ATSIZ'I ANLIYORUZ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 10 Temmuz 2020, 01:59:02


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 2 3 [4]
  Yazdır  
Gönderen Konu: ATSIZ'I ANLIYORUZ  (Okunma Sayısı 31671 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Ertin Böke Alp
Ertin Böke Alp
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 540


Turana kadar.


« Yanıtla #30 : 10 Ağustos 2015, 03:24:25 »

Savaş Aleyhtarlığı


Savaş için mutlak olarak, iyidir yahut kötüdür diye bir hüküm yürütülemez. Milletin kuvveti iyi hesaplanmadan, millet savaşa hazırlanmadan girişilen, mağlubiyetle biten savaşlar kötüdür. Fakat yabancıların elinde tutsak yaşayan urukdaşları kurtarmak, milleti daha zengin ve güçlü bir hale getirmek, bir ülküyü veya bir dini yaymak için girişilen savaşlar, zaferle biten savaşlar şüphesiz iyidir. Tarihte savaşsız büyümüş bir millet gösterilemez. Büyük devletler ve büyük medeniyetler daima savaşlardan sonra kurulur.

Bu böyle olduğu halde, ilim kılığına bürünerek yapılan savaş aleyhtarlığını her gün görüyoruz. İştahlı milletlerin yanı başında yaşayan 18 milyon nüfuslu Türkiye, varlığını korumak için savaşa ruh ve beden bakımından daima hazır bulunmaya mecburdur. Pek kuvvetli ve yırtıcı olan arslan ve kaplan, kendilerinin dörtte biri kadar olan parsa saldıramaz. Çünkü pars dövüşkendir ve dövüşte müdafaa nedir bilmez, daima saldırır. “Biz yalnız bize saldırılırsa harbederiz” düşüncesi de yanlıştır. Çünkü bu düşünce bir milleti pasif kılmağa mahkûm eder. Pasif yaşayanlar taarruz kabiliyetinden mahrumdur. Taarruz kabiliyeti ise müdafaa için dahi lâzımdır. Çünkü en iyi müdafaa taarruzdur.

Bir zamandan beri Cumhuriyet gazetesinde fikrî yazılar yazan eski dahiliye vekili Şükrü Kaya da sistemli bir şekilde savaş aleyhtarlığı yapmaktadır. Bilhassa 23 ilkteşrin 1943 tarihli Cumhuriyetteki yazısı savaş aleyhtarlığının destanıdır. Bu yazı şöyle başlıyor. “Tarih söylüyor: Harplerin en zaferlileri bile Pirus’un talihini gizlermiş”. Bununla, en büyük zaferle biten savaşların bile o zafere değmeyecek kadar çok kayıplara mal olduğunu anlatmak istiyor. Acaba Şükrü Kaya bu hikmeti hangi tarihte okudu? Acaba Şükrü Kaya’nın,şimdiye kadar meşgul olduğu işler arasında tarih okumağa vakti oldu mu? Dahiliye vekâletine kadar çıkarılmış olan bir adamın bu yazıları insanda hüzün uyandırmaktan başka bir şey yapmıyor. Çünkü savaşmağa mecbur olan bir millete, savaş haddi zatında çok kötü bile olsa, savaş aleyhinde bulunmak o milleti yıkmağa çalışmakla müsavidir.

Şükrü Kaya hakikaten tarih bilseydi, dünyada şimdiye kadar yalnız Napolyonların ve Kayser Vilhelmlerin değil Fatihlerin, Yavuzların, Kanunîlerin de yaşamış olduğunu düşünürdü. Napolyon Moskovaya kadar gittikten sonra esarette ölmüş olabilir. Fakat Fatih sekiz ülkeyi açtıktan sonra Fatih olarak öldü. Kayser Vilhelm de yurdundan kaçmağa mecbur kalmış olabilir. Kanunînin ölüsü ise Almanya içinden İstanbul’a kadar bir zafer alayı ihtişamıyla gelmişti. Savaş kötü bir şey olsaydı bugün Anadolu bizim elimizde kalmazdı. Çünkü biz Anadoluyu savaşla, su gibi düşman kanı akıtarak, kendi kanımızı da cömertlikle sel gibi dökerek aldık. Savaş kötü bir şeyse 10 yıl sonra, 1953’te İstanbul’u almamızın 500’üncü yılını kutlamayalım. Fatih’e lanetler savuralım. Çünkü saldıran oydu. Rumlar yurtlarını müdafaa ediyorlardı. Son iki üç asırlık tarihimizde, kıymet olarak, milletler arası terazinin kefesine “savaş”tan ve “kahramanlar”dan başka atacak bir şeyimiz olmadığı için de savaşı kutlu bilmeğe mecburuz. Aksi takdirde kendimizi inkâr etmiş oluruz ki, bu da yok olmakla birdir. Savaş aleyhtarlığı tenperverlikten, zevke ve rahata düşkün olmaktan, kendisini ülküler uğrunda feda edemeyecek kadar hodbin olmaktan doğuyor. Şükrü Kaya emin olsun ki savaş kalkarsa dünyadan kahramanlık, fazilet ve fedakârlık da kalkar ve insanların, yalnız doymak ve cinsî ihtiyaçlarını kovalamaktan başka gayesi olmayan hayvanlardan hiçbir farkı kalmaz.

Nihal ATSIZ Orhun, 1943, Sayı: 12
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Yitmez TÜRK nesli
Tükenmez TÜRK nefesi
Her yanda çınlama TÜRK sesi
Irkıma şereftir Tanrının TÜRK demesi
Yurduma denmeli sadece ulu TÜRK ülkesi
Aklıma Başbuğumdan armağan TÜRK ülküsü
Gönlüme maziden yarına bir vurgun TÜRK sevdası.
Ertin Böke Alp
Ertin Böke Alp
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 540


Turana kadar.


« Yanıtla #31 : 10 Ağustos 2015, 03:24:31 »

Bugün ülkemizde de ileri derecede savaş aleyhtarlığı yani savaş karşıtlığı var ve bu fikri savunanların çoğunun soyunun kırık olması kimin neye hizmet ettiğinin apaçık göstergesidir. Bu fikrin ardına düşen mankurt ümmetçiler ve mankurt solcular yıllardır alttan alta özgürlük, demokrasi, barış, analar ağlamasın, din kardeşiyiz, aynı toprağın insanlarıyız denilerek özümsetildiğiniz bu fikir bugün tüm kutsalınıza söven, kardeşinizi şehit eden var olduğundan beri ekmeğini yediği ırkın arkasından iş çeviren nankör k*rtlere göz yummanıza, açılımın ortaya çıkmasına ve Türk tarihinden korkak ve neredeyse hain damgası yemenize neden olmaktadır.

Savaştan korkmayınız zira Atsız Atamın da belirttiği gibi en iyi savunma bile saldırıdır, kaldı ki biz artık savunmaktan çıkıp tümüyle saldırıya geçmeliyiz oysa bugün 3-5 kanı bozuk karşısında doğru düzgün savunma bile yapamıyoruz. Türk'ün kanının akmadığı coğrafya yok neredeyse, biz bugün kendimiz için çocuklarımız için dahi savaşamıyorsak bu yüce ırka nasıl bir aidiyet gösterebiliriz, hangi kahramanlıktan bahseder, hangi efsaneyle övünürüz, hangi gece huzurla uyuruz, hangi gün usumuzdaki intikamı alabilir yüreğimizdeki kini dindirebiliriz, hanginiz dört gözle beklediği huzura ve refaha kavuşur(!) ?
Bugün güçlü olan devletler savaş durumuna karşın verdikleri önem sayesinde bu konumdadırlar. Savaşmaktan belki ırklarının getirdiği özellikten dolayı şahsi olarak çekiniyor olabilirler ama politik olarak çekinmedikleri için yurtlarında huzur ve istikrar vardır. Biz ise tam aksi durumdayız ırki olarak savaş kanımıza işlemiştir ama politik savaş aleyhtarlığı yüzünden kıpırdayamaz duruma getirildik bu uykudan acilen uyanmalı ve bugüne kadar tarihimizi ölümlerle, talihimizi ise ölümsüzlerle doldurduğumuzu hatırlamamız gerekmektedir.

Bugün bile bu kadar şehit haberi varken halen savaş aleyhtarlığına soyunanlar ne kadar içinizden biri gibi görünse de bilin ki sizden değildir. Yapılması gerektiği gibi millet orduya tam destek vermeli sonuna kadar Türk milleti kendi ordusunun yanında olmalı gerekirse mitingler yürüyüşler düzenlenip askere moral ve güç sağlanmalıdır.  Hükümet kim olursa olsun milletin isteğini yerine getirmek zorundadır millet bugün güneydoğuda o-hal olsun terörist kalmasın diyorsa hükümet istemese bile üstüne düşeni yapacaktır aksi takdirde millet tarafından fiilen görevden alınmış olur. Özet olarak devlet bir insan gibi düşünüldüğünde, savaş şu gün bir yaralanma değil bir tedavidir bu narkozsuz bir ameliyat dahi olsa.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Yitmez TÜRK nesli
Tükenmez TÜRK nefesi
Her yanda çınlama TÜRK sesi
Irkıma şereftir Tanrının TÜRK demesi
Yurduma denmeli sadece ulu TÜRK ülkesi
Aklıma Başbuğumdan armağan TÜRK ülküsü
Gönlüme maziden yarına bir vurgun TÜRK sevdası.
Ertin Böke Alp
Ertin Böke Alp
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 540


Turana kadar.


« Yanıtla #32 : 11 Eylül 2015, 02:28:08 »

Kürtler ve Komünistler


Malatya”nın bir köyünde, Şaban adlı bir öğretmen hem Atatürk büstünü kırdı, hem de Türk bayrağını yırttı. Bu öğretmen akıl hastası değilse, yaptığı işin üzerinde iyice durulmalıdır. Çünkü bir insan siyasi ve dini inançları veya dar görüşlü taassubu yüzünden Atatürk”e düşman olsa bile Türk bayrağına hakaret etmenin hiçbir tevili ya da hafifletici sebebi olamaz. Bundan dolayıdır ki, Şaban adındaki bu öğretmenin kanını ve soyunu araştırmakta, siyasi inançlarını incelemekte fayda vardır.

Bugün Türkiye”de Türklüğe ve dolayısı ile Türk bayrağına düşman üç zümre vardır: Moskofçular, kürtçüler ve Siyasi Ümmetçiler.

Vaktiyle Çukurovadaki Köy enstitüsünde Türk bayrağı kanalizasyona atılmış,bu alçaklığı Köy Enstitülerine sızmış olan o bol sayıdaki Moskofçulardan birinin yaptığı yüzdeyüz belli olmakla beraber suçlu bulunamamıştı.

Şaban adlı öğretmenin Türk bayrağı düşmanı takımlardan hangisine bağlı olduğu şimdilik belli değildir. Bir kürtçü olması ihtimali üzerinde ısrarla durmak ve ciddi tedbirler almak lazımdır. Unutulmamalıdır ki, kürtçülük almış yürümüş, idam istemi ile mahkemeye verilen kürtler “Büyük Millet Meclisi”ne girmiş,o ahım şahım kürtçe ile dergiler yayınlamaya başlamışlardır. Kürtçüler kürtlüklerini Türklük aleyhinde bir eda ile söylemekten çekinmiyecek duruma gelmişlerdir. Bazı kürtçüler, öğrenci derneklerinde önemli yerlere gelmişlerdir.

Buna karşı ne yapılıyor? Hiç! Yobazlığı yapılan, şeriatin yerine geçen “demokrasi” bu hiçlik midir?

Eski Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel daha Milli Birlik Komitesi Başkanı olduğu sıralarda, İstanbul Üniversitesi profesörleri ile yapmış olduğu özel ve az çok mahrem toplantıda bizim için iki tehlikenin varlığını açık yüreklilikle söylemiş, “Komunizm ve kürtçülük” demişti. Cihan çapında güçlü bir tehlike olan komunizmin yanında, Cemal Gürsel”in bir iki milyonluk ilkel kürtleri anması boşuna değildi. Çünkü bu cemaat hem doğu illerimizin petrol kaynağı bölgelerinde oturmakta hem de yıllardan beri İngilizler, Ruslar ve Amerikalılar tarafından desteklenip kışkırtılmaktadır.

Şeyh Said ayaklanması bir kürt ayaklanmasıydı ve açıkça İngilizler tarafından desteklenmişti. Said-i kürdi hareketi ise uzak hedefli ve örtülü bir kürt hareketidir veyine İngilizler tarafından “Müslüman Kardeşler” derneği kanalı ile yönetilmektedir. Kürtlüğü destekleyen,devletlerin maksadı insani değil,maddi çıkara,siyasi nüfuza ve jeopolitiğe dayanan niteliktedir.

Şimdi hep beraber düşünelim:”Türk Devleti”nin kürtçülüğe karşı tavrı ne olmalıdır?Bir devlet ,hiç şüphesiz yarınını tehdit eden bir tehlikeye karşı aklın ve şuurun gerektirdiği tedbirleri alır. Bu tedbirlerin yüzde yüz “milliyetçi” tedbirler olması şarttır. Çünkü milletlerin kendilerini başkalarından ayrı ve üstün tutmak ve kendilerini korumak için tuttukları yol ancak milliyetçiliktir. Türkiye Cumhuriyeti ırkçı bir devlet değildir. Kültür milliyetçisi olduğunu öne sürmesine rağmen böyle bile değildir ve tabiyet milliyetçiliği ile yetinmektedir. Bu bakımdan yüksek mekanizmada kürtlere alabildiğine yer verir.

Atatürk çağının Milli Eğitim Bakanlarından Vasıf Çınar ile İstiklal Mahkemeleri Başkanı Ali Saip Ursavaş kürttü. Fakat bunların aklına Türklükten ayrı kürtlük diye birşey gelmiyordu ve Atatürk çağında böyle bir şey akla gelemezdi de. Atatürk ortalığa bir “Türklük Dehşeti” saçmıştı. Bu sayededir ki kürt olan Ali Saip, İstiklal Mahkemelerinde birçok asi kürdün idamında büyük rol oynamıştı. Demokrat Partinin ileri gelenlerinden Kasım Küfrevi ve Ağrı Mebusu Halis Öztürkde kürttüler. O zamanın Milli Eğitim Bakanlarından Celal Yardımcı”nın da kürt olması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü Kayseri Cezaevinde kendisini lider tanıyan bir iki Türk mebus bulunduğu gibi mahbusluk hayatında kürtçe öğrenmeye başlaması da mim konulacak noktalardandır.

Bugün de partilerin çoğunda kürtler bulunmaktadır. Yeni Türkiye Partisinin bir süre önce ölmüş bulunan mebusu Mustafa Ekinci ile Yusuf Azizoğlu kürttür. İkiside kürt milliyetçisidir.Yine aynı partiden Muhlis Görentaş da milliyetçi kürtlerdendir.

Halk Partisinden Cihat Baban ve Esat Mahmut Karakurt kürttürler.

Adalet Partisinden Devlet Bakanı Cihat Bilgehan ile Gümrük ve Tekel Bakanı İbrahim Tekin de kürt asıllıdır.

Kürtlere büyük millet meclisi dışında da rastlamak mümkündür.Prof Şükrü Baban ile Prof. Abdulkadir Karahan ve Yassıada Komutanı Tarık Güryay kürttürler.

Yani Türk Devleti şimdiye kadar bunlar kendisinden ayrı tutmamış,onlara her makamı vermiştir. Fakat ayrı kürt devleti kurmak gayesi ile bir takım davranışları olan üniversiteli kürtlerin çoğalmasından sonra devlet şüphesiz kürt asıllılara karşı daha uyanık olacak, bunları kritik noktalara getirmeyecektir.Kürtler mevcut nisbetteki akıllarını başlarına devşirmeyerek yabancı kışkırtılara oyuncak olmakta devam ve kürt devleti hayali ardında koşarlarsa nasipleri yeryüzünden kazınmak olacaktır. Türk ırkı oluk gibi kanı ve sayısız emeği pahasına yurt edindiği Türkiye”ye göz dikenleri ne yapabileceğini göstermiş, 1915”de Ermenileri, 1922”de Rumları bu ülkede yok etmiştir.

Bu sonuca varırken daha 1944 yılında yapılmış bir büyük muhakemeyi düşünüyor ve o zamanki sanıkların ne kadar haklı olduklarını düşünmekten kendimi alamıyorum.

Nihal ATSIZ, Ötüken, 30 Nisan, 1966 Sayı: 28
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Yitmez TÜRK nesli
Tükenmez TÜRK nefesi
Her yanda çınlama TÜRK sesi
Irkıma şereftir Tanrının TÜRK demesi
Yurduma denmeli sadece ulu TÜRK ülkesi
Aklıma Başbuğumdan armağan TÜRK ülküsü
Gönlüme maziden yarına bir vurgun TÜRK sevdası.
Ertin Böke Alp
Ertin Böke Alp
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 540


Turana kadar.


« Yanıtla #33 : 11 Eylül 2015, 02:28:12 »

 Şüphesiz k*rtler dün olduğundan daha fazla palazlandı, peki bunlara kol kanat geren kim evet komünistler. Dün 80'lerde Bozkurtlara beraber havladılar, bugün üniversitede aynı örgüte mensuplar şuan ise kıstırılan k*rtleri yine kurtarmaya çalışıyorlar. Yıllardan beri özgürlük, demokrasi yalanlarının arkasına sığınan bu hainsever komünistler kafalarında k*rdistanı çoktan kurmuştu çözümcü zihniyet iktidara geldiği vakit ise "El ile gelen düğün bayram" hesabı el ele verip her gün Türkiye Cumhuriyeti topraklarının bir parçasında özerklik ilan ettiler bu siyasi idi işin eylem kısmı Şehit haberlerinin ardından bize hükümetin beş yıldır uyuduğunun farkına vardırttı. Bir yandan medya da hem masumu oynayıp hem özerlik talep ederken bir yandan da askeri kışlaya sokanlardan aldığı yetkiyle cadde ve sokakları mayın havuzuna, evleri ise mevzilere dönüştürmüşler.

Peki bundan sonra ne olacak ? Daha masum(!) insaniyetperci görünen komünistler cizrede ki sokağa çıkma yasağının ardından ellerine geçen ilk fırsatı tekrar kullanmaya başladı yine aynı tas yine aynı hamam sağdan soldan toplama fotoğraflar, abartılan olaylar ve sivil olarak tanıttıkları teröristler ile Türk milletinden acıma bekliyorlar hoş bu kadar canımız yanmışken cizre yolları baştan başa kadın çocuk leşleriyle dolsa acıma beklemek boşa...
Açıkça devlet düşmanlığı bilinen diğer kısım komünistler ise bir yandan da medya boy gösteren k*rtlerle kucak kucağa oturup aynel arap tarzı, sözde direniş çabaları ile hem bir gözdağı hemde avrupaya karşı ezilen halk yardım bekliyor algısı ve devlet durup dururken bu it sürüsünü dağıtmaya gelmiş gibi bir durum yaratmaya çalışıyorlar.

Burada dikkatli olmamız gereken konu Türk milleti için k*rt meselesinde artık bardağın taşmış olduğunu, Aziz Şehitlerimizin acısının hiç dinmediğini dinmeyeceğini, 9 eylülde ki hassasiyetin aynen devam etmesi gerektiğini unutmamamızdır. Ve güneydoğudaki şehirlerimizin üzerindeki çürüme artık geri dönülmez bir yola girmiştir bu görmezden gelmeye çalışılsa bile sınırlarımızın yanı başlarının pydnin kontrolünde olduğunu ıraktaki k*rt kantonları yetmezmiş gibi güneydoğudaki diğer sınırlarımızın da k*rt kontrolüne girmekte olduğu gözden kaçmayacak kadar büyük bir problemdir. Gerçek çözüm ise k*rtleri buralardan kazıyıp iranın içlerine ve işidin ellerine doğru dökmektir, bu işi Türk askeri ve Türk milleti beraber yapmalıdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Yitmez TÜRK nesli
Tükenmez TÜRK nefesi
Her yanda çınlama TÜRK sesi
Irkıma şereftir Tanrının TÜRK demesi
Yurduma denmeli sadece ulu TÜRK ülkesi
Aklıma Başbuğumdan armağan TÜRK ülküsü
Gönlüme maziden yarına bir vurgun TÜRK sevdası.
Bögü:Alp
Atsız'ın İzinde
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.975


Döğüşen Türk, oyanan Türk, kalkan Türk!


Site
« Yanıtla #34 : 11 Eylül 2015, 11:58:59 »

Ertin Böke Alp andamın dediği gibi kürdler eskisinden daha fazla tehlikeli mahluklar oldular. Kürtçülük hareketi yeni bir hareket değil, millet yeni sanıyor. Cumhuriyette kimliklerimizde Osmanlı'da olduğu gibi "İslam milleti" yerine "Türk milleti" getirildiği için bölündük sanıyorlar. İslamcılar Atatürk'ü suçluyorlar. Oysa ki kürtçülük hareketleri 200 senedir bu topraklar üzerinde uygulanıyor. Osmanlı'da atalarının yapamadıklarını bugün etekli torunları yapmağa çalışıyor.

İktidara geldiğinden beri AKP hukûmeti kürt terör örgütü Pkk'ya verdiği tavizlerle şımarttı, bugün bu vaziyete kadar geldik. Kürdçüler İstanbul'un göbeğinde elinde silahlarla yürüyüş yapabiliyor, bebek katili Apo'nun flamalarını açmak artık suç değil.

Atsız Beğ birkaç tane Kürd asıllı milletvekili saymış fakat şu an Meclis'in neredeyse %30'unu kürdler oluşturuyor. Diğer partilerdeki Boşnak, Arnavut, Laz hatta Roman asıllı gayrı-Türk vekilleri de sayarsak Türkiye'yi Türk olmanyanlar yönetiyor diyebiliriz. Zaten Türk saydıklarımız da taviz vermekten soysuzlaştılar. Kendine Milliyetçi diyen parti kürsüye çıkıp halen kardeşlik naraları atıyor. Kültür milliyetçiliği dahi yapmıyorlar. Türklüğü savunan vekiller azlediliyor. Kürtçü vekilin teki çıkıyor; "pkk sizi tükürüğüyle boğar diyor". Der. Çünkü kürt. Adı Türk olan bir memlekette vaziyet bu.

Öte yandan üniversitelerde, fakültelerde sözde halkların kardeşliğini savunan insan yığınlarının görüyoruz ki bahsettikleri "halk" yalnızca Kürtlerden ibaret. Haksız olsalar dahi kürtleri savunmaktan geri kalmıyorlar, işçi, memur düşmanı pkk ile omuz omuza savaşmaktan çekinmiyor Marksist kesim. Solcular ve İslamcılar bu ülkenin en geri zekâlı insanlarıdır.  Savundukları fikrin tam olarak ne olduğunu bilmiyorlar, kendilerine samimi gelen ne varsa kendilerini oraya atıyorlar. Bu iki yobazlık çeşidi birbirinden beslenir zaten.

Silahlı kuvvetlerimizin, İstihbarat teşkilatımızın en yüksek makamlarına Türk olmayan unsunlar serpiştirilmiş. "Silahları gömdükleri yerleri biliyoruz" diyerek teröristlere aciziyetini gösteren bu insanlarla Kürtçülük ne zaman kökünden kazınır bilemiyorum.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

«Dünyada en büyük iftiharım, Türk yaratıldığımdır!»
KHAZAR Manash
Khazar Manash
BİLGE BOZKURT
Atsızcı
***
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.192


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #35 : 17 Ekim 2015, 19:59:04 »

MİLLİ BENLİK

Yirminci asır medeniyeti ve Avrupa milletleri ile temasa gelen insanların birçoğunda millî benlik hissinin sarsıldığını görüyoruz. Şüphesiz yüksek duygulu olan her medenî insan Avrupa ve Amerika’nın yüksek ilmini ve ince tekniğini görünce onlara karşı takdir ve hürmetle karışık bir hayranlık duyar. Fakat birçokları bu kadarla da kalmayarak onların dinî, siyasî, içtimaî ve iktisadî ahlâklarına ve bütün insanlık hasletlerine de hayran kalarak kendi milletimizi ve kendi millî benliğimizi hiçe saymaya başlıyorlar. Bunların içinde derin bir göğüs geçirerek “onlar nerde, biz nerde?”.. diyenler bulunduğu gibi, kendinden geçerek ve her şeyi unutarak Avrupa ve Amerikalılara tapınanlar ve birkaç yıl yabancı memleketlerde kaldıktan sonra, bir vazife almak üzere vatana döndükleri zaman derin bir inkisara düşenler ve hatta ağlayanlar da vardır.

Bu ileri medeniyetlerin ihtişamı ile gözleri kamaşan ve millî benliklerini kaybeden insanlara acımamak elimizde değildir. Fakat onlara yalnız acımak da kâfi değildir.

Eğer, Türk milleti Garpteki milletlerden sefil, perişan, yoksul ve geri ise bu kabahat ne onda ve ne de bizdedir. Ancak geçmiş zamanlarda bu milleti zincirleyen ve süründüren haricî ve dahilî siyasetlerde, fenalıklarda ve nihayet muahedelerde ve münevverlerdedir.

Eğer bugün Avrupa ve Amerikalılara şuursuz bir budala aşkı ile bağlanmıyor da onların insanlığına hayran yaşıyorsak, bu zavallılığına ve geriliğine hükmettiğimiz Türk milletini de o seviyeye çıkarmak en büyük insanlıktır.

İyiliklere ve güzelliklere hayran kalarak, zavallıları ve mustaripleri unutan ve hiçe sayanlar, ancak cılız enerjili ve kısır ruhlu insanlardır. İnsanlığımızda kuvvetli, soy ve cins isek, millî benliğimizi kaybetmeden, âcizlere ve miskinlere yakışan hüsranlara ve inkisarlara düşmeden, bu yüksek gördüğümüz milletlere ve memleketlere doğru hamle yapmak mecburiyetindeyiz.

Halbuki millî gayretlerimiz bu kadar sade ve basit bir acıma hissine ve bir misyoner sevgisine muhtaç kalacak kadar da düşkün değildir. Davamızda hakikat, kuvvet ve asalet vardır.

Türk milleti, Avrupa ve Amerika’da bulunmayan birçok cevherlerin, faziletlerin ve asaletlerin kaynağıdır. Nitekim bugünkü hayatî kudret ve kabiliyetimiz de Avrupa ve Amerikan kafalarının ve zihniyetlerinin ümidi hilâfındadır. Onlar bize yıllardan beri öldü ölecek, gömüldü gömülecek diyorlardı. Fakat bugün her zamandan daha hür ve gür bir sesle biz varız, biz yaşıyoruz ve biz yükseleceğiz diye haykırabiliyoruz.

Türk milleti de Türk vatanı gibi, iyi tetkik edilmemiş olduğu için onun maddî ve manevî hazinelerinden habersiz yaşıyor, millet ve memleketimize yabancıların gözleri ve zihniyetleriyle baktıkça aldanıyoruz.

Irkî asaletimiz, enerjimiz ve insanlık meziyetlerimize dünya milletleri ve büyükleri hayran kalırken, bizim kendi milletimizi hiçe saymamız ve kendi kabiliyetlerimizden ümit kesmemiz eğer fena bir kasda makrunsa alçaklık, böyle bir niyete matuf olmadan inanılmış ise kör gözlü bir budalalıktır.

Dikkat ediniz… Avrupa ve Amerika’nın tabiiyet ve muhaceret hareketlerini gösteren istatistiklerine bakınız. Orada Suriyeli Araplara Arap yerine sadece Suriyeli dendiğini göreceksiniz. Çünkü gördükleri insanlarda tarihî bir ırkın meziyet ve hassalarını bulamamışlar ve o insanlara Arap diyememişlerdir.

Yine birçok yerlerde Rumlar, Ermeniler ve hatta Mısırlılara levanten dendiğini okuyacaksınız. Bunlara da bir millet namını vermeyi çok görmüşlerdir.

Halbuki bu topraklardan giden, oralardan geçen veya kalan herkese Türk derler. Geçmiş zamanlarda biz kendi kendimizi Osmanlı diye avutur ve milliyetimizi hiçe sayarken de onlar bize Türk derlerdi. Nitekim Japon çocuklarına da her yerde Japon derler.

Biz Türküz. Tarihimize ve en yakın mazimize dayanarak Türküz der ve bundan haklı bir iftihar duyarız.

En uzak köşelerde, Cenubî Amerika sahillerinden uzak şehirlerde yaşayan Türkler vardır. Onlar her yerde millî benliklerine uygun işler bularak asil, temiz ve dürüst olarak yaşarlar. Fakat başka milletlerden birçoğu, aynı memleketlerde ekseriya zabıta vukuat listelerini dolduran unsurlardır. En dürüstleri de umumî evler ve müesseseler işletmekle meşguldürler. İşte bu vaziyetleri gören ve bilen ecnebiler onlara kendi milletlerinin isimlerini vermemişler ve daha doğrusu tarihî bir ırk olarak kabul edememişlerdir.

Şu halde bu milleti, en uzaktakilerden en yakın milletlere kadar herkes tanır. Temas fırsatına nail olanlar ise, daima millî benliğinin ve asaletlerinin hayranı kalmışlardır. O kadar asil bir milletiz ki, insanların en çok vahşileştiği bir sahne olan muharebe meydanlarında bile insanlığımızı kaybetmez ve kendimizi karşımızda cephe tutan düşmanlara da sevdiririz.

Bir millet, tarihî, iktisadî ve siyasî birçok düşmanlıklar, fenalıklar ve idaresizlikler yüzünden yoksul düşmüş ve geri kalmış bulunabilir. O milletin bunu gören, duyan ve acıyan evlâtlarına düşen birinci vazife, bu asaleti çamurlardan ve sefaletlerden kurtarıp çıkarmaya ve yükseltmeye çalışmaktır. Bu da ancak millî benliğimize ve millî enerjimize inanmakla olur.

Millî benliğe inanmak, Türk milletinin mukaddes haklarına, faziletlerine, kabiliyetlerine, cevherine ve asaletlerine inanmak demektir.

Buna iman edenler, memleketimizin ilmini ve tekniğini yükseltecek büyük muvaffakiyetler için çalışır ve insanlıklarını gösterebilirler. Fakat milletini tanımadan, ona kabiliyetsizlik ve iptidaîlik izafe ederek çıktığı kabuğu beğenmeyen ve yabancıların reklâmını yapmakla geçinen soysuz dejenereler, hiçbir millete intisabı olmayan vatansızlardır. Bunlara biz de levanten der geçeriz.

Milletimiz, ne fedakârlıkta, ne milletseverlikte, ne yaratıcılıkta ve ne de müminlikte hiçbir milletten geri değil ve hatta ileridir.

Türk milleti hiçbir şeyi kendi felsefesi ve kendi düşüncesiyle tartmadan körü körüne kabul etmez. Ancak yaygaralı yavelerle cemiyeti karıştıran ve bulandıran bezirgân ruhlu milletlerden değildir. Onda büyük ve çelik Türk sükûnu ve kuvveti vardır.

İtaati, kör bir tapınma değildir. Kendinden büyüklere karşı duyduğu tavazuun sâkin bir ifadesidir. Türk milleti en yüksek izzetinefse maliktir. Muvaffak olmak için didinmekten ve yaşamak için ölmekten çekinmez. Asrî ilimler ve vasıtalarla onu techiz ettiğimiz gün, en büyük istikbale namzettir.

Bundan gafil olanlar, siyasî dedikodulara karışmadığı için onu duygusuz, reaksiyonsuz, geri ve iptidaî bir millet sanan ve yabancı milletlerin yaygarası ile gözleri kamaşan insanlar, tarih okumuyorlarsa en yakın maziye baksınlar. Dün sultanlara taptığı zannolunan bu millet, millî mevcudiyetini tehlikede görünce bir kumandanın emri altına girmiş, hayatını ortaya atarak istiklâlini ve istikbalini kazanmıştır.

Dün tembelliğinden bahsolunan bu millet, kendine göre en ağır vergileri ödeyen millettir.

Bu hakikatların sebebini anlamak, bu anlaşılmaz hadiseleri izah etmek için Türk köylerine sokulmak; köy kahvelerinde ve onların karşısında imtihan olmak, onların ihtiyaçlarına cevap vermek için çalışmak lâzımdır. Kısa söyleyelim: Türk benliği ile karşılaşmak ve kaynaşmak lâzımdır.

Millî benliğimize inanalım. Milletimize tapalım.

Atsız Mecmua, 1931, Sayı: 7
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
KHAZAR Manash
Khazar Manash
BİLGE BOZKURT
Atsızcı
***
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.192


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #36 : 17 Ekim 2015, 20:08:27 »

Milletimiz, ne fedakârlıkta, ne milletseverlikte, ne yaratıcılıkta ve ne de müminlikte hiçbir milletten geri değil ve hatta ileridir.

Milletin çektiği ızdirap ve çile yakın zamanda meyvesini verecektir. Bu millet, Avrupa ve Amerika’nın istediği şekilde yontulmayacaktır. Ahlaksız Amerikalılar milleti medya üzerinden yıpratırken, cahil arap bize yaşam tarzını dayatırken, bir avuç Türkçü yine Turan hayalini düşleyecek, yine Göktürk çağını yaşayacaktır.

Biz ne varsa, Türklükten ve Atsız'dan öğrendik.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
ATSIZALP
OTAĞ BEKÇİSİ
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 9.315


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #37 : 06 Eylül 2016, 09:16:08 »

Türk vatanında Ahmet Emin gibi bir “Yahudi dönmesi” benim gibi bir “TÜRK”ü millî varlığın temellerini kundaklamakla suçlandırıyor.

Baht utansın!

Nihal ATSIZ, Orkun, 20 Nisan 1951, Sayı: 29
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Kaan ULAŞ
OTAĞ BEKÇİSİ
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 5.821


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #38 : 27 Kasım 2016, 17:45:40 »

Atsız'ı anlıyoruz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Börü:Tegin
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 1.950



« Yanıtla #39 : 27 Kasım 2016, 18:01:21 »

 Atsız'ı anlamak zeka, bilgi ve milli duygular gerektirir. Herkesin onu anlamasını bekleyemeyiz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TÜRK:KANI:KURUMASIN:
TURAN:TUGU:YIKILMASIN:
Sayfa: 1 2 3 [4]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.332 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.