1933 ÜNİVERSİTE REFORMU, ATATÜRK'ÜN BENZERSİZ DEHASININ BİR BAŞKA ÜRÜNÜDÜR
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Kasım 2017, 10:47:08


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 ... 9 10 [11] 12
  Yazdır  
Gönderen Konu: 1933 ÜNİVERSİTE REFORMU, ATATÜRK'ÜN BENZERSİZ DEHASININ BİR BAŞKA ÜRÜNÜDÜR  (Okunma Sayısı 131981 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #100 : 26 Eylül 2010, 18:27:28 »

Bilgisizlikle Mücadele
   Atatürk, toplumumuzun bilgisizliğini felaketlerimizin en önemli nedenleri arasında
görmüştür. Bu yüzden bilgisizliğin süratle ortadan kaldırılması gerektiğini her zaman
dile getirmiştir. Cehaletin milletimize verdiği zararlar hususunda:

   “Milleti yüzyıllarca başkalarının hırs ve faydalanma aracı kılan en büyük düşman
bilgisizliktir. Milleti yüzyıllarca kendi benliğine sahip yapmayan, milleti yüzyıllarca
kendi hakkında ihtiyatsız bulunduran hep bu bilgisizliktir” (AKYÜZ, 2001:304-305,
311).
   “Eğitim ve öğretimin önemini izah etmek fazla bir şey olur. Bu memlekette eskiden
beri bilgisizlik devam ediyor. Eski idareler bu bilgisizliği devam ettirmeyi kendi
devamları için bir lüzum gibi mütalâa ediyorlardı. Bu memlekette cehaleti süratle
ortadan kaldırmak lazımdır. Başka kurtuluş yolu yoktur”

(KOCATÜRK, 1999:121)
demiş ve cahilliği de şöyle tanımlamıştır:

   “Biz cahil dediğimiz zaman, mutlaka mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz.
Kastettiğimiz; ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller
çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören hakikî âlimler çıkar”

   (AKYÜZ, 2001:305;PALAZOĞLU, 1990:35). Atatürk’e göre, eğitim öğretim
politikalarının temelini bilgisizliğin giderilmesi konusu teşkil etmektedir. Muasır
medeniyet seviyesine ulaşmak ancak ilim ve fenle mümkün olacaktır. Bu da öncelikle
bilgisizliğin ortadan kaldırılmasına bağlıdır:

   “Gözlerimizi kapayıp yalnız yaşadığımızı farz edemeyiz. Memleketimizi bir
çember içine alıp cihan ile alâkasız yaşayamayız. Bilakis ileri, medenî bir millet
olarak medeniyet sahasının üzerinde yaşayacağız; bu hayat ancak ilim ve fen ile olur.
İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve
fen için kayıt ve şart yoktur. Hiçbir mantıkî delile dayanmayan bir takım an’anelerin,
inançların muhafazasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç
olmaz. İlerlemede kayıt ve şartları aşamayan milletler, hayatı makul ve pratik
göremez; hayat felsefesini geniş gören milletlerin hâkimiyet ve esareti altına
girmeye mahkûmdur. Bütün bu hakikatlerin milletçe iyi anlaşılması ve iyi sindirilmesi için
her şeyden evvel bilgisizliği ortadan kaldırmak lâzımdır. Bu sebeple eğitim ve öğretim
programımızın, eğitim ve öğretim siyasetimizin temel taşı, bilgisizliğin
giderilmesidir. Bu giderilmedikçe yerimizdeyiz. Yerinde duran bir şey ise geriye gidiyor
demektir” (KOCATÜRK, 1999:121-122).

   Atatürk, Millî Eğitim ışığının memleketin her tarafına ulaşıp yayılmasını, cehaletin
yok edilmesini, eğitimin sadece çocukları değil, yetişkinleri de kapsamasını, “bu
amaçla herkese okuma-yazma öğretmeyi amaçlayan bir seferberliğin başlatılmasını
istemiştir. Türkiye, köylerine hiç gazete ve dergi girmeyen bir ülke olmaktan
kurtarılmalı, bunun için gerekli her çaba gösterilmeli idi” (MUMCU ve diğ, 1997:163).
   Harf devrimi, okuma-yazmayı kolaylaştırma ve eğitimi yaygınlaştırmada
bir araç olarak görülmüştür. “Atatürk Türk Milleti’ne kolay bir okuma-yazma anahtarı
vermek gerektiğini, bunun da Lâtin esasından alınan Türk alfabesi olduğunu, üstelik
bunun Türk diline de uygun olduğunu belirtmiştir” (ERGÜN, 1997:123). 1928 yılı
sonları ile 1929 yılı başlarında, yeni harflerle halka okuma-yazma öğretmek amacıyla,
yurt genelinde çok sayıda Millet Mektepleri açılmıştır. Atatürk, okuma-yazma öğretme
seferberliğine bizzat katılmış ve çalışmaları denetlemiştir. O, Türk Milleti’nin
öğretmeni olmuş ve kendisine “Millet Mektepleri Başöğretmeni” unvanı verilmiştir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #101 : 26 Eylül 2010, 18:32:34 »

Eğitimde Fırsat Eşitliği
   Atatürk’ün eğitimle ilgili en önemli hedeflerinden biri, toplumun her
kesiminin eğitim hizmetlerinden eşit şekilde yararlanması olmuştur. “Okuma-yazmayı
öğrenme ve eğitim görme, sadece bir grubun, bir sınıfın hakkı olmamalı; batıdan
doğuya, şehirden köye kadar bütün yurt kadını, erkeği, çiftçisi ve hamalı ile her birey
eğitimden payını almalıydı. Bunun için herkes okur- yazar olmalı ve ilköğretim
yaygınlaştırılarak zorunlu hâle getirilmeliydi. Ayrıca anne babalar kız çocuklarını okula
göndermekten çekinmemeli ve herkesin okulda bir sanat öğrenerek, üretici ve sanatkâr
olmasını sağlayacak bir eğitim düzeni getirilmeliydi. Her köye ve her yerleşim merkezine
muhakkak bir ilkokul açılmalı ve ilkokulların açılmadığı yerlerdeki çocuklarımıza
ilköğretim hizmeti sunabilmek için yatılı ilkokullar açılarak yaygınlaştırılmalıydı”
(KARAGÖZOĞLU, 1985:210). O, yazı inkılâbıyla ilgili kanunun kabulünden birkaç
ay önce, Ağustos 1928’de Sarayburnu’ndaki konuşmasında, bu hususla ilgili olarak şu
satırlara yer vermekteydi:

   “Çok işler yapılmıştır, ama bugün yapmaya mecbur olduğumuz son değil, lâkin
çok lüzumlu bir iş daha vardır. Yeni Türk harflerini çok çabuk öğretmelidir. Her
vatandaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanperverlik,
milliyetperverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki, bir milletin, bir
heyet-i içtimaiyenin yüzde onu, yirmisi okuma-yazma bilir; yüzde seksen, doksanı
bilmez; bu ayıptır. Bundan insan olanlar utanmak lâzımdır”

(ATATÜRK’ÜN S.D.II,
1997:274). 1 Mart 1933’te TBMM’ni açış konuşmasında da şöyle diyordu:

   “İlköğretimin muhtaç olduğu kurumlardan biri de yatılı ilkokullardır.
Hükûmetin son zamanlardaki inceleme ve gözlemleri, her yerde yatılı okullara karşı
genel bir istek olduğunu göstermiştir. Birkaç ilin küçük yavrularını bir yerde
toplamanın eğitimde birlik, yurt sevgisi ve kardeşlik üzerinde yapacağı olumlu etki
ortadadır. Bu nedenle Millî Eğitim Bakanlığı’mız bu okulların açılmasını bütün
imkânlarıyla destekleyecektir” (ATATÜRK’ÜN S.D.I, 1997:317).

   Atatürk, yüksek öğretimin de toplumun bütün bireylerini kapsaması
gerektiğini düşünmüştür. Kasım 1937’de TBMM’nin açılışında yaptığı konuşmada, bu
konu üzerinde durmuş ve o dönemde memleketi batı, merkez ve doğu olmak üzere üç
büyük kültür bölgesi hâlinde düşünüp, buralarda üniversitelerin kurulup geliştirilmesinin
önemini vurgulamıştır (ATATÜRK’ÜN S.D.I, 1997:419- 420).
   Atatürk’e göre, eğitimdeki fırsatlardan yararlanırken kadın ve erkek vatandaşlar
arasında hiçbir cinsiyet ayrımı gözetilmemelidir. Kadınlar da erkekler gibi, eğitimin
bütün kademelerinden yararlanmalı ve alacağı vazifelerle toplumdaki yerini almalıdır:

   “Esas itibariyle iki mevcudiyet arasında söz konusu olan bu eşitlik; toplumun
bütünü için de söz konusudur. Bu sebeple, kadınlarımız erkeklerimizle ilimde, fende
faaliyette eşit olacaktır; yani aynı olgunluk derecesine ulaşacaklardır... Kadın ve
erkeğin aynı suretle eğitim ve öğretim görmesi açıktır. Bu sebeple yeni Türkiye Devleti
ve TBMM Hükûmeti, bundan sonra takip edeceği eğitim programlarında, bilhassa bu
noktayı çok büyük ehemmiyetle dikkate alacaktır. Kadınlarımız da tabiî ki, erkekler
gibi aynı tahsil derecelerinden geçecek, kendisi için ve kadınlığı için toplumun
kendisinden isteyeceği vazifeleri yapmaya güçleri yetecektir”
ifadelerine yer vermiştir(GEDİL, 1988:261).
   “Kadının en büyük vazifesi analıktır. İlk terbiye verilen yerin ana kucağı olduğu
düşünülürse, bu vazifenin önemi lâyıkıyla anlaşılır. Milletimiz kuvvetli bir millet olmaya
karar vermiştir. Bugünün gereklerinden biri de kadınlarımızın her hususta
yükselmelerini temindir. Bu sebeple kadınlarımız da, âlim ve teknik bilgi sahibi
olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğrenim derecelerinden geçeceklerdir. Sonra,
kadınlar sosyal hayatta erkeklerle beraber yürüyerek birbirinin yardımcısı ve
koruyucusu olacaklardır” (ATATÜRK’ÜN S.D.II, 1997:89-90).
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #102 : 26 Eylül 2010, 18:41:18 »

Bilime Dayalı Eğitim
   Atatürk Dönemi’nde yapılan bütün inkılâplarda ve yeni düzenlemelerde
bilimsellik ilkesine uyulmuştur (EROĞLU, 1982:460-463). Ulu Önder, “toplumun
yeniden biçimlendirilmesinde en önemli itici kuvvet olarak görülen eğitim alanında
da aynı ilkeye uyulmasını, ilim ve fennin gösterdiği yoldan şaşılmamasını özellikle
istemiş, hatta emretmiştir. Bu tutumuyla Atatürk, Türkiye’nin çağdaş bir devlet
hâline gelmesini önleyen engelleri, tam bir cesaretle yıkıp atabilen, akıl ve bilim çağına
geçmenin tek kurtuluş yolu olduğunu tam bir berraklıkla görüp bu gerçeği tam bir
açıklıkla gözler önüne seren bir liderdir.” (KARAGÖZOĞLU, 1985:204).
   27 Ekim 1922’de, Büyük Zaferi kutlamak üzere İstanbul’dan Bursa’ya gelen
öğretmenlere seslenişinde, Ulusumuzun her bakımdan ilerlemesinin ancak ilim ve
fenni rehber edinmekle mümkün olacağını şu cümleleriyle dile getirmiştir:

   “Milletimizin siyasî ve içtimaî hayatında, milletimizin fikrî terbiyesinde de
rehberimiz ilim ve fen olacaktır. Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen
yardımıyladır ki, Türk Milleti, Türk sanatı, Türk şiir ve edebiyatı, Türk iktisadiyatı
bütün güzellikleriyle gelişir... Gözlerimizi kapayıp yalnız yaşadığımızı farz edemeyiz.
Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile alâkasız yaşayamayız. Bilakis ileri,
medenî bir millet olarak medeniyet sahasının üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim
ve fen ile olur. İlim ve fen nerde ise oradan alacağız ve her millet ferdinin kafasına
koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur”

(ATATÜRK’ÜN S.D.II, 1997:47-
48;SAYILI, 1988:954).
   “Atatürk’ün bilimsellik ilkesi eğitim ve öğretimde amaç, içerik ve araçların
bilimin en son düzeyindeki verilere göre düzenlenmesini amaçlar” (TEZCAN,
2000:22). O, 22 Eylül 1924’te Samsun’da İstiklâl Ticaret Mektebi’nde öğretmenlere
hitaben yaptığı konuşmada bu görüşlerini şöyle ifade etmiştir:

   “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakikî yol
gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında kılavuz aramak gaflettir, bilgisizliktir,
doğru yoldan sapmadır. Yalnız; ilim ve fennin yaşadığımız her dakikadaki
safhalarının geliştirilmesini kavramak ve ilerlemelerini zamanında takip etmek şarttır.
Bin, iki bin, binlerce sene evvelki ilim ve fen dilinin çizdiği kuralları, şu kadar bin sene
sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak, elbette ilim ve fennin içinde bulunmak
değildir” (ATATÜRK’ÜN S.D.II, 1997:202).

   Başka bir konuşmasında şu ifadelere yer vermiştir:
“Hiçbir hükmü kendiniz,kendi bilginize ve inanıza varamadan filân veya falan
Avrupalı muharrir söylemiş diye hemen benimsemeyiniz. Onların hele biz Türkler, bizim
 dilimiz ve tarihimizüzerindeki hükümleri çok kere yanlış bellenmiş esaslara dayandığını görüyorsunuz”
(KOCATÜRK, 1999:139).

   Temmuz 1927 tarihinde Dolmabahçe Sarayı’nda İstanbul Muallimler
Heyeti’ne seslenişinde:

   “Eski hocalar nasıl dinî esastan hâkim olmuşlarsa,
öğretmenler de ilim esasından kazanmaya başladıkları hâkimiyeti sonuca
ulaştırmalıdırlar. Bununla öğretmenlik mesleği gerçek gelişme devrine dahil
olacaktır”

   demek suretiyle, eğitimde öğretmenlerin izleyecekleri ilim yolunun
önemini vurgulamıştır (ATATÜRK’ÜN S.D.II, 1997:206).
   Cumhuriyet’in kuruluşunun Onuncu yıl dönümünde yaptığı konuşmadaki:

   “Türk Milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda, elinde ve
kafasında tuttuğu meşale müspet ilimdir”

sözleriyle de, medenî ve müreffeh bir millet
olmanın yolunu göstermiştir.
   Atatürk, bilimsellik ve akılcılık ilkesine her zaman önem vermiştir. Onun
zamanında “yapılan tüm eğitim reformlarından ve eğitimle ilgili en önemli kararlardan
önce, muhakkak bilimsel bir ön çalışma yapılmış, yerli ve yabancı uzmanların
görüşleri alınmış, diğer ülkelerdeki benzer çalışmalar izlenmiş ve ancak bütün
bunlardan sonra sistemde bir değişikliğe gidilmiştir” (KARAGÖZOĞLU,
1985:205).
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #103 : 26 Eylül 2010, 18:47:23 »

Uygulamaya ve Üretime Yönelik Eğitim
   Eğitim sorununun her yönüyle ilgilenen Atatürk, daha Millî Mücadele yıllarında,
çocuklarımızı toplum içinde ve ekonomik alanda daha verimli kılacak şekilde,
uygulamalı eğitim yöntemine önem verilmesi gerektiğini hatırlatmıştır. 1 Mart 1922’de
TBMM’ni açış konuşmasında:

   “Bir taraftan bilgisizliği ortadan kaldırmaya, bir taraftan da memleket
evlâdını sosyal ve ekonomik hayatta fiilen etkili ve verimli kılabilmek için gerekli
olan ilkel malûmatı pratik bir tarzda vermek eğitim ve öğretim usulümüzün esasını
teşkil etmelidir. Ortaöğretimde de eğitim ve öğretim usulünün pratik ve uygulamalı
olması esasına uymak şarttır”
(ATATÜRK’ÜN S.D.I, 1997:245)
 demiş ve bir yıl sonra yine TBMM’nin açılışında aynı konuya değinerek şu ifadelere
 yer vermiştir:

   “Eğitim ve öğretimde uygulanacak yol, bilgiyi insan için fazla bir süs, bir
zorbalık vasıtası, yahut medenî bir zevkten ziyade, maddî hayatta başarılı olmayı
temin eden pratik ve kullanılması mümkün bir araç hâline getirmektir. Millî
Eğitim Bakanlığı bu esasa önem vermelidir. Uygulamaya dayanan ve yaygın bir
eğitim-öğretim için yurdun önemli merkezlerinde modern kütüphâneler, bitki ve
hayvanları içine alan bahçeler, konservatuarlar, atölyeler, müzeler, sergi salonları
kurmak lâzım geldiği gibi, kaza merkezlerine kadar bütün memleketin, matbaalarla
donatılması icap etmektedir” (ATATÜRK’ÜN S.D.I, 1997:316).

   Atatürk, eğitim programlarının ülke ekonomisinin gelişmesine katkı
sağlayabilecek bir yapıya sahip olmasını istemiştir. 17 Şubat 1923’te, İzmir İktisat
Kongresi’ni açarken bu konunun üzerinde durmuş ve eğitimin mutlaka uygulamalı olarak
yapılmasını emretmiştir:

   “Çocuklarımıza öyle bir eğitim, öğretim, ilim ve irfan vermeliyiz ki,
ticaret, tarım, sanat alanlarında yararlı, etkin, faal uygulayıcı olsunlar. İlk ve
ortaöğretim bu esasa göre düzenlenmelidir” (PALAZOĞLU, 1990:25;
KARAGÖZOĞLU, 1985:206).
   1924 yılındaki bir konuşmasında:
“Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı suretle
bütün öğrenim derecelerindeki öğretim ve eğitimlerinin pratik olması önemlidir.
Memleket çocukları her öğrenim aşamasında, ekonomik hayatta verimli, etkili ve başarılı
olacak şekilde donatılmalıdır”
şeklindeki ifadeleriyle eğitimin işe yarar ve üretime
dönük olması gerektiğini vurgulayan Atatürk, bu düşüncelerini 1931 yılında söylediği
şu sözleriyle devam ettirmiştir:

   “İlk ve ortaöğretim mutlaka insanlığın ve medeniyetin gerektirdiği ilmi ve tekniği
versin, fakat o kadar pratik bir tarzda versin ki, çocuk okuldan çıktığı zaman aç
kalmaya mahkûm olmadığına emin olsun” (AKYÜZ, 2001:310).

   Meslekî ve teknik öğretimde 1935 yılından sonra önemli atılımlar
gerçekleştirilmiştir (KAYNAR ve SAKAOĞLU, 1996:96). Atatürk, 1 Kasım
1936’da TBMM’ni açış konuşmasında, bu gelişmelerden duyduğu memnuniyeti
şöyle dile getirmiştir:
“Sanat ve teknik okullarına rağbet artmıştır. Bunu sevinçle
söylerken, her türlü teşviki arttırmak lâzım olduğunu da ilave etmek isterim”
(ATATÜRK’ÜN S.D.I, 1997:405).

  
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #104 : 26 Eylül 2010, 18:53:24 »

Karma Eğitim
   “Karma eğitim ilkesi, eğitim ve öğretimde cinsiyet ayrımının kaldırılması, her iki
cinsin de eğitim hakları ve imkânlarından birlikte ve eşit olarak yararlanmasıdır”
(YAMANER, 1999:115). Atatürk, kadınlarına gerekli eğitimi veremeyen bir toplumun
ilerleyemeyeceği düşüncesinde idi. Bu yüzden
“Bir toplumun yarısı topraklara
zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmının göklere yükselmesinin imkânsız”

olduğu
gerçeğini her vesileyle hatırlatmıştır ( 1997:161). O, Kurtuluş
Savaşı’nın devam ettiği günlerde, Temmuz 1921 tarihinde toplanan Maarif Kongresi’nde,
yurdun her tarafından gelen 250’den fazla erkek ve kadın öğretmenlere
seslenişinde, Millî Maarif’in kadın ve erkek öğretmenlerin işbirliği sayesinde
kurulabileceğini vurgulamıştır.
   1 Mart 1922’de TBMM’ni açış konuşmasında, kadınların erkeklerle aynı öğrenim
derecelerinden geçerek yetiştirilmesinin gerekliliği üzerindedurmuştur. Onun 1923
yılında yaptığı konuşmalarında, Türk kadınının eğitimi ve toplumdaki rolüne ilişkin
görüşleri önemli bir yer tutmaktadır (KOCATÜRK, 1999:113-117):

   “Kadın ve erkeğin aynı suretle eğitim ve öğretim görmesi açıktır. Bu sebeple yeni
Türkiye Devleti ve TBMM Hükûmeti, bundan sonra takip edeceği eğitim programlarında
bilhassa bu noktayı çok büyük ehemmiyetle dikkate alacaktır. Kadınlarımız da tabiî ki,
erkekler gibi aynı tahsil derecelerinden geçecek, kendisi için ve kadınlığı için, toplumun
kendisinden isteyeceği vazifeleri yapmaya güçleri yetecektir” (GEDİL, 1988: 261).

   “Bugünün gereklerinden biri de, kadınlarımızın her hususta yükselmelerini
temindir. Bu sebeple kadınlarımız da okumuş ve bilgi sahibi olacaklar ve
erkeklerin geçtikleri bütün tahsil derecelerinden geçeceklerdir. Sonra kadınlar
sosyal hayatta erkeklerle beraber yürüyerek birbirinin yardımcısı ve koruyucusu
olacaklardır. Düşmanlarımız bizi dinin tesiri altında kalmış olmakla itham ediyor,
duraklama ve çökmemizi buna bağlıyorlar; bu hatadır. Bizim dinimiz hiçbir vakit
kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şey, erkek
ve kadının beraber olarak bilim ve bilgiyi kazanmasıdır. Kadın ve erkek bu bilim ve
bilgiyi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla donanmak mecburiyetindedir.
İslâm ve Türk tarihi tetkik edilirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü kayıtlarla bağlı
zannettiğimiz şeyler yoktur. Türk sosyal hayatında kadınlar bilim ve bilgi yönünden
ve diğer hususlarda erkeklerden asla geri kalmamışlardır; belki daha ileri
gitmişlerdir” (ATATÜRK’ÜN S.D.II, 1997:89-90).

   Cumhuriyet’in ilânından sonra karma eğitime geçilmesi yönünde çalışmaların
hızlandığı görülmektedir (TAN, 1981:45-55; BİNBAŞIOĞLU, 2005:276-277). Hükûmet,
Ağustos 1924 yılında, ilkokul eğitiminin karma olacağı kararını almıştır. Atatürk 30
Ağustos 1925’te Kastamonu’daki konuşmasında karma eğitimin Türk eğitim sisteminin
temel ilkelerinden biri olması gerektiğini açıkça ifade etmiştir:

   “Bir toplum, bir millet, erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir.
Mümkün müdür ki, bir kütlenin bir parçasını ilerletelim, diğerine müsamaha edelim
de kütlenin hepsi yükselme şerefine erişebilsin? Mümkün müdür ki, bir topluluğun
yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin? Şüphe yok
yükselme adımları, dediğim gibi, iki cins tarafından beraber, arkadaşça atılmak,
ilerleme ve yenilik alanında birlikte yol alınmak gerekir. Böyle olursa inkılâp başarılı
olur” (ATATÜRK’ÜN S.D.II, 1997:226-227;YAMANER, 1999:116).

   “1927-1928 öğretim yılından itibaren erkek ve kız ortaokullarının yanında, karma
ortaokullar kurulmaya veya bazı ortaokullar karma hâle getirilmeye başlanmıştır.
Giderek tek başına kız ve erkek ortaokullarının sayısı oldukça azalmıştır. Liseler için
de, karma eğitime 1934-1935 öğretim yılından itibaren geçilebilmiştir” (ERGÜN,
1997:83).
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #105 : 26 Eylül 2010, 19:04:23 »

Yaygın Eğitim
   Atatürk “Millî Mücadele yıllarından itibaren, çağdaşlaşma yolunda ilerleyebilmek
için, her şeyden önce yaygın bilgisizliğin ortadan kaldırılması ve eğitimin geniş halk
kitlelerine yayılması gerektiğini vurgulamıştır” (YAMANER, 1999:118-119). O, daha
Sivas Kongresi’nin yapıldığı günlerde Amerikalı bir gazeteciye şu demeci veriyordu:

   “Türk halkı iyi bir eğitim görmeli ve iyi bir hükûmete sahip olmalıdır. Türk
köylüsünün pek azı okur-yazardır. Ama köylüler tekâmüle isteklidir. Çocuklarının iyi
eğitim almasını ve müslümanlığın değerleriyle donanmasını isterler”

(BAŞGÖZ ve WİLSON, 1968:235). 1 Mart 1922’de TBMM’nin açılışında yaptığı
konuşmada ise, halk eğitiminin önemini şöyle dile getiriyordu:

   “Bizim izleyeceğimiz Millî Eğitim siyasetinin temeli, evvelâ mevcut bilgisizliği
ortadan kaldırmaktır. Ayrıntılara girmekten kaçınarak bu fikrimi birkaç kelime ile
açılamak için diyebilirim ki, genel olarak bütün köylüye okumak, yazmak ve vatanını,
milletini dinini, dünyasını tanıtacak kadar coğrafî, tarihî, dinî ve ahlâkî bilgi vermek
ve dört işlemi öğretmek, öğretim ve eğitim programlarımızın ilk hedefidir. Bu hedefe
erişmek, Millî Eğitim tarihimizde kutsal bir aşama teşkil edecektir” (ATATÜRK’ÜN
S.D.I, 1997:245).

   “Halkının %85’i kırsal kesimde yaşayan ve o güne kadar ilköğretim
imkânlarına bile kavuşturulamamış ve 1923 yılı tahminlerine göre %91’i okuma-yazma
bilmeyen bir toplumda, hiç vakit geçirilmeden cehaletin yok edilmesi gerekliydi”
(KARAGÖZOĞLU, 1985:212). Millî Eğitim ışığı bütün yurt sathına ulaşmalı, eğitim
çocukların yanında, yetişkinleri de kapsamalıydı:

   “Hedefe yalnız çocukları yetiştirmekle ulaşamayız. Çocuklar geleceğindir. Fakat
geleceği yapacak olan bu çocukları yetiştirecek analar, babalar, kardeşler, hepsi
şimdiden az çok aydınlatılmalıdır ki, yetiştirecekleri çocukları bu millete ve memlekete
hizmet edebilecek, yararlı olabilecek şekilde yetiştirsinler. Hiç olmazsa yetiştirmenin
lüzumuna inansınlar” (MUMCU ve diğ, 1997:163).

   Atatürk, halka sadece okuma-yama öğretmenin yeterli olmayacağını, halkın aynı
zamanda bilgi ve becerilerle de donatılması gerektiğini 1 Mart 1923’teki
TBMM’ni açış konuşmasında şu cümleleriyle vurgulamıştır:

   “Merkezlerde bilimsel toplantılar ve konferanslar düzenlemek, halkın okuyup
yazmayan kısmını en kolay yoldan okutarak onlara en gerekli olan bilgileri verecek gece
dersleri açmak, bölgelerindeki yayın organlarında, özelikle genel eğitim ve halk
bilgileriyle ilgili konularda yazılar yazmak, buralarda çalışan öğretmenlerin aksatmadan
yerine getirecekleri ödevler olacaktır” (ATATÜRK’ÜN S.D.I, 1997:317).

   Yeni Türk harflerinin 1 Kasım 1928’de TBMM tarafından kabul edilip
uygulamaya konulmasıyla birlikte, halk eğitimiyle ilgili çalışmalar bütün Türkiye’ye
yayılmış ve ülke âdeta büyük bir okul görünümünü almıştır (KARAGÖZOĞLU,
1985:212). Atatürk, yeni Türk harflerinin kabul edildiği gün TBMM’nde yaptığı
konuşmada, okuma-yazma bilen bütün yetişkinlerden cahilliği tamamen ortadan
kaldırmak için yaygın eğitim faaliyetlerine katılmalarını istemiştir:

   “Türk harflerinin kabulüyle hepimize, bu memleketin bütün vatanını seven
yetişkin evlâtlarına mühim bir vazife düşüyor. Bu vazife milletimizin toptan okuyupyazmak
için gösterdiği şevk ve aşka fiilen hizmet ve yardım etmektir. Hepimiz, hususî ve
umumî hayatımızda rast geldiğimiz okuyup-yazma bilmeyen erkek, kadın her
vatandaşımıza öğretmek için can atmalıyız. Bu milletin asırlardan beri hallolunmayan
bir ihtiyacı birkaç sene içinde tamamen temin edilmek, yakın ufukta gözlerimizi
kamaştıran bir muvaffakiyet güneşidir. Hiçbir muzafferiyetin hazlarıyla kıyas kabul
etmeyen bu muvaffakiyetin heyecanı içindeyiz. Vatandaşlarımızı bilgisizlikten kurtaracak
bir sade öğretmenliğin vicdanî hazzı, mevcudiyetimizi doyurmuştur” (KOCATÜRK,
1999:147).

   Yeni Türk harflerini halka kolay bir şekilde öğretmek ve kitleleri hızla okur-yazar
durumuna getirebilmek için yurdun her tarafında Millet Mektepleri açılmıştır (ERGÜN,
1997:125- 133;ÜLKÜTAŞIR, 1973:67-71). Bu kurumlar, 16-40 yaş arasındaki binlerce
kadın ve erkeği bir çatı altında toplamış, eğitim ve öğretimin ülke genelinde
yaygınlaşmasını sağlamıştır. Millet Mektepleri Teşkilâtı’nın genel başkanlığı görevini
üstlenen Atatürk, eğitim uygulamalarının bizzat içinde bulunmuş, kara tahta başında Türk
insanına okuma-yazma öğretmiştir.
   1930’lardan itibaren köylerde yetişkinlere okuma-yazma öğretmek amacıyla Halk
Okuma Odaları açılmıştır. 19 Şubat 1932’de ise, geniş anlamıyla bir halk eğitimi, millî
bir eğitim kuruluşu olan Halkevleri açılmıştır (ERGÜN, 1997:186-206). Atatürk:

   “Gençlik istikbâlin ışığıdır. Gençlik mütemadiyen gelişen ve yetiştiren bir çalışmanın
içinde yaşatılmalıdır. Milleti, şuurlu, birbirini anlayan, birbirini seven, ideale bağlı
bir halk kütlesi halinde teşkilâtlandırmak lâzımdır. En kuvvetli ders araçlarına ve
yetişkin muallim ordularına malik olmak kâfi değildir. Halkı yetiştirmek, halkı bir
kütle haline getirmek için, ayrıca bir millî halk mesaisine ihtiyaç vardır. Silâh
kuvvetinden, her türlü cebir ve madde kuvvetinden daha müessir olan, fikir kuvvetidir.
Milleti bu sahada yetiştireceğiz”
sözleriyle, halk eğitiminin önemini vurgulamıştır.
   Halkevleri, kısa sürede yurt çapında yaygınlaşarak Modern Türkiye’de halkın yeni
Türk kültürü ile yoğrulmasında ve Atatürk İnkılâpları’nın halk arasında yayılmasında
eğitim açısından en önemli görevi üstlenmiş ve bunu başarmıştır (ERGÜN, 1997:196).
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #106 : 26 Eylül 2010, 19:11:30 »

Yetiştirilecek İnsan Tipi
   Atatürk’e göre, gelecek nesiller Türkiye’nin bağımsızlığını koruyacak,
Cumhuriyet’i koruyup yükseltecek biçimde yetiştirilmelidir. O, bu konudaki görüşlerini,
1921’deki Maarif Kongresi’nde, Mart 1922’de TBMM üçüncü toplantı yılının açılışında
ve 1924’teki Muallimler Birliği Kongresi’nde açıklamıştır. Maarif Kongresi’nde:

   “Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara bilhassa varlığı ile, hakkı ile,
birliği ile çelişen bütün yabancı unsurlarla mücadele lüzumu ve millî düşünceleri tam bir
imanla her mukabil fikre karşı şiddetle ve fedakârane savunma zorunluğu
aşılanmalıdır. Yeni neslin bütün ruhsal kuvvetlerine bu özellik ve kabiliyetin zerki
mühimdir. Yeni kuşağın taşıyacağı manevî özellikler yanında, kuvvetli bir fazilet aşkı
ve kuvvetli bir intizam ve inzibat fikrinden de bahsetmek zaruretindeyim” sözlerine
yer vermiş
(ATATÜRK’ÜN S.D.II, 1997:20;SAKAOĞLU, 1990:19),
 1 Mart 1922 tarihinde yaptığı konuşmada da şöyle demiştir:

   “Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz öğrenimin sınırı ne olursa olsun,
onlara esaslı olarak şunları öğreteceğiz: 1-Milletine, 2-Türkiye Devleti’ne, 3-Türkiye
Büyük Millet Meclisi’ne düşman olanlarla mücadele lüzumu. Fertleri bu mücadele
gerekleri ve vasıtalarıyla donanmayan milletler için yaşama hakkı yoktur. Mücadele,
mücadele lâzımdır” (ATATÜRK’ÜN S.D.I, 1997:246; KOCATÜRK, 1999:196-
197;GÖYÜNÇ, 1983:39).

   Ağustos 1924’te Ankara’da toplanan I. Öğretmenler Birliği Kongresi’nde,
öğretmenlere hitaben yaptığı konuşmada, gelecek kuşakların Cumhuriyet’i koruyup
yükseltecek biçimde yetiştirilmesi gerektiğini ve bu hususta da öğretmenlere büyük
sorumluluk düştüğünü ifade etmiştir:

   “Cumhuriyet fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli, yüksek karakter ve kişilik
sahibi koruyucular ister.” “Memleket evlâdı, her öğrenim basamağında, iktisadî
hayatta, etkili ve başarılı olacak şekilde donatılmalıdır. Millî ahlâkımız uygarlık
ilkeleriyle, hür fikirlerle geliştirilmeli ve güçlendirilmelidir. Öğretmenler sizin başarınız
Cumhuriyet’in başarısı olacaktır.” “Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı
hür nesiller ister” (ATATÜRK’ÜN S.D.II, 1997:178- 179;AKYÜZ, 2001:308).

   Atatürk, 1927 yılındaki Büyük Nutkunda (ATATÜRK, 2005:607-608) Türk
gençliğinin en önemli görevinin bağımsızlığımızı ve Cumhuriyet’imizi korumak
olduğunu bir kez daha yineleyerek gençliğe olan inancını ve güvenini ifade
etmiştir:
“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur...”
   1933 yılındaki konuşmasında da:“Gençliğin çalışkan, duyarlı ve milliyetçi
yetişmesi esas dileklerimizdendir. Gençlik her türlü faaliyetlerinde Cumhuriyet
kanunlarına ve Cumhuriyet kuvvetlerinin usûl ve kaidelerine riayetkâr bulunmaya da
dikkatli olmalıdır. Cumhuriyet Hükûmeti’nin millî meselelerde vazifesini bilir olduğuna
ve kanunların ve adlî kuvvetlerin adaletine emin olunuz”
demiştir (KOCATÜRK,
1999:197).
   Atatürk’e göre, “Bir çocuğun normal tahsil devrelerinden geçerek yetişmiş olması
şarttır” (İNAN, 1968:265). “Eğitim ve öğretimin gayesi, yalnız Hükûmete memur
yetiştirmek değil, daha ziyade memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi,
inkılâpçı, müspet, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyete, dürüst
düşünüşlü, iradeli, hayatta tesadüf edeceği engelleri yenmeye kudretli, karakter sahibi
gençler yetiştirmektir” (KOCATÜRK, 1999:131).

   
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #107 : 26 Eylül 2010, 19:17:19 »

Öğretmenlik Mesleği ve Öğretmenler
   Atatürk, daha I. Dünya Savaşı yıllarından itibaren çeşitli vesilelerle gerek
öğretmenlere; gerekse halka hitaben eğitimle ilgili konuşmalar yapmış, okulları her
zaman ziyaret etmiş, derslere girip öğretmenleri izleme ve sorular sormaya, böylece
onları bireysel olarak aydınlatmaya önem vermiştir (AKYÜZ, 2001:312). O, yeni
Türkiye’nin çok önem verdiği eğitim faaliyetlerinin yürütülebilmesi için, yeni
Cumhuriyet’e ve kendisine inanmış aydın düşünceli ve yeniliklerden yana bir
öğretmen ordusunun desteğine ihtiyaç duymuştur (KARAGÖZOĞLU, 1985:201).
   Kurtuluş Savaşı’nın en hararetli günlerinde bile,Ankara’da Maarif Kongresi’nin
toplanmasını sağlayan Atatürk, kongreye katılan öğretmenlerin tek tek elini sıkarak
onlara duyduğu saygıyı ve sorumluluklarının önemini şu cümleleriyle ifade etmiştir:

   “Huzurunuzda ve milletin huzurunda Millî Eğitimimizle ilgili görüşlerimi
açıklamaya imkân veren bu fırsattan yararlanarak, beklediğimiz kurtuluşun saygıdeğer
öncüleri olan Türk öğretmenlerine duyduğum derin saygıyı belirtmek isterim.
Milletimizi yetiştirmek gibi kutsal bir görevi üstüne almış olan yüce Türk
öğretmenlerinin, bugünkü durumu göz önünde bulunduracağından ve her güçlüğe
göğüs gererek bu yolda yılmaksızın yürüyeceğinden şüphem yoktur. Göreviniz çok
önemli ve hayatîdir” (ATATÜRK’ÜN S.D.II, 1997:19-21).

   27 Ekim 1922’de Bursa’da öğretmenlere hitap ederken yine onlara duyduğu
saygıyı ve güveni dile getirmiştir:

“Bu dakika karşınızda duyduğum en samimî hissi,
izninizle söyleyeyim: İsterdim ki çocuk olayım ve sizin bilgi saçan öğretim alanınızda
bulunayım, sizden feyiz alayım, siz beni yetiştiresiniz. O zaman milletim için daha
yararlı olurdum; fakat maalesef yerine getirilmesi imkânsız bir arzu karşısında
bulunuyoruz. Bu arzunun yerine başka bir istekte bulunacağım: Bugünün evlâtlarını
yetiştiriniz! Onları memlekete, millete yararlı uzuvlar yapınız! Bunu sizden istiyor ve
rica ediyorum” (ATATÜRK’ÜN S.D.II, 1997: 46;KOCATÜRK, 1999:130).

   Atatürk’e göre, milletimizin büyük fedakârlığı ile kazanılan askerî zaferler
fevkalade önemli olmakla beraber, gerçek mutluluk ve kurtuluşa erişmede yeterli
değildir: “Bu zaferlerin değerli sonuçlarını tamamen toplamak, bir çok kan ve can
karşılığında elde ettiğimiz millî bağımsızlık ve egemenliğimizi her türlü saldırıdan
korumak için aynı emek, aynı kararlı davranış ve fedakâr hisle daha çok, pek çok
çalışmaya ihtiyaç vardır. Memleketi ilim, kültür, iktisat ve bayındırlık sahasında da
yükseltmek, milletimizin her hususta pek verimli olan kabiliyetlerini geliştirmek,
gelecek nesillere sağlam, değişmez ve olumlu bir karakter vermek lâzımdır. Bu kutsal
amaçları elde etmek için savaşan aydın kuvvetlerin arasında öğretmenler, en mühim ve
en nazik yeri almaktadırlar” (KOCATÜRK, 1999:128).
Atatürk, yeni neslin yetiştirilmesinde öğretmenlere büyük sorumluluklar
düştüğünü, 1924 yılında çeşitli vesilelerle yaptığı konuşmalarında şöyle dile getirmiştir:
“Yeni nesil en büyük Cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler
topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır!”
“Yeni Türkiye’nin birkaç seneye sığdırdığı askerî, siyasî, idarî inkılâplar
çok büyük, çok mühimdir. Bu inkılâplar sayın öğretmenler, sizin toplumsal ve fikrî
inkılâptaki muvaffakiyetinizle desteklenecektir. Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki,
Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister!”
   “Öğretmenler! Yeni nesli, Cumhuriyet’in fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, sizler
yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin
maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle orantılı bulunacaktır. Cumhuriyet fikren,
ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister! Yeni nesli, bu
özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir” (KOCATÜRK, 1999:129;NACİ,
1970:107).
   1 Kasım 1925 yılında TBMM’nin yeni toplantı yılını açarken de, “Kadın ve erkek
öğretmenlerimizin yeni kuşağı yetiştirmek için sarf ettikleri fedakârca gayretlerle
birlikte, toplumumuz içinde yeni düşünüşü ve medenî hayat anlayışını yaymak için, iyi
yönde yaptıkları etkiler, bu seçkin heyetlerin yüksek görevlerini ne kadar iyi
kavradıklarını gösterir” demiştir (ATATÜRK’ÜN S.D.I, 1997:359). Atatürk,
öğretmenlik mesleğinin yüceliğine son derece önem vermiş ve bu konuda öğretmenlere
de örnek olmuş bir liderdir. Onun bir köy okulunu ziyaretinde, ders vermekte olan
genç bir öğretmenin sınıfına girdiği zaman, öğretmenin, yerini kendisine bırakması
üzerine söylediği şu sözler oldukça anlamlıdır:

   “-Hayır yerinize oturunuz ve dersinize devam ediniz! Eğer izin verirseniz, biz de
sizden istifade etmek isteriz. Sınıfa girdiği zaman cumhurbaşkanı bile öğretmenden
sonra gelir” (KOCATÜRK, 1999:128;PALAZOĞLU, 1990:110).

   Eğitim uygulamalarına bizzat katılarak, insanımıza okuma-yazma öğretmeyi yüce
bir görev sayan ve Türk Ulusu’nun Başöğretmeni unvanını alan Atatürk’ün,
öğretmenliğin bir meslek olarak daha iyi konuma getirilmesi için de istekleri olmuştur. O,
bu konudaki görüşlerini şöyle ifade etmiştir:

   “Mekteplerde öğretim vazifesinin güvenilir ellere teslimi, memleket evlâdının o
vazifeyi kendine hem bir meslek, hem bir ülkü sayacak, üstün ve saygı değer öğretmenler
tarafından yetiştirilmesini temin için öğretmenlik, diğer serbest ve yüksek meslekler
gibi, aşama aşama ilerlemeye ve herhalde refah teminine müsait bir meslek
hâline konulmalıdır. Dünyanın her tarafında öğretmenler toplumun en fedakâr ve
saygı değer unsurlarıdır” (ATATÜRK’ÜN S.D.I, 1997:317).
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #108 : 26 Eylül 2010, 19:27:50 »

Üniversiteler
   Eğitim alanındaki en önemli reformlardan biri de, yüksek öğretimin yeniden
yapılandırılması yönünde gerçekleşmiştir (ERGÜN, 1997:171-186). Üniversite reformu
olarak adlandırılan bu yapılanma ile “Atatürk, çağdaşlaşma yolunda yön verici kuvvet
olarak üniversitenin, ülke meselelerine ve ihtiyaçlarına cevap verebilen, toplumdan
kopuk olmayan bir yapı kazanmasını hedeflemiştir”. “Ona göre, Cumhuriyet’in
kurulmasıyla yeni Türk Devleti’nin millî şuur etrafında başlattığı modernleşme
hareketinde, modernleşmenin entelektüel olduğu kadar, kültürel ve iktisadî temellerinin
oluşturulmasında ve topluma benimsetilmesinde itici güç üniversitelerdi” (SAĞLAM,
1999:208, 213). O, daha Öğretim Birliği Kanunu’nun kabulünden iki gün önce, 1 Mart
1924’te TBMM’ni açış konuşmasında, üniversitenin önemine işaret ediyordu:

   “Milletçe benimsenen eğitim ve öğretimde birlik ilkesinin, bir an bile geçirmeden,
uygulanmasını gerekli buluyoruz. Bu yolda gecikmenin zararları ve bu alanda büyük bir
istekle hemen işe başlamanın olumlu ve derin sonuçları, kararlarınızı
çabuklaştırmalıdır. Üniversitenin varlığına, gelişimine ve yüksek bir üniversitenin,
milletin genel eğitiminde ve uygarlık alanındaki ilerlemesinde yaptığı kesin etkilere
özellikle dikkatinizi çekerim. Türkiye’nin Millî Eğitim siyasetini, her basamağında tam
bir açıklıkla ve hiçbir duraksamaya yer vermeyen bir aydınlıkla belirtmek ve uygulamak
gerekir” (ATATÜRK’ÜN S.D.I, 1997:347).

   Cumhuriyet Dönemi’nde üniversite reformunun ilk adımı, Osmanlı Devleti’nden
devralınan Dârülfünûn’da atılmış ve bu kurum çıkarılan bir kanunla Temmuz 1933
tarihinden itibaren kaldırılmıştır. Bunun yerine, Eğitim Bakanlığı’na İstanbul
Üniversitesi’ni kurma görevi verilmiştir (ERGÜN, 1997:171-182;SAĞLAM, 1999:208-
210).
   Atatürk, 1 Kasım 1933’te TBMM’nin açılışında yaptığı bir konuşmada, Devletin
üniversite konusundaki kararlığını ifade ediyordu:

“Üniversite kurmaya verdiğimiz önemi söylemek isterim. Yarım tedbirlerin kısır
olduğuna şüphe yoktur. Bütün işlerimizde olduğu gibi, eğitim ve öğretimde ve
kurulan üniversitede (İstanbul Üniversitesi) de köklü tedbirlerle yürümek kat’i
kararımızdır” (ATATÜRK’ÜN S.D.I, 1997:392).

   18 Kasım 1933 yılında, İstanbul Üniversitesi’nin öğretime açılması münasebetiyle,
kendisine çekilen saygı ve bağlılık telgrafına cevabında ise:
“İstanbul Üniversitesi’nin
açılmasından çok sevinç duydum. Bu yüksek ilim ocağında, kıymetli profesörlerin elinde
Türk çocuğunun müstesna zekâ ve eşsiz kabiliyetinin çok büyük gelişmelere
erişeceğine eminim” diyordu (KOCATÜRK, 1999:126).

   İstanbul Üniversitesi’nden başka, hemen hemen aynı zamanlarda başkent
Ankara’da da, yeni bir Cumhuriyet üniversitesinin ana unsurları tamamlanmakta idi.
Bu çerçevede; 1925’te Hukuk Mektebi, 1933’te Yüksek Ziraat Enstitüsü, 1935’te de, Dil
ve Tarih-Coğrafya Fakültesi kurulmuştur. İstanbul’daki Mülkiye Mektebi, yine aynı yıl
Ankara’ya taşınmış ve Siyasal Bilgiler Okulu adını almıştır (ERGÜN, 1997:182-184).
   “Atatürk’ün üniversiteye yönelik reformları, yalnızca İstanbul Üniversitesi ve
Ankara’da kurulan ve ileriki yıllarda Ankara Üniversitesi’nin temelini teşkil eden bahsi
geçen bu fakülte ve yüksek okullarla sınırlı değildi. Ona göre bu iki üniversite ile
yüksek öğretimde atılımın tam olarak gerçekleştirilmesi söz konusu olamazdı. Yüksek
öğretim kurumları yurt çapında yaygınlaştırılmalıydı” (SAĞLAM, 1999:212). O, 1 Kasım
1937’de TBMM’ni açış konuşmasında, Türk üniversitelerinin ortak hedeflerini belirtiyor
ve bu hususta şunları söylüyordu:

   “Okuyup yazma bilmeyen tek vatandaş bırakmamak, memleketin büyük kalkınma
savaşının ve yeni çatısının istediği teknik elemanları yetiştirmek, memleket dâvalarının
ideolojisini anlayacak ve anlatacak, nesilden nesile yaşatacak fert ve kurumları
yaratmak. İşte bu önemli umdeleri en kısa zamanda temin etmek Kültür Bakanlığı’nın
üzerine aldığı büyük ve ağır mesuliyetlerdir. İşaret ettiğim umdeleri Türk gençliğinin
dimağında ve Türk Milleti’nin şuurunda dâima canlı bir halde tutmak, üniversitelerimize
ve yüksek okullarımıza düşen başlıca vazifedir.”
   “Bunun için memleketi şimdilik üç büyük kültür bölgesi halinde düşünerek; batı
bölgesi için, İstanbul Üniversitesi’nde başlanmış olan düzenleme programını daha köklü
bir tarzda tatbik ederek Cumhuriyet’e cidden modern bir üniversite kazandırmak; merkez
bölgesi için, Ankara Üniversitesi’ni az zamanda kurmak lâzımdır. Ve doğu bölgesi için
Van Gölü sahillerinin en güzel bir yerinde, her şubeden ilkokullarıyla ve nihayet
üniversitesiyle modern bir kültür şehri yaratmak yolunda, şimdiden fiiliyata
geçilmelidir. Bu hayırlı teşebbüsün doğu vilâyetlerimiz gençliğine kazandıracağı
verim, Cumhuriyet Hükûmeti için ne mutlu bir eser olacaktır” (ATATÜRK’ÜN S.D.I,
1997:419-420;İZGİ, 1984:266-276).

   Hasan Rıza Soyak, “Atatürk’ten Hatıralar” adlı eserinde (II, 1973:483)
doğuda kurulması planlanan bu kurumlarla ilgili olarak şu satırlara yer verir: “Atatürk,
on, onbeş sene içinde bütün bu müesseselerin başarı ile işleyeceğine, ondan sonra diğer
bölgelerle beraber bu bölgede de başka üniversite ve yüksek okullara ihtiyaç
duyulacağına inanıyordu. Hayatında, bir çok mûhal telâkki edilen işleri, dehası ve
tükenmez azmi ile tahakkuk ettirmiş olan Büyük Adam’ın, bu yoldaki tasavvur ve
inançlarını anlatırken gösterdiği büyük heyecan halâ gözlerimin önündedir. Ne çare ki
Atatürk bu tasavvurunu fiil alanına koyamadan fani hayattan çekildi”.

  Atatürk Dönemi’nde eğitim, kalkınmanın ve uygarlık yolunda ilerlemenin en
önemli dayanağı olarak görülmüştür. Bu yüzden eğitim meselesi görülmemiş bir
ciddiyetle ele alınmıştır. Eğitim tarihimizde en köklü reformlar bu dönemde
gerçekleştirilmiştir. Ülkedeki bütün okulların Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanması,
lâik eğitime geçilmesi, yeni Türk harflerinin kabul edilmesi, kadın eğitimine önem
verilerek karma eğitimin başlatılması ve yüksek öğretimin yeniden yapılandırılması, bu
yeniliklerden bazılarıdır. Kuşkusuz, bütün bu reformlar belli bir plan ve program
dâhilinde gerçekleştirilmiştir.
Atatürk, Kurtuluş Savaşı yıllarından vefatına kadarki dönemde, eğitim sorunlarıyla
her zaman yakından ilgilenmiştir. Eğitimimizin temel hatalarını görmüş ve milletimize
de göstermiştir. Bu alandaki görüşlerini, gerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde;
gerekse yaptığı yurt gezilerinde çeşitli vesilelerle dile getirmiştir. Eğitim uygulamalarının
bizzat içinde yer almak suretiyle de, hem eğitimcilerimize, hem de halkımıza rehberlik
etmiştir. Bütün bu çabalarından dolayı da, kendisine “Başöğretmen” unvanı verilmiştir.
Atatürk, fikirleriyle yalnızca kendi dönemi ile sınırlı kalmış bir lider değildir.
Onun eğitimle ilgili görüşleri, dün olduğu gibi, günümüze ve geleceğe ışık tutmaya
devam edecektir. İrfan ordumuzun birer mensubu olarak öğretmenlerimize düşen görev,
“fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli” nesiller yetiştirme
konusundaki kararlılıklarını sürdürmeleridir. Gençliğe düşen görev de, kendisine emanet
edilen Cumhuriyet’i, en küçük bir zafiyet bile göstermeden korumak ve yaşatmak;
Atatürk’ün İlke ve İnkılâplarına sahip çıkarak, uygarlık yolunda bıkmadan, yorulmadan
ilerlemektir.



                                  Kaynakça
ATATÜRK’ÜN TÜRK EĞİTİMİ HAKKINDAKİ GÖRÜŞ VE UYGULAMALARI
AKGÜN, S. (1983), “Tevhid-i Tedrisat”, Cumhuriyet Döneminde Eğitim: 37-50.
AKYÜZ, Y. (2001), Türk Eğitim Tarihi, İstanbul: Alfa.
ATATÜRK, Gazi Mustafa Kemal. (1997), Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri
(Atatürk’ün S.D.), I-III, Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk
Araştırma Merkezi.
ATATÜRK, Gazi Mustafa Kemal. (2005), Nutuk 1919-1927 (haz. Z. Korkmaz),
Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi.
ATATÜRK, Gazi Mustafa Kemal. (1970), Atatürk’ün Millî Eğitimle İlgili
Düşünce ve Buyrukları (Atatürk’ün M.E.İ.D.B.), (sad. V. Bingöl), Ankara: TDK.
ATATÜRK, Gazi Mustafa Kemal. (1984), Eğitim Politikası Üzerine Konuşmalar,
(haz. K. Aytaç), Ankara: Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü.
BAŞGÖZ, İ. ve WİLSON, H. E. (1968), Türkiye Cumhuriyeti’nde Eğitim ve
Atatürk, Ankara: Dost.
BİNBAŞIOĞLU, C. (2005), Türk Eğitim Düşüncesi Tarihi, Ankara: Anı.
CİCİOĞLU, H. (1985), Türkiye Cumhuriyeti’nde İlk ve Orta Öğretim (Tarihî
Gelişimi), Ankara: AÜ, Eğitim Bilimleri Fakültesi.
DEMİR, F. ve diğ. (2002), Çağdaş Türkiye Tarihi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp
Tarihi, Mersin: Mersin Üniversitesi.
ERGÜN, M. (1997), Atatürk Devri Türk Eğitimi, Ankara: Ocak. EROĞLU, H.
(1982), Türk İnkılâp Tarihi, İstanbul: MEB.
FEYZİOĞLU, T. (1982), “Atatürk’ün Çağdaş Bilime, Eğitime ve Öğretmene
Verdiği Önem”, EÜ, Atatürk Kültür ve Eğitim Semineri: 7-23.
GEDİL, A. (1988), “Atatürk ve Kadın Eğitimi”, Atatürk Araştırma Merkezi
Dergisi, V/13: 259-265.
GÖKALP, Z. (1986), Türkçülüğün Esasları, Ankara: KB.
GÖKSEL, B. (1985), “Atatürk’ün Eğitim Hakkındaki Görüşleri ve Misak-ı
Maarif”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, I/3: 921-958.
GÖYÜNÇ, N. (1983), “Atatürk ve Eğitim Hakkındaki Görüşleri”, EÜ, Atatürk
Kültür ve Eğitim Semineri: 37-40.
GÜNGÖR, E. (1980), “Medrese, İlim ve Modern Düşünce”, Töre, 114:11-12.
HACIEMİNOĞLU, N. (1976), Milliyetçi Eğitim Sistemi, Ankara: Töre-Devlet.
İNAN, A. (1968), Atatürk Hakkında Hâtıralar ve Belgeler, Ankara: Ajans-Türk
Matbaası.
İNAN, A. (1998), Mustafa Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım, İstanbul: Cumhuriyet
Gazetesi.
İZGİ, Ö. (1984), “Atatürk’ün Eğitim ve Üniversitelere Bakış Açısı”, Atatürk
Araştırma Merkezi Dergisi, I/1: 266-276.
KARAGÖZOĞLU, G. (1985), “Atatürk’ün Eğitim Savaşı”, Atatürk Araştırma
Merkezi Dergisi, II/ 4: 193-213.
KAYNAR, R. ve SAKAOĞLU, N. (1996), Atatürk Düşüncesi, İstanbul: MEB.
KOCATÜRK, U. (1999), Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Ankara: Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi.
KOÇER, H. A. (1991), Türkiye’de Modern Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi, İstanbul:
MEB. MUMCU, A. ve diğ. (1997), Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi, Ankara: YÖK.
NACİ, F. (1970), 100 Soruda Atatürk’ün Temel Görüşleri, İstanbul:Gerçek.
OZANKAYA, Ö. (1985), Türkiye’de Laiklik, İstanbul: Cem. PALAZOĞLU, A. B.
(1990), Atatürk ve Eğitim, Ankara: MEB.
SAĞLAM, S. (1999), “Atatürk ve Üniversite”, Erdem Cumhuriyet Özel Sayısı I,
XI/31: 207-213. SAKAOĞLU, N. (2003), Osmanlı’dan Günümüze Eğitim Tarihi,
İstanbul: Bilgi Üniversitesi. SAKAOĞLU, S. (1990), Atatürk, Gençlik ve Kültür, Konya:
SÜ.
SAYILI, A. (1988), “Atatürk ve Temel Bilimler”, Erdem, IV/12: 933-961.
SOYAK, H. R. (1973), Atatürk’ten Hâtıralar, II, İstanbul: Yapı Kredi Bankası. SUNGU,
İ. (1938), “Tevhid-i Tedrisat”, Belleten, II/7-8: 397-431.
TAN, M. (1981), “Atatürk ve Karma Eğitim”, Atatürk Devrimleri ve Eğitim
Sempozyumu: 45-55. TEZCAN, M. (2000), Atatürk ve Eğitim Bilimleri, Ankara: Anı.
UNAT, F. R. (1964), Türkiye Eğitim Sisteminin Gelişmesine Tarihî Bir Bakış,
Ankara: MEB. ÜLKÜTAŞIR, M. Ş. (1973), Atatürk ve Harf Devrimi, Ankara: TDK.
YAMANER, Ş. (1999), Atatürkçü Düşüncede Ulusal Eğitim, İstanbul: Toplumsal
Dönüşüm.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #109 : 24 Temmuz 2011, 23:03:45 »



"Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin."
"Öyle istiyorum ki, Türk Dili bilim yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar, bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, âhenkli dilimizi kullansınlar."

Mustafa Kemal ATATÜRK
 
YÖNETİM

Bölüm Başkanı :   Prof. Dr. Metin EKİCİ   Tel: 0 232 311 10 10 / 2074 – 2923  Faks: 0 232 3744092

Bölüm Başkan Yardımcıları :   Okt. Mehmet İNCE   Tel: 0 232 311 10 10 / 2494 – 2074

Bölüm Sekreteri :   Betül SALTIK (YALIM)   2074

Bölüm Hizmetlisi :   Mustafa ÇİFTÇİ   

    Okt. Zülfikar DENİZ   2469

    Okt. Fatma AKPINAR   2901

    Okt. İsmail Hakkı TURAN   2062

    Okt. Erdinç ŞENGEL   2469

    Okt. İlknur CAN   2901

    Okt. Songül YALÇIN   2901

    Okt. Dr. Yakup SEVİMLİ   2062

    Okt. K. Zeynep ÇELEBİ   2497

    Okt. Esengül ÖZÜÇELİK   2497

    Okt. Arife GÜLSÜN   2497

    Okt. Fazıl ÖZDAMAR   2469
 
BÖLÜM HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 
  Ege Üniversitesi Türk Dili Bölümü, Ege Üniversitesine bağlı fakülte ve yüksekokullarda öğrenim gören öğrencilerin ilk yıldan itibaren Türk dilinin yapı ve işleyiş özelliklerini gerektiği gibi kavramalarını sağlamak, öğrencilere dil ve düşünce arasındaki ilişkiyi özümsetmek, Türkçeyi yazılı ve sözlü anlatım aracı olarak doğru, akıcı ve etkin bir biçimde kullanabilme yeteneklerini geliştirmek, eğitim ve öğretimde birleştirici ve bütünleştirici bir dil kullanımını hâkim kılmak ve bu özellikler yanında çağdaş bir dil bilincine sahip aydın genç bireyler yetiştirmesine katkıda bulunmak amacındadır. Türk Dili Bölümü 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununun 5/i maddesi uyarınca kurulmuş olup, Ege Üniversitesine bağlı fakülte ve yüksek okulların birinci sınıf öğrencilerine "Türk Dili-I" ve "Türk Dili-II" olmak üzere, iki dönemi kapsayacak şekilde, haftada iki saat Türk Dili öğretimi veren bir bölümdür.   
 
TÜRK DİLİ BÖLÜMÜNÜN TARİHÇESİ
 
   Ege Üniversitesi Türk Dili Bölümü, 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu`nun 5/i maddesi gereğince okutulması zorunlu olan Türk Dili dersinin üniversitemiz öğrencilerine verilmesi amacı ile 1983 yılında Ege Üniversitesi Rektörlüğü`ne bağlı olarak kurulmuştur. Bölümde 13 okutman görev yapmaktadır.

Bölümde sırayla;

1983-1986 Prof. Dr. Fikret TÜRKMEN,

1986         Prof. Dr. Tunca KORTANTAMER,

1986-1987 Prof. Dr. İsmail AKA,

1987-1992 Prof Dr. Fikret TÜRKMEN,

1992-2001 Prof. Dr. Ömer Faruk HUYUGÜZEL
,
2001´den itibaren Prof. Dr. Metin EKİCİ Bölüm Başkanlığı görevini yürütmektedir.
 
ÜNİVERSİTELERDE OKUTULACAK TÜRK DİLİ DERSLERİNİN AMACI
 


  Lisans ve ön lisans eğitimini alan her öğrenciye, ana dilinin yapı ve işleyiş özelliklerini gereğince kavratabilmek; dil- düşünce bağlantısı açısından, yazılı ve sözlü ifade vasıtası olarak, Türkçeyi doğru ve güzel kullanabilme yeteneği kazandırabilmek; öğretimde birleştirici ve bütünleştirici bir dili hâkim kılmak ve ana dili bilincine sahip gençler yetiştirmektir.

Fikirlerin amaca göre en mükemmel şekilde ifade edilebilmesi için gerekli kuralları kapsayan retorik (güzel konuşma) bilgisi, her meslekte yetişmiş gençler için çok önemli bir ihtiyaç haline gelmiştir.

  Bu bakımdan yüksek öðretim kurumlarında verilecek Türk Dili derslerinin, liselerde verilen Türkçe ve Edebiyat derslerinin bir devamı olarak özellikle  güzel konuşma alanında yoğunlaştırılması yararlı olacaktır. Diðer taraftan, gençlerin yazılı kompozisyon yanında, düzgün ve etkin bir konuşma alışkanlığı kazanmaları da ihmal edilmemesi gereken bir husustur.

  Batı ülkelerinde bu konuda yazılmış kitaplardan da yararlanılarak, Türkçe ders programlarında kitleye hitap etme tekniğine ait kural ve yöntemlerin öğretilmesi mümkündür. Bu konuda baþta Atatürk olmak üzere, değerli Türk hatiplerinin konuşma metinlerinden yararlanmak yerinde olur.

  Girişte belirtilen noktalar ve dersin amacı dikkate alınarak, Türk Dili dersi içinde işlenen konuların ana başlıkları aşağıda belirtilmiştir: 
 
1. Dil nedir?

2. Türk dilinin dünya dilleri arasındaki yeri.

3. Türk dilinin gelişmesi ve tarihi devreleri.

4. Türk dilinin bugünkü durumu ve yayılma alanları.

5. Atatürk´ün dil politikası ve "Güneş Dil Teorisi".

6. Dil ve kültür arasındaki ilişki.

7. Türkçede sesler ve sınıflandırılması.

8. Türkçenin ses özellikleri ve ses bilgisi ile ilgili kurallar.

9. Hece bilgisi.

10. Türk dilinin yapım ekleri ve uygulaması.

11. İmla kuralları ve uygulaması.

12. Noktalama işaretleri ve uygulaması.

13. Yazılı anlatımla ilgili genel bilgiler.

14. Yazılı anlatımda planlama ve uygulaması.

15. Yazılı anlatım türleri ve uygulaması.

16. Cümlenin unsurları, cümle tahlili ve uygulaması.

17. Anlatım ve cümle bozuklukları ve bunların düzeltilmesi.

18. Edebiyat ve düşünce dünyası ile ilgili eserlerin okunup incelenmesi ve retorik uygulamaları.

19. Türk ve dünya edebiyatlarından örnek metinlere dayanılarak öğrencinin doğru ve güzel konuşma ve yazma yeteneğinin geliştirilmesi ve bununla ilgili retorik uygulamaları.

20. Türk kültürü ve Türk dili arasındaki ilişki ve bunun örneklenmesi.

21. Türkçenin güncel sorunları.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: 1 ... 9 10 [11] 12
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.084 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.