları geri alacağım. Selanik de dahil Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine katacağım" cevabını verir.


Bu sözlerden sonra amerikanın Atatürk'ü büyük tehlike olarak görüp öldürmeyi amaçladığı söylenir...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

“Türk sayısını çoğaltmak ulusal büyük amacı, tabii gelişmeye bırakılmamalıdır. Alınacak ve hayata geçirilecek olağanüstü önlemlerle bir ulusal politika izlenmeli ve Türk sayısı çoğaltılmalıdır.” M.KEMAL ATATÜRK
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #7 : 05 Mart 2010, 21:33:19 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


ATATÜRK, 14 Eylül 1931 günü bir sohbet sırasında anlattığı
aşağıdaki hatırasıyla kendisinde milliyetçilik fikrinin gelişmesini çok net bir
şekilde dile getirmektedir:

"Bizim neslin gençlik yıllarına Osmanlılık telkin ve etkileri hâkimdi.
İmparatorluk halkını meydana getiren Türk'ten başka milletlere, bu arada
yanlış bir din anlayışıyla Araplara, sarayın, ordu ve devlet ileri gelenleri
arasında bulunan ırktaşlarının etkisiyle Arnavutlara özel bir değer veriliyor,
onlardan söz edilirken 'kavmi necip' deyimi ile sıfatlandırılarak bu duygunun
belirtilmesine çalışılıyor, memleketin sahibi ve devletin kurucusu olan biz
Türkler, ikinci plânda gelen önemsiz halk yığınları sayılıyordu.
Şair Mehmet Emin Yurdakul'un, ilk defa Manastır Askerî İdadisinde
öğrenci iken okuduğum 'Ben bir Türk'üm, dinim, cinsim uludur' mısrasıyla
başlayan manzumesinde, bana millî benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımı
bulmuştum. Fakat ben asıl bunu, orduya katıldığım ilk günlerde, bir Anadolu
çocuğunun gözyaşlarında gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra
Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım oldu.
Kendimi hiçbir zaman Osmanlılığın telkin ettiği başka milletleri öven ve
Türklüğü aşağı gören eksiklik duygusunu kaptırmadım.
Bakınız nasıl oldu? Kurmaylık stajı için verildiğim süvari alayı,
Hayfa'da bulunuyordu. Kışla ile deniz arasında geniş bir talim alanı vardı ve
piyade acemi eğitim devri yeni başlamıştı. Erleri bölgeden toplanmış Arap
gençlerinden, öğretici kadro da tecrübeli ve Anadolulu kıt'a çavuşları olan
Türk delikanlılarından kurulu idi. Katıldığım bölüğün alaydan yetişmiş,
Makedonya Türklerinden, ileri yaşlı bir yüzbaşısı vardı. Erlere çavuşlar talim
yaptırıyor, biz subaylar arada dolaşarak çalışmaları izliyor ve denetliyorduk.
Yüzbaşı, çavuşlarına karşı sert davranıyor, yeni erlere karşı ise fazla şefkatli
görünüyordu. Onların herhangi bir şekilde azarlanmasına, hırpalanmasına
gönlü razı olmadığını ısrarla söylüyordu. Hâlbuki talimlerde, Türkçe
bilmedikleri için, çavuşların söylediklerini iyi anlayamayan kimi erlerin yanlış
hareketlerinin, zaman zaman çavuşların sabırlarını tükettiği, sertçe
davranışlarına yol açtığı da oluyordu. Bir gün yüzbaşı, bu yolda hareketten
kendini alıkoyamayan bir çavuşunu mimlemiş ve talimden dönüldükten
sonra, birlikte oturduğumuz bölük komutanlığı odasına çağırtmıştı. Takım
komutanıyla birlikte gelerek yüzbaşısını saygıyla ve askerce selâmlayan
çavuş, yirmi beş yaşlarında dinç ve yakışıklı, ince bıyıklı, elmacık kemikleri
fazla kabarık, uyanık bir Türk çocuğu idi. Yüzbaşı, onu millî onurunu ağır
şekilde hançerleyen '...Türk!' sözleriyle azarlamaya başlamıştı. 'Sen nasıl
olur da kavmi necibi Arap'a mensup, Peygamberimiz Efendimizin mübarek
soyundan olan bu çocuklara sert davranır, ağır söz söyler, onların kalbini
kırarsın? Kendini bil, sen onların ayağına su bile dökmeye lâyık değilsin...'
gibi gittikçe manasızlaşan, fakat yaşlı yüzbaşının samimî inancından kuvvet
alan sözlerle hakaret ediyor, gittikçe asabîleşiyordu. Ben dikkatle çavuşun
yüz ifadesini izliyordum. Başlangıçta üstünde bir babaya duyulan saygının
içtenliği okunan çizgiler sertleşmeye, içten gelen haklı bir isyanın ateşleri
gözlerinde okunmaya başlamıştı. Fakat gerçek itaatin simgesi olan her Türk
askeri gibi bu da iç duygularını gemlemesini bildi. Sessizce göz pınarlarından
dökülmeye başlayan yaş damlaları, yanaklarında birbirini kovalayarak
bıyıkları üstünde toplanıyor ve kendini böylece yatıştırmaya çalışıyordu. Ben,
bir taraftan üzgün ve sinirli, bu sahneyi seyreder ve söylenenleri dinlerken, bir
yandan da içimde bir isyan duygusu şahlanıyor ve şöyle düşünüyordum: 'O
erin bağlı olduğu kavim, birçok bakımdan necip olabilirdi. Fakat çavuşun,
yüzbaşının ve benim bağlı olduğumuz kavmin de tarihleri şerefle dolduran
büyük ve asil bir millet olduğu da bir an şüphe
götürmez bir gerçekti. Türklük hakkındaki o günkü görüş ise doğrudan
doğruya Türk aydınlarının kendi kendini bilmemesinden ve başka milletlerde
şu veya bu sebeple üstünlük var sayarak, kendini onlardan aşağı görüp
nefsine olan güveni yitirmesindendir. Artık bu yanlış görüşe son vermek,
Türklüğümüzü bütün asalet ve necabeti ile tanımak ve tanıtmak
gerekmektedir'
dedim ve o andan beri inandığım bu gerçeğe bütün Türklerin
inanmasını, bununla övünüp kendine güvenmesini ülkü bildim."
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #8 : 06 Mart 2010, 21:42:49 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


ATATÜRK'ÜN TÜRK DÜNYASI I

Dünya da insanlık tarihine göz attığımızda milletler, büyük ve dahî adamlar yetiştirmişlerdir.
Bu büyük adamlardan kimi liderlik, kimi teşkilâtçılık, kimi askerî bir
deha, kimi de devlet adamı olma özelliği ile ortaya çıkmışlardır. Bütün bu özellikleri
kendinde toplayan büyük adam sayısı ise dünyada o kadar fazla değildir. Mustafa Kemal
Atatürk belki de bütün bu özellikleri şahsında toplayan, Türk milletinin yetiştirdiği
ender şahsiyetlerden biridir. Atatürk’ün liderliği, teşkilâtçılığı, devlet adamı olma
vasfı, askerî dehası, düşünceleri ve fikirleri üzerine birçok eserler verilmesine rağmen,
O’nun Türk Dünyası hakkındaki düşüncelerinin ihmal edildiği görülmektedir.
Atatürk’ün Türk Dünyası’na olan ilgisi ve bu konudaki düşünceleri, şüphesiz,
O’nun Türklük ve Türk milliyetçiliği duygularıyla yakından alâkalıdır. Bilindiği üzere
siyasî manada milliyetçilik fikri, Fransız İhtilâli ile birlikte ortaya çıkmış; önce Avrupa
daha sonra ise bütün dünya uluslarını etkisi altına almıştır. Bu genel çerçevenin
dışında düşünemeyeceğimiz Osmanlı Devleti’nde de milliyetçilik fikri, önce yabancı
propagandası ve siyasî amaçlarla devletin Hıristiyan unsurları arasında yayılmaya
başlamıştır. Osmanlı Devleti’nde Türk milliyetçiliğinin doğuşu, Osmanlı tebaası
azınlıklarına göre daha sonraki devirlerde olmuştur. Şüphesiz bunun sebebi, Türklerin
Osmanlı Devleti’nin gerçek sahibi olmalarından dolayı, devletin dağılışını önlemek
maksadıyla Batıdan gelen milliyetçilik hareketlerine kayıtsız kalmalarıdır.1 Diğer yandan
milliyet şuuru en eski çağlardan itibaren Türk toplumunda mevcut olmakla birlikte,
bu şuur Osmanlı döneminde, İslâm dininin tesiri altında özelliğini yitirmiştir.2
Osmanlı Devleti’nde son yüzyıllarda görülen modernleşme çabaları, milliyetçilik
şuurunun Türk toplumunda da uyanmasına neden olmuştur. Fransız İhtilâli ve sonrasında
yayılmaya başlayan eşitlik, hürriyet, vatan ve millet gibi yeni kavramların
Osmanlı toplumunda yaygınlık kazanması ve sonrasında Hıristiyan tebaanın bağımsızlıklarını
kazanarak Osmanlı Devleti’nden ayrılmaları, Türk milliyetçiliğinin doğmasına
zemin hazırlamıştır. Diğer yandan Batılı tarihçi ve şarkiyatçıların Çin, İslâm
ve Türk kaynakları üzerinde yapmış oldukları çalışmalar ve neticede, Türk dili ve
tarihinin zenginliğinin anlaşılmasından sonra, Türk aydınlarındaki Türkçülük ve milliyetçilik
duyguları daha da kuvvetlenmiştir.3 Batıdaki Türkoloji çalışmalarından etkilenen
Ahmet Vefik Paşa, Süleyman Paşa ve Ali Suavi gibi ilmî Türkçülerin yanı sıra
Namık Kemal, Şemseddin Sami, Veled Çelebi, Mehmet Emin Yurdakul, Ahmet Hikmet,
Hüseyinzâde Ali, Ahmet Ağaoğlu, Yusuf Akçura, Ali Canip Yöntem, Ömer Seyfettin
gibi Türk aydınları Türkçülük akımının yaygınlaşmasında etkili olmuşlardır.
Türk milliyetçiliğinin sistemleştirilmesinde, 20 Ocak 1911’de kurulan Türk
Ocakları’nın rolü büyük olmuştur.4 Dönemin önemli fikir adamlarını bünyesinde toplayan
Türk Ocakları, Ziya Gökalp’in de katılımıyla büyük bir güç kazanmıştır. Gökalp,
Türkçülük hareketinin de aynı zamanda sistemleştiricisi oldu. Bilim ve teknolojinin
Batı medeniyetinden, dini inançların İslâmiyet’ten ve kültürel unsurların Türk
geleneklerinden alınmasını savunan Gökalp, bütün düşüncelerini “Türk milletindenim,
İslâm ümmetindenim ve Batı medeniyetindenim” sözleri ile özetledi.5 Mustafa
Kemal ve Türkiye Cumhuriyetini kuran kadrolar, Türk milliyetçiliğinin bu gelişim
sürecinde, bu fikir atmosferi içinde yetişmişlerdir. Türk milliyetçiliğinin geçirdiği bu
önemli süreç, aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’ne de fikri açıdan temel teşkil etmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk, daha Ulusal Kurtuluş Savaşı öncesinde, Türklük duygusunu
kendisine rehber edinmiş ve başlattığı mücadeleyi, Türk milliyetçiliği temeli
üzerine oturtmuştur.6 Nitekim Millî Mücadele’nin esasını oluşturan “Kuva-yı Millîye
Ruhu”, Türklük duygusundan doğmuştur.
Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde şahlanan
Türk milliyetçiliği, beraberinde millî devlet anlayışını getirmiştir. Atatürk,
son dönem Türkçülük hareketlerinin kendisine vermiş olduğu deneyimden yararlanarak,
ümmet anlayışına dayalı imparatorluk sisteminden, Türk milletine dayanan
Türkiye Cumhuriyeti devletini kurma fikrine ulaşmış ve bunda da başarılı olmuştur.
Atatürk Türk milliyetçiliğini ilkelerinin temeli yapmış; yeni Türk devletinin siyasî,
sosyal ve eğitime dair bütün kurumlarını da Türk milliyetçiliği esasına uygun olarak
yapılandırmıştır.7
Türk olmakla gurur duyan Atatürk, aynı zamanda Türk milliyetçiliğine gönülden
inanmıştır. O’nun Türk milliyetçiliği hususunda ne kadar samimi ve köklü duygulara
sahip olduğunu bilmekteyiz.8 Atatürk’ün milliyetçilik anlayışının kendisine has özel-
likleri vardır. Bu özellikleri şu şekilde sıralayabiliriz:9
a) Millî birlik ve bütünlüğe önem verir
b) Irkçılığı reddeder
c) Çağdaşlaşmayı amaçlar, medeniyetçidir
d) Laiklik ilkesiyle bağlantılıdır
e) Sınıf kavgasını reddeder; millî dayanışma ve sosyal adaletten yanadır
f) Vatan kavramıyla bağlantılıdır ve gerçekçidir
g) Demokrasiye yöneliktir ve millet egemenliği ilkesi ile bağlantılıdır
h) Saldırgan değil, barışçıdır
i) Milliyetçiliği reddeden akımlara karşıdır
Atatürk Türk milliyetçiliğini, gerçek bir anavatan kavramı ile bütünleştirmiştir. Bu
anavatan, Misâk-ı Millî’de ifadesini bulan ve Türk çoğunluğun yaşadığı topraklardır.
Bununla birlikte Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye dışında yaşamakta olan Türk toplulukları
ve onların meseleleriyle de yakından ilgilenmiştir.
Atatürk ve Türk Dünyası
Bilindiği gibi Türkiye’nin dış siyasetine dair temel prensipler, Mustafa Kemal
Atatürk’ün, 24 Nisan 1920 tarihli meclis oturumundaki konuşması ile şekillenmiştir
denilebilir. Bu konuşmasında Atatürk: “ Osmanlı Devleti’nin izlediği siyasetin millî
olmadığı gibi belirsiz ve istikrarsız” olduğunu belirttikten başka, Türkiye’nin takip
etmesi gereken siyasetin ise: “açık ve uygulanabilir”, aynı zamanda “ulusal ve millî”
olması gerektiğini de ifade etmiştir.10 Dış politika esaslarımıza “ulusal ve millî” bir
karakter veren Atatürk’ün, bununla birlikte bütün Pan-İslâmist ve Pan-Türkist kaygıları11
bir kenara bırakarak, gerek cumhuriyetin ilânından önce gerekse sonraki dönem-
lerde, Türkiye dışında yer alan Türk Dünyası ile de yakından ilgilendiğini görmekteyiz.
Nitekim Mustafa Kemal Atatürk TBMM’nde yapmış olduğu bir konuşmasında:
“Efendiler, bu dünyayı beşeriyette asgarî yüz milyonu mütecaviz nüfustan mürekkep
bir Türk milleti azimesi vardır ve bu milletin saha-i arzdaki vüs’ati nisbetinde saha-i
tarihte de bir derinliği vardır…En bariz ve en kat’î ve en maddî delâil-i tarihiyeye
istinaden beyan edebiliriz ki Türkler onbeş asır evvel Asya’nın göbeğinde muazzam
devletler teşkil etmiş ve insanlığın her türlü kabiliyetine tecelligâh olmuş bir
unsurdur…”12 sözleri ile Türkiye dışında yer alan Türk Dünyası’nın varlığına işaret
ederken; yine başka bir konuşmasında ise: “Türkiye dışında kalmış olan Türklerin
kültür meseleleriyle yakından ilgilenilmelidir” ifadesi ile Türk Dünyasına ve Türk
Dünyasına ait meselelere kayıtsız kalınmaması gerektiğini önemle vurgulamıştır.
Atatürk bu çerçevede Türk Dünyasının “dil ve kültürel yönden birliği” konusunda
önemli çalışmalara imza atarken, Batı Trakya Türklerinin meseleleriyle yakından
ilgilenmiş; Kuzey Irak ve Azerbaycan Türkleri ile Buhara ve Hive Türk Hanlıklarının
ve Doğu Türkistan’ın bağımsızlıklarını kazanmaları yönündeki düşüncelerini açıkça
dile getirmiştir. Atatürk’ün Türk Dünyasına olan ilgisini birkaç örnek ile daha net bir
biçimde göstermekte fayda vardır. Atatürk daha 11 Ekim 1920’de mecliste alınan bir
karar ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Tevfik Rüştü, İsmail Suphi, Ali Fuat
ve Besim Atalay Beylerden oluşan bir heyeti Sovyet Rusya egemenliğinde bulunan
Türkler hakkında incelemelerde bulunmak üzere Moskova’ya göndermiştir. Nitekim
heyette yer alan İsmail Suphi Bey, 1921 yılı Temmuzunda Buhara’ya ulaşmış ve Eylül
ayında döndüğünde Sovyet egemenliğindeki Türkler hakkındaki tafsilatlı raporunu
Atatürk’e sunmuştur.13 Atatürk’ün 1 Kasım 1928’de büyük Harf İnkılâbı’nı gerçekleştirirken
ve yine Türk Dil ve Türk Tarih Kurumları’nı kurdururken Türk Dünyası
ile dilde ve kültürde birlikteliği sağlamak ve ortak bir mazi meydana getirmek
düşüncesiyle hareket etmiş olduğunu bugün daha iyi anlayabilmekteyiz.14 Nitekim
Atatürk bir konuşmasında konuyla ilgili olarak şunları söylemiştir: “Türkiye dışında
kalmış olan Türklerin ilk önce kültür meseleleriyle ilgilenilmelidir. Nitekim biz Türklük
davasını böyle müspet bir ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine, Türk
dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal
ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz”.15 Atatürk’ün bir
önsezisi ve aynı zamanda talimatı olarak ta tarihe geçen Sovyet Rusya egemenliğinde
bulunan Türkler ile ilgili yapmış olduğu konuşmayı da burada zikretmekte fayda
vardır. Atatürk bu konuşmasını cumhuriyetin 10. yılı kutlamaları vesilesiyle 29 Ekim
1933 gecesi halk ile iç içe olduğu bir esnada, 24–25 yaşlarında ve mesleği doktorluk
olan Zeki isimli bir gencin “ideal olarak bize ne bıraktınız?” sorusu üzerine yapmıştır.
Genç doktoru sormuş olduğu soru üzerine kalabalıktan genel müdür odasına çeken
Atatürk, duvarda asılı olan haritayı göstererek şu açıklamayı yapmıştır:16

“Düşün bir kere Osmanlı İmparatorluğu ne oldu? Avusturya-
Macaristan İmparatorluğu ne oldu? Dünyayı ürküten Almanya’dan
bugün ne kaldı? Demek ki hiç bir şey sürgit değildir. Bugün Sovyet
Rusya, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa
ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez Tıpkı
Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu
gibi parçalanabilir. Bugün elinde tuttuğu milletler, avuçlarından
kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşır. O zaman Türkiye ne
yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı
bir, öz kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız”.
Atatürk “Milletler buna nasıl hazırlanır?” sorusuna ise yine konuşması
içerisinde şu satırlarla cevap verir: “Manevî köprülerini sağlam tutarak!
Dil bir köprüdür; İnanç bir köprüdür; Tarih, bir köprüdür. Bugün biz
bu kitlelerden dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından
uzak düşmüşüz. Bizim bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi?
Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur. Onların bize yaklaşmasını
bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekir. Tarih bağı kurmamız
lazım; folklor bağı kurmamız lazım… Bunları kim yapacak? Elbette biz.
Nasıl yapacağız? İşte görüyorsunuz dil encümenleri, tarih encümenleri
kuruluyor. Dilimizi onların diline yaklaştırmaya böylece birbirimizi
daha kolay anlar hale gelmeye çalışıyoruz. Ortak bir mazi yaratmak
peşindeyiz. Bunlar açıktan yapılmaz, adı konularak yapılmaz, bunlar
devletlerin ve milletlerin düşünceleridir”.

Atatürk yapmış olduğu bu çalışmalar karşısında kendisini eleştirenlere ise şu cevabı
vermiştir: “İşitiyorum, benim dil ile tarih ile uğraştığımı gören bazı kısa düşünceli
vatandaşlar, Paşa’nın işi yok, dille, tarihle uğraşmaya başladı diyorlarmış… Benim
işim başımdan aşkın…Ben bugün ileri bir Türkiye kurmaya ne kadar çalışıyorsam,
yarının Türkiyesinin temellerini atmaya da o kadar dikkat ediyorum”. Atatürk başka
bir konuşmasında ise “bu yaptıklarımız hiçbir millete düşmanlık değildir. Barıştan
yanayız, barıştan yana kalacağız…Ama durmadan değişen dünyada yarının muhtemel
dengeleri için hazır olacağız”17 demek suretiyle eleştirilere de cevap vermiştir.
Mustafa Kemal Atatürk, Türk Dünyası içerisinde yer alan, fakat bununla birlikte
esaret altında bulunan Türklerin bağımsızlıklarını kazanmaları yönündeki sami-
mi duygularını da zaman zaman ifade etmiştir. Bir konuşmasında bu konuda şöyle
demektedir: “Türk milleti kurtuluş savaşından beri, hatta bu savaşa atılırken bile
mahkûm milletlerin hürriyet ve bağımsızlık çabaları ile yakından ilgilenmeyi, o davalara
yardım etmeyi benimsemiştir. Böyle olunca kendi soydaşlarının hürriyet ve
bağımsızlıklarına kayıtsız davranması elbette uygun görülemez.”18 Yine 1933’de
Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını kazanması üzerine Sovyet Büyük Elçisi Suriç’in
Pan-İslâmist ve Pan-Türkist suçlamalarda bulunması üzerine, dönemin Dışişleri Bakanı
Tevfik Rüştü (Aras) Bey resmî ağızdan Türkiye’nin Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını
kazanması ile ilgili görüşünü yazılı olarak şu şekilde izah etmiştir: “Siyasî
istiklâllerini kaybetmiş milletlerin bunu geri almak uğrundaki mücadelelerini suitelâkki
etmek prensiplerimizden çok uzaktır. Son seneler zarfında orta ve uzak şarkta
milliyetperverlik cereyanlarının kuvvetlenmesi tesiriyle Şarkî Türkistan’da tezahür
eden bu hareketleri de, bilhassa aynı ırktan olan bir cemaate taalluk etmesi itibariyle
memnuniyet ve takdirle karşılarız”.19


1 Bu dönemde Türkler, devletin yıkılışını hızlandıracağı endişesiyle “Türkiye”, “Türk milleti”
gibi sözleri kullanmaktan ve kendi ulusal benliklerini açıkça savunmaktan çekinmekte idiler.
Bkz. Ömer Seyfettin, Türklük Ülküsü, İstanbul 1977, s. 42. Atatürk Türk milliyetçiliğinin
doğuşundaki gecikmeyi ise şu sözlerle açıklar: “Biz milliyet fikirlerini tatbikte çok gecikmiş
ve çok ilgisizlik göstermiş bir milletiz. Bunun zararlarını fazla faaliyetle telâfiye çalışmalıyız.
Çünkü tarih, hâdiseler ve müşahedeler, insanlar ve milletler arasında, hep milliyetin olduğunu
göstermiştir. Özellikle bizim milletimiz, milliyetini ihmal edişinin çok acı cezalarını çekmiştir.
Osmanlı İmparatorluğundaki çok çeşitli toplumlar hep millî inançlara sarılarak, milliyetçilik
idealinin kuvvetiyle kendilerini kurtardılar. Biz ne olduğumuzu, onlardan ayrı ve onlara
yabancı millet olduğumuzu, sopa ile içlerinden kovulunca anladık. Kuvvetimizin zayıfladığı
anda bizi hor ve hâkir gördüler. Anladık ki, kabahâtimiz kendimizi unutmuş olduğumuzmuş”
(Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Ankara 1981, s. 137–146).
2 Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Ankara 1984, s. 330.
3 Ayrıntılı bilgi için bkz. Stanford J. Shaw-Ezel Kural Shaw, Osmanlı imparatorluğu ve Modern
Türkiye, İstanbul 1983, s. 316–317.
4 Ayrıntılı bilgi için bkz. Yusuf Sarınay, Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk
Ocakları (1912–1931), İstanbul 1994, s. 36–37.
5 Ayrıntılı bilgi için bkz. Ziya Gökalp, Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak, İstanbul
1976, s. 1–13.
6 İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, Londra’ya göndermiş olduğu 23
Haziran 1919 tarihli telgrafında bu durumu şu şekilde ifade eder: “Çanakkale Savaşları’nda
büyük ün kazanmış olan Mustafa Kemal Paşa bir ay kadar önce ordu müfettişi olarak Samsun’a
varışından bu yana kendisini milliyetçi duygunun merkezi haline getirmiş görünmektedir”
(Bilâl Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk, Ankara 1973, s. 26).
7 Mustafa Kemal Atatürk, Türk milliyetçiliğinin devletin kuruluşu ve şekillendirilmesindeki
temel dayanak olma özelliğini şu ifadelerle anlatır: “Yeni Türkiye Devleti cihana hâkim o kâdir
fikrin Türkiye’de tecellisidir, tahakkukudur” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, s. 142–143).
8 Atatürk Nutuklarında Türk milliyetçiliğine dair görüşlerini açık bir surette ifade etmiştir.
Bunlardan bir kısmını şu şekilde sıralayabiliriz: “Benim hayatta yegâne fahrim, servetim Türklükten
başka bir şey değildir” (Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Ankara
1984, s. 168); “Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz” (Atatürk’ün
Söylev ve Demeçleri (Tamim ve Telgrafları), C. V, Ankara 1972, s. 114); “Türk’ün saygınlığı,
onuru ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun
daha iyidir” (Atatürkçülük, Atatürk’ün Görüş ve Direktifleri, I. Kitap, İstanbul 1988, s.
49); “Türklük esastır. Bu mevcudiyeti tarih içinde araştırmak, birbirini izleyen bir tarih zinciri
içinde tespit edilecek Türk medeniyeti ile övünmek yerinde olur. Fakat bu övünmeye lâyık olmak
için bugün çalışmak lâzımdır” (Kocatürk, a.g.e, s. 168).
9 Ayrıntılı bilgi için bkz. Turhan Feyzioğlu, Atatürk ve Milliyetçilik, Ankara 1996, s. 44–97.
10 Atatürk, 1930 yılında Kırklareli Türk Ocağı’ndaki konuşmasında, Türkiye’nin takip etmekte
olduğu millî siyaseti şu sözlerle ifade etmiştir: “Bizim devlet hayatımızda bilindiği gibi Osmanlı
siyaseti, gayri mütecanis unsurlardan ve maddelerden meydana gelmişti. Bunlardan bir harita yapmak
mümkün olmadığı için Osmanlı siyaseti yerine yeni bir siyaset çıktı. O siyaset, millî siyaset,
Türkçülük siyasetidir.”. Bkz. Afet İnan, M. Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım, İstanbul 1971, s. 43.
11 Atatürk’ün Pan-İslâmizm ve Pan-Turanizm hakkındaki düşüncelerini şu sözlerle açıklamıştır:
“Büyük hayaller peşinde koşan, yapamayacağımız şeyleri yapar gibi görünen sahtekâr
insanlardan değiliz. Efendiler, büyük ve hayalî şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden
bütün dünyanın düşmanlığını, garazını, kinini bu memleketin ve milletin üzerine topladık.
Biz Panislâmizm yapmadık. Belki ‘yapıyoruz, yapacağız’ dedik. Düşmanlar da ‘yaptırmamak
için bir an önce öldürelim’ dediler. Panturanizm yapmadık. ‘Yaparız, yapıyoruz’ dedik, ‘yapa
cağız’ dedik ve yine öldürelim dediler!...Bizle böyle yapmadığımız ve yapamadığımız kavramlar
üzerinde koşarak düşmanlarımızın sayısını ve üzerimizdeki Baskları arttırmaktan ise, tabîi sınıra,
meşru sınıra dönelim…” (Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, İstanbul 1981, s. 194–196).
12 Mehmet Saray, Türkiye ve Yakın Komşuları, Ankara 2006, s. 399.
13 Saray, a.g.e, s. 393.
14 Atatürk’ün bu konudaki düşünceleri şu şekildedir: “Bana bir konuşulan Türkçe yapacaksınız
ki; dünyanın neresinde olursa olsun bütün Türkler temelde bu dili anlayabilecekler. Bugün Türk
anavatanı, Rus işgali altındadır. Komünizm her yolu denemekte olan bir asimilasyon veya fenasit
tatbikatı içindedir. Bir gün yıkılacaklardır. Fakat o günü bekleyemeyiz. Çünkü ardlarında kalanlar
dillerini kökten kaybetmişler ve biz onlara hep birlikte anlayabileceğimiz bir dili veremezsek boşluk
doldurulamaz. Sizden bunu istiyorum” (Cemal Kutay, Atatürk Olmasaydı, İstanbul 1998, s. 124).
15 Kocatürk, a.g.e, s. 186.
16 Bu olay İhsan Sabri Çağlayangil’den dinlenmiş, Sebati Ataman, Kılıç Ali, Tevfik Rüştü
Aras ve Hikmet Bayur tarafından doğrulanmıştır. Bkz. İsmet Bozdağ, Atatürk’ün Sofrası, İstanbul
1970, s. 26–27.
17 Bozdağ, a.g.e, s. 11–26.
18 Kocatürk, a.g.e, s. 186.
19 Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, 30.10.0.0/258.735.5
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #9 : 06 Mart 2010, 22:00:15 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


ATATÜRK'ÜN TÜRK DÜNYASI II

Atatürk’ün Türk Dünyasına yönelik bu ilgisine karşılık, Türk Dünyası içerisinde
yer alan Türk topluluklarının da Atatürk’e ve onun kurduğu yeni Türk devletine
karşı büyük bir sevgi ve alâka duyduklarını görmekteyiz. Daha Ulusal Kurtuluş
Savaşı devam ederken gelen iki kişilik Buhara Elçilik Heyeti, Türkistan Türklerinin
selamlarını getirdikten başka, Atatürk’e bazı hediyeler takdim etmişlerdir. Bu hediyeler
arasında özellikle dört tanesi dikkat çekmektedir. Bunlardan biri Timur’a ait bir
Kur’an-ı Kerim, üç tanesi de Buharalı kılıç ustalarının yapmış oldukları pala şeklindeki
kılıçlardı. Atatürk 17 Ocak 1921 tarihinde konu ile ilgili olarak TBMM kürsünden
şunları söylemiştir: “Muhterem arkadaşlar! Türkistanlı kardeşlerimiz Sakarya Zaferi
münasebetiyle bize üç kılıç ve birde Kur’an-ı Kerim göndermişler. Türk milleti adına
kendilerine teşekkür ederim. Bu mukaddes kitabı Türk milletine emanet ediyorum.
Bu üç kılıçtan birini ben aldım, ikincisini İsmet Paşa’ya verdim. Üçüncüsünü de İzmir
fatihine saklıyorum. Bu kılıç İzmir’e ilk giren kumandanın beline takılacaktır”.20
Nitekim üçüncü kılıç daha sonra İzmir’e ilk giren süvari zabiti Şeref Beye verilecektir.
Sayı olarak herhangi bir bilgiye rastlanılmamakla birlikte, Türkistan Türklerinin
Türk istiklâl Harbine katıldığını ve şehit düşen Türkistanlılar için bir anıt mezarın
yapıldığını da bilinmekteyiz. Kitabesinde “Türkistan kurtuluş mücadelesinden sonra
Balkan, I. Dünya Savaşı ve Türk İstiklâl Harbi’ne katılan Türkistanlı kahramanlar,
bugün Kemalizm güneşinden nur alan Anadolu’da yatmaktadırlar” ifadelerinin yer
aldığı bu anıt mezar Tarsus’ta bulunmaktadır.21 Türkistan Türkleri, aynı zamanda Türk
İstiklâl Harbini kendi ulusal kurtuluşları için örnek olarak ta almışlardır. Nitekim Yaş
Türkistan dergisinin 1933 tarihli 45. sayısında bu konuda şu satırlar yer almaktadır:
“Bugün Türkiye’nin gitmekte olduğu yolu öğrenmek, özellikle millî kurtuluş mücade-
lesini yürütmekte olan biz Türkistanlılar için hayatî bir ihtiyaçtır. Şunu da belirtmek
gerekir ki Türk millî tarihinin bir bölümünü teşkil eden Türkiye’nin son millî istiklâl
mücadelesi, yalnız Rus esaretinde kalan Türkler için değil, belki diğer Asya ve Avrupa
milletleri içinde en faydalı ve ibretli ilham kaynağıdır”.22 Atatürk’ün ortaya koymuş
olduğu büyük inkılâp hareketleri de her zaman için Türk Dünyasının hayranlığını mucip
olmuştur. Konuyla ilgili Yaş Türkistan dergisinin 1938 tarihli 108. sayısında şöyle
denilmektedir: “Son onbeş yıl içersinde Atatürk tarafından gerçekleştirilen reformlar
sayesinde Türkiye’de olan değişimleri dünyada belki hiç bir devlet görmemiş ve yaşamamıştır.
Atatürk’ün ortaya koymuş olduğu bu reformlar, Türkiye Devleti’nin sadece
dış görünüşünü değil, hatta Türk halkının düşünüş tarzını da değiştirdi”.23
Atatürk’ün ölümü bütün dünyada olduğu gibi Türk Dünyasında da büyük bir yankı
yapmıştır. Özbek Türkleri adına Yaş Türkistan dergisine gönderilen bir telgrafta:
“Türk ırkı bugün en büyük oğullarından birini kaybetmiştir. Mustafa Kemal gibi dahi
bir askerbaşı, büyük bir reformatör ve devlet erinin 57 yaşında dünyaya göz yumuşunu
akıllarımız kabul etmiyor”24 denilirken; Paris’te Azerbaycan Millî Heyeti Reisi
olarak bulunan Doktor Mir Yakup Bey ise Başvekil Celal Bayar ile TBMM Reisi Abdülhaluk
Renda Beye, Azerbaycan Türklerinin hislerine tercüman olmak üzere göndermiş
olduğu taziye telgrafında şu satırlara yer vermiştir: “Büyük dâhimizin vefatı
dolayısıyla kalpleri parçalanan bütün Azeri Türkleri namına tarihi zafer ve asaletle
dolu ulu kardeş millete taziyelerimizi sunarız. Kaybı yalnız Türkiye’ye değil bütün
Azeri Türklerine elim gözyaşları döktüren ulu şefin zaferlerle dolu hatıraları kalplerimizde
ebediyen yaşayacaktır. Bugün Rus hâkimiyeti altında inleyen Azerbaycan, bu
en büyük mateme bütün varlığı ile iştirak etmektedir”.25
Görüldüğü üzere Atatürk’ün Türk Dünyası’nın meselelerine olan ilgisi karşısında,
Türk Dünyası içerisinde yer alan Türk toplulukları da Atatürk’e büyük bir sevgi beslemişler
ve reformlarını ilgi göstermişlerdir. Bu ilgi ve yakınlığın kuvvetlendirilmesi,
bugün için daha da zarurî hale gelmiş görünmektedir.
Bugün Türk Dünyası için Atatürk’ün düşünce ve fikirleri bir çağdaşlaşma modeli
olarak önerilebilir mi? Bu sorunun cevabını vermek bugün için zordur. Ülkelerin
kurtuluş mücadelelerinin verildiği tarihteki dünyanın politik yapısı, dünyaya egemen
olan güçlerin durumu, siyasî akımlar ve yayılma yöntemleri dikkate alınması gereken
unsurlardır. Bununla birlikte Atatürk ve Atatürkçülüğün evrensel etkileri incelenirken
görülecektir ki, her ülke, kendi şart ve ihtiyaçları yönünde Atatürkçülüğü değerlendirmeye
ve bu görüş ve uygulamalardan yararlanmaya çalışmıştır. Bir kısım Güney Amerika
düşünürleri, Atatürk’ün ulus devlet kuruculuğundan milletleşmek, devletleşmek,
millî devlet olabilmek için yararlanmayı düşünmüşlerdir. Onların gözünde Atatürk,
millî devletler kurucusudur. Bazı Güney Afrika düşünürleri ise, kendi kültürlerinin
bütünü ile yok olmasından endişelenmekte, Atatürk’teki batılılaşmayı kabullenmeyip
yalnız modernleşme ilkesini savunmaktadırlar.26 Atatürkçülük II. Dünya Savaşından
sonra dünya toplumları tarafından daha fazla ilgi görmüş ve Atatürk bir dünya değeri
haline gelmiştir. Sovyet Rusya’nın dağılmasından sonra bağımsızlıklarını ilân ederek
çağdaş değerler arayışına giren Türk Cumhuriyetlerinin dikkatlerini çeken ilk model
ülke Türkiye olmuştur. Bu seçimin yapılmasında, bizimle benzer değerlere, ortak
kültür unsurlarına sahip olmalarının, çağdaşlaşma girişimlerine daha önce başlamış
olmamızın etkili olduğu görülmektedir. Türkiye diğer evrensel inkılâp hareketlerini
ve sanayi inkılâbını yaşamamış olduğu halde, bu atılımları gerçekleştirmiş olan
ve çağdaş uygarlığı temsil eden batının değerlerini yaşama geçirme yolunda büyük
mesafeler almış bulunmaktadır. Atılımları yaparken inanç sisteminden vazgeçmemiş,
inanç konusunu insan vicdanında yüceltmiş, diğer temel kültür öğelerinden de önemli
ödünler vermemiş olması Türkiye’yi, Türk Cumhuriyetleri gözünde çekici kılmaktadır.
Atatürkçü Düşünce Sistemi milliyetçiliği çağdaşlaştıran açıklaması, inançları
kişi vicdanına bırakan laik yapısı ve diğer ilkeleri ile Türk Cumhuriyetleri ve Türk
toplulukları için en güvenli düşünce ve eylem aracı ya da programı olabilir. Günümüzün
yükselen değerleri yönünde bir çağdaşlaşmayı yüzyılımızın başında benimsemiş
olan Türk çağdaşlaşması, bütün özellikleri ile Türk Dünyasının yeni bağımsız üyeleri
dâhil Türk topluluklarının çağdaşlaşma amaç, özlem ve uygulamalarına örnek olma
değerine sahip bulunmaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk,
Türkiye dışında yer alan Türk toplulukları için: “ulu bir Türk komutanı” ve
büyük bir devlet eri” dir. “Dirayetli bir teşkilâtçı” ve yine “büyük bir yolbaşçı” dır.
Büyük bir reformisttir” ve onun bütün reformları, Türkiye Tarihi’nin akışını değiştirmiştir.
Sevgi doludur” ve kendi halkını büyük bir sevgiyle sevmiştir. “Kurtarıcıdır”;
Mondros Mütarekesi ve Sevr Muahedesinden sonra Türkiye’nin düştüğü aşağılık durumdan
Türkiye’yi ve Türkleri kurtaran Mustafa Kemal Atatürk olmuştur. “O büyük
bir mefkûrecidir
*”; kendi uhdesine aldığı vatanı kurtarmak, onu müstakil devlet olarak
yeniden diriltmek vazifesini ve Türkiye’yi modern bir devlet konumuna getirmeyi
başarmıştır.
Bugün Türkiye ile Türk Dünyası içerisinde yer alan topluluklar arasında ki temaslar,
devletler ve topluluklar düzeyinde siyasî, ekonomik, askerî ve sosyo-kültürel
alanlarda devam etmektedir. Tarihî kökleri, Asya’nın derinliklerinde yer alan bugünün
Anadolu Türklüğü ile Türkistan Türkleri arasındaki tarihî, kültürel ve hissi bağlar
fazlasıyla kuvvetlidir. Bu durum Kafkaslar, Ortadoğu ve Balkanlarda yer alan Türk
toplulukları içinde geçerli bulunmaktadır. Bugün değişen dünya dengeleri ve bahse
konu bölgelerde gelişmekte olan olaylar, Türkiye’nin farklı coğrafyalarda yer alan
Türk topluluklarıyla ilgilenmesini zorunlu kılmaktadır.[/color*:İdeal, İdeoloji, Ülkü

20 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, s. 33–34; E. B. Şapolyo, “Atatürk ve Üç Kılıç”, Türk
Kültürü, sa. 35, Kasım 1965, s. 86.
21 Dr. Salihcan, “Şehitlerimize Abide ve Matem Merasimi”, Yaş Türkistan (Dergi), Aralık
1933, sa. 49, s. 25.
22 Yaş Türkistan, “Türkistan Türk Gençler Birliği”, Yaş Türkistan, Ağustos 1933, sa. 45, s. 7.
23 Yaş Türkistan, “Atatürk’ün Ölümü”, Yaş Türkistan, Kasım 1938, sa. 108, s. 4.
24 Yaş Türkistan, Atatürk’ün Ölümü…, s. 4.
25 “Atatürk’ün Ölümü Münasebetiyle Taziyeler”, Yaş Türkistan, Aralık 1938, sa. 109, s. 40.
26 Suat İlhan, Evrimleşen Türk Dünyası, Ankara 1998, s. 248.


                            KAYNAKÇA
1- Atatürk, M. K., Nutuk, İstanbul 1981.
2- Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Ankara 1981.
3- Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri (Tamim ve Telgrafları), C. V, Ankara 1972.
4- “Atatürk’ün Ölümü Münasebetiyle Taziyeler”, Yaş Türkistan, Aralık 1938, sa. 109.
5- Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, 30.10.0.0/258.735.5.
6- Feyzioğlu, T., Atatürk ve Milliyetçilik, Ankara 1996.
7- Gökalp, Z., Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak, İstanbul 1976.
8- İlhan, S., Evrimleşen Türk Dünyası, Ankara 1998.
9- İnan, A. İ., M. Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım, İstanbul 1971.
10- Kocatürk, U., Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Ankara 1984.
11- Kutay, C., Atatürk Olmasaydı, İstanbul 1998.
12- Lewis, B., Modern Türkiye’nin Doğuşu, Ankara 1984.
13- Salihcan, Dr., “Şehitlerimize Abide ve Matem Merasimi”, Yaş Türkistan (Dergi), Aralık
1933, sa. 49.
14- Saray, M., Türkiye ve Yakın Komşuları, Ankara 2006.
15- Sarınay, Y., Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları (1912–1931), İstanbul
1994.
16- Shaw, S. J.-Ezel Kural Shaw, Osmanlı imparatorluğu ve Modern Türkiye, İstanbul 1983.
17- Şimşir, B., İngiliz Belgelerinde Atatürk, Ankara 1973.
18- Şapolyo, E. B., “Atatürk ve Üç Kılıç”, Türk Kültürü, sa. 35, Kasım 1965.
19- Yaş Türkistan, “Türkistan Türk Gençler Birliği”, Yaş Türkistan, Ağustos 1933, sa. 45.
20- Yaş Türkistan, “Atatürk’ün Ölümü”, Yaş Türkistan, Kasım 1938, sa. 108.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1] 2 3 ... 6
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.083 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.