H.N ATSIZ'A yapılan işkenceler
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 26 Ekim 2020, 16:17:14


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: H.N ATSIZ'A yapılan işkenceler  (Okunma Sayısı 1559 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Böriler
Ziyaretçi
« : 05 Şubat 2018, 14:08:40 »

Gözaltılı ve tutuklu sanık adaylarının İstanbul'a gönderilmesinden sonra,Ankara'daki,Maarif Vekili Hasan Ali Yücel,yazar Falih Rıfkı Atay ve Ankara Valisi Nevzat Tandoğan'dan oluşan düzenci ekibinin fiilî görevi sona ermiş;sorgulama ve işkence işi,sorgulamaları yönetmek üzere İstanbul'a gönderilen Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Kâmuran Çuhruh ile İstanbul Emniyet Müdürü Ahmet Demir,Emniyet Müdürlüğü I. Şube Şefi Sait Koçak ve bir askerî hâkim yüzbaşı olan Kâzım Alöç'den oluşan ekipçe üstlenilmişti.Tophane Cezaevindeki sorgulamalar ise askeri yetkililerce yürütülüyordu.
İstanbul'da başlatılan ilk soruşturmalar sırasında,gözaltına alınmış/tutuklanmış olan Türkçülere birçok değişik işkenceler uygulandı.O işkenceler,sanık adaylarına,sorgulayanlarca hazırlanmış "ifade" metinlerini imzalatmak için yapılıyordu.O metinlerde,sanık adaylarının Irkçı ve Turancı oldukları,devleti Turancı serüvenlere açık bir yapıya kavuşturmak için hükümet darbesi yapacak gizli bir örgüt kurdukları,bu yolda çalışmak için ant içtikleri,vb. yazılı idi.Bunları sözle de ikrar etmeleri isteniyordu.Bazıları ülkenin değişik yerlerinden alınarak getirilmiş bulunan bu kişilerin,gerçekten varsa,o örgütü nasıl kurdukları,orada nasıl ve ne zaman çalıştıkları sorgulanmıyordu.Önemli olan Cumhurbaşkanı ve Maarif Vekili ile yandaşlarının hazırladığı senaryo ifadeyi okumadan,karşı çıkmadan imza etmeleri ve ona uygun "sözlü ifade" vermeleri idi.Bu,elbette,mümkün olamazdı.O durum karşısında,yapılacak tek iş kalıyordu:işkence!..
İşkence uygulamasına zaten gözaltılar ile birlikte başlanmıştı.Tutuklanan herkese uygulanan en etkili işkence,"ihtilâttan men" idi.Onlar,yan yana olan hücrelerinde,birbiri ile de karşılaşıp görüşemiyorlardı.Sanık adaylarının,kitap,dergi ve gazete okumaları yasaktı.Hepsi de aydın kişi olan bu genç insanların okumadan yoksun kalmaları,kuşkusuz, işkencelerin en korkunçlarından biriydi.
İşkenceler yalnızca sanık adayları ile sınırlı kalmamış,kimilerinin ailelerine de uygulanmıştı.Sözgelişi,Atsız ve Nejdet Sançar'ın evdeşleri,dolayısıyla aileleri de bu zulümlere uğramışlardı.Atsız'ın evdeşi,Erenköy Lisesi Tarih öğretmeni Bedriye Atsız hiçbir soruşturma geçirmeden ve sebep belirtilmeden,13 Mayıs 1944'de 'vekillik emrine' alındı,16 Mayıs 1944'te de tutuklandı.Bedriye Atsız,dört buçuk yaşındaki oğlu Yağmur'u,gözaltına alındığı sırada evinde temizlik işi için bulunan hanıma emanet etmek zorunda kaldı.Evin çevresi polislerle çevrili olduğu ve kimsenin eve girmesine izin verilmediği için,onlar da evde "mahpus" kaldılar.İki buçuk ay o yabancı kadınla yaşayan Yağmur,günlerini durmadan "benim annemle babam vardı,onlar neredeler?" diye ağlayarak geçirdi.Bedriye Atsız 26 Temmuz 1944'te salıverilmesine rağmen,'vekillik emrinde bulunma' durumu,öğretmeni olduğu liseden Kartal Ortaokulu öğretmenliğine atanışına kadar,23 ay sürdü.Benzer bir uygulama da,Nejdet Sançar'ın evdeşi,Balıkesir Lisesi kimya öğretmeni Reşide Sançar'ın başına geldi.O da 20 Haziran 1944 günü,'vekillik emrine' alındı.O işkenceden,20 Ekim 1944'te,kendisine haber verilmeden Zonguldak Lisesi kimya öğretmenliğine atanarak kurtuldu.Her ikisi de çok az miktardaki 'vekillik emri' aylığı ile geçinerek yaşamaya çalıştılar.Bazen o bile verilmedi.
Gözaltılı/tutukluların sivil olanları,Sirkeci'deki ünlü Sansaryan Hanı'nın çatı katındaki,bir yatağın zor sığdığı,varsa penceresi tavandaki küçük bir delikten ibaret,15 watt'lık lamba ile aydınlatılan hücrelerde tutuluyorlardı.Tahta bir kerevet üzerindeki yataklar kir ve pislik yüklü idi.İçlerinde bit,pire,tahtakurusu gibi haşere orduları dolaşıyordu.Bir de oralara bazen ikinci bir sanık adayı getiriliyor,onun içerideki ile birlikte kalması isteniyordu.Sonradan gelenlerin arasında yabancı,komünist olanlar vardı.Tek kişilik dar yatağa iki kişinin sığması mümkün olmadığı için, biri yatarken öbürü ayakta,uyanık kalmak zorunda idi.O kattaki,suyu çoklukla akmayan tek helâya gitmek,koridordaki tek lavaboyu kullanmak da başka işkencelerden idi.Kimi nöbetçi polisler o yöndeki isteklere çoklukla cevap vermezler,insanları saatlerce bekletirler,korkunç sıkıntılar içinde bırakırlardı.Sonradan bir de kattaki tek helânın kapısını,ihtiyaç giderirken bile,sürekli açık tutturma işkencesi başlatılmıştı.
Çoğu tutuklunun günlük yiyeceği üç yüz gramlık bir ekmekten ibaretti.Yemek,ancak parası olan için,dışarıdan getirtilebilirdi;ama çoğunun parası yoktu.Bu manevi baskılarla yetinilmiyor,bazı tutuklulara başka maddi işkenceler de uygulanıyordu:
Bunlardan biri,tutukluyu Sansaryan Hanı'nın bodrum katındaki "mezarlık hücresi"nde konuk etmekti.Duvarlarından lağım suları sızan,tabanları vıcık vıcık çirkef olan,yatılacak yeri taş bir çıkıntıdan ibaret bulunan bu beş yerden birinde Atsız,bir hafta süreyle çile doldurdu.Hücreye konulurken yanında olan şapkası,bir haftada küf bağlamıştı.
Başka bir etkili işkence yöntemi,hoşa gitmeyen ifadeler veren veya hazır yazılı ifadeleri imzalamayan sanık adaylarını, "tabutluk" veya "mutena hücre" denilen,dik tutulan tabut biçim ve oylumundaki oyuklara tıkmaktı.Bunlar,çatı katındaki hücrelerin 19 ve 20 numaralı olanları idiler.Derinliği 40'ar,genişliği 50'şer sm. olan bu oyukların yüksekliği 2,5 m. idi;tavanında 1500 watt'lık ışık veren ampuller,duvarlarında kalın zincirler vardı.Yola getirilmesi düşünülen gözaltılı/tutuklu oraya ayakta olarak sokulur,kollarından ve bacaklarından zincirlerle bağlanarak duvara asılır,kapısı kapatıldıktan sonra tepedeki ışık yakılır,işkence edilen "pes" edinceye veya bayılıncaya kadar orada tutulurdu.Türkçülerin bu tabutluklarda aç ve susuz,48 saat kalanları veya orada birkaç kez konuk edilenleri vardı.Böylece maddi işkencenin en korkunçlarından biri daha gerçekleşmiş olurdu.Türkçülerden o işkenceye,Reha Oğuz Türkkan,Orhan Şaik Gökyay,Hikmet Tanyu,Hamza Sadi Özbek ve sonradan salıverilmiş olmasına rağmen Osman Yüksel layık görülmüştü.Tabutlukların bir görevi de,gözaltılı/tutuklulara gösterilip,istenilen ifadeyi vermezlerse oraya tıkılacakları tehdidinin yapılmasına,gözdağı verilmesine hizmetti.
Dayak,falaka,küfür yaygın işkence türlerindendi.Bunlardan nasiplenen birçok Türkçü sanık adayı vardı.Onların biri Sait Bilgiç,bir diğeri de sonradan sanıklıktan kurtulmuş bulunan Mehmet Külahlıoğlu idi.Hikmet Tanyu'ya uygulanan başka bir işkence,başına tabanca dayanarak yapılan tehdit idi.İkencelerden Prof. Dr. Zeki Velidî Togan'ın payına da verildiği hücreyi haşerelerden temizlemek düştü:İlk günlerinde oradaki bitler ordusu,onu gece boyunca uyutmadı;O da öldürebildiklerini,kanlarını hücrenin duvarına,askeri kıta düzeninde sıra ile aktararak belirtti.Ayrıca,iki gün aç ve susuz bırakıldı.Bu aç ve susuz bırakma işkencesi sıklıkla herkese uygulandı.
Tophane'deki Askerî Cezaevinde tutulan sanık adayları bu tür maddi işkencelere uğramadılar.Fakat onlar da "ihtilâttan" ve okumadan yasaklı idiler.Hücreleri dar,havasız ve tek kişilikti.Yatakları,Sansaryan Hanında bulunanlarınki gibi eski,tiksinilecek kadar pisti.Hasan Ferit Cansever,verildiği hücredeki yatağa giremediği için,durumu öğrenilip evinden yatak gönderilinceye kadar,üç gün,bir tabure üstünde uyumaya (tünemeye) çalılmak zorunda kalmıştı.Ötekiler ise,böyle bir imkânları bulunmadığı için,çaresiz,o yataklarda yatmak zorunda kaldılar.Alparslan Türkeş,oradaki işkenceleri, "Hücrenin rutubeti,ışıksızlık,gün yüzü görememek,bir şey okuyamamak,atalet beni yıpratmıştı." sözleri ile belirtir.
İstanbul 1. Sıkıyönetim Mahkemesince yürütülen Türkçülük dâvâsının bir duruşmasında,sanıklar ilk soruşturmalar sırasında Emniyet Müdürlüğü'nde yapılan işkencelerden yakınınca,kendisi de o işkencelerin uygulayıcılarından olan ünlü savcı Kazım Alöç,
-"Efendim,biz bunları huzurunuza misafir olarak değil,hükümeti devirmek isteyen vatan hainleri,katiller ve caniler olarak sevk ettik.Kendilerini Pera Palas otelinde oturtacak değildik.Bunları huzurunuza reisicumhur namzedi olarak da çıkarmadık.Onun için elbette her nevi zulmü görmüşlerdir ve göreceklerdir."diyerek yapılan işkenceleri açık bir dille itiraf etti.Fakat bu sözler,sanıkların "Biz vatan haini değiliz.Bu sözleri aynen savcıya iade ederiz" biçimindeki karşı çıkmalarına ve sanık avukatlarından Kenan Öner'in huzurunuzda muhakeme edilmekte olan vatandaşlar henüz hükümlü olmayıp sadece sanık durumundadırlar.Savcının bu sözleri söylemeye hakkı yoktur.Lütfen,savcı Kâzım Alöç'ün bu beyanlarının aynen zabta geçirilmesini talep ederim."yolundaki ısrarlarına rağmen,isteği duruşma tutanağına geçirtilememişti.Oysa,dâvâlar sonunda bütün sanıklar aklanacak,savcının itham ve itirafları acı bir ' ecaat arzı' olarak kalacaktı.
İşkenceler konusu,gerek 7 Eylül 1944 günü başlayan dâvânın duruşmaları sırasında,gerek 1947'deki Öner Yücel Davasında,gerekse daha sonraki yıllarda sıkça söz konusu oldu.Ayrıca, 'Türkçülük Dâvâsı'nın ilk soruşturmaları sırasında 15 çeşit işkence uygulandığını belirleyen Hikmet Tanyu,uzun uğraşıları sonunda,işkence ve zulümlerin dâvâ konusu yapılmasını başararak bunları yapanların yargılanması yolunu açtı.Fakat işkenceciler,1950 yılında Demokrat Parti iktidarının çıkardığı af kanunundan yararlanıp yargılanmaktan kurtuldular.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ALBASTI
OTAĞ BEKÇİSİ
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 9.591


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #1 : 21 Eylül 2019, 13:21:53 »

Türkçü olupda ruhen ve bedenen işkenceye kalmamak mümkün mü  ki Türkçülüğün yolbaşısı  gök bölge Atsız işkencecilerin eline düşmesin.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Kaan ULAŞ
OTAĞ BEKÇİSİ
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 6.187


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #2 : 21 Eylül 2019, 19:07:43 »

Atatürk o dönem yaşasaydı, ne bu dava açılırdı ne de Türkçüler işkençe görürdü diye düşünüyorum. Ve Türkiye daha Türk olurdu.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Tunga Bey
BİLGE BOZKURT
Atsızcı
***
ileti Sayısı: 655



« Yanıtla #3 : 24 Eylül 2019, 22:10:53 »

Ahmet Bican Ercilasun adlı yazarın tuğla kalınlığındaki büyük ATSIZ KİTABINI şu günlerde okuyorum. Kitapta Türkçülük-Turancılık davası bölümlerinde sayfalarca yapılan işkenceler anlatılıyor. İşkencenin her türlüsü yapılmış. Hem de bu ülkenin ve ulusun öz çocuklarına, Türklere yapılmış. Türklüğü savundukları için sözde Türk hükümeti (ismet İnönü / chp ) tarafından ağır işkencelerden geçirilenler, bu ülkenin aydın ve eğitimli subay, yazar, akademisyen, tıp doktoru, üniversite öğrencisi gibi genç ve parlak çocuklarıydı.


PEKİ CHP'NİN TÜRK ÇOCUKLARINA, TÜRKÇÜLERE BU ZULÜMLERİ YETERİNCE BİLİNİYOR MU?


Bu sorunun yanıtı, elbette hayır. Bugünkü toplumumuz pek çok yönden bilgisiz bırakılmış durumda, bildiğini sananlar da gerçekleri ve doğruları yazan kaynakları okumadıkları için aslında bilgisizler. Bizler bu gerçekleri anlatmaya ve yaymaya, bütün yurt çapında her bir Türk kişisine ulaştırana ve Türk ulusal kimliğini diriltene dek yılmadan devam edeceğiz. !
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.241 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.