ATATÜRK'ÜN KIBRIS'A VE KIBRIS TÜRKLERİNE VERDİĞİ ÖNEM
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Kasım 2019, 03:34:39


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: ATATÜRK'ÜN KIBRIS'A VE KIBRIS TÜRKLERİNE VERDİĞİ ÖNEM  (Okunma Sayısı 7534 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 09 Aralık 2009, 20:26:58 »

ATATÜRK'ÜN KIBRIS'A VE KIBRIS TÜRKLERİNE VERDİĞİ ÖNEM -1-

LOZAN SONRASI KIBRIS

20 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Anlaşmasının 20. Maddesi gereğince Yeni Türkiye Cumhuriyeti, adadaki İngiliz egemenliğini resmen tanımış ve o tarihe kadar hukuken Osmanlı toprağı olan, ancak fiilen İngiliz yönetimi altında bulunan Kıbrıs, hukuken de İngiliz toprağı haline gelmişti.

Hiç şüphesiz bunun nedeni, ardı ardına gelen savaşlardan yorgun ve bitkin çıkan Türk ulusunun bütün dikkatini yeni kurulan Türk Cumhuriyeti'nin güçlendirilmesine vermek durumunda olmasaydı.

Lozan'da da İngiltere'ye bırakılırken Türkiye ile Yunanistan arasında bir denge kurulmuştu. Türkiye açısından bu dengenin devamı, adada yaşayan Kıbrıslı Türklerin varlığının, milli kimliğinin ve milli kültürlerinin korunmasına bağlıydı.

Bu temel olgu, yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs politikasını belirleyen esas unsur oldu. Buna göre Kıbrıs Türklerinin adadaki milli varlığı güçlendirilmeli, Anavatanla olan bağları ve kültürel kimliği geliştirilip pekiştirilmeli, refah, huzur ve güvenliği temin edilmeli ve ada Türkleri sahipsiz ve ilgisiz bırakılmamalıydı.

Türkiye'nin, Atatürk döneminden başlayarak her dönem devam eden politikasının ana ekseni bu olmuştur. Nitekim 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluş anlaşmalarında da Türkiye'nin ısrarı sonucu Lozan'da kurulan denge korunmuş ve yeni Cumhuriyette egemenlik, iki eşit halk arasında eşit ortaklık prensibine dayalı olarak paylaşılmıştı. İlaveten, yine hassas dengeyi koruma prensibi çerçevesinde, kurulan yeni düzen, iki Anavatanın da dahil olduğu bir garanti sistemine bağlanmıştı.

İşte Kıbrıs sorunu, 1923'de Lozan'da tesis edilen ve 1959-1960 anlaşmaları ile korunan bu hassas dengenin 1963'de, Rum-Yunan tarafı lehine bozulmak istenmesi sonucu çıkmıştır. Bugün bu sorunun devamının nedeni de Rum-Yunan ikilisinin AB'ın da desteğiyle bu dengeyi kendi lehlerine bozmak yönündeki uğraşlarının sürmesidir.

Bu kısa girişten sonra Atatürk'ün ve yeni Türk Cumhuriyeti'nin Kıbrıs politikası ile Kıbrıs Türklerine verdiği önemi anlamamıza yardımcı olan olguları inceleyebiliriz.

ATATÜRK'ÜN KIBRIS VE KIBRIS TÜRKLERİNE VERDİĞİ ÖNEM

Atatürk'ün, Kıbrıs'a ve Kıbrıs Türklerine verdiği önem konusunda kendi yazdığı herhangi bir yazı veya doğrudan konuyla ilgili bir belge bugüne kadar ortaya çıkarılamamıştır. Buna karşın Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı döneminde Türkiye'den Kıbrıs'a ve Kıbrıs Türklerine yönelik kültürel faaliyetlerin yoğunluğuna, Kıbrıslı Türk gençlerin özel burslarla Türkiye'de eğitilmelerine, Türk basınına örtülü ödenekten verilen desteğe ve onca önemli ülke varken yeni Türkiye'nin o yokluk ve fakirlik günlerinde İngiliz sömürgesi olan Kıbrıs'ta bir konsolosluk bulundurmasına ve Atatürk'e atfedilen bazı anekdotlara bakarak O'nun Kıbrıs ve Kıbrıs Türklerine verdiği önem konusunda bir fikir sahibi olunabilir.

Bu çerçevede ilk olarak, Atatürk döneminde Kıbrıs Türkleri ile Türkiye arasında o günlerin tüm imkansızlıklarına maddi sorunlara ve ulaşım zorluklarına karşın geliştirilen kültürel ve sportif ilişkilerle Kıbrıs Türkleri arasında milli bilinci geliştirmek amacıyla gerçekleştirilen uygulamaları incelemekte yarar vardır.

Hiç şüphesiz bu faaliyetler, Kıbrıs'ta Türk Kültürünü, Türk dilini canlı tutmayı, Türkiye ile bağları güçlendirmeyi, Türk Toplumunda milli heyecan ve coşku yaratmayı, Atatürk ilke ve devrimlerini yaymayı amaçlayan planlı bir politikanın parçalarıydı.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 09 Aralık 2009, 20:30:30 »

Atatürk'ün Kıbrıs'a Ve Kıbrıs Türklerine Verdiği Önem (1. Bölümün devamı)

KIBRIS SAVAŞI BİTER BİTMEZ KIBRIS'A KONSOLOS ATANIYOR

Atatürk Türkiyesi, Kurtuluş Savaşından çıkar çıkmaz ve Lozan Anlaşması imzalanır imzalanmaz ilk konsolosluklarından birini Kıbrıs'ta açmıştır.

Nitekim Konsolosluk 1925 yılında bir liman kenti olan ve diğer yabancı konsoloslukların da bulunduğu Larnaka'da açılmış ve ilk Konsolos Asaf Bey de 4.5 yıllık bir dönem için adaya gelmiştir. 1930'da görev süresi dolan Asaf Bey'in yerine ise Celal Bey Konsolos olarak atanmıştır.

Asaf Bey, Konsolosluğu döneminde, Lozan Anlaşması gereğince Kıbrıslı Türklere tanınan "Seçme Hakkı"nı (Hakk-ı Hıyar) kullanarak Türk vatandaşlığında kalma ve Türkiye'ye göç etme yolunu seçen Kıbrıslı Türklere, aldığı talimatlar çerçevesinde büyük yardımlarda bulunmuş, yüksek öğrenime gidecek olan gençlere her türlü imkanı sağlamış, birçok sosyal faaliyet içinde olmuş, dernek ve cemiyetlerin faaliyetlerini desteklemiş, milli günlerin kutlanmasına ön ayak olmuş, milli heyecan ve milli bilincin uyanması ve Atatürk devrimleri ile Kemalizmin Kıbrıs Türk Halkı arasında benimsenmesi için çalışmıştır.

Örneğin Asaf Bey'in girişimiyle 15 Şubat 1929'de Lefkoşa'da Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu) şubesi açılmıştır.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nın 1925'de Konsolos Asaf Bey'in öncülüğü ile kutlanması ise muhteşem olmuştu. O günleri yaşayan Beria Remzi Özoran bu coşku ve gururu şöyle anlatıyor:

"Türk mahalleleri, dükkanlar ve evler Konsolosluktan gizlice temin edilen bayraklarla donatılmış, çiçekler, mersin dalları ve renkli fenerler arasına yine konsolosluktan temin edilen Atatürk'ün resimleri asılmıştı. Üzerinde Türk bayrağının dalgalandığı Konsolosluk, bayrağa hasret adanın her tarafından akın akın gelen binlerce Kıbrıslı Türk tarafından ziyaret edilmiş ve Büyük Atatürk'le Cumhuriyet, Konsolos Asaf Bey'in şahsında selamlanmıştı. Konsolos Asaf Bey kutlama çerçevesinde yüzlerce kişinin katıldığı büyük bir de resepsiyon vermişti. Yabancı Konsolosluk ve şehbenderliklerin Cumhuriyet Bayramımıza hürmeten bayrak çekmeleri de Kıbrıs Türkleri için ayrı bir gurur ve iftihar vesilesi oluyordu. O akşam meydanlarda davul zurna çalınmış, kulüplerde bandolar milli marşlarla herkesi coşturmuştu. Meydanlarda, yollarda, kulüplerde, bayramlaşılmış, kulüp üyeleri misafirleri ağırlamışlardı. Sayın Şehbenderin (Konsolosun) Türk kulüpleri ziyaret ve Himaye-i Etfal yararına temsil verecek tiyatroya teşrifleri Kıbrıs Türküne heyecanlı anlar yaşatmıştı. Geçtiği yollarda halk 'YAŞASIN TÜRKİYE CUMHURİYETİ, YAŞASIN KEMAL PAŞA' nidalarıyla gösterilerde bulunuyor, her kulübe geliş ve gidişlerde İstiklal Marşı çalınıyordu. Tiyatroya teşriflerinde de herkes huşu içinde ayağa kalkıp onun locasına dönerek selam vermişti. Kıbrıs Türkü öksüzlüğün acısını Şehbenderliğin varlığıyla dindiriyordu. Lefkoşa'ya gelemeyenler, gelenlerden ve gazetelerden Şehbender Bf. Ve Şehbenderlik hakkında bilgi ediniyordu. Adanın diğer kasabalarında ve birçok köylerinde de imkan ölçüsünde kutlama törenleri yapılmıştı..."(1)

ATATÜRK'E GÖNDERİLEN TELGRAFLAR VE GELEN YANITLAR

Milli Günlerde Atatürk'e kutlama telgrafı göndermek adettendi. Toplumun önde gelen liderleri ve kurumları telgraf gönderme yarışına girmekteydi. Atatürk de Genel Sekreteri aracılığıyla bu telgraflara yanıt vermeye özen göstermekteydi. Gelen yanıtlar SÖZ ve diğer gazetelerde gururla yayınlanıyor ve duyulan onur halkla paylaşılıyordu.

Nitekim 1929 yılında kutlanan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısı ile Limasol Türk Ocağı Kulübü gençleri Atatürk'e bir kutlama telgrafı göndermiş, Atatürk de cevabı telgrafında teşekkür etmişti. Telgraflar şöyleydi:

"Reis-ı Cumhur Gazi Paşa Hazretlerine
Ankara

Ulu milletimizin ulu bayramını tebrik ederiz"

ve, Atatürk'ün yanıtı:

"Limasol Türk Ocağı
29 Ekim 1929

Tebriklerinize teşekkür ederim.
Reis-i Cumhur G. Mustafa Kemal"(2)

Yine 1930'lu yıllarda Türk Halkının önde gelen Kemalist liderlerinden Necati Özkan, Atatürk'e gönderdiği telgrafta şöyle diyordu:

"Yüce Önder Atatürk

Kıbrıs Türkleri namına Büyük Bayramınızı kurtlar, uzun ömürler dileğiyle sonsuz saygılar sunarım.

NECATİ ÖZKAN"

Atatürk'ün gönderdiği cevabı telgraf ise SÖZ'de şöyle yer almıştı:

"BÜYÜK ŞEF ATATÜRK'ÜN BAY NECATİ ÖZKAN'A CEVAPLARI

Cumhuriyet Bayramı münasebetiyle Bay Necati Özkan'ın Büyük kurtarıcı Atatürk'e bir tebrik telgrafı çektiğini geçen sayımızda haber vermiştik. Türkiye Cumhuriyeti Reisi bu telgrafa şu cevabı vermek lütfunda bulunmuşlardır:

"31 Birinci Teşrin 1937

Bay Necati Özkan

Kıbrıs Türkleri Mümessili

Kıbrıs-Lefkoşa

CUMHUR REİSİ ATATÜRK TELGRAFINIZDAN MEMNUN OLDULAR, TEŞEKKÜR EDİYORLAR

Genel Sekreter

Hasan Rıza Soyak"(3)

KIBRIS'A GÖNDERİLEN KÜLTÜR VE SPOR EKİPLERİ

"Atatürk Dönemi" olarak tanımladığımız 1919-1938 döneminde yayınlanan Kıbrıs Türk gazeteleri incelendiği zaman bu konuda birçok kültür ve spor ekibinin adaya geldiği, etkinlikler düzenlediği ve bu ziyaretlerle etkinliklerin Kıbrıs Türkleri arasında büyük bir milli heyecan ve coşku yarattığı görülmektedir.

Bu bağlamda derlediğimiz bazı kültürel ziyaretler ve etkinlikler şöyledir:

- Türkiye'nin milli bir hava gücü oluşturması amacıyla düzenlenen "BÜYÜK TAYYARE PİYANGOSU" 1920'li yıllardan itibaren Kıbrıs'ta satılmaya başlandı ve Kıbrıs Türk Halkı arasında büyük bir destek gördü.

- 1929 yılı Nisan ayı içinde Darülbedai Heyeti adayı ziyaret ederek etkinliklerde bulundu.(4)

- 1929 yılında Kolsolos Asaf Bey'in organizasyonu ile 5 Kıbrıslı Türk genci Türkiye Cumhuriyeti Muallim Mektebi'ne burslu olarak gönderildi.(5)

- Türkiye Konsolosluğu'nun girişimi ile Türkiye'de şehit çocuklarına bakmak amacıyla kurulan Himaye-i Etfal Cemiyeti'nin bir şubesi Lefkoşa'da açılmış ve Kıbrıs Türklerinden bir yönetim kurulu oluşturuldu.(6)

- Dar-ül-Fünun Futbol takımı 1930 yılı Mart ayında adaya gelip maçlar yapmak için girişimde bulundu.(7)

- Aralarında TOTO ve FİKRİYE Hanımların da bulunduğu bir SES VE SAZ HEYEİ konserler vermek üzere Mayıs 1930'da adaya geldi.(Cool

- Aralarında meşhur kemani Sadi Bey ve Refikası Eftalya Hanım'ın da bulunduğu DARÜLELHAN gurubu tiyatro ve müsamereler için 1932 Ocak ayında adaya geldiler.(9)

- Türk bayraklı GERZE Vapuru Haziran 1930'da Mağusa Limanı'na uğradı. Vapur yolcuları karaya çıkarak Mağusa'yı gezdi. Büyük bir kalabalık ve öğrenci kitlesi tarafından milli heyecan, gözyaşı ve coşkuyla ve milli marşlarla karşılanan vapur ziyaretçi akınına uğradı.(10)

- 30 Kasım ve 4 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde adayı ziyaret eden muhabiri HİDAYET BEY imzası ile "KIBRIS TÜRKLERİ NE HALDE?" başlıklı bir yazı yayınlandı.(11)

- Temmuz 1935'de Ertuğrul Saadettin yönetimindeki TÜRK AKADEMİ TİYATRO HEYETİ OTELLO piyesini yedi kez oynadı.(12)

- 1928 yılında Vasfi Rıza Zobu yönetimindeki DARÜLBEDAİ (Bugünkü Şehir Tiyatroları) dış ülkelere yaptığı ilk turnesini Kıbrıs'a gerçeleştirdi. Mağusa'ya gemi ile gelen heyet, milli bir heyecan içindeki büyük bir kalabalıkla karşılandı ve Lefkoşa'ya kadar motosikletli gençler eşlik etti. Daha sonraki yıllarda da DARÜLBEDAİ'nin Kıbrıs turneleri devam etti.(13)

- Filozof Rıza Tevfik adayı ziyaret ederek ileri gelen Türklerle görüştü.(14)

- Leblebici Horhor Ağa opereti 15 Kasım 1935'de gösterime başladı.(15)

- Mayıs 1931'de adaya gelen Muhlis Sabahettin Bey yönetimindeki 27 kişilik operet Heyeti büyük bir heyecanla karşılandı ve gösterileri milli bir coşku yarattı.(16)

- K. Kemal Bey ve Heyeti Ağustos 1932'de adayı ziyaret ederek NUSRETTİN HOCA piyesini sergiledi.(17)

- Türkiye birinci sınıf pehlivanlardan Dramalı Hasan, Petriçli Hüseyin ve İstanbullu Ethem Efendiler Şubat 1931'de Bayram dolayısı ile adayı ziyaret ederek güreşler yaptılar.(18)

- DARÜLBEDAİ Heyeti Nisan 1931'de yeniden adaya gelerek temsiller sundu.(19)

- Ünlü ses sanatçısı Münir Nurettin Selçuk 1931'de adayı ziyaret ederek konserler verdi.(20)

- Seyhan Futbol takımına mensup 50 kişilik Adanalı Sporcu kafilesi 16-24 Nisan 1932'de Kurban Bayramında adaya gelerek Lefkoşa Türk Futbol takımı ile büyük coşkular ve milli bir heyecan yaratan maçlar yaptı. Çukurova takımı Mağusa ve Lefkoşa'da büyük kalabalıklar tarafından karşılandı. Maç adanın dört bir yanından gelen binlerce kişi tarafından ve Türkiye Konsolosu Muhittin Bey ve Türk Toplumu ileri gelenleri tarafından da izlendi. Takım Larnaka Limanı'ndan büyük bir kalabalık ve Lefkoşa'dan giden araç konvoyu tarafından gözyaşlarıyla uğurlandı. Takım mensupları geri dönünce Adana'da yayınlanan TÜRK SÖZÜ ve MERSİN gazetelerinde Kıbrıs izlenimlerini anlatan yazılar tefrika ettiler.(21)

- Dünya turuna çıkan İstanbul Türk gençlerinden MUHSİN BEY, Nisan 1932'de adayı ziyaret ederek büyük ilgi gören bir konferans verdi.(22)

- 24 Mayıs 1938 tarihli CUMHURİYET Gazetesi "KIBRIS TÜRKLERİ ZELZELE FELAKETZEDELERİ İÇİN İANE TOPLUYOR" başlıklı bir yazı yayınlayarak Kıbrıs Türklerinin Türkiye'de meydana gelen büyük deprem felaketine uğrayanlar için yardım kampanyası başlattığını duyurdu.(23)

- Türkiye Konsolosu'nun yardımlarıyla Mayıs 1929'da bir aylığına Türkiye'ye gönderilen Kıbrıs Türk Okulları Başmüfettişi İbrahim Hakkı Bey, kabul edilen yeni harflerin öğretimi ve müfredatı ve eğitim kursları ile ilgili bilgiler almış, Maarif sistemini yakından incelemiş, Türk okullarında tetkiklerde bulunmuş ve tedrisatı inceleyerek Milliyet Gazetesine de adadaki Türkçe eğitim konusunda demeç vermiştir.(24)

- Menemen'de gerici yobazlar tarafından şehit edilen KUBİLAY'ın anısına yapılan anıt için açılan bağış kampanyasına Kıbrıs Türkleri de katıldı ve toplanan 30 Kıbrıs Lirası, 6 Şilin, 2 kuruş 8 Ocak 1932 tarihinde TBMM Başkanı Kazım Paşa'ya bir mektupla birlikte gönderildi.(25)

- 7 Haziran 1938 tarihli CUMHURİYET'TE "İMPARATORLUKTAN DÖKÜLÜP KALAN TÜRKLER" başlıklı bir Başyazı yayınlanan Atatürk'ün yakın arkadaşı Yunus Nadi, Kıbrıslı Türklere daha fazla ilgi gösterilmesi gerektiğini vurguladı.(26)

Görüldüğü gibi, Atatürk döneminde Türkiye Kıbrıs'a ve Kıbrıs Türklerine ilgisiz, hele habersiz hiç değildi. Herşeyin bir anlamda Atatürk'ten sorulduğu Cumhuriyetin ilk yıllarında Kıbrıs Türklerine yönelik bu etkinlikler, yeni Türkiye'nin adaya yönelik milli bir politikası olduğunu kanıtlamaktadır.

ATATÜRK TÜRKİYESİ'NİN KIBRIS'TA MİLLİ BİLİNÇ VE MİLLİ HEYECAN YARATMA ÇABASI

Yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin daha kurulduğu ilk günlerden ada Türkleri arasında milli bir bilinç ve milli heyecan yaratma çabası içine girdiği gözlenmektedir. Bu uğraşla görevli başlıca kişi ise hiç şüphesiz, daha Cumhuriyet kurulur kurulmaz ilk iş olarak adaya gönderilen Türk Konsolosu idi. Bu çerçevede, Türk kültür-sanat ve spor ekipleri ile askeri okul gemisi Hamidiye Kıbrıs'a gönderiliyor, Kemalist ve milliyetçi bir basınla milliyetçi aydınlar yetiştirme çabası içine giriliyordu.

Bu çabaları yakından izleyen İngiliz yönetimi ise rahatsızlığını belli ediyor ve Türk Konsolosu'nun geri çekilmesini istemeye kadar işi ileri götürüyordu. 1928 yılında adada görevli olan İngiliz vali Storrs İngiliz Sömürgeler Bakanlığına gönderdiği raporda bu konuda şöyle diyordu:

"1928'de ikinci kez konsolos olarak atanmasından sonra (ilk dönem 1925-1927 s.i.) dikkatini ve faaliyetlerini buradaki Türk vatandaşlarıyla ilgilenmeye ayıracağına, daha çok yerli müslüman ahalinin Ankara'daki siyasetle canlı şekilde ilgilenmelerini cesaretlendirmeye ve onların içinde TÜRK ULUSAL BİLİNCİNİ UYANDIRMAYA yöneltmiştir. Bu yöndeki faaliyetlerinin, resmi görevini aştığı ve ihlal ettiğine ilişkin kanıtlar elde etme olanağı bulunmamaktadır ama, Kıbrıs islam basınında TÜRK PROPAGANDASI NİTELİĞİNDE YAZILAR çıkmakta oluşu, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanı gününün aktif şekilde adanın çeşitli yerlerinde kutlanması, ASAF BEY'in konsolos olarak atanmasından sonra başlamıştır ve bu etkinlikler kanımca onun kişisel etkisiyle olmaktadır."(27)

Storrs raporunda Türk Konsolos'un ilk görev döneminde sadece Türkiye'ye göç etmek isteyen Türklere yardımcı olurken, ikinci görev döneminde TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ PROPAGANDASI YAPMAYA başladığını, kendisinin ise önde gelen Türkleri toplayıp bu konuda uyardığını belirtmekte ve adada başlayan İngiliz aleyhtarlığından Türk Konsolosunun sorumlu olduğunu yazmaktaydı.(28)

Nitekim Vali Storrs'un bu şikayeti üzerine İngiliz Dışişleri Bakanlığı Ankara'daki Büyükelçisine talimat vererek Türk hükümetinin protesto edilmesini istiyordu.(29)

Yeni Türk Cumhuriyeti'nin temsilcisi olan Türk Konsolosunun faaliyetlerinde mutlaka Dışişleri Bakanlığı ile Hükümetinin bilgi ve onayı olduğu düşünülürse, Konsolos Asaf Bey'in bireysel bir tavırla değil, aldığı talimatlar ve yetkiler çerçevesinde hareket ettiği ve Atatürk Türkiyesi'nin Kıbrıs Türklerine yönelik politikasını yürüttüğü ortaya çıkmaktadır. Bu da bize Atatürk'ün Kıbrıs ve Kıbrıs Türklerine yönelik politikası hakkında önemli bir ipucu vermektedir.

Nitekim İngiliz Valinin tepkisine karşın Bakanlığından aldığı talimatlar çerçevesinde hareket eden Türk Konsolosu, 1930 yılında yapılan ve İngilizci adaylarla Kemalist adaylar arasında ciddi bir yarış şeklinde geçen Kavanin Meclisi secimlerinde de önemli bir rol oynamıştı.

Seçimler sonunda İngiliz sömürge yönetiminin üç kişilik listesinden sadece bir aday kazanırken Türk milliyetçisi Kemalist adaylardan oluşan listeden 2 kişi seçimi kazanmıştı.

İngiliz yönetiminin desteklediği listeden Baf bölgesinden aday olan Dr. Eyyup Necmettin, 18 Ağustos 1930'da vali vekili Henniker Heaton eliyle Sömürgeler Bakanlığına bir mektup göndererek Türk Konsolosunun Kemalist adaylar lehine faaliyet yaptığını bildiriyordu. Mektupta şöyle deniyordu:

"Larnaka'da oturan Türk Konslosu Asaf Bey, son zamanlarda iki kez Baf'ı ziyaret ederek seçimlerde bana karşı çıkan tüm muhaliflerimle temaslar yapmış, ayrıca bazı köylere de gitmiştir. Seçimlerin arifesinde Türk konsolosunun seçim bölgemizi ziyareti ve sadece bana karşı olanlarla görüşmesi derin kuşkular yaratan bir durumdur."(30)

Bu gelişmeler üzerine İngiliz Dışişleri Bakanlığının talimatı çerçevesinde Ankara'da Türk Dışişleri Bakanlığına giden İngiltere Büyükelçisi, Türk konsolosunun Kıbrıs'ta Kemalistlere verdiği desteği protesto eder. 17 Kasım 1930'da ise görev süresi dolan Asaf Bey adadan ayrılarak yerine Celal Bey gönderilir.(31)

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #2 : 09 Aralık 2009, 20:33:54 »

Atatürk'ün Kıbrıs'a Ve Kıbrıs Türklerine Verdiği Önem (1. Bölümün devamı )

ASKERİ OKUL GEMİSİ HAMİDİYE'NİN KIBRIS'A GÖNDERİLMESİ VE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN GELİŞMESİNE ETKİSİ

Atatürk'ün Kıbrıs'a Kıbrıs Türklerine verdiği önemin bir diğer kanıtı da ölümünden 4.5 ay önce Deniz Harp Okulu eğitim gemisi HAMİDİYE'yi Kıbrıs'a göndermesi ve büyük bir ulusal heyecan yaratmasıdır.

20 Haziran 1938'de Kıbrıs'ı ziyaret eden HAMİDİYE personeli, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan veya Osmanlı askerlerinin adayı terk etmesinden sonra, Türk ordu mensuplarının gerçekleştirdiği ilk ziyaretti.

Yıllar sonra beyaz üniformaları içinde Türk ordu mensuplarını karşılarında gören Türk Halkı, büyük bir sevinç, mutluluk ve heyecan dalgası içinde muhteşem bir karşılama ve ağırlama yapmış, milli gurur ve Türkiye sevgisi doruk noktasına çıkmıştı.

Nitekim binlerce kişi Mağusa Limanı'na gelen Hamidiye'yi karşılamış ve gözyaşları içinde muhteşem bir karşılama yapmıştı. Hamidiye subaylarının aynı gün Lefkoşa'yı ziyaretleri ise büyük coşku yaratan bir olay olmuştu. Hamidiye denizcilerine Türk Halkının yaptığı kabul resmi görmeye değerdi.

Türk denizcileri, subayları ve bando takımı Lefkoşa tren istasyonunda coşkun sevgi gösterileriyle karşılanmıştı.

4.30'da Mağusa treniyle Lefkoşa'ya gelmesi beklenen Türk denizcilerini karşılamak için binlerce Kıbrıslı Türk saat 13.00 olmadan tren istasyonuna birikmiş ve kızgın güneş altında saatlerce beklemişti. Tren istasyona girince halk milli bir heyecan ve seygiyle vagonlara saldırmış ve askerleri kucaklayıp öpmeye başlamıştı. Misafirler özel arabalarla Lefkoşa'daki KARDEŞ OCAĞI binasına götürülerek ağırlanmış, coşkulu bir toplantı yapılmış ve unutulmaz duygulu anlar yaşanmıştı.

Sömürge yönetimi Valisi bile bu coşkuya kapılmış ve Vilayet Konağı'nda Kaptan Necati Özdeniz, yardımcısı Bahaeddin Oytun ve Binbaşı Ali Alper'le Türk Toplumu ileri gelenlerinin katıldığı bir yemek vermişti.

Adadaki Türkiye Konsolosu Ekrem Arar ve eşi de konuklar onuruna Türk Toplumunun geniş katılımıyla bir kokteyl vermişti. Kokteylde HAMİDİYE BANDOSU da bir konser vermişti.

Konuklar onuruna KARDEŞ OCAĞI, TÜRK SPOR KULÜBÜ, MAĞUSA BELEDİYESİ, MAĞUSA TÜRK OCAĞI da HAMİDİYE asker ve subayları şerefine yemekler vermiş, caddeler süslenmiş, toplu anı fotoğrafları çekilmiş, o günlerin gazetelerinde duyulan milli heyecan ve gururu ortaya koyan coşkulu yazı ve yorumlar yayınlanmış Türk ordusuna duyulan sevgi dile getirilmişti.

Hamidiye adada iki gün kaldıktan sonra 22 Haziran 1938 Çarşamba günü Türk halkının sevgi gösterileri ve gözyaşları arasında adadan ayrılmıştı.

Hamidiye'nin yani ilk kez bir Türk askeri gemisinin Atatürk tarafından Kıbrıs'a gönderilmesi, oldukça anlamlı ve iyi düşünülmüş bir politikanın sonucuydu. Nitekim bu ziyaret Türk Halkı arasındaki milliyetçi duyguların doruğa çıkmasına, Anavatan'a olan güven ve bağlılığın sergilenmesine, Türklük bilinci ve milli şuurun güçlenmesine ve Türk milliyetçiliğinin Kıbrıs'ta kökleşmesine neden olunmuştu.

İngiliz Sömürge yönetimi de bu durumdan rahatsızlık duymuş ve Sömürgeler Bakanlığına gönderdiği 24 Temmuz 1938 tarihli bir raporda HAMİDİYE'nin yarattığı milli coşku ve heyecandan duyduğu rahatsızlığı dile getirmişti. Raporda, SÖZ ve SES gazetelerinin HAMİDİYE ziyaretini milli duyguları kamçılayacak şekilde verdikleri ve daha önce defalarca uyarılmalarına karşın milliyetçi propagandayı tırmandırdıkları belirtilmekteydi.(32)

Hamidiye adadan ayrılır ayrılmaz 24 Haziran'da Sömürgeler Bakanına yeni bir rapor gönderen İngiliz vali, SÖZ ve SES gazetelerinin, Türkiye'den "ANAVATAN" ve Atatürk'ten "ATATÜRKÜMÜZ" diye söz edildiğini belirtiyor, Türk ulusal propagandası yaptıkları, hükümeti küçük düşürdükleri, İngilizlerin, Türkiye ve Atatürk'e karşı düşmanca duygular içinde olduklarını yazdıkları, Hamidiye'nin gelişi vesilesiyle bu tür yayınlarını yoğunlaştırdıkları belirtiliyor ve adı geçen iki gazetenin bu nedenle SANSÜR edildikleri bildiriliyordu.(33)

Raporda, "Türk milliyetçilik hareketinin ENOSİS ve KEMALİZM temaları çerçevesinde ORTAK BİR DAVA YARATMA çabası içinde olduğu ve HAMİDİYE'nin ziyaretinin Kıbrıs Türk Ulusal Bilincinin gelişmesine katkı yaptığı, bunun da İngiliz idaresi bakımından potansiyel tehlikeler içerdiği" belirtilmekteydi.

SÖZ'E GÖNDERİLEN MEKTUPLAR VE KIBRIS TÜRK BASININA YAPILAN MADDİ YARDIMLAR

Atatürk, Kıbrıs Türklerinin Kurtuluş Savaşı sırasında Kuvay-ı Milliye'ye yardım etmek için yaptıkları yoğun faaliyetlerden, Kıbrıs Türk Basınında Kurtuluş Savaşı ve kendisi leyhinde yayınlanan yazı ve yorumlardan haberdardı. Bu O'nun Kıbrıs Türk basınını yakından izlediğinin, en azından yazılanlar hakkında bilgilendirildiğinin kanıtıdır.

Nitekim, Kıbrıs Türklerinin Kurtuluş Savaşı boyunca ortaya konan milli tavrından memnuniyetini bir mektupla SÖZ gazetesine bildirmişti.

"Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti Matbuat ve İstihbarat Müdür-i Umumisi Ahmet Ağaoğlu" imzası ile SÖZ gazetesine gönderilen 21 Ağustos 1922 tarihli mektupta şöyle deniyordu:

"21 Ağustos 338 (1922)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti

Matbuat ve İstihbarat Müdüriyet-i Umumiyesi

Matbuat Şubesi

Kıbrıs-Lefkoşe kasabasında münteşir SÖZ gazetesi Müdüriyet-i Aliyesine;

Anadolu her türlü müşkülata göğüs gererek hayat ve istikbalini teminden ibaret olan gaye-i mukaddesesine doğru azimkar ilerlerken dava-yı millisine karşı Türk ve İslam aleminin göstermekte olduğu teveccüh ve müzaheret-ı samimaneden (samimi destekten) fevkalhad (üstün derecede) mütehassis bulunmaktadır. Bu yüksek alakanın husul ve idamesinde kıymetli bir amil olan neşriyat-ı vatanperveranenizden (kıymetli bir etken olan vatanseverce yayınlarınızdan) dolayı bilhassa arz-ı teşekkür eder ve mücahedat-ı meşkurenizde (şükrana değer çetin gayretlerinizde) devamınız ricası ile teyid-i ihtiram eylerim (saygılarımı tekrarlarım) efendim.

Matbuat ve İstihbarat Müdir-i Umumisi

Ağaoğlu Ahmet "(34)

Atatürk Türkiyesi'nin Kıbrıs Türk basınını yakından izlediğinin bir diğer kanıtı da 1932 yılında SÖZ'a gönderilen bir başka mektuptur.

SÖZ gazetesinin 6 Ağustos 1931 tarihli sayısında Kıbrıs'tan Anamur'a göç eden Kıbrıslı Türklerin bazı şikayetlerine yer verilmiş ve bu şikayetler Türkiye hükümeti yetkilileri tarafından okununca yanıt gönderme gereği duyulmuştu.

İktidar Partisi CUMHURİYET HALK FIRKASI Genel Sekreteri Kütahya milletvekili Recep Peker tarafından yazılan 11 Ocak 1932 tarihli mektupta şöyle deniyordu:

"Mehmet Remzi Ef.

SÖZ Gazetesi Müdür ve Sahibi

Kıbrıs - Lefkoşa

SÖZ'ün 6 Ağustos 1931 sayısında Kıbrıs'tan Anamur'a gelen mültecilere ait bir şikayet fıkrası görmüş, bununla alakadar olmuştum.

Tetkiklerimizin neticesi, bu şikayetin kayıt olunduğu gibi haklı olmadığını gösterdi. Anamur'a gelen mültecilere ev, toprak verilmiş, terfihleri temin edilmişti. Fakat bunlar verilmesi usul icabından olan borç senetlerini vermeyerek ve borçlanma muamelesini tamamlamayarak kendilerine verilen evleri ya başkalarına kiralamışlar, ya bunları boş bırakarak Silifke'ye, Mersin'e yahut Kıbrıs'a gitmişlerdir. Boş kalan evler harap olmaya yüz tutunca hükümet iskan mıntıkasını bırakıp gidenlerin adlarını Vilayet gazetesi ile neşrederek bunları iki ay içinde yerlerine gelmeye çağırmıştır. Bu müddet içinde gelmeyenlerin malları geri alınacaktır diye ilan edilmiştir. O zaman bu davet üzerine gelmeyenlerden bir takımı kat'i tasfiye kanunu çıkıp da malların alakadar üzerine parasız tescil edildiğini işitince müracaata başlamışlar, fakat bu defa Maliye Vekaleti, kanun hükmü karşısında malları geri vermeye imkan bulamamıştır. Gazeteye şikayette bulunanların bunlardan olması ihtimali vardır. Hakikat yazıldığı gibi olduğundan bu izahatı neşrederseniz okuyucularımızdan haksız bir muamele yapıldığı zehabını silmiş olursunuz Ef. C.H.F Katibi Umumisi Kütahya Mebusu Recep.(35)

SÖZ, Atatürk Türkiyesi'nin bu hassasiyeti üzerine, gelen mektubu tam metin olarak yayınlar. Yayınlanan mektubun yanına, SÖZ tarafından yazılan ve yeni Cumhuriyetin Kıbrıs'tan Anadolu'ya göç edenlere yönelik iskan politikasını gözler önüne seren bir açıklama da eklenir. SÖZ'ün eklediği bu önemli açıklama da şöyleydi:

"SÖZ: C.H. Fıkrası Umumi Katibi Recep BF.'nin yerinde olan emrini ifa için gazetemiz namına gelen bu mektubu neşrediyoruz: İtiraf ederiz ki Türkiye'ye hicret eden Kıbrıslılar hükümet tarafından azami suhulet ve himaye görmüşlerdir. Hiçbir taviza mukabil olmaksızın kendilerine toprak ve ev verilmiş ve Türkiye'de yaşayan vatandaşlar derecesinde bir şeref ve mevki sahibi olmuşlardır. Türkiye Cumhuriyeti'nin bu yüksek lütfunu hiçbir zaman inkar edemeyiz. Alicenap milletimizin Kıbrıs mültecilerine karşı ibraz ettiği şevkat ve merlametin kıymet ve ehemmiyetini her zaman takdir ve şükranla yadediyoruz. Bizim 6 Ağustos tarihli SÖZ'de neşrettiğimiz yazı bir şikayet için değil, devlet ricalinin bazı hususlarda nazarı dikkatlerini celp içindi. Memnuniyetle görüyoruz ki hükümeti tutan fırka kafi derecede uyanıktır ve uzak yakın her türlü yolsuzluklar kökünden söküp atmaya karar vermiştir. Nail oldukları nimet ve saadetin kıymetini takdir etmekten aciz olan bazı Kıbrıs mültecileri için Recep B.F.nin izahatı ümit ederiz ki bir tesir yapacak ve bundan sonra olsun yerlerini terkederek tekrar Kıbrıs'a dönmeye ve burada sefalet ve mahrumiyet içinde mahvolmaktan sakınacaklardır."(36)

ALINTI :
(1) S. İsmail-E. Birinci, Atatürk Döneminde Türkiye - Kıbrıs İlişkileri, sayfa. 313
(2) SÖZ 15 Kasım 1929
(3) S. İsmail-E. Birinci. Atatürk Döneminde Türkiye Kıbrıs İlişkileri, sayfa 87
(4) SÖZ 25 Nisan 1929
(5) SÖZ 22 Ağustos 1929
(6) SÖZ 6 Şubat 1930
(7) SÖZ 27 Şubat 1930
(8.) SÖZ 5 Haziran 1930
(9) SÖZ 14 Ocak 1932
(10) SÖZ 12 Haziran 1930
(11) SÖZ 18 Aralık 1930
(12) SES 20 Temmuz 1935
(13) Derviş Manizade, Kıbrıs, Dün-Bugün-Yarın. Vasfi Rıza Zobu Anlatıyor (15.7.1974) s. 416
(14) SÖZ 17 Kasım 1930
(15) SÖZ 15 Kasım 1935
(16) SÖZ 7 Mayıs 1931
(17) SÖZ 18 Ağustos 1932
(18) SÖZ 19 Şubat 1931
(19) SÖZ 23 Nisan 1931
(20) SÖZ 5 Mart 1931
(21) SÖZ 17 Mart 1932, 28 Nisan 1932
(22) SÖZ 25 Nisan 1932
(23) CUMHURİYET 7 Haziran 1938
(24) SÖZ Mayıs 1929
(25) SÖZ 14 Ocak 1932
(26) CUMHURİYET 7 Haziran 1938
(27) FO 371/14584/E2903, Storrs'un 7 Mayıs 1930'da Sömürgeler Bakanlığı'na gönderdiği yazı (Aktaran A.C. Gazioğlu, Enosis Çemberinde Türkler, 1996 İstanbul, sayfa 211)
(28) a.g.e. sayfa 211
(29) FO 371/14584 Dışişlerinden İstanbul'daki Büyükelçisi George Clark'a gönderilen 23 Haziran 1930 tarihli direktif (Aktaran A.C. Gazioğlu a.g.e. sayfa 211)
(30) Dr. Eyyup'tan Vali vekili Henniker'e 18 Ağustos 1930 tarihinde gönderdiği mektup (Aktaran A.C. Gazioğlu a.g.e. sayfa 212)
(31) a.g.e. sayfa 213
(32) Sabahattin İsmail-Ergin Birinci, Atatürk Döneminde Türkiye Kıbrıs İlişkileri sayfa 115-125
(33) A.C. Gazioğlu, a.g.e. sayfa. 301
(34) Manizade, a.g.e. sayfa 16
(35) SÖZ 28 Ocak 1932
(36) a.g.y.
__________________
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #3 : 09 Aralık 2009, 20:35:27 »

ATATÜRK'ÜN KIBRIS'A VE KIBRIS TÜRKLERİNE VERDİĞİ ÖNEM
(2. BÖLÜM)

Atatürk: Kıbrıs'ta Türk Dili Sönmemelidir
Atatürk'ün Kıbrıs'a ve Kıbrıs Türklerine yönelik ilgisini ve verdiği önemi Kıbrıs Türk basınına verdiği destekten de anlıyoruz.

Bu çerçevede üç anekdottan söz edebiliriz.
Birincisi Hakimiyet-i Milliye gazetesi Yazıişleri Müdürü Naşit Hakkı Uluğ'un anlattıklarıdır. Naşit Hakkı Uluğ, bizzat Atatürk'ün emri ile Kıbrıs'ta yayınlanan SÖZ gazetesine maddi yardım yapıldığını anlatmakta ve şöyle demektedir:

"O zamanlar, 1926-1928'de Gazi'nin başında bulunduğu devlet teşkilatı içinde dış basınla ilgili bir büro yoktu. Gazi, bu alandaki yardım ve ilişkisini HAKİMİYET-İ MİLLİYE Gazetesi Başyazarı Siirt Mebusu Mahmut Soydan eli ile sürdürüyordu. Ben, Hakimiyet-i Milliye'nin yazı işleri müdürü idim. Gazi'nin emirlerinin tatbikinde görevlendirildim. Kıbrıs İngiliz İdaresi altında idi. O zaman adada yüzelli bin Türkün yaşadığını tahmin ediyorduk. Bu halkın kendi dili ile gazetelerinin neşriyatının devamını Gazi özlüyordu. SÖZ gazetesi bunlardan belli beşlısıydı. Mahmut Bey, önceleri her üç ayda bir, sonraları iki ayda bir az da olsa muayyen bir paranın İstanbul'dan, özel bir adresten Lefkoşa'ya gazete sahibine yollanmasını emretmişti. Aradan aylar geçtikten sonra, bir sonbahar günü, büroma yaşlıca, orta boylu, esmer güzeli bir zat geldi. Biz Türk harfleri ile gazete çıkarmak için çok meşgul günlerimizden birini yaşıyorduk. Tanımadığım bu misafir tatlı bir Kıbrıs şivesiyle "Lefkoşa'dan geliyorum, ben Remzi" deyince her işi bırakıp Türk dilini bir bayrak gibi Yeşilada'da yaşatan meslekdaşımız ile müsafaha etmiştim. Remzi Bey, İstanbul'a gazetesi için yeni Türk harflerini almak amacıyla gelmişti. Anavatan'a gecikmeden ayak uyduran bu teşebbüsden Büyük Gazi hem memnun olmuş, hem de adına ilgilenmemizi emir buyurmuş, kendisine verilmek üzere bir de kapalı zarf verdikten sonra "KIBRIS'TA TÜRK DİLİ SÖNMEMELİDİR" demiştir.(37)

Derviş Manizade, Naşit Hakkı Uluğ'a atfen her ay gönderilen paranın o zamana göre büyük bir para olan 500 TL olduğunu yazmaktadır.(38)

SÖZ'ÜN SATIN ALDIĞI YENİ HARFLERİN EDERİ ÖDENİYOR

Konu ile ilgili olarak SÖZ gazetesi sahibi ve Başyazarı Mehmet Remzi Okan'ın kızı gazeteci-yazar Remzi Özoran'ın Kıbrıs'a yaptığı bir gezide bizzat bana anlattığı bir başka olay da Atatürk'ün Kıbrıs Türk basınına verdiği önem ve desteği kanıtlamaktadır.
Beria Remzi Özoran, Naşit Hakkı Uluğ'un anlattıklarını doğrulamakta ve SÖZ'ün yeni latin harf siparişinin, bizzat Atatürk'ün emri ile yeni Türkiye Cumhuriyeti tarafından ödendiğini anlatmaktadır. Beria Remzi Özoran bu olayı şöyle anlatmıştır:

"Yeni harflere geçiş döneminde babam Remzi Okan da Almanya'da bir firmaya harf (hurufat) siparişi vermişti. Ancak bir tesadüf eseri olarak Türkiye Cumhuriyeti de yanılmıyorsam Cumhuriyet gazetesi için aynı firmaya harf siparişleri vermişti. İmalat tamamlandığında firma siparişleri karıştırarak veya iki siparişin de Türkiye için verildiğini sanarak tek fatura çıkarmış ve Türkiye'ye göndermişti. Ankara'da durum araştırılınca mesele anlaşılmış ve SÖZ için verilen siparişlerin de Türkiye Devletine ait faturalara eklendiği ortaya çıkmıştı. Bu durumu Atatürk'e aktarmışlar ve ne yapılması gerektiğini sormuşlar. O da derhal SÖZ'ün siparişlerinin ödenmesi için direktif vermiş. Bu olayı babam anlatmıştı..."(39)


İNGİLİZ VALİ, GİZLİ YARDIMDAN RAHATSIZ OLUYOR

Naşit Hakkı Uluğ ve Beria Remzi Özoran'ın anlattıkları İngiliz gizli belgeleri tarafından da doğrulamakta ve anlatılanların hayal ürünü olmadığı ortaya konmaktadır.
Nitekim İngiliz Sömürge Valisi, Sömürgeler Bakanlığı'na gönderdiği 1 Temmuz 1938 tarihli raporda Adadaki Türk konsolosluğunun Kemalist propaganda ve Türk milliyetçiliği propagandasını maddi yönden desteklediğini ve SÖZ gazetesine ayda 18 Pound yardım yaptığını bildirmekteydi.

Raporda şöyle denmekteydi:
"24 Haziran tarihli ve 267 no'lu raporumda Ankara'daki Büyükelçimize Türkiye'de yayınlanan Cumhuriyet gazetesi ile ilgili olarak gönderdiğim ilgili resmi mektubun bir kopyasını da size göndermekten onur duyarım. Kıbrıs'taki Türk milliyetçiliği propagandasının Türkiye'deki kaynaklardan para yardımı aldığı konusunun kesin olduğu veya doğrulandığını söylemek mümkün değildir. Yine de buna inanmak için iyi bir neden olan Kıbrıs'taki Türk konsolosunun Kemalist propagandayı yaymak için bir fona sahip olduğu ve bu konsolosun ve yardımcılarının hükümete karşı faaliyetlerde bulunan müslüman toplum arasındaki milliyetçi unsurları teşvik ettikleri bilinmektedir. Bu unsurlardan birisi yerel Türk gazetesi olan SÖZ olup, konsolosun kaynaklarından her ay 18 Pound yardım aldığı söylenmektedir ancak bunu doğrulamak mümkün değildir."(40)


Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #4 : 09 Aralık 2009, 20:37:06 »

Atatürk'ün Kıbrıs'a Ve Kıbrıs Türklerine Verdiği Önem (2. Bölümn devamı)


ATATÜRK KIBRIS'TAN GÖÇÜ DURDURUYOR

Atatürk'ün Kıbrıs'a verdiği önemin bir diğer kanıtı da, Lozan Anlaşması'ndan sonra hızlanan adadan Türkiye'ye göçü durdurmasıdır. Belli ki Atatürk, Türkiye'nin güvenliği ve Doğu Akdeniz'in kontrolu açısından Kıbrıs gibi stratejik bir adadan Türk nüfusun yok olmasını uzun vadeli politikalar çerçevesinde sakıncalı görmekteydi. Nitekim bu yasak 1974 Türk Barış Harekatı'na kadar sürmüş ve adadan Türkiye'ye göç etmek isteyen Kıbrıslı Türklere sürekli ikamet izni verilmemiştir.

Atatürk'ün Kıbrıs'tan Türkiye'ye göçü durdurmasına ilişkin yazılı herhangi bir belge olmamasına karşın yasak kararı yaşanmış bir olgu olarak ortadadır. Buna ilaveten Atatürk'le birçok kez konuşma fırsatı elde etmiş olan Emekli İstanbul Vali Muavini Kıbrıs Kökenli Şevket Yurdakul, kaleme aldığı anılarında bu konuda somut bilgiler vermekte ve Atatürk'ün göçü durdurmak için güvendiği iki milletvekilini Kıbrıs'a gönderdiğini vurgulayarak şöyle demektedir:

"Büyük Ata, Kıbrıs'ı ve Kıbrıslıları çok sevdiğini her vesile ile açığa vurmaktaydı. Ben bu vesilelerden birkaç tanesine şahit olmuş, iftihar etmiş, gurur duymuş Kıbrıslı bir bahtiyarım... Lozan Anlaşmasından sonra hemen hemen bütün Kıbrıslılar (kendilerine tanınan Hak-kı Hıyarları - seçme hakkı çerçevesinde) Türk tabiyetinde kalmayı tercih ederek, Türkiye'ye göçe başladılar. Bu göç o kadar heyecanlı ve süratli idi ki, en kısa zamanda Türkler Kıbrıs'ı boşaltmış olacaklardı. Bunu gören büyükler ve bilhassa ATA, bazı temsilcileri göndererek (Rahmetli Kırklareli Milletvekili ve Himaye-i Etfal Cemiyeti Başkanı FUAT UMAY ve Siirt Mebusu ve Hakimiyet-i Milliye Gazetesi sahibi MAHMUT BEY) hicretin durdurulmasını emir buyurdular. Ve göç, böylece bir süre için durmuş oldu..."
Derviş Manizade anılarında, adı geçen iki milletvekilinin adada bulundukları süre içinde Himaye-i Etfal Cemiyeti yararına bağış topladıklarını da yazmaktadır.(41)

1940'lı yıllarda Türkiye'ye göç eden Kıbrıslı Türk avukat Ülkü Cengizer ise anılarında, 1930'lu yıllarda kendisi küçük bir çocukken Atatürk'e yakınlığı ile bilinen Kıbrıs kökenli Fatin Güvendiren'in adaya yaptığı bir ziyarette göçü durdurmak için yoğun telkinlerde bulunduğunu anlatıyor. Cengizer anılarında Güvendiren'in "Atatürk'ün göçe karşı olduğunu" söylediğini belirtiyor ve onun halkı ikna konuşmalarında Atatürk'le ilgili şu anekdotu anlattığını ifade ediyor: "Atatürk'e tüm Kıbrıs Türklerinin Anadolu'ya göçmen olarak alınması teklifini götürmüşler. O ise KIBRIS ŞAHADET PARMAĞINI TÜRKİYE'YE UZATMIŞ TARİHE VE JEOPOLİTİKE ŞAHADET EDERCESİNE BEN SENİNİM, BEN SENİNİM DİYE BAĞIRIRKEN BİZ KIBRIZ TÜRKLERİNİ ADADAN NASIL BOŞALTIRIZ?"(42) diye karşılık vermiştir.

Güvendiren'in Atatürk'e atfen, "Kıbrıs Türkleri adadan ayrılmamalı, benliklerini ve kültürlerini korumalı ve yaşam kavgalarını sürdürmelidir" diye konuştuğunu anlatan Cengizer, Güvendiren'in bu ziyaretinin göçün durmasına neden olduğunu belirtmektedir.(43)

Buna karşın Türkiye'ye göç etmiş bulunan on binlerce Kıbrıslı Türkün de huzur ve refah içinde, rahat bir yaşama kavuşması için o günün koşullarında tüm imkanlar zorlanmıştır. Bu çerçevede özellikle Kıbrıs'a yakın olan Türkiye'nin Güney sahillerinde onlara ev ve arazi verilerek iskan edilmişlerdir. Bugün Antalya, Alanya, Anamur, Mersin ve Adana bölgelerinde yüzbinden fazla kıbrıslı Türk yaşamaktadır.

Bu yerlerden biri de Antalya yakınlarındaki Yeniköy'dür. 1989 yılında bu köye yaptığım bir ziyarette köydeki Kıbrıslılar kahvesinde konuştuğum köylüler, "babalarının 1935 yılında Kıbrıs Karpaz bölgesindeki Mehmetçik köyünden gemi ile Türkiye'ye göç ettiklerini, Atatürk'ün emri ile kendileri için şu anda yaşadıkları köyün kurulduğunu bu nedenle de köye YENİKÖY dendiğini, kendilerine aile büyüklüklerine göre arazi verildiğini ve para yardımı yapıldığını" anlatmışlardır.

Atatürk'ün Türkiye'ye göç eden Kıbrıslı Türklerle yakından ilgilenmeye devam ettiği, bu çerçevede o günlerin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile Selanik'ten yakın arkadaşı olan ve 1925 yılında Lefkoşa Türk Lisesi'ne Müdür olarak atanan Kazım Nami Duru'ya talimat vererek, Anadolu'ya göç eden Kıbrıslı Türklerin nerelere yerleştikleri, adada bırakmış oldukları mal ve mülklerinin gerçek değerinin verilip verilmediği ve halen bu insanların durumlarının nasıl olduğu hakkında bir araştırma yapılarak kendisine sunulmasını istediği ve bunun yerine getirildiği iddia edilmektedir.(44)

Göç yasağına karşın, adadan Türkiye'ye göçün kabaran milliyetçilik duygularının da dürtüsüyle spontane olarak sürdüğü bilinmektedir. Nitekim Vali Palmer'in Sömürgeler Bakanı Malcolom Macdonald'a gönderdiği 24 Haziran tarihli bir raporda, Kıbrıs'ta Türk milliyetçi hareketinin yükselişinden söz edilirken bunun bir etkisi olarak "işsiz bir grup Türk gencinin Anadolu'da bir nevi El-DORADO arayışı içinde küçük ve üstü açık kayıklarla Akdeniz'in karşı sahiline (Anadolu'ya) çıktıkları" belirtiliyordu.(45)

ATATÜRK, KIBRIS'TA İYİ EĞİTİMLİ
AYDIN BİR KİTLE YETİŞMESİNE İMKAN
YARATIYOR VE KIBRIS TÜRK TALEBE
BİRLİĞİ HAMİ BAŞKANLIĞINI
ÜSTLENİYOR. LİSEYE MÜDÜR
GÖNDERİLİYOR

1878'den itibaren Türkiye'ye büyük bir aydın göçü olmuş ve Topluma önderlik edecek, haklarını savunacak aydın insanlar adadan ayrılmıştı. O günün koşullarında bırakın Üniversite eğitimini, lise eğitimi bile mümkün değildi. Kıbrıs Türklerinin bir tek Lisesi vardı ve sömürge yönetiminin baskısı altında yokluklar içinde eğitim yapılmaktaydı.

Yeni Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs'ta aydın, eğitimli, milliyetçi ve Kemalist bir kuşak yetiştirmek için iki yol denedi. Birinci yol adaya en değerli öğretmenlerini göndererek milli bilince sahip bir kuşak yaratmak; ikinci yol ise Türkiye'de okumak isteyen her Kıbrıslı Türk gencine burslu olarak diledikleri üniversitede eğitim olanağı yaratmaktı.
Nitekim Atatürk hükümetleri Kıbrıs Türk Liselerini Türkiye Liseleri ile denk tutmuş ve Kıbrıs Türk Liseleri mezunlarını yabancılara uygulanan giriş sınavlarına tabi tutmayarak doğrudan istedikleri üniversitelere girmelerine imkan tanımıştı.

1932 yılında HAKİKAT gazetesinde yayınlanan Türkiye'nin Kıbrıs Konsolosu Muhittin Bey'in bir duyurusunda bu konuda bilgi verilerek şöyle deniyordu:
"Hükümetimden henüz almış olduğum bir mektupta Kıbrıs Türk Lisesi mezunlarının tahsil derecesi Türkiye liseleri mezunlarının tahsil derecesiyle bir seviyede olduğu ve Türkiye Cumhuriyeti'nin darülfünunlarına girmek için müracaat edecek olan Kıbrıs Türk Lisesi mezunlarının bakalorya imtihanına tabi olmayacakları beyan edildiğini 64:29 numaralı ve 14:7:1832 tarihli mektubunuza atfen bildirmekle kesb-i şeref eylerim"(46)
Atatürk Türkiyesinin Kıbrıs Türklerinin varolan tek Lisesinde verilen eğitimin düzeyinden hiç kuşkusu yoktu, çünkü Liseye Türkiye'nin en iyi Kemalist eğitimcilerini yönetici-öğretmen olarak göndermekteydi. Bunlardan en çok iz bırakanları 1925'e kadar Lise müdürü olan Müçteba Öktem, Dr. Kazım Zafir, İsmail Hikmet Ertaylan ve sonraları Başbakanlığa kadar yükselen Şemsettin Günaltay'dı. Bunlar yanında daha sonraki yıllarda da gönderilmeye devam eden milliyetçi öğretmenlerin verdiği eğitim sayesinde Kıbrıs'ta Atatürk ilke ve devrimleri ile Anavatan Türkiye'ye gönülden bağlı, mücadeleci, bağımsızlıkçı Kemalist bir kuşak yetiştirilmiştir.

Hiç şüphesiz bu konuda da yine Büyük Atatürk belirleyici bir rol oynamaktaydı. İstanbul eski Vali Muavini Şevket Yurdakul bu konuda da şu önemli bilgileri veriyor:
"Eğitim için gelen gençler fakültere, yüksek okullara yatılı ve gündüzlü kayıt için başvuruyordu. Ama, yenemedikleri birçok engellerle karşılaşıyor, emellerine kavuşamıyorlardı. Büyüklerimize başvurduk... Düşüncelerimizi yerinde buldular, yardım ettiler. Bilhassa eski Bakanlardan merhum Cevdet Kerim İncedayı, bize çok yardımcı oldu.. Böylece İstanbul'daki Kıbrıslıları topladık ve 1932 yılında "KIBRISLI TÜRK TALEBE BİRLİĞİ" adıyla cemiyeti faaliyete geçirdik. Cemiyet kurulurken büyük ATA'yı hami başkan yapmak istiyorduk. Ve bunu Cemiyet nizamnamesine de koymuştuk. O zaman görüştüğümüz büyüklerimiz ATA'dan müsaade alıp almadığımızı sordular ve Atatürk'ün Kızılay, Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu gibi cemiyetlerin hami başkanlığını kabul buyurduklarını, fakat yüksek okulların talebe cemiyetlerinden başka vilayetlere ait cemiyetlerin hami başkanlığını kabul etmemekte olduğunu açıkladılar. Ve bu maddeyi nizamnamemizden çıkarmamızı tavsiye ettiler. Arkadaşlarla hayli üzüldük, fakat ümidimizi kesmeyerek ATA'ya gayemizi açıklayarak başvurduk. Bizleri ihya eden, sevince, ümide garkeden OLUMLU CEVAPLARI 8-10 gün içinde geldiği gibi, kendilerinden isteyeceğimiz yardımların o zaman İstanbul CHP İL Başkanı bulunan merhum Cevdet Kerim İncedayı'ya baş vurulmak suretiyle istenmesini emrettiler. Böylece cemiyetimiz Büyük ATA'nın himayelerinde çalışmaya başladı. Cemiyetin Türkiye'ye, bilhassa İstanbul ve Ankara'ya tahsile gelen gençlere büyükyardımı olmuştu. Evvelce gelen gençlerin çoğu, yüksek okullara, üniversitelere giremiyorlardı. Gelenlerin çoğu da okula giremiyor, ya çalışmaya mecbur kalıyor ya da geri dönüyordu. Cemiyetimizin çalışmaları ve HAMİ BAŞKANIMIZ ATATÜRK'ÜN EMİRLERİYLE girilemeyen fakülte ve yüksek okul kalmadı. Hatta İngiliz tabiyetindeki gençler bile Harbiye'ye ve askeri liselere girebiliyorlar ve bir taraftan da Türk Tebası oluyorlardı. Hami Başkan Büyük ATA'nın tensipleriyle gençlerimiz fakültelere, yüksek okullara başvurmadan önce cemiyete müracaat ediyordu. Cemiyet idare heyeti de bu gençler hakkında inceleme yapıp başvurduğu yüksek okula veya fakülteye "girebilir veya girmez" mektubu hazırlar ve Cevdet Kerim İncedayı'ya sunulurdu. İncedayı, gencin başvurmak istediği fakülte veya yüksek okula onu tavsiye ediyor ve formalitesi tamamlanıp beş-on gün içinde okula yerleşmiş oluyordu... Bu da ATA'nın Kıbrıs'ı ve Kıbrıslıları çok sevmesinin sonucuydu..."(47)
Nitekim, Atatürk Türkiyesi'nin Kıbrıs Türk gençlerine sahip çıkması sonucu kısa sürede o günün koşullarına göre yüksek sayıda genç, girilmesi en zor olan tıp ve hukuk fakültelerine kolaylıkla kayıt yaptırdı. O günlerde yayınlanan HAKİKAT gazetesinin bir haberine göre 1933 yılında sadece İstanbul Darülfünun'da 65 Kıbrıslı öğrenci bulunmaktaydı. Haberde bu öğrencilerin 1933 yılı Mart ayında biraraya gelerek öğrenime giden Kıbrıslı gençlere yardım etmek ve dayanışmalarını sağlamak amacıyla bir cemiyet kurdukları bildiriliyordu.(48)
Büyük Atatürk'ün yarattığı bu imkan sonucu Cumhuriyet üniversitelerinde burslu olarak okuyan Kıbrıslı gençlerin kimisi mecburi Doğu hizmeti, kimisi de Türkiye'ye yerleşmeye karar verdikleri için Anadolu'nun değişik bölgelerinde istihdam edilmekteydi.
Atatürk hükümetlerinin sağladığı imkan sonucu Türkiye'de çalışmaya başlayan Kıbrıslı Türklerden bazıları şunlardı:

1929'da Tıp Fakültesinden mezun olup Türkiye'de istihdam edilener(49)

1. Dr. Fevzi Necdet Bey; Van Vilayeti Erciyeş hükümet Tababetine
2. Dr. Saffet Bey; Nereye tayin edildiği belirtilmiyor
3. Dr. Hüseyin Hasip Bey; Nereye tayin edildiği belirtilmiyor
4. Dr. Ali Rıza Cafer Bey; Nereye tayin edildiği belirtilmiyor
5. Dr. Mehmet Derviş Bey; Nereye tayin edildiği belirtilmiyor

1931'de Tıp Fakültesinden mezun olup Türkiye'de istihdam edilenler(50)

1. Dr. Ali Rıza Bey; Malatya Vilayeti Arapgir Kazası Hükümet Tababetine
2. Dr. Mehmet Ali Bey; El'aziz vilayeti Palo kasabası hükümet tababetine
3. Dr. Hocazade Ali Rıza Bey; Beyazıt Vilayeti Iğdır Kazası hükümet tababetine
4. Dr. Bektaşzade Mustafa Cemal Bey; El'aziz vilayeti Ergani Madeni kazası hükümet tababetine
5. Dr. Şefik Bey; Gülhane Hastahanesi tababetine ikinci mülazim
6. Dr. Zekai Bey; Niğde Vilayeti Nevşehir Kazası hükümet tababetine(51)
7. Dr. Cahit Raif Bey (Cumhurbaşkanı Denktaş'ın abisi) Aydın vilayeti hükümet tababetine(52)
8. Dr. Hafız Cemal (Lokman Hekim); İstanbul'da Serbest hekim olarak çalışmaktaydı(53)

Hukuk Fakültesinden mezun olup istihdam edilenler veya adaya dönenlerin bazıları ise şöyleydi:(54)

1. Süleyman Şevket Bey; Adaya dönmüştü
2. Mahmut Bey; Adaya dönmüştü
3. İzzet Bey; Ödemiş Mahkeme yargıçlığına
4. Suphi Bey; Pasinler Mahkeme yargıçlığına
5. Avni Bey; Torbalı Mahkeme yargıçlığına
6. Yıldırım Bey; Hekimhan Mahkeme yargıçlığına
7. Hami Bey; Erciyeş Savcılığına
8. Hasan Cahit Bey; Master yapmak için Adliye Vekaleti hesabına İsviçre'ye gönderildi.
9. Musanamizade Reşit Bey; Çatalca Ceza Hakimliğinden terfian İstanbul Eyüp Sultan Sulh Hakimliğine ve İstanbul Beyoğlu Ceza Mahkemesi hakimliğine(55)
10. Mehmet Zeka Bey; İstanbul Hukuk Fakültesinden mezun olup ileri tahsil için Londra'ya gitmiştir(56)
11. Turgut Tevfik Bey; (Ankara Hukuk) Nerede istihdam edildiği belirtilmiyor(57)
12. Nevzat Hulus Bey; (Ankara Hukuk) Nerede istihdam edildiği belirtilmiyor(58)
13. Edip Halit Bey; (Ankara Hukuk) Nerede istihdam edildiği belirtilmiyor(59)
14. Mehmet İhsan Uzman Bey; Tavas Kazası Savcılığına(60)
15. Sofuzade Celal Bey; Nerede istihdam edildiği belirtilmiyor(61)

Atatürk Türkiyesi'nde istihdam edilen diğer bazı Kıbrıslı Türkler ise şunlardı:

1. Mustafa Sıtkı Bey; TBMM Zabıt Katibliği'ne, sonra İş Bankası Hukuk Müşvirliğine(62)
2. İhsan Bey; Darülfünün mezunu(63) Nerede istihdam edildiği bilinmiyor
3. Mahir Bey; Darülfünun mezunu(64) Nerede istihdam edildiği bilinmiyor
4. Kaleburnu'lu M. Niyazi Bey; Ziraat Bankası'nda istihdam edildi(65)

Atatürk Türkiyesi, Kıbrıslı gençler arasından öğretmenlerin yetişmesine de büyük önem vermekteydi. Bu nedenle her yıl öğretmen okullarına da burslar vermekteydi. Örneğin 1932 yılında SÖZ'de yayınlanan bir ilandan anladığımıza göre 1933 eğitim yılı için öğretmen okullarına 3 erkek ve 2 kız olmak üzere 5 Kıbrıslı Türk öğrenciye burs verilmiştir.(66)

Bunun yanında yine SÖZ'de yayınlanan bir yazıdan, Türkiye'de başlatılan eğitim seferberliğine katılmak üzere birçok Kıbrıslı Türk öğretmenin de Anadolu'ya gittiği ve çeşitli vilayetlerde öğretmen olarak istihdam edildiği anlaşılmaktadır.(67)

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #5 : 09 Aralık 2009, 20:38:28 »

Atatürk'ün Kıbrıs'a Ve Kıbrıs Türklerine Verdiği Önem (2. Bölümün devamı)


TÜRKİYE DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI LİSEDE KEMALİST GENÇLERE YAPILAN BASKILARA GÜNDEME GETİRİYOR

Yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren milli günler Kıbrıs Türk Halkı tarafından büyük bir coşkuyla kutlanmaktaydı. Özellikle lise gençleri yasak olmasına karşın bu kutlamalarda başı çekmekteydi. 1936 yılında 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında da aynısı olmuş ve Liseli gençler 29 Ekim günü okula gitmemişti. Okulun İngiliz olan müdürü ise başı çeken öğrencileri okuldan uzaklaştırırken birçok öğrenciye de değişik cezalar vermişti. Asıl ilginç olan ise önemli bir dış politika konusu olmayan bu olayın dahi Türkiye hükümeti tarafından yakından izlenip derhal girişim yapılmasıydı. Nitekim yurt dışında olan dönemin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras'a vekalet etmekte olan Şükrü Saraçoğlu, derhal İngiliz Büyükelçisini çağırarak nezaket ölçüleri içinde, yapılan baskıları gündeme getirir.

Bu görüşmeyi Tevfik Rüştü Aras ile 1938 yılı içinde yaptığı bir başka görüşmede dile getiren Büyükelçi Sir Percy, Saraçoğlu'nun Lise'deki olayı kendisine niye açtığını anlamadığını belirtir. Sir Percy, bu görüşmeyle ilgili, olarak Kıbrıs Valisine gönderdiği notta şöyle denmekteydi:
"Lise'deki olayla ilgili şikayetin haklı bir yanı bulunmadığı halde Türk Dışişleri Bakan vekilinin bu konuyu özel nitelikte bile olsa niye benimle görüştüğüne bir anlam veremedim."

Oysa durum oldukça açıktı. Bundan çıkan sonuç, Atatürk Türkiyesi'nin Kıbrıs'taki gelişmeleri çok yakından izlediği ve Türk milliyetçilerine yapılan baskılara karşı oldukça hassas olduğudur. Yani Kıbrıs'a özel bir önem verdiğidir. İngiliz elçi bunun farkında olmadığı için Lisedeki bir olayın bile Türkiye'yi rahatsız edebileceğini anlamakta güçlük çekmekteydi...
İngiliz Büyükelçisi Sir Percy, Tevfik Rüştü Aras'la görüşmesine ilişkin olarak yazdığı notta Aras'a adadaki Kemalistleri şikayet ettiğini de belirtmekte ve Bakandan önde gelen Kemalistlerin hareketlerini kınamasını talep ettiğini bildirmekteydi.

Sir Percy, Tevfik Rüştü Aras'ın kendisine verdiği yanıtta, Türkiye'nin adaya yönelik faaliyetleri olmadığını söyleyerek şu husus üzerinde durduğunu belirtiyor:
"Türk hükümetini ciddi olarak düşündürecek tek şey, bir gün oradaki genç Türk nesillerinin, hocaların karanlık, gerici etkisi altında kalmalarına Kıbrıs hükümetinin izin vermesi ve liberal eğitim olanaklarından, düşünce ve bilmin modern çizgileri içinde ilerlemekten alıkonulmalırıdır... Bizden kopan Osmanlı topraklarıyla ilgili modern Türk düşüncesini yönlendiren tek genel ilke ister kıta parçası isterse ada olsun, bu topraklarda yaşayan insanlara otonomi bahşedilmesinin Türk hükümeti tarafından daima memnunlukla karşılanacağıdır. Kıbrıs'ta bu sorun da yoktur. Çünkü Kıbrıs'taki halklar adanın içişlerinin yönetilmesinde halihazırda söz sahibidirler ve Türk hükümeti İngiliz sömürge yönetiminin liberalliğinin farkındadır."(68)


(37) Derviş Manizade, Kıbrıs, Dün, Bugün, Yarın, sayfa 15
(38) Derviş Manizade, 65 Yıl Boyunca Kıbrıs, sayfa 75
(39) Sabahattin İsmail-Ergin Birinci, Atatürk Döneminde Türkiye-Kıbrıs İlişkileri, sayfa 283, 1989 İst.
(40) Ahmet Gazioğlu a.g.e. sayfa 288
(41) Derviş Manizade 65 Yıl Boyunca Kıbrıs, sayfa 75
(42) Av. Ülkü Cengizer, "Ben Seninim, Ben Seninim" başlıklı yazı, KIBRIS POSTASI Dergisi, Ankara Kıbrıs Türk Kültür Derneği yayın organı, 100. Yıl Özel Sayısı, 19 Mayıs 1981-Ankara, sayfa 30-32
(43) a.g.y. sayfa 32
(44) Doç. Dr. Hasan Cicioğlu, Kıbrıs Meselesi ve İngiltere, Yeni Avrasya Stratejileri Dergisi özel eki, Ocak 2001, sayfa 34-35
(45) A.C.Gazioplu, a.g.e. sayfa, 301
(46) HAKİKAT, 5 Ekim 1932
(47) Derviş Manizade, Kıbrıs, Dün-Bugün Yarın, sayfa 19
(48) HAKİKAT, 22 Mart 1933 ayrıca Mustafa Haşim Altan, Atatürk Devrimlerinin Kıbrıs Türk Toplumuna yansıması, 1997 Ankara, sayfa 125
(49) SÖZ, 25 Temmuz 1929 ve 2 Ekim 1930
(50) SÖZ, 16 Temmuz 1931
(51) SÖZ 21 Mayıs 1931
(52) SÖZ 14 Eylül 1934
(53) SES 23 Temmuz 1936
(54) SÖZ 17 Ocak 1929
(55) SÖZ 11 Temmuz 1929 ve 23 Temmuz 1931
(56) SÖZ 25 Temmuz 1929
(57) SÖZ 23 Temmuz 1931
(58) SÖZ 23 Temmuz 1931
(59) SÖZ 23 Temmuz 1931
(60) SÖZ 12 Şubat 1935
(61) SÖZ 14 Nisan 1936
(62) SÖZ 9 Ocak 1930
(63) SÖZ 25 Temmuz 1929
(64) SÖZ 25 Temmuz 1929
(65) SÖZ 28 Mayıs 1931
(66) SÖZ 21 Temmuz 1932
(67) SÖZ 19 Aralık 1929
(68) FO 371/21935-3261 (Aktaran: A.C. Gazioğlu a.g.e. saya 307-312)


Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.085 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.024s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.