Ulu Bilge ''Atsız'' Hakkındaki Düşünceleriniz Nedir?
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 17 Kasım 2017, 22:31:00


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 ... 6 7 [8]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ulu Bilge ''Atsız'' Hakkındaki Düşünceleriniz Nedir?  (Okunma Sayısı 59505 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 3.674


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #70 : 10 Aralık 2016, 20:20:36 »

O Türkçülüğün en büyük fikir babasıdır.
Tini şad olsun.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 3.674


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #71 : 10 Aralık 2016, 20:45:58 »

Atsız Hoca da gitti… O kadar sevdiği memleketinin bağrında, güneşli bir sonbahar günü, İstanbul semâları Kurban Bayramı tekbirleriyle çınlarken, Mevlâsına kavuştu. Daha geçen Şubat’ta, Necdet Sançar Hoca’yı aynı yere beraberce götürdüğümüzde, kim bilirdi onları sadece 10 ayın ayıracağını!..
 
Kadıköy’de, Osmanağa Camiinde ikindi namâzı kılındı. Sonra Nihâl Bey’in, Türk bayrağına sarılı tâbûtu eller üstünde dalgalanmaya başladı. Trafik durmuş, Kadıköy rıhtımı Nihâl Atsız’ı, son yolculuğunda uğurlamaya gelenlerle tıklım tıklım dolmuştu. Etrafıma bakıyorum, şöyle bir hesapla üç nesil var burada. Biri, Atsız Hoca’nın kendi nesli, eski mücâdele arkadaşları; biri bizim nesil, Reha Oğuz’dan Faruk Timurtaş’a, biraz daha genç ama aynı nesil sayılabilecek Erol Güngör’den Yücel Hacaloğlu’na, Mehmet Çavuşoğlu’na kadar çoğu yazar, üniversite öğretim üyesi, öğretmen, kısacası "münevver" zümresi; sonra üçüncü nesil, gençler, öğrenciler… Hepsi dipdiri, "istikbâl biziz" diye haykıran, kendine ve milletine güvenen bakışlar, kolkola, saf saf ilerliyorlar…
 
Bir devirdi, Kadıköy’den Karacaahmed’e giden… 30 sene önce Ankara’da onbinlerin karşılayıp alkışladığı, kitaplarının ellerden düşmediği, zamanın iktidarını dehşete düşürdükten sonra fikrinin, inancının hesabını hapislerde vermek şerefine eren, inanmanın zevki ile inancını yaşamanın saadetine kavuşan Atsız Hoca… Sonra, kartına ünvân diye, "Her devrin menkûbu" yazdırmıştı… Ve, 30 sene sonra, o günleri bilmeyen, Atsız’ın belki yüzünü görmemiş bu gençler, onu, bayrak gibi başlarının üstünde, son yolculuğuna uğurluyorlardı.
 
Vasiyeti varmış, "gazete ilânı, merâsim falan istemem" diye. Gazete ilânı olmadı, vefakâr(!) basınımız ise, ilerde ismini elbette ki her Türk’ün saygı ile anacağı, belki de gelecekte, adına efsâneler düzülecek olan kalem arkadaşlarından iki satırcık bir haberle bile bahsetmeyi çok gördüler. Ama, duyan duymayana söyledi ve koştular Atsız’ı selâmlamaya. Bu vakur kalabalık, bir taraftan da âdetâ onun son senelerdeki kırgın, küskün ruhunu dile getiriliyordu. Çıt yoktu kimsede. Hattâ trafik tıkandı diye klâkson çalan falan da olmuyordu. Değil konuşmak, nefes almaktan çekiniyordu sanki herkes… Ve böylece, bir akşam üstü, güneş batarken Atsız Hoca’da kabrine indirildi.
 
Kabrinin başında, "Tekâsür Sûresi" okunuyordu. "Çoğunluk olmak iddiânız sizi o kadar meşgul etti ki, mezarları ziyaretle oradakileri de sayacak kadar oldunuz… Hayır, öyle olmayın; yakında bileceksiniz…" Allah buyruğu bu mukaddes sözler, Atsız’ın gerçekten "menkûb" olduğunu sananlara, onun yetiştirdiği gençlerin arkasının kesildiğine, Türk milliyetçiliğinin "çağ dışı" "saf dışı" olduğuna inananlara bir cevap gibi, Karacaahmed’in semâlarına yükseliyordu…
 
Değerli bir hâtıra olarak sakladığım bir mektubu var; tekrar tekrar okudum, "persona non volonte olduk" diyordu. Son şiiri de bu yalnızlık duygusunu, acı acı dile getirmişti:
 
"Merdânelikle şöyle bakıp ayrılıklara
 Son menzilin hüzün dolu kâşanesindeyim…"
 
Yalnız mı idi bilmem, ama yalnızlık duygusu içine işlemişti. Belki de haklı idi, değil sağlığında yalnız bırakan, vefâtından sonra cemaatini azaltmaya çalışanlar bile oldu. Şu anda hepsini Allah affetsin ve Atsız’ın ruhu da, gene onlardan hoşnud olsun derim.
 
Bir sene içinde üç büyük kayıp, arka arkaya geldi. Necdet Sancar, Nurettin Topçu, Nihâl Atsız… Bu zincirin başına 1960’ların büyük kaybı Peyami Safâ’yı da katarsak, Türk fikir hayatında meydana gelen boşluklar, insanı dehşete düşürür. Halbuki, Kaht-ı ricâl var memlekette… Hem "şerefli" hem de "kibirli" kimseye "onurlu" dendiği, böylece "şeref ve haysiyet" ile "kibir ve kendini beğenmişliğin" bir tutulduğu "millet" ta’bîr mefhûmunun  "halklar" ile değiştirilmeye çalışıldığı, müstehcen film rezâletinin caddeleri doldurduğu, kardeşin kardeşi vurduğu, neye niçin düşman olunduğu bilinmeden sokaklarda "kahrolsun" edebiyâtının yapıldığı günümüzün Türkiye’sinde, ne kadar muhtâcız onlara halbuki… Bâri elimizde kalanların kıymetini gözetip, milli, manevi değerlerimizin henüz tahrip edilmemiş olanlarına sahip çıkabilsek.
 
Meselâ, gönül isterdi ki, Atsız Hocanın cenâzesi gençliğimizin yeniden bir araya gelmesine vesile olsun ve orada gözlerimizin arayıpta bulamadığı bir kısım evlâtlarımızı da görelim. Şunu unutmayalım ki; Türk cemiyeti artık rüşdünü ispat etmiştir ve liderlerle değil, fikirlerle yönetilir. Bu toplumun fikrî yapısına emeği geçmiş ve zaman zaman lider mevkiini işgal etmiş olan "büyükler", artık bu gerçeği idrâk etmeli ve aralarında halledemedikleri, bize de çok pahalıya malolan eski hesaplarını, bugünün gençliğine ödetmeye çalışmamalıdır. Hele kırgınlığı, ölülerimize kadar intikâl ettirmeyi musamaha ile karşılamak mümkün değil. Atsız Hoca, meselâ Fransa’da yaşasaydı ve orada, bir Fransız milliyetçisi olarak ölseydi, heykeli Panthéon’a dikilir, daha sağlığında Fransız Akademisi’ne alınır ve ölümünde, devlet, resmî cenâze töreni düzenlerdi. Atsız’ı ise Türk Milleti sinesine basacak, hâtırası târihe mefkuresi gelecek nesillere intikal edecektir.
 
            İşte Atsız Hoca’nın cenâzesindeki üçüncü nesil, genç nesil, bana böyle bir istikbâl ümidi verdi.  Kadıköy’den Karacaahmed’e daha bir dik, daha bir güvenli yürüdüm…
 
            "Er kişi niyetine" deyip sordular, "Nihâl Atsız’ı nasıl bilirsiniz?" diye. Saflar arasından bir ses, Gemuhluoğlu’nun sesi: "Bir de soruyor, belki hayatında ilk defa böyle gerçek bir er kişinin namazını kıldırıyorsun!..."
 
*Prof. Dr. Ayhan Songar, Çeşitleme, Kubbetaltı Neşriyatı, İstanbul, 1981. s. 197-198
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Say Han
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 34



« Yanıtla #72 : 12 Ocak 2017, 11:19:40 »

Böylesine teknolojik bir devirde Turanı kurmak zordur artık kılıç yerine başka özellikler de gereklidir. Atsız Atam yarın ki düşmanlarımızdan bahsederken bunu anladım. Atsız Bilge Atam bize bir yol gösterdi ve o yoldan gitmek her TÜRK'ün boynunun borcudur. Biz bedenimizi,  tinimizi bu davaya adamazsak işte o zaman Atsız atamızın yolundan ayrılmış oluruz.
Atsız atam tinin Şad olsun!
Tanrı Dağından izle bizi..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: 1 ... 6 7 [8]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.049 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.007s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.