H.N. ATSIZ'IN VASİYETİNDEKİ DÜŞMANLARIN TÜMÜ (ÜyelerdenToplu Makaleler)
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Kasım 2017, 19:45:47


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 [2] 3 4
  Yazdır  
Gönderen Konu: H.N. ATSIZ'IN VASİYETİNDEKİ DÜŞMANLARIN TÜMÜ (ÜyelerdenToplu Makaleler)  (Okunma Sayısı 50671 defa)
0 Üye ve 4 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bozkurtlar Ölmez
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 138


Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir... Atsız


« Yanıtla #10 : 27 Şubat 2011, 23:18:59 »

                                                                         KÜRTLER 
             
 Kürtlerin Yaşadıkları Yerler Ve Nüfusu

Kürtler Ortadoğu coğrafyasında yaşaya bir etnik grup olup, Doğu'da Zagros Dağları’ndan batıda Toros Dağlarına, güneyde Hemrin Dağları'ndan, kuzeyde Kars-Erzurum platolarına kadar uzanan bölgede yaşarlar. Bugün göçlerin artması nedeniyle Türkiye'nin bütün şehirlerine dağılmışlardır. Dünya üzerinde en çok Türkiye, İran, Irak, Suriye'de Kürt nüfusunun fazlalığı göze çarpmaktadır. Türkiye’de ki Kürt kökenlilere dair nüfus sayımı Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından 1965’te yapılmıştır. Buna göre 1965'te 31.391.421 olan Türkiye Nüfusu'nun 2.219.502'si ana dili olarak Kürtçe’yi beyan etmiştir.2000’li yıllara gelindiğinde ise Türkiye'de 10-15 milyon Kürt olduğu tahmin edilmektedir.

Kökenleri

Kürtlerin kökenleri ile ilgili birçok sav ortaya atılmıştır. Ortaya atılan savlar arasında Kürtlerin soyu Medler’e, Asurlu'lara ,Babilli'lere ,Urartu'lara dayandırılmaktadır, Fakat bu dönemlerde ki bilgilerin az olmasından ve düşüncelerin kanıtlanamamasından dolayı, bu savlar kabul görmemektedir. En kabul gören sav ise Kürtlerin Arabi-Farsi başta olmak üzere çeşitli etnik grupların (Ermeni, Çerkes, Gürcü, diğer Sami gruplar) birleşimiyle oluştuğudur.Bu sav dil, yaşayış, din, kültür, fiziksel benzerlik, ırki benzerlik ,giyim-kuşam ,gelenek ve göreneklerin neredeyse aynı olmasıyla kanıtlanabilir niteliktedir.

Dili

Kürtçe, Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İrani kolunun kuzey-batı İrani grubuna ait bir dildir.Kürtlerin konuştuğu lehçeler şöyle sıralanabilir: Kurmanci, Sorani ve Kelhuri. Ayrıca Zazaca da lehçelerden biri olarak kabul edilmektedir.

Dini

Kürtler arasında farklı dinlere ve mesheplere mensup kişiler çoktur. Bugün Kürtlerin çoğunluğu Sunni Müslümandır. Özellikle, Türkiye ve İran sınırları içinde yaşayan Kürtler'in çoğunluğu Sünni meshebine bağlı (Şafii ağırlıklı) olup bir kısmı ise Alevidir. Ayrıca Şii, Ehl-i Hak,Yezidi, Yahudi, Hristiyan Kürtleri de bulunmaktadır.

Türkiye’de Kürt Olduğu İddaa Edilen Yerler

Bugün sözde Kürdistan Haritası'nın içinde Elazığ, Malatya, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Erzincan, Muş,Batman,Siirt,Mardin,Şırnak,Hakkari,Van,Ağrı,Iğdır,Erzurum,Tunceli yer almaktadır. Ve Kürtler bu illerimizdeki nüfusun büyük çoğunluğunu Kürt olduğunu, ve isimlerinin de eskiden Kürtçe olduğunu belirtmişlerdir. Bu konu altında bu illerimizdeki bazı köy adlarını belirterek bu illerimizin Türk olduğu ortaya çıkacaktır.

Malatya bazı köy isimleri; 1-Eymir 2-Kızık 3-Tataruşağı 4-Ozan 5-Sipahiuşağı 6-Başkınık
7-İğdir 8-Söğüt 9-Söğütlü 10-Avşar 11-Karakavak 12-Bağköy 13-Tecde 14-Çayırlı 15-Yamaç

Elazığ bazı köy isimleri; 1-Tatarköy 2-Alpagut 3-Sarıkamış 4-Esenlik 5-Karasaz

Gaziantep bazı köy isimleri; 1-Türkyurdu 2-Teketaşı 3-Yazır 4-Nogaylar 5-Türközü 6-Türkbahçe 7-Oğuzlar 8-Oğuzeli 9-Söğütlü 10-Bayatlı 11-Acaroba 12-Tuğlu

Siirt bazı köy isimleri; 1- Bozatlı 2-Bayındır 3-Obalı 4-Çölköy 5-Bozhüyük

Diyarbakır bazı köy isimleri; 1- Bayındır 2-Kopuzlu 3-Oğuzlar 4-Türkmenhacı
5-Ulutürk 6-Bayat 7-Kutluk 8-Türkmen 9-Altayköy 10-Kayıköy 11-Ülgen 12-Özbek
13-Uygur 14-Başbuğ 15-Kıpçak 16-Çiğil 17-Söğütalan 18-Döğer 19-Sergenli

Batman bazı köy isimleri; 1-Oğuz 2-Eymir 3-Kışlak 4-Acar 5-Yağmurlu

Şanlıurfa bazı köy isimleri; 1-Boybeyi 2-Büyükhan 3-Şanlıavşar 4-Tatarhüyük
5-Türkmenören 6-Kopuz 7-Söğütlü 8-Akıncı 9-Ozanlar 10-İlhan 11-Türkmen
12-Altaylı 13-Çağa 14-Çepni 15-Bellik 16-Türkeli 17-Tekeli 18-Tanrıverdi

Mardin bazı köy isimleri; 1-Batur 2-Bozok 3-Akıncılar 4-Söğütözü 5-Aktulga
6-Eymirli 7-Aykut 8-Acar 9-Oğuz 10-Sakalar 11-Tulgalı 12-Bengisu

Muş bazı köyleri; 1-Korkut 2- Esenlikler 3-Balkar 4-Oğuzhan 5-Söğüt 6-Tatargazi
7-Çöğürlü 8-Söğütlü 9-Acarkent 10-Çiçekli 11-Savaşçılar 12-Alazlı

Şırnak bazı köyleri; 1- Söğütce 2-Ulaş 3-Yağızoymak 4-İdil 5-Bozkır 6-Özbek
7-Peçenek 8-Tekeköy 9-Üçok 10-Yörük 11-Hilal 12-Esenli 13-Bostanlı

Hakkari bazı köyleri; 1-Boybeyi 2-Oğuzlar 3-Ortaç 4-Tuğlu 5-Vezirli

Van bazı köyleri; 1-Kurtoğlan 2-Osmanlı 3-Sungur 4-Atlıhan 5-Toyga 6-Söğütlü
7-Ulupamir 8-Akın 9-Çolpan 10-Özalp 11-Turanköy 12-Gökoğlan 13-Karlıyayla

Ağrı bazı köyleri 1-Bozkurt 2-Aşağıkopuz 3-Ozanlar 4-Söğütlü 5-Bayındır  …

İncelendiğinde diğer köy isimlerinin de Türkçe olduğu gözlemlenmektedir. Bu köy isimleri Türkmenlerin geldikleri yere önceden bulundukları yerin ismini verme, bağlı bulunduğu boyun ismini verme, coğrafi yapıya göre isim verme özelliklerini yansıtmaktadır.

Türk-Kürt Kardeştir Safsatası

Bugün bir kesim tarafından benimsenen tüm Türkler Müslümandır düşüncesi, Kürtlerin Türklerle akraba olduğunu, Kürtlerin 24 Oğuz boyundan biri olduğunu, zaten Türklerle Kürtlerin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde evlilik yoluyla kaynaştığını savunur. Fakat hiç bir Kürt Türklerle kardeş, akraba olduğunu savunmaz. İçimize sokulmaya çalışan ve hatta sokulmuş olan ümmetçilik görüşü Türkleri bu düşünceye sevk eder. Bu görüş o kadar tehlikelidir ki, bizim Gagauz, Altay, Tuva, Macar Türkleri gibi Müslüman olmayan Türkleri dışlamamızı sağlar. Burada her Türk kişisine düşen görev kendi ırkını araştırmaktır. Kısa bir araştırma sonucunda bile Kürtlerin bizim kardeşimiz olmadığını, devamlı isyanlar çıkararak bizim düşmanımız olduklarını göreceklerdir. Türk kişisi ancak Türk kişisiyle kardeştir. Aynı kandan, aynı soydan gelen kişiler kardeş olabilir. Bu bilinç genç nesillere yerleştirilmeli, genç nesillere ulu Türk soyundan geldikleri hatırlatılmalıdır.

Tarihte Kürt İsyanları

OSMANLI DÖNEMİ AYAKLANMALARI:
Babanzade Abdurrahman Paşa isyanı (1806- Musul),Babanzade Ahmet Paşa isyanı (1812 – Musul)
Zaza’ların isyanı (1820),Yezidilerin isyanı (1830- Hakkari), Şerefhan isyanı (1831- Bitlis), Bedirhan isyanı (1835- Botan), Garzan isyanı (1839- Diyarbakır), Ubeydullah İsyanı (1881- Hakkari), Bedirhan Osman Paşa ve kardeşi Hüseyin Paşa isyanı (1872-Mardin-Cizre), Bedirhan Emin Ali isyanı (1889- Erzincan), Bedirhaniler ve Halil Rema isyanı (1912-Mardin), Şeyh Selim Şehabettin ve Ali isyanı (1912- Bitlis), Koşgari isyanı (1920- Koşgiri)

CUMHURİYET DÖNEMİ AYAKLANMALARI

Nasturi isyanı (1924- Hakkari), Jilyan isyanı (1926- Siirt), Şeyh Sait isyanı (1925- Bingöl-Muş-Diyarbakır), Seit Taha ve Seit Abdullah isyanı (1925-Şemdinli), Reşkotan ve Reman isyanı (1925- Diyarbakır), Eruh’lu Yakup Ağa ve oğulları (1926-Pervani), Güyan isyanı (1926-Siirt), Haco isyanı (1926- Nusaybin), I. Ağrı isyanı (1926), Koçuşağı isyanı (1926- Silvan), Hakkari- Beytüşşebab isyanı (1926), Mutki isyanı (1927- Bitlis), II. Ağrı isyanı, Biçar harekatı (1927- Silvan), Zilanlı Resul Ağa isyanı (1929- Eruh), Zeylan isyanı (1930- Van), Tutaklı Ali Can isyanı (1930- Tutak-Bulanık-Hınıs), Oramar isyanı (1930- Van), III. Ağrı harekatı (1930), Buban aşireti isyanı (1934- Bitlis), Abdurrahman isyanı (1935-Siirt), Abdulkuddüs isyanı (1935-Siirt), Sason isyanı (1935-Siirt), Dersim isyanı (1937-Tunceli), PKK terörü (1984-…)

Son Söz

Bugün gelinen noktada Kürtler, her alanda Türklerin önüne geçmeye çalışmakta her konuda kendilerini göstermektedirler. Başbuğumuzun yakın arkadaşlarından Mahmut Esat Bozkurt’un söylediği "Türk bu ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir. Öz Türk olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler.’’ Bu sözü anlaşılan o ki Türk ırkı unutmuş durumdadır. Yine sözde Atatürkçü olan kişiler Başbuğ’un ‘’Kanını taşıyandan başkasına inanma’’ sözünü ya duymamışlar ya da bildikleri halde gündeme getirmemişlerdir.
Nihal Atsız Beğ’in belirttiği üzere içerideki düşmanlarımızdan olan Kürtler her zaman büyük devletler tarafından maşa olarak kullanılmış, Sami ırkların huyu bozuk, yediği kaba pisleyen, inkarcı özelliklerini soydan çektiği için uygulamıştır. Kendilerine has dilleri, kültürleri, müzikleri vb..  olmayan bu melez toplum her zaman başka kültürlerdeki ögelere sahip çıkmış( Nevruz, Sarı, Kırmızı, Yeşil renkleri, Türkmen yöresel kıyafetleri ….) en çokta Türk kültüründen çalarak Türk toplumunu kendi kültüründen uzaklaştırmıştır.
Türk ırkı artık kendi özüne dönmeli, atalarının kutsal yolunda çalışmalı, tarihten beri Atalarımızın hayali olan Türk Birliği’ni sağlamalıdır. Türk olduğum için kendimi dünyanın en şanslı kişisi sayıyorum. Tanrı Türk ırkını korusun.   
Erhan Aybars Bozkurt
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
turatbek_aytmatov
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 725


KIRGIZ TÜRK


« Yanıtla #11 : 28 Şubat 2011, 01:11:38 »

AFGANLAR

Afgan Afganistan'ın vatandaşlarına verilen addır. Ancak Afgan sözcüğü belirli bir etnik grubu tanımlamaz.Afganistanda genelde bu kelime(Afgan)yanliş kullanıliyor yani sanki bu kelime sadece Paştunlara aitmiş gibi bi kullanim içerisindedir. Paştunlar Afganistan'ın nufusun çoğunu % 42'sini oluştururlar. Tacikler % 27, Özbekler % 9, Hazaralar da %9, Aymaklar % 4, Türkmenler % 3, Baluçlar % 2 oranında yer alırlar.Paştu (bir çeşit farsça) ve Farsça (Dari) Afganistan'da en çok konuşulan diller olup ülkedeki iki resmi dillerdir. Peştunlar ve Buluçlar dediğimiz Afgan halkları aslen fars kökenli ve farsça konuşan halklardır.
Peki tarihi süreç içerisinde Afganistan dediğimiz bölgenin aslında peştunlar tarafından istila edilen Güney Türkistan olduğunu biliyor muydunuz?. Türkistan'ın güney kısmı, Afganistan sınırları içinde kalmaktadır. Bu sebeple Afganistan'ın kuzeyi kadim Türk yurdu Ulu Türkistan'ın doğal bir devamıdır. Bölgede bir çok Türk boyu (Özbek, Kazak, Karakalpak, Kırgız, Kızılbaş, Türkmen ve Afşar Türkleri) bulunmasına rağmen bölge Türklere ait değilmiş gibi gösterilmekte bölgedeki Türk toplulukları farsça konuşmaya zorlanmakta ve bu Türkleri peştunlaştırma çalışmaları yapılmaktadır. Bunun acısını en çok Güney Türkistanlı Özbek kandaşımın hıçkıra hıçkıra karşımda “Ake bizge Türkçe aytmamıza izin berbey Afganlar” (Ağabey bize Türkçe konuşmamıza izin vermiyor Afganlar) dediğinde yüreğimde hissetmiştim. Güney Türkistan Türkleri yoğun Turancılık duygusu taşımaktadır bunun en büyük örneği yenilmez batur Özbek Başbuğu “Raşit Dostum” komutanımızdır.
Afganistan'da yaşayan Türklerin toplam sayısı hakkında 2.158.000'den 4.5 milyona, hatta 5 milyona varan sayılar ortaya çıkmaktadır. Afganistan'ın genel nüfusu hakkında kesin bilgiler bulunmamakta ve dolayısıyla bu ülkede yaşayan Türkler hakkında da kesin sayı verilememektedir. Tabii ki bu kasıtlı yapılan bir olaydır.
Raşit Dostum’un sürekli olarak baskı tutulması ve bulunduğu yerlerin bombalanması bölgedeki baskıcı Afgan terörünün en önemli örneğidir. Yine Özbek bir dostumun anlatımı ile Abd güçleri bölgedeki terör örgütleri ile her ne kadar mücadele ediyormuş gibi görünse de işin perde arkası farklıdır. Afganlar bölgedeki Türk gücünü kırmak ve bölgenin Türk erkinliğini kırmak için bölgedeki Afgan teröristlere el altından silah ve uyuşturucu yardımı yapmakta silah ve uyuşturucu ticaretini Asya üzerinde denetim üssü olarak Güney Türksitan’ı kullanmaktadır. Buradaki Müslüman Özbek ve Türkmen kandaşlarımız inanç ve Türk töresi gereği teröre ve uyuşturucuya bulaşmamasına rağmen Afgan terörüne istemedende olsa maruz kalmaktadırlar ve baskı altındadırlar.
Afganistan'da yaşayan Türkmenler, anadilleri ile eğitim görmekten mahrum kalmalarına rağmen Mahtımgulı'nın eserlerini örnek alarak şiirler yazmışlardır.
Buradaki kandaşlarımız Turançılık alevi ile yürekleri yanarken ve bizlerden yardım eli beklerken mevcut Türkiye Cumhuriyeti’nin hükümetinin bölgeye Araplar kadar değer vermediği için kandaşlarımız burada teröre ve farslaştırılmaya kurban gitmektedirler.
Hülasa Afganistan yoktur!!! Güney Türkistan vardır!!! Ordan ötesi Ulu Türkistandır!!! Turan her türlü fars artığına rağmen (tacik,buluç,peştun,k.rt) kurulacaktır ve Turan coğrafyası bu asalaklardan kan emicilerden kurtulacaktır… Kurtulmak zorundadır!!!
TANRI TÜRKE YAR VE YARDIMCI OLSUN!!!
ALAŞ!!!

Turatbek Aytmatov
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

KIRGIZ TÜRK
KUDAY TÜRKÜ KORGOSUN!!!
LAİKLİK TÜRKÇÜLÜĞÜN DİREĞİDİR!!!
TANRI-KUT METE
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 120


Irkçı Lider; Türkçü Devrim...


« Yanıtla #12 : 28 Şubat 2011, 01:14:13 »

En Büyük Düşman; Japonlar.

Dünya üzerinde ki temiz geçmişli milletlerin listesini yap deseler ilk başa Türkleri yazardım. Türklerden sonra da listede ikinci sırayı hak edecek bir millet varsa onlar da kesinlikle Japonlardır.

Bu yüzden eğer Türk’e düşman olmaya yaraşır bir millet varsa bu tartışmaya yer bırakmayarak Japon milletidir. Namert dosttansa mert düşmandan yanadır tercihimiz.

Aslında Japonlar hakkında yazacak pek fazla bir şey yok. Japonlar da tıpkı Türkler gibi köklü ve temiz bir geçmişe sahiptirler, merttirler..

Japonlar şuanda ve yakın gelecekte düşmanımız değillerdir. Uzak gelecekte yani Türkler kaçınılmaz bir durum olan Turan’ı kurduklarında Asya’nın etkili milletlerinden birisi olan Japonlar er ya da geç karşımıza çıkacaklar ve düşmanımız olacaklardır.

Japonların binlerce yıldır törelerine bağlılıkları herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Bu sebeple diğer düşmanlarımıza karşı takınacağımız tavırdan çok farklı bir tutum içerisinde Japonlara yaklaşmalıyız ki onlar karşısında üstünlük elde edebilelim..

Ne sinsi İngilizlere karşı yürütülmesi mecbur olan üstü kapalı politika; ne cahil Araplara karşı yürütülmesi gereken baskıcı politika; ne de bir avuç İsrailoğluna karşı yürütülmesi gereken psikolojik yıkıcı politika Japonlar karşısında etkili olamaz. Japonlara karşı direk savaş halini almaktan başka hiçbir politika sonuç vermez.

Elbette akla şu soru gelecektir; “Türklere karşı direk olarak savaş hali alınmadığı halde yürütülen gizli-çökertici politikalar etkili olurken neden Japonlara karşı yürütülecek bu politika etkili olmayacaktır?”

Bu sorunun cevabı çok açıktır. Türklere karşı yürütülen bu siyasi pisliklerin arkasında siyasi orospuluklarıyla meşhur olan milletler mevcuttur. Onların tek anladığı yöntem budur. Ve Türklere karşı takınılan bu tavrı tüm dünya ülkeleri dört koldan desteklemektedir. Osmanlı'nın çöküş dönemine girmesiyle başlayan ve hiç durmadan aralıksız devam eden milletimizin üzerindeki bu baskı son 8 yıldır ancak sonuç vermeye başlamış, hainin yüzünü güldürmüştür.

Bu durum karşısında ancak kültürü ve ahlakı bu kadar sağlam bir millet bu kadar süre dayanabilirdi ve dayandı da.

Türklerin en önemli özelliklerinden birisi de, karşısındaki düşman da olsa eğer mert birisi ise ona mertçe meydan okur, galip gelir yahut yenilir..

İşte tek mert düşmanımız olan Japonlara karşı da mertçe bir duruş sergilenmeli ve bu şekilde gereği yapılmalıdır.

Ancak dediğim gibi, Japonlar düşman sıralamasında en sonda bulunmaktadır. En son sıra onlara gelecektir..

Unutulmaması gereken büyük bir ayrıntı vardır. Türkler olarak Turan’ı kurduktan sonra her ne olursa olsun Japonlar ortadan kaldırılmalıdır. Zira güçlü ve eski kültürleri onlar tamamen yok olmadıkça yok olmayacak ve etkisini devam ettirecektir. Ve Kamikaze ruhunu doğuran bir kültür elbette Türk ırkçıları tarafından da takdir edilmesi gereken bir olgudur.

Bu sebeple her ne kadar uzak da olsa en büyük ve güçlü düşmanımız Japonlardır..

TANRI-KUT METE
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

shaman
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 138



« Yanıtla #13 : 28 Şubat 2011, 11:51:47 »

GELECEKTEKİ DÜŞMANIMIZ ROMANYA!

Toplumların, bugünkü devlet, siyaset ve yönetim anlayışlarının, yapılanmalarının, geçmişin mirasından etkilenmediğini söylemek oldukça zordur ve bu anlamda toplumlar, önceki nesillerden miras olarak aldıkları kurumların, değerlerin ve davranış biçimlerinin yükünü taşırlar. Diğer bir deyişle, ekonomik, sosyal, siyasal, idarî ve kültürel anlayış ve yapılanmalar, insanlık ve toplumların tarihi içinde, kümülatif nitelikli olarak ve tarihi süreklilik seyrini izleyerek var olagelirler. Devletler, milletler ya da başka parametreleri esas alarak yapılan toplum ayrımlarının hepsi için geçerli olan bu nitelikler, aynı zamanda belirli bir değişimi ve dönüşümü de içerir ya da içermesi gerekir.

Balkan Müslümanlarının Türk'lüğü "Türk", "Müslüman" ya da "Osmanlı" kelimeleri ile aynı anlama gelir ve "Türk" ya da "Osmanlı" kavramı, Türkiye’nin etkisini sınırlarının çok ötesine taşıyan büyük bir vizyonun da adıdır, Balkanlarda olduğu gibi... Bugün tüm Balkan milliyetçileri Boşnakları, Arnavutları ya da Pomakları, yani etnik olarak Türk olmayan ve Türkçe konuşmayan Balkan Müslümanlarını "Türk" olarak tanımlamakta sakınca görmemektedirler. Bunun nedeni ise, etnik kökenleri ne olursa olsun, Balkanlar'daki tüm Müslümanların, aralarında yaşadıkları Hıristiyan uluslardan ayrı bir "millet" olarak algılanmalarıdır. Bu "millet"in ismi ise, her ne kadar etnik bir Türklüğü ifade etmese de, "Türk Milleti”dir. İşte bu nedenle de, Türkiye'nin Balkan yarımadasındaki "uzantısı" olan halklar, yalnızca birkaç milyonluk Balkan Türkü değil, nüfusları 10 milyonu bulan Balkan Müslümanlarıdır. Çoğu etnik olarak Türk olmayan ve Türkçe konuşmayan bu insanlar, kendilerini aynı dili konuştukları Sırplar’dan ya da Bulgarlar’dan çok Türklere yakın hissetmektedirler.

Avrupa’nın güney doğusunda Balkan yarımadasının kuzeyinde yer alan Romanya 22.355.551 olan nüfusu (2004) ve 238.391 km.²’lik yüzölçümü ile Balkanların ve Orta Avrupa’nın önemli merkezlerinden biridir.1 Aşağı Tuna Havzasında bulunan ve Karadeniz kıyısına 234 kilometre mesafelik çıkışı olan Romanya: Macaristan, Moldavya, Bulgaristan ve Eski Yugoslavya ile çevrilmiştir.2 Batı Avrupa ülkelerine yakınlığı ve bu ülkelere ulaşan transit yolları barındırması ve Karadeniz’e kıyısı bulunması Romanya’nın coğrafi avantajlarını oluşturmaktadır.3

Romanya, Balkanlar'da büyük öneme sahip bir devlettir. Çok eski zamanlardan itibaren çeşitli toplulukların yerleştiği Romanya toprakları, Orta Asya'dan göç eden Türkler'in geçiş ve yerleşim noktalarından biri olmuştur.4 Hunlar, Avarlar ve Bulgarlar bu bölgede yerleşmiş, Slavlar bölgeye Hıristiyanlığı getirmişlerdir. 1003 yılından itibaren Macar Krallığı bölgede hakim olmaya başlamıştır. 13. yüzyıldan itibaren Macar yönetim tarafından ülkeye Sakson ve Germen kabileler yerleştirilmiştir. Bu işgaller, yerli halkın Eflak (Wallachia) ve Boğdan (Moldavya) bölgesine kaymasına yol açmıştır. Bu bölgeler "Voyvoda" adı verilen ve daha çok Macar veya Polonya kontrolündeki prensler tarafından yönetilmeye başlanmıştır.5

1418 yılında Dobruca'yı fetheden Osmanlı İmparatorluğu'nun bu bölgedeki etkisi, 1526 yılındaki Mohaç Savaşı'nın ardından tam olarak hissedilmeye başlamıştır. (XV. yüzyıldan başlayarak, Osmanlı nüfuzu hakim olmuş, Besarabya ve Transilvanya Osmanlı himayesine girmiştir). Eflak ve Boğdan eyaletleri 1821 yılına kadar, genel olarak İstanbul'un Fener semtinden seçilen Rum aileler tarafından yönetilmiştir. Rusların işgaline uğrayan Eflak ve Boğdan eyaletleri Osmanlı- Rus Savaşı'nın ardından 1829 yılında imzalanan Edirne Anlaşması'yla imtiyazlar elde etmiştir. 1856 yılında Eflak ve Boğdan Prenslikleri otonomilerini kazanmışlardır. 1859 yılında birleşen bu iki Prenslik 24 Eylül 1859 tarihinde Romanya Prensliği ismini almıştır ve Alexandru Ioan Cuza prens seçilmiş ancak Cuza’nın bazı olaylar nedeniyle istifasıyla yerine 1866’da I. Karol prensliğe getirilmiştir. (XVIII. ve XIX. yüzyıllarda zayıflayan Osmanlı hakimiyetine karşılık, Romen toprakları Rusya ile Avusturya-Macaristan imparatorluklarının eline geçmeye başlamıştır.) 1877-78, yıllarında yaşanan Rus-Türk savaşları ise, yüzyıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliği altında bulunan bölgede Osmanlı'nın varlığını tamamen sona erdirmiştir. Ülke, tam bağımsızlığını 1878 yılında kazanmış ve bu bağımsızlık 13 Temmuz 1878 Berlin Anlaşması ile uluslararası olarak tanınmıştır. 26 Mart 1881 yılında Krallık ilân edilmiştir.6 Krallık seviyesine çıkan Romanya Osmanlılardan Dobruca’yı da alarak topraklarına katmıştır.7

I. Dünya Savaşı’na kadar Romanya komşu ülkelerde kalan topraklarını geri almaya yönelik çabalarını sürdürmüştür. 1914’de savaşın başlamasından sonra iki yıl tarafsız kalmış, daha sonra (bu ülkelerde yaşayan büyük Romen nüfusuna dayanarak, Avusturya-Macaristan ve Alman topraklarından pay almayı hedeflemiş ve bu amaçla da) İtilaf devletleriyle ittifaka giderek, 1918-1919’da Besarabya, Bukovina ve Transilvanya’yı topraklarına dahil etmiştir.8 Nihayetinde savaş sonrasında vermiş olduğu mücadelenin sonucu olarak yeni topraklar kazanarak topraklarını yaklaşık iki katına çıkarmayı başarmıştır.

Bugün etnik grupların görece geniş haklara sahip olduğu Romanya’da ayrılma ve bağımsızlık isteme gibi sorunlar pek gündeme gelmemiştir. Romanya’daki Alman azınlık bir yandan Almanya ile arasında bir bağ oluştururken öte yandan çekingenliğe yol açmıştır, ancak Türk azınlığın Romanya için çekingenliğe sebep olduğunu söylemek mümkün değildir. Romenler'in en büyük nüfus yoğunluğuyla ileri derecede özerklik isteyen Macarlar (1.620.199’lık nüfus), dışında, azınlıklarla ilgili bir problemi de yoktur. Bu sorun da iki ülke arasında imzalanan (16.09.1996) bir antlaşmayla şimdilik dondurulmuştur. Romanya’nın en büyük gündemi kendisini Pazar ekonomisine adapte etmek ve bu yolla ekonomisini düzeltmektir. Latin kökeni nedeniyle Batı Avrupa’da Fransa ve İtalya’yı, bölgede de Türkiye’yi kapitalist pazarlarla bütünleşmek için sıçrama tahtası olarak görmektedir.9

Tarihsel perspektiften Romanya’yı değerlendirdiğimizde, ülkenin dönemden döneme farklı dış politika yönelimleri olduğu gözlenmektedir. Buna yol açan etken, 20. yüzyılda uluslararası sistemin yapısında sıklıkla meydana gelen değişmeler olmuştur. İki kutuplu sistemin yıkılışı Romanya açısından risklerin yanı sıra, fırsatları da beraberinde getirmiştir. Romanya, 1990 sonrasında dış politik yönelimini Batı’yla işbirliği boyutunda değerlendirmiştir. Batı Avrupa’daki yeni yapılanma modelinin 1990’lı yıllar zarfında kıtasal boyutlu bir mimariye dönüştürülmek istenmesi yönünde ortaya konan irade de, Romanya’nın söz konusu fırsatı değerlendirmesine yol açan başka bir faktördür. AB üyelik perspektifi Romanya açısından Soğuk Savaşın bitiminin ardından ortaya çıkabilecek olumsuz senaryoların önüne engel olmuştur. Ayrıca, söz konusu perspektif, ülkede istikrar unsuru oluşturduğu şeklinde düşünülürken, bu hususta Romanya’nın önündeki en büyük engel, iç politikadaki tartışmaların kısır bir döngünün içerisine sürüklenme ihtimalini getirmesidir. Romanya’nın AB üyeliği, gelecekte politik tercihlerinde de belirleyici olacaktır. Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikaları kapsamında Avrupa’da tesis edilmek istenen güvenlik mimarisinin kısa vadede net bir sonuç vermesinin uzak bir ihtimal olması, Romanya-AB ilişkilerinde gelecek döneme dair siyasi ve ekonomik parametrelerin hâkim olacağı şeklinde de algılanabilir.

Romanya nüfusunun %89.4’ü Romenlerden,%10.6’sı ise diğer etnik grupları teşkil eder. Etnik grupların %7.12’sini Macarlar, %1.76’sını Romanlar, %1.65’ini ise diğer azınlıklar oluşturmaktadır. 1992 nüfus sayımına göre azınlıkların sayısı Macarlar (1.620.199), Romanlar (409.723), Almanlar (119.436), Ukraynalılar (66.833), Ruslar (38.688), Türkler (29.533), Sırplar (29.080), Tatarlar (24.649), Slovaklar (20.672), Bulgarlar (9.935), Yunanlılar (3.897).10

Romanya’da sırasıyla Hun, Avar, Hazar, Peçenek, Bulgar, Uz ve Kuman Türkleri’nin hâkimiyetleri görülmüş. XV. yüzyıldan itibaren bölgede etkin olan ve en fazla süren Osmanlı hâkimiyeti ise 1471’de başlamış ve Romanya’nın bir devlet olarak ortaya çıkmasına kadar sürmüştür.11 Osmanlı-Rus Savaşı'nın ardından bölgeyi ele geçiren Romanya'nın Romenleştirme politikası sonucunda Türkler bölgeden ayrılmak zorunda kalmış, bu zorunlu göçler uzun yıllar devam etmiştir. 23 Ağustos 1944'te başlayan komünist rejim döneminde de bilhassa varlıklı ve aydın bir kısım Türk, baskılar sonucunda bölgeden Anadolu'ya göç etmek zorunda kalmıştır.12 Bu yoğun nüfus kaybı yüzünden Romanya’da 1920’lerde 250 bin civarında olan Türkler'in sayısı azala azala yaklaşık, günümüzdeki sayısına düşmüştür.13

Osmanlı mirası diğer Balkan ülkeleri gibi kökleri oldukça eskilere uzanan siyasî ilişkiler ve bölgede oluşan yoğun Türk nüfusu sebebiyle, Türk kültürünün Romen kültürü üzerinde bugün bile canlılığını koruyan derin etkileri olmuştur. Ancak Soğuk Savaş yıllarında, bu dostluğun temelleri zayıflamış, okullarda Türklere objektif yaklaşımdan uzak ve önyargılı bir şekilde bakan bir kuşak yetişmiştir. Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle birlikte bir yandan dış dünyaya açılmaya bir yandan da gerek siyasî gerekse ekonomik alanda girdiği dar boğazdan kurtulmaya çalışan Romenler, Çavuşesku rejimine karşı gerçekleştirilen halk ayaklanmasından sonra geride kalan zamana birçok gelişmeyi sığdırmayı başarmış ve bugün AB’ye girecek olan bir ülke haline gelmiştir.

Romanya sınır komşusu olmamakla birlikte, Türkiye'nin dış politikasının önemli parametrelerini oluşturan yakın kara ve yakın deniz havzası içinde yer almaktadır. Her ne kadar Romanya ile eski ve köklü bir tarihsel bağımız olsa bile, şu anda Romanya Türkiye için bir tehdit unsuru oluşturmaktadır.

Romen mafyası olarak adlandırdığımız bir kesim, Türkiye’yi uyuşturucu ve kadın ticaretindeki geçiş yolunun en önemli ayağı gördüğü için, siyasal olmasa bile, tamamen belli noktaları ele geçirerek ülkemizi ve insanlarımızı kullanarak, ileride daha geniş kapsamlı olarak ülkenin belli stratejik noktalarını ele geçirerek kendi karapara aklama merkezi haline getirmeyi ummaktadırlar. Ayrıca Türk ekonomisine başka yönden de balta vuran Romenler, tekstil, tarım ve ucuz iş gücüylede ayrıca Türkiye’nin ekonomisine olumsuz yönde etki etmektedirler. Türkiye’de bulunan Romenlerin çoğu, kaçakçılık, karapara aklama, uyuşturucu ticareti ve fuhuş ile geçinmektedirler. Özellikle belli bölge insanlarını hem ahlaki olarak, hem de ekonomik olarak çökertmektedirler.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; Romanya siyasal olmasa bile, ekonomik ve ahlaki açıdan gelecekte Türkiye’nin başlıca düşmanlarından biridir.






1 İnan Koçak, Romanya Ülke Raporu, KOSGEB Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve
Destekleme İdaresi Başkanlığı , Ankara 2005, s.6.
2 Ramazan Özey, Dünya Platformunda Türk Dünyası, Öz Eğitim Yayınları, İstanbul 1997, s.323.
3 Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.aboutromania.com/geography.html

4 Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.geo-strategies.com/romania/geography.htm

5 Romanian History, Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.rotravel.com/romania/history/index.php

6 Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1789-1914), Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 1997,
ss..183-184.
7 Rifat Uçarol, Siyasi Tarih (1789-1999), İstanbul 2000, ss.218-221.
8 Stephen J. Lee, Aspects of European History 1789-1980, London and New-York 2003, s.153
9 Murat Yetkin, Ateş Hattında Aktif Politika, Alem Yayıncılık, İstanbul 1992, s.191.
10 “Demography”, The Center for South East European Studies, Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.csees.net/?page=country_section&country_id=6&sec=6

11 Romanya Türklerinin tarihi için Bkz. Cemil, 1981:1503; Ekrem, 1934; Guboğlu, 1981:751-781;
Togan 1943:1-3 Ülküsal, 1987; Gökbilgin, 1957.
12 Horata, a.g.e., s.156.
13 Balkan Türkleri, Asam Yayınları, Ankara 2003, s.156


Naile AĞAR ATEŞ
28.02.2011
[/size]
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TÜRK'ÜZ TÜRK'ÇÜYÜZ ATATÜRKÇÜ'YÜZ BAŞBUĞUMUZ ATATÜRK, YOL GÖSTERİCİMİZ NİHAL ATSIZ... TANRI TÜRK'Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN... ARKASINDA OLMASAYDI ŞANLI BİR MAZİ BU MİLLETTEN ÇIKAR MIYDI BÜYÜK BİR "GAZİ"
Türk eri
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 153


Ben bir Türk'üm! Dinim, cinsim uludur!


« Yanıtla #14 : 28 Şubat 2011, 18:41:19 »

TARİHSEL BİR ANALİZ: BULGARLAR


Bulgar’lar esas olarak Asya kökenli bir millettir. Hun Türkleri’nin Çin Seddi’nden Roma’ya kadar uzanan geniş toprakları üzerinde, imparatorluk yıkıldıktan sonra bir çok  yeni devlet türemiştir. İşte bunlardan biri olan Bulgar’lar Dinyeper Nehri’nden, Karadeniz ve Azak Denizi sahilleri ve Kırım Yarım Adası bölgesine kadar çok da küçük sayılamayacak olan topraklarda yaşamaya başladılar.

O bölgelerde yaşayan Türk boyları; (Başkurd-macar-ogur) Bulgar’ların bir tek kolu hariç bir araya gelerek yukarı Bulgaristan-Güney Macaristan bölgelerinde güçlü bir Türk devleti kurmuşlardır. Diğer Türk boylarından ayrı kalan tek Bulgar kolu ise Aşağı Bulgaristan’da kendi devletlerini kurmuşlardır.

5-6 yy’da kanı Türk, dili Türk olan Bulgar(Ogır)’lar; Göktürk Devleti’nin kurulması ile batıya göç etmek zorunda kalan Avar’ların hakimiyeti’ne girmiştir. Ancak Avar’ların zayıflamasından kısa bir süre sonra da bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.

Bulgarlar bağımsızlıklarını sağladıktan sonra en parlak dönemini Karathan döneminde yaşamışlardır. Karathan’ın beş oğlu vardı. Vefatından sonra ülkenin parçalara bölünmesini istemiyordu. Ancak çocukları Karathan’ın vasiyetine uymadılar ve Bulgar devletinin toprakları, ordusu, nüfusu adeta beş parçaya ayrıldı. Ortaya çıkan zayıf, küçük devletçiklerin bir kısmı çevrelerindeki güçlü ve acımasız milletler tarafından  yok edildiler. Karathan’ın 3. oğlu Asparuh 679 yılında eski Avar toprakları’ndan, bugünkü Bulgaristan bölgesine göçtü. Bazı Slavyan topluluklarla savaşarak onları itaat altına aldı. Tuna sahilleri’nde güçlü bir Bulgar devleti kurmayı başardı.

Bulgarlar boy olarak tek bir dine inanmamışlardır. Örneğin Kama Bulgarları güçlü ticari ilişkilere girdikleri Müslüman tüccarlardan etkilenerek zamanla İslam dinini benimsemelerine  karşın, Tuna Bulgarları; güneyden Bizans, Kuzeyden  slav baskısına dayanamayarak Ortodoksluğu kabul etmişlerdir.

Etrafları yabancı milletler ve kültürlerle çevrili topluluklar kendi devletlerini, geleneklerini, milliyetlerini muhafaza edebilmek için son derece uyanık, savaşçı ve milliyetçi olmak zorundadırlar. Bazen yüz yıl sonra gelebilecek bir tehlikeye karşı, daha bugünden tedbir almak gerekebilir. İşte Tuna Bulgarları (Bugünkü Bulgarların Slavlaşmamış ataları) bu gerekli tedbirleri almadı. Din değiştirmek esasında bir boyun, milliyetinden çıkarılmasına sebebiyet vermez. Ancak Tuna Bulgarları’nın hristiyan olması diğer Türk boylarıyla olan ilşkisini çok düşürmüştür. Şunu da belirtmek gerekir ki Bulgarların asimile olmasının bir çok nedeni var. En büyük nedeni ise yabancı kültür ve medeniyetlerden çok etkilenmeleridir. Kendi ananelerini bir tarafa itip yabancılar gibi yaşamaya çalışmalarıdır. Böylece Bulgarlar zaman içerisinde kan bakımından da Slavlaştılar. Artık yeni bin yıla başlarken her bakımdan Slavlaşmış ve milli kimliklerini kaybetmiş bir Bulgar milleti bulunuyordu.

Anadolu’da yaşayan Türklerle Bulgarların ilişkileri ise 14. yy’da başlar. Osmanlı devleti Sırpsındığı savaşında hem Sırpları hem de Bulgarları yenerek Bulgarları vergiye bağlamış, daha sonra Niğbolu savaşı ile Bulgaristan’ı  fiili olarak yıkmıştır. Fetret devrinden sonra ise Bulgar devleti tarihin karanlıklarına gömülmüş ve 400 yıldan fazla sürecek Türk egemenliği altına girmiştir. İşte bu Milletin Türk’lere olan düşmanlığı bu yıllarda başlamış idi. Sinsi bir yılan gibi kendisinden güçlü olan Türklere boyun eğmiş, efendilerinin güçsüz anını yakaladığı zaman da damarlarında taşıdığı farklı kan devreye girmiş ve Türk’lere isyan etmişlerdir. Tabi bu isyanda Fransız ihtilalinden aldıkları fikirlerle Türk’lere baş kaldıran rum ve Sırplardan da etkilenmişlerdir. Ayrıca Rusların da Bulgar azınlığı kışkırttığını buna ekleyebiliriz.
93 harbinden sonra imzalanan ayastefanos antlaşmasıyla Bulgaristan Türk’lerden bağımsızlığını kazandı. Daha sonra Yunanistan, Sırbistan ve Bulgaristan 1. balkan savaşında  Osmanlıları yendiler. Bulgarlar Trakya’da büyük Türk kıyımları yaptı ve Çatalcaya kadar ilerlediler. Ancak anlaşmazlığa düşen müttefikler kendi aralarında çatışmaya başlayınca Osmanlılar bundan faydalanarak  Bulgaristan topraklarının büyük bir kısmını geri almayı başardı. 1913 tarihinde imzalanan İstanbul anlaşmasıyla bugünkü Türk-Bulgar  sınırı çizilmiş oldu.

Bulgarlar 4 asırdan fazla süren Türk egemenliğinin acısını hiçbir zaman unutamadılar. Bunu da en son 1984-89 yılları arasında yaptıkları işlerle gösterdiler. Türklere zorla Bulgarca isimler verildi, dinleri değiştirilmeye çalışıldı, Türkçe konuşma yasağı getirildi. O buhranlı dönemlerde Türkiye’ye 300.000 kadar Bulgaristan Türk’ü göç etti. Oysa ki Bulgaristan’ı 4 asır boyunca atadığı valilerle yöneten Türkler bu uzun zaman dilimi boyunca onların ne dillerine ne de dinlerine karışmıştı. 

Sovyet rejiminin çöküşüyle Türk’lere uygulanan baskı azaldı. Türkçe isimler serbest bırakıldı, Türk’lerin anadillerinde konuşmasına izin verildi. Bu olaylardan sonra Türkiye’ye göç eden göçmenlerden bazıları  Bulgaristan’a geri döndü. Bugün Bulgaristan’da  750.000 Türk yaşamaktadır. Bu da Bulgaristan nüfusunun yaklaşık %10’u kadardır.

İki ülke arasındaki ticari ilişkiler son on yılda istikrarlı şekilde artmıştır. Stratejik açıdan Türkiye’nin elbette büyük avantajları var. Bulgar ticaret gemilerinin veya olası bir savaşta donanmalarının Karadeniz dışına çıkabilmeleri için iki Türk boğazından (İstanbul ve Çanakkale) geçmeleri gerekmektedir.

Bulgaristan’ın yıllardan beri Edirne’de gözü olduğunu dünya alem biliyor. Türk Milleti sürekli uyanık ve Milliyetçi olmak zorundadır. Çünkü Dört bir yanımız düşmanlarla çevrili durumda.  Kırım Türklerine kara yolundan ulaşmak Karadeniz’e daha fazla hakim olmak ve balkanlarda daha aktif bir pozisyon sağlamak için Bulgar toprakları bizim için de oldukça önemli bir yer tutmaktadır.

Geçmişini bilmeyen milletler geleceğe yönelik en ufak bir tahminde dahi bulunamazlar. Henüz geçmişlerini aydınlatamamışlardır ve gelecekte onlar için büyük bir belirsizlik hakimdir. Tarihi doğru şekilde okuyup analiz ettiğimiz zaman görüyoruz ki; Türk-Bulgar  ilişkileri son yıllarda iyi anlamda gelişse de aramızdaki düşmanlığın asla bitmeyeceği aşikardır . Şanlı Türk Milleti, gelecek yıllardaki fetih günlerini dört gözle beklemektedir…

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…

Türk Reis                                                                                             28 Şubat 2011
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Ben ve Milletim, Tanrı'nın kırbacıyız...
ERGENEKON GÖKTÜRK
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 194



« Yanıtla #15 : 28 Şubat 2011, 19:01:29 »

Yeni Düsmanlarimiz İngilizler

Ingiltere, 16 dünya devletinin "Büyük Krallik" altinda birlesmesinden olusan bir devletttir. Birleşik Krallık, Britanya İmparatorluğu döneminde kapsadığı çok geniş coğrafya nedeniyle "güneş batmayan imparatorluk" olarak anılmıştır. Büyük Krallik´a bagli devletcikler  Kralice tarafindan atanan Sömürge Vali´leri araciligiyla yönetilir. Bu 16 devletten haric, ikili gizli antlasmalarla 60´a yakin ülkenin Büyük Krallik´a bagli oldugu söylenir. Bu gizli antlasmalar simdilik ortaya cikmasada bircok cografyada bircok ülke Ingilizler´in dümen suyunda hareket ederler.

Ulu Bilge Hüseyin Nihal Atsiz, vasiyetinde "Yeni düsmanlarimiz" kapsaminda Ingilizlere karsi bizleri uyarmis ve gelecege not düsmüstür. 1. Dünya Savasi´nda ülkemizin bir bölümünü isgal etmis, Sevr Antlasmasi´nin sürekliligini saglamak icin cok ugraslar vermislerdir. Gecmiste ülkemizdeki bircok isyan ve ayaklanmanin arkasinda daima Ingilizler olmustur. Destekledigi kürt isyanlariyla Kerkük ve Musul´u kaybetmemize neden olan baslica dis düsmanimiz Ingilizler´dir.

Günümüzde ulusalci ve milliyetci kesimde ABD düsmanligi cok yüksek düzeyde olmasina karsin Ingilizler hakkinda pek yazilip cizilmez. Türk milletinin yüzde 90´dan fazlasi ABD´ye karsi büyük düsmanlik beslerken Ingilizler´in adi bu baglamda pek anilmaz. O yüzden ABD´yi "acik düsman" ve Ingilizler´i "sinsi düsman" olarak niteleyebiliriz.

Dis tehditler kapsaminda acik düsmanimiz ABD´nin, sinsi düsmanimizla yer degistirmesinin serüveni söyledir:

Dönemin ABD Disisleri Bakani Condoleezza Rice 7 Agustos 2003´de Vasington Post Gazetesi´nde yayinlanan makalesinde "BOP Projesini" aciklamis ve ardindan dügmeye basilmistir. Küresel sermayenin baskanliginda Bush yönetimi sert bir sekilde BOP operasyonunu yürütmeye baslamistir. Ülkemizin basinda bulunan RTE bircok kez bu projenin esbaskani oldugunu söylemistir. BOP yöneticileri 2006 yilina dogru Orta Dogu´da sert müdahelelerle yapilan bu degisikliklerin kabul görmedigini ve kisa sürede bu operasyonun hüsrana ugrayacagini anlamislardir.

2008´de ABD´nin ekonomik krize girmesi ve Küresel Sermaye´nin kuklasi olan Bush Yönetimi´nin Kasim 2008´de sona ermesiyle kartlar yeniden dagitilmaya baslamistir.Iste bu sürecten sonra Küresel Sermaye kendine yeni ortak olarak Ingilizler´i secmistir. Böylelikle yeni planin adi BIP(Büyük Ingiltere Projesi) olmustur. Es zamanli olarak Ingiltere "Yeni Osmanli ve Hilafet" dügmesine basmistir. 2006-2008 yillari arasinda bircok politikaci ve yüksek bürokrat Ingiltere, Yeni Zelanda, Avustral´ya hattinda mekik dokumustur.

BIP´in dügmesine basilmasiyla ülkemizde de "Yeni Osmanlicilik ve Hilafet" yanlisi yöneticiler isbasina getirilmistir. 2007´de Ekseter Üniversitesi mezunu AG Cumhurbaskani yapilmis, gölge Disisleri Bakani Ahmet D.´de 2009 yilinda Disisleri Bakani yapilmistir. Kendisi "Stratejik Derinlik" adli bir kitap yazmis ve kitapta uygulamaya koydugu "Yeni Osmanli Projesi"ni anlatmistir. Mayis 2008´de Ingiltere kralicesi  "Kralice Elizabeth HMS ILLUSTRIOUS" ucak gemisiyle Montrö Bogazlar Antlasmasi´ni hice sayarak Canakkale Bogazi´ndan gecmis ve AG´ye hizmetlerinden dolayi Ingiliz nisani takmistir. Kralice´nin hizmetkari görevini layikiyla yerine getirdigi icin en son 2010´da Chatham House tarafindan "yilin devlet adami" secilmistir.

AKP ve Ingilizler baglaminda, dinci fakat milli eksende yayin yapan, Ergenekon iftirasindan dolayi operasyona ugramis Milli Cözüm Dergisi´nin sahibi Ahmet Akgül bir kitap yazmistir. Kitapdan "Yeni düsmanlarimiz Ingilizler ve AKP" hakkindaki ilginc bölümü aktarmak istiyorum:

" AKP'li: Sadece o değil, ABD'li, İngiliz, İsrailli, Fransız birçok uzmandan TSK' ya karşı yürüttüğümüz savaşta yardım aldık. Ama onlar da çuvalladı. Hepimiz çuvalladık. Bu kabinenin (AKP hükümetinin) Listesi, Londra ve ABD'de oluşturuldu. Bakanlar Kurulu'nda İngilizlerin, Amerikalıların, İsraillerin, Almanların, Fransızların kotası olduğu söylendi. Biz itiraz ettik, iftira dedik. Ama maalesef realite bu. İngilizlerin elinde ipimiz. Dış güçlerin piyonu gibiyiz!..
- Sadece onlar mı?
AKP'li: Onlar (İngilizler), hem ABD'lileri, hem İsraillileri hem Almanları, hem de AB üyelerini parmaklarında oynatıyor. Barzani'yi, Talabani'yi, kürtleri ve Arapları.
- İngiliz Büyükelçisi Westmacott?
AKP'li: O en büyük fitne başı. Hükümet'in içine düştüğü açmazın mimarı o, 'kürt devletini kabul edin, Arap ve Yahudi sermayesi Türkiye'ye akacak' dedi. Bizi yanlış yönlendirdi.. .
- RTE'nin kürt sorunu söyleminin mimarı o mu?
AKP'li: Öncelikle İngilizler ve tabii Westmacott. İsrailliler de var.
- Sana göre İngilizlerin amacı ne?
AKP'li: Onlar (İngilizler), Hindistan ve Çin'i arkalarına alarak dünyaya yeniden egemen olmayı planlıyorlar. 'Güneş batmayan
imparatorluk' şehveti içindeler. ABD'yi Irak batağına çeken İngilizler ve Yahudilerdir. İngilizler ABD'yi bölgeden uzaklaştırıp, kürt devleti ve İsrail ile ittifak kurup Ortadoğu'ya oturmak istiyorlar. Bu sebeple ABD ile İslam ülkelerinin arasını açtılar; özellikle 11 Eylül'den sonra. Westmacott bizimkine (RTE) demiş ki, İngiltere, Rusya, Çin ve Hindistan ile birlik oluşturuyoruz. ABD bölgeden tasfiye olacak.
- Tezkerenin suçlusu bu durumda İngiltere olmuyor mu? İngilizler, hem İsrail'i hem de ABD'yi yanıltıyor. AKP, bu İngiliz dümenini yenecek güçte mi?
AKP'li: Biz İngiliz malı bir partiyiz. Ya da Almanların deyimi ile 'ankesörlü telefon' gibiyiz. Jetonu kim atarsa, onun düdüğünü çalıyoruz. Hiçbir şeye hazır değilmişiz. Kullanılmışız. İngilizler ince ama vahşice, İsrail, ABD üzerinden, ABD IMF üzerinden, Almanlar, Fransızlar AB ve kürtler üzerinden ama tüm düşmanlarımız, hem kürtler, hem AB ve ekonomi üzerinden AK Parti hükümetini kullanıyor. Çok üzülüyor ve kahroluyorum..."


Sonuc olarak, acik düsmanlarimizdan haric sinsi düsmanlarimizida göz ardi etmeden irdelemeli, dengeler degistikce yeni düsmanlarimizi gözden kacirmamaliyiz.

TTK
ERGENEKON GÖKTÜRK

Kaynak:  AKP İntihara Gidiyor (Ahmet Akgül)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gök Alp
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 123


« Yanıtla #16 : 28 Şubat 2011, 21:29:19 »

JAPONLAR


19. yüzyılın ortalarında Avrupalıların gemileri sayesinde tanıştıkları ve özellikle 1904-1905 Japon-Rus Savaşları sonucunda önemli bir askeri güç olan imparatorluk Japonya'sının yayılma süreciyle başlayan ve günümüze kadar gelen süreçte yaptıkları bunun tam tersini gösteriyor. İkinci Dünya Savaşı'nın başlangıcında zirve yapan bu anlayış, (tıpkı İngiltere gibi) ada devleti olmanın avantajıyla Japonların Kuzey Çin (Ve Mançurya), Kore, Hindiçin'in bir kısmı ve Avustralya kıtasındaki önemli yerleri almasını sağlamıştır.




İkinci Dünya Savaşı'nda kafalarına iki tane atom bombası yemelerine kadar yaptıkları insanlıkdışı uygulamaların ise Nazilerden hiçbir farkı yoktur. Bunların arasında işgal ettiklerin siviller arasında 100 kişiyi kılıçla en çok hangi Japon askerinin öldüreceği ve iddiayı kazanacağı, kurdukları "birim 731" sayesinde Mengele'yi aratmayan öjenik deneyler, biyolojik gaz kullanımları, toplama kampları... bu liste uzar gider. Bunları sırf ele geçirdikleri ve öldürdükleri en az 300.000 Çinliye değil, yine savaş sırasınca ele geçirdikleri Rus askerlerine ve Çin'in kuzeyindeki Türk soylulara da büyük olasılıkla yapmışlardır. Yine yüzyıllar boyunca Ainu halkına yaptıkları da bellidir ve daha sonra da özür dilemişlerdir.

100 kişiyi kılıçla öldürme yarışması hakkında Japonya'da çıkan gazetenin ilgili haberi




İlgili Türkçe ve yabancı bazı bağlantılar

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://tr.wikipedia.org/wiki/Nankin_Katliam%C4%B1#Cezaland.C4.B1r.C4.B1lmalar

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.cingunlugu.com/nanjing-katliami-ve-nanjing-datusha/

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.juzztv.com/watch_video.php?v=ccb179a42e6e894

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.emoturkey.com/f282/nanjing-katliami-143572.html

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.sevgiyoluyuz.com/forum/nanking-tecavuzu-k572.html

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://haber.sol.org.tr/bilim-teknoloji/japonyanin-korkunc-deneyleri-aciga-cikiyor-haberi-39559


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.archives.gov/iwg/japanese-war-crimes/

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://en.wikipedia.org/wiki/Japanese_war_crimes

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.google.com.tr/images?hl=tr&q=japanese+war+crimes&um=1&ie=UTF-8&source=og&sa=N&tab=wi&biw=1280&bih=809

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://en.wikipedia.org/wiki/Contest_to_kill_100_people_using_a_sword

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
YouTube - Broadcast Yourself.



Bence kafalarına atom bombaları yemeleri çok iyi ve faydalı bir durum oldu. Japon askerleri Pasifik (Avustralya) Adaları'nda Amerikan, İngiliz ve Avustralya askerlerine karşı savaşırken kuşatma altındayken (daha güçlü savaşmak için) ölen asker arkadaşlarını ve ele geçirdikleri düşmanıyeme, onlar olmayınca da kura çekip kaybedeni kesip onu yeme gibi işleri yapan, yine benzer işleri sırf zevk olsun diye işgal ettikleri Çin'de yapan Japonlar dünya için Naziler kadar büyük bir tehdit olabilirdi. (Adını hatırlayamadım ama History Channel'de bu konuyla ilgili çok güzel bir belgesel vardı. 1. el kaynaklardan, yaşayan görgü tanıklarından, fotoğraflardan, anılardan ve biyolojik testlerden sonra bu olayın gerçek olduğu kanıtlanıyordu.) Bugün hala strateji oyunlarında Japon askerleri (Pearl Harbor'da yaptıkları gibi) kamikazeleriyle, canları azalsa bile sonuna kadar savaşmalarıyla ünlüdür ve onlara bu özellikler verilir.


Japonların yedikleri bir Çinli

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://img.photobucket.com/albums/v283/zstar2k/10.jpg


Görgü tanıklarının anlattıklarından oluşan İngilizce bir kitap

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://books.google.com.tr/books?id=hXkGndoiRVUC&pg=PA102&lpg=PA102&dq=japanese+soldiers+eating+themselves+australia&source=bl&ots=T5WIVlA8Xb&sig=oJOpza3zkUUnhYVHzj0ww-4sJ8o&hl=tr&ei=c0xrTbfcL8ygOpLE0MEL&sa=X&oi=book_result&ct=result&resnum=8&ved=0CGIQ6AEwBzgK#v=onepage&q&f=false


Japonlar tarafından yenen iki Avustralya askeri

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://img222.imageshack.us/i/japkannibalism3cx.jpg/

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://img231.imageshack.us/i/japkannibalism22os.jpg/



Sanılanın aksine Amerikan ordusu Japonya'ya en büyük zararı atom bombasıyla değil, daha öncesinde sürekli yaptıkları hava saldırıları ve özellikle napalm bombalarıyla vermiştir. Buna rağmen Japonlar asker-sivil savaşmaya devam etmiş ve teslim olmamışlardır. İkinci Dünya Savaşı'nda Filipinler'de Amerikanlara karşı savaşıp ülkesi yenilmesine rağmen teslim olmayan ve hala hayatta olup o günden beri burada yaşayan Hiroo Onoda ülkesinde bir kahramandır. (Nihal Atsız da makalelerinden birinde bu olaydan bahsetmiştir.)  Bunun üzerine savaşı daha uzatmak istemeyen, daha geniş alanda savaşmak isteyemen, ekonomik zararı ve askeri zayiatı artmasın istemeyen Amerika elindeki ve dünyadaki toplam iki atom bombasını Japonların üzerine atmıştır.


Savaşın ertesinde ordusu elinden alınan, Amerikan kuklası haline gelen Japonlar yine yılmamış ve bu sefer de ekonomik ve kültürel olarak kendini geliştirmiş ki bu takdir edilecek ve ülkemizin de örnek alması gerekn bir davranıştır. 2010 yılının sonuna kadar Çin tarafından geçilinceye kadar Abd'nin ardından dünyanın en büyük 2. ekonomisi olmayı başarmışlardır. Hatta otomotiv ve elektronik sanayiinde "boynuz kulağı geçmiş" dedirtecek kadar bu konuda kendilerini geliştirmişlerdir. Bugün birçok Amerikan eyalatinde Japon arabaları revaçtadır ve özellikle muhafazakar Amerikanlar bu durumu hiç sevmez. Yine aynı şekilde bugün özellikle Amerika'da ve dünyada birçok sanat, medya, müzik vs. yerlerde mutlaka bir Japon vardır. Japonların rol almadığı bir Amerikan filmi, japon müzisyenin olmadığı bir orkestra yok gibidir.

Bütün bunlara rağmen Japonların hala düzgün bir ordusu yoktur, hatta ordusunun adı bile "Japan Self-Defense Forces" (Japon Savunma Güçleri) şeklindedir ve Amerikanın kontrolü altındadır. 130 milyon nüfuslu ülkenin kara-deniz-hava toplam asker sayısı 250 binin altında ve çoğu güvenlik sağlama amaçlı, bir nevi jandarma görevindedir. Ayrıca tarım arazisi çok az olan Japonya tıpkı Afrika gibi Abd'den gelecek gıdaya bağımlıdır. Her gün gemilerle tonlarca gıda malzemesi Abd'den Japonya'ya taşınmaktadır. Yine bir başka sorunları da genç nüfusun aşırı Amerikan özentisi olmasıdır. Birçok film ve belgeselde bu rahatlıkla görülebilir. Japonya gibi kültürüne ve geleneklerine bağlı bir toplum için bu tahammül edilemez bir durumdur.

Nagazaki'de babasıyla beraber gayet nezih bir lokanta işleten (zaten başka çalışanı da yok lokantanın) 32 yaşındaki bayan Kinuko İdegami de gençlerin atom bombasıyla filan pek ilgilerinin olmadığını söylüyor. `Çünkü üniversiteye girişte sormuyorlar bu soruyu.'
Nagazaki tren garı civarındaki İkaku Restaurant'da garson ve aşçı olarak çalışan genç Nubaru'nun söyledikleri, Kinuko'nun saptamasını aşan bir boyut taşıyor. `Birçok genç atom bombasını bilmiyor' diyor Nubaru.


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.frmtr.com/kultur/513709-hirosima-nagazaki-insanin-kaybettigi.html


Üstelik tahminlere göre bu nüfus artışıyla(!) Japonya'nın 130 milyonluk nüfusu 2050'ye doğru 100 milyonun altına düşecektir. Bunun önüne geçmek için şu anda nasıl bir politika izliyorlar bilmiyorum ama daha 50-100 yıl öncesine kadar düşman oldukları Kore veya Çin'den göç alacakları hiç sanmıyorum. Benim tahminim, şu ana kadar (tıpkı Almanya gibi) ekonomik gücünü siyasete dökemeyen Japonya'nın emperyal arzularıyla bu konuda daha güçlü bir siyaset izleyeceği, devlet olarak daha da otoriterleşeceği ve diaspora vatandaşlarına milliyetçilik aşılayacağıdır. Bunun sonucunda diğer ülkedekilerle evlilik yapan Japonlar burada doğacakları melez çocukları bir Japon gibi yetiştirip aşırı nüfus azalmasını engellemeye çalışacaktır. Yine bu politikayla küçük Amerika olan Japonya'yı ve gençlerini eski gelenekçi haline döndürmeye çalışacaktır. Üstelik diaspora Japonları ve yurtdışına tatile giden ve bizim "fotoğraf makineli Japonlar" olarak bildiklerimiz de Rus veya Alman turistler gibi sırf eğlenceye gelen aptal turistler değil, gittikleri yeri belgeleyen, hakkında araştıran, bilgi toplayan türdendir ve bu durum kendileri için avantaj; gittikleri ülke için ise bir dezavantajdır.


Japonların milliyetçiliğini gösteren en ilginç örneklerden biri de tarihi ve kültürel araştırmlara verdikleri önem ve bu konuda tutumlarıdır. Bugün dünyada en çok arkeolojik araştırma yapan ülke açık ara farkla Japonlardır. Buna rağmen kazmadıkları tek yer vardır o da milattan önce 7. yüzyıldan beri aralıksız devam eden dünyanın en uzun süreli hanedanı olan Japon imparatorlarının bulunduğu yerdir. Bunun da sebebi belli, çünkü oradaki kazılarda hem insan hem de yanındaki eşyaların Japonlara ve kültürlerine ait çıkmama (Çin veya Kore) korkusudur (ki olası bir sonucun Türklerle ilgisi ihtimal dahilindedir). Çünkü Japon hanedanın başladığı dönemi de kapsayan Yayoi kültüründe Japonlara ait olmayan arkeolojik kanıtlar bulundu. Bugün halen Japonya ile Kore arasında o tarihlerde hangisinin birbirini fethettiği ve kültürünü yaydığı tartışma konusudur ve çözümlenmemiştir. Ünlü antropolog Jared Diamond da Pulitzer ödüllü kitabı "Tüfek, mikrop ve Çelik"te bundan bahsetmiştir. Yine Asya ve Türk tarihi ile ilgili birçok Japon araştırmacı çıkmıştır ve çıkmaya devam ediyor. Osmanlı arşivlerinde çalışan birçok tarihçi, hatta Enver Paşa uzmanı (Masayuki Yamauchi), Ayanlar üzerine çalışanlar (Yuzo Nagata) gibi örnekler mevcuttur.

Bir başka örnek de Türk ordusunda halen muvazzaf bir subayın yazdığı makaleyi okumam sonucunda olmuştu. Makalenin konusu Türkiye'deki sivil toplum görünüşlü misyoner kuruluşlardı ve Japon kuruluşlarının sayısı hiç tahmin etmediğim şekilde aşırı fazlaydı. Halk olarak özellikle 2002 Dünya Kupası'ndan sonra ve Japon turistlerin gelmesiyle halk arasında nispeten bir yakınlaşma olsa da kinci Japon devletinin ve hükümetlerinin Türklere ve diğer ülkelere olan tutumları bu şekildedir ve hiç de değişeceğini sanmıyorum.



Sonuçta, yediği iki tane atom bombasının getirdiği ezik edebiyatıyla, kültürüne sahip çıkılmasıyla, sempatik(!) insan ve turist tanımlamasıyla, ekonomik (özellikle otomotiv ve elektronik konularında) başarısıyla ülkemizde ve dünyada iyi bir gözle ve olumlu bir şekilde yaklaşılan Japonlar gerçekte ise yukarda bahsettiğim gibi insanlıktan çok kolay çıkabilen, kinci, intikamcı ve her zaman bunun için fırsat kollayan, ileride dünyanın başına bela olacağını düşündüğüm, (nüfusu azalmakta bile olsa) şu anda ve gelecekte başta ekonomik olmak üzere çeşitli konularda (siyasi, kültürel, teknolojik) önemli bir güç ve tehdittir.

Bu yazdığım konular ve olaylar Atsız'ın vasiyetini yazdığı (1941) veya yaşadığı dönemde olmamıştı (dünya savaşı sonrası muhteşem gelişim) veya olanlar (katliamlar) da ortaya çıkmamıştı, buna rağmen Atsız ileri görüşlülüğüyle onları potansiyel bir tehdit ve düşman olarak yazmıştır. Son olarak onun vasiyetiyle bitiriyorum:

Japonlar, Afganlılar ve Amerikalılar yarın ki düşmanlarımızdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
A-T-A
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 18


« Yanıtla #17 : 01 Mart 2011, 21:40:08 »

Ermeni Kahpeliği

Ermeniler

Milletler arası düşmanlık iki milletin birbirlerini çeşitli olaylar vasıtasıyla etkilemesiyle ( savaş, katliam, sürgün vb) meydana gelmektedir. Her zaman bir neden sonuç ilişkisi içerisinde olan bu kavram birçok millet arasında mevcuttur, İrlandalılar ile İngilizler, Ruslar ile Çeçenler, Almanlar ile Fransızlar ve daha bir çok örnek gösterilebilir.
 Ama Türk tarihi öyle bir kahpelik görmüştür ki ismine Ermeni denilen bir millet; tarihi boyunca her dönemde Türklerden sadece hoşgörü, özgürlük ve adalet görmüş olan bu millet Birinci Dünya Savaşı sırasında Rusya’nın ve Batılı Malum Medenilerin kışkırtmasıyla Türk milletine akla hayale gelmeyecek saldırılarda tecavüzlerde bulunmuştur.
  Hiçbir neden yokken Karakin Pastırmacıyanlar, Andranik Ozanyanlar, Kevork Çavuşlar birdenbire Türk halkını katletmeye başlamışlardır. Van’da Erzurum’da ve Doğu Anadolu’nun bir çok vilayetinde insan aklının tahammül sınırlarını zorlayan katliamlarda bulunmuşlardır.  Hamile kadınların karınlarını deşip çocukları çıkarmak, insanları yere bağlayarak karınlarında ateş yakmak, kadınların memelerini keserek yerine çocuk başları çakmak gibi tarifi mümkün olmayan ve insan dediğimiz hiç kimsenin yapması mümkün olmayan eziyetleri işkenceleri cinayetleri gerçekleştirdiler.
  Bu kahpelik sadece tarihte kalmadı yakın dönemde Asala adını verdikleri örgütleriyle yurtdışında görevli Türk diplomatlarına, vatandaşlarımıza suikastler düzenlediler. Özellikle en büyük kıyımlarından birini de Karabağ’da Azerbaycan Türklerine uyguladılar.  
 Girdikleri Hocalı köyünde kadın çoluk çocuk yaşlı ihtiyar demeden 600 den fazla Azerbaycan Türkünü katlettiler.
Tarihte olduğu gibi bugünde aynı güç merkezlerinden destek alan bu yılan soyu güya Türkiye Cumhuriyetinin doğu topraklarını alarak Büyük Ermenistan kuracaklarını zannediyorlar.
İlginçtir aynı senaryo, aynı sahne ve aynı aktörler…  
Bütün bir tarih boyunca Türklerden sadece iyilik gören bu yılan topluluğu ilk iş olarak Türkleri sokmuştur. Kültürlerinde, dillerinde, yaşam biçimlerinde bir çok olguyu Türklerden çalarak kendi kültürleriymiş gibi lanse etmeye çalıştılar. Çoğu halen Boyacıyan, Açıkgözyan, Muradyan vb isimleri kullanmaktadır.
  Türk halkı olarak yapmamız gerek en önemli görevlerden birisi bu aşağılık yılan soyunu layık olduğu yere göndermektir. Bütün yapılanları, katliamları, kıyımları unutmamak ve gelecek nesil çocuklarımıza da anlatarak onların da bilinçli olarak dostunu düşmanını tanımasını sağlamaktır.
 Günümüzde toplumumuzu saran balık hafızası hastalığından kurtularak bu yılan soyuna gerek hesap sormak gerekmektedir. Türk hep vardır ve her zamanda olacaktır. Türk’e kefen biçmeye kalkan bu yılan soyları gerektiği gibi pislik çukurunun içine bir daha çıkmamak üzere girecektir.

 Tanrı Türk’ü Korusun Ve Yüceltsin!!!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Boran
Ziyaretçi
« Yanıtla #18 : 02 Mart 2011, 00:37:38 »

                                                                                       Tarihi Düşmanımız Çinliler

   Eski tarihlere dayanan sınır anlaşmazlıkları, iç işlerimize karışmaları ve Türk yurtlarındaki kıtlıklar nedeniyle bir çok kez savaştığımız sinsi düşmandır Çinliler.
 
   Çinliler yerleşik düzende ilim, sanat ve tarımla uğraşırken Türkler atalarından miras bozkır hayatını seçmişlerdir. Çin'de doğup büyüyen Türk bilgeleri bile saray hayatını benimsememiş, Türklere uygun olmadığını anlatmışlardır.
   Türkler bozkırda avlanarak protein ve demir ihtiyacını kırmızı etten karşılarken, Çinliler çoğunlukla pirinç ve köpek, böcek yemiştir. Bu bağlamda bizden zeki ve ileri olamazlar. Zeka gelişimi demire bağlıdır.  Fırsatçılık ve sinsilikle kendilerinden üstün Türk Medeniyetini yıkmak ve saklamak istemişlerdir. Çinlilerin ileri olduğu konu hainlik, sinsilik ve korkaklıktır. Türklerin savaşçı olması, Çinliler için tehdit olmuş ve savaş yoluyla baş edemedikleri için düzenbazlığa baş vurmuşlardır. İçten içe de Türkleri çekememişlerdir. Dünya var oldukça Çinliler düşmanımız olarak kalacaktır.
   Çinliler güçlü oldukları devirlerde Türk yurtlarına akınlar düzenleyerek; "Beğenmedikleri" ve "aşağılık" gördükleri "Türk Medeniyetini" tahrip ederek yok etmeye çalışmışlardır. (Bunları Çinli tarihçiler söylüyor) Bu tahrip ve çekememezlik Türk Medeniyetinin Çinlilerden yüksek ve uygar olduğunun kanıtıdır. Türk akınlarından korunmak için Çin halkına yaptırılan set yıkıldığında her şey açığa çıkacaktır.
   Askeri güçleri zayıf olduklarında ise Türk boylarının arasına nifak sokarak iç karışıklıklar çıkartmıştır bu ezik Çin medeniyeti. Hatta prenseslerini kağanlarımıza zevce olarak yollamışlardır.Bu şekilde de çaşıtlık ve hainlik yapmışlardır. Ne Çin Seddi, ne çaşıtları nede sinsilikleri kanlarının dökülmesini engelleyememiştir. Hele ki Türkleri esir ettikleri zaman ki Kürşad isyanı ve Ondan cesaretle çıkan diğer isyanlar sebebiyle canından korkan Çin İmparatoru Türkleri serbest bırakmak zorunda kalmıştır.

   Sinsi, kalleş, korkak Çinliler kendi beyanlarıyla sınır olarak kabul ettikleri seddin dışında kalan Doğu Türkistan'ı zayıf anında işgal ederek kendi toprağı saymış ve Türklere işkence , asimilasyon yapmıştır. Hala yapmaktadır.

   İpek Yolunun önemli geçiş yerlerinden olan Kaşgar'ı tahrip ederek, Türk Medeniyetinin izlerini silmeye çalışmıştır.

   Rusya'dan aldığı savaş gemisini Türk Boğazlarında geçirmek için ticari sözler vermiş , tutmamıştır.

   Türkiyeyi Türkler yönetmediği sürece, tarihi düşmanlarımızı tanımayan başbakanlar olduğu sürece daha çok kazıklar yiyeceğiz. Atalarımızın, Çinlileri keserek
bitirememesinin nedeni it gibi  üreyerek sayılarının çok olmasıdır. Buna karşı sürekli bir Türk Birliği kurulmuş olsaydı durum değişirdi. Büyük toplulukların küçükleri yutması dünyanın kanunudur. Ancak hala yok olmadıysak bunu taşıdığımız asil kana ve şanlı mazimize borçluyuz. Eğer ki Türkler tek bir devlet olsaydı, Turan Coğrafyası( 20-90 Doğu Boylamları ile 33-65 Kuzey Enlemleri)' na hakim olur, zenginleşir ve çoğalırlardı. Bu gücün karşısında hiç bir topluluk duramazdı. Ülkü yoksunluğu eski Türklerde de görülmüştür. Ülkü bir milletin yürütücü kuvvetidir. Ülküsüz topluluklar havyandan farksızdır, millette olamazlar. Türk Ülküsü Turandır.
   Bereket ki, bizleri yakın tarihte ortaya çıkarak aydınlatan Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk ve Gök Bilge Hüseyin Nihal Atsız var olmuştur.


   M.Ö 318- M.S.48 yılları arasında Hunlar; Ting-lingler, Kırgızlar, Oğuzlar, Vusunlar, Sırbanlar, Karglılar boylarını tek bir siyasi hakimiyet altında tutmuşlarıdır.
   M.S. 552 'de Gök Türkler; Oğuz, Uygur, Tüleş, Turgul/Onok, Kırgız, Karluk,Peçenek, Basmıl, Tarduş, Kinek, Bayırkı, Kurilan, Ediz, Ezgiş, ve Halaç boylarını tek bir siyasi hakimiyet altında tutmuştur.

   Geçmişten ders alarak, bir an önce hali hazırda bulunan yedi bağımsız Türk Devleti ekonomik ve kültürel olarak birleşmeli . Bağımsız Turan Ordusu kurulmalı ve Çin Seddine giderek siyasi sınırlarımızı korumalıdır.Doğu Türkistan bağımsız olmalıdır.  Şu an sinsi düşman Çinliler Uygur Türklerine zulüm yapmaktalar.

  Geçmişte ortak ülkü yoksunluğundan ileri gelen Ve kahpe Çin adlı düşmanla desteklenen kardeş kavgaları UNUTULMALIDIR. Hepimiz yaptığımız hataların cezasını çekiyoruz. Akan kan Türk kanıdır.
 

 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bozkurt 147
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 49


varlığım TÜRK varlığına armağan olsun.


« Yanıtla #19 : 02 Mart 2011, 19:12:52 »


  TÜRK'ÜN TARİHİ DÜŞMANI ACEMLER(FARSLAR, İRANLILAR)

     Acem; halk arasında İranlılar için yerleşmiş deyimlerden biridir. Acem ülkesi denince akla İran gelir.

        TARİHTE TÜRK-İRAN İLİŞKİLERİ

      Türklerle İranlıların ilişkileri tarihin çok eski derinliklerine kadar gider. Bugünkü İran sözünün kökü olarak kabul edilen “Ari” “Ariya” ve “Aryani” sözcükleri eski Ari kavimlerine dayanır. Bu sözcük günümüzde Hint-Avrupa kavimlerinin ortak ataları için de kullanılır.

      Türk-İran ilişkilerinde İran’ın karşıtı olarak “Turan” deyimi sık sık geçer. Genel olarak Türklerin Orta Asya’daki yurtları eski İranlılarca Turan adıyla biliniyordu. İran İmparatorluğu’nun kuzey doğusunda yaşayan, Kuzey Asya steplerinde göçebe olarak yaşayan Türklere de “Turan” deniyordu.

      Yazılı tarihi kaynaklara göre, 7. yüzyıldan itibaren Orta Asya'dan hareket ederek tüm Avrasyayı kateden Türkler, bu süre içinde birçok devlet ve imparatorluk kurmuş, birçok millete egemen olmuşlardır. Hatta bu milletlerin tarihlerini Türklerden ayrı yazmak mümkün değildir. Türklerin bu büyük yayılması karşısında genelde yenik düşen milletler, tarih boyunca intikam ateşiyle yanmışlardır. Bu milletler fırsat buldukça Türklere vurarak, bunu yapamadıkları zaman da, Türkleri aşağılayıp hakaret ederek öfkelerini dışa vurmuşlardır. Çinliler, Ruslar, Doğu Avrupalılar, Araplar gibi, İranlılar da bu milletlerden biridir.

      İran'da Türklerin önemli rol oynayarak seslerini duyurmaları 10. yüzyıldadır. Bunun nedeni Orta Asya'dan gelen Türklerin askeri yeteneklerinden dolayı askeri ve muhafız birlikleri kurmasıdır.

      İRANLILARIN TARİHİ TÜRK DÜŞMANLIĞI
     
      İran'da Türk karşıtlığı tarih ve gerçekliğin ötesine geçerek efsanelere bile yansımıştır. Fars şairi Firdevsi'nin Şehnamesi, İran ile Turan savaşları çerçevesinde yazılmıştır. Firdevsi buradaki Turanlıların Türkler olduğunu bizzat söylemiştir.
     
      Tarihte Türkler'in zayıf duruma düştüğü bütün dönemlerde, İranda Türk karşıtlığının yükseldiğini ve Türkler'in yeniden güç kazanmasını önlemek içn girişimlerde bulunulduğunu görmekteyiz. Zendiye dönemi, Pehlevi dönemi ve İslam cumhuriyeti dönemlerinde Türkler her zaman aşağılanmış ve baskı altında tutulmuştur.

       Gerçekler her zaman tersten anlatılmıştır. Türk sultanlarının himayaesi altında yazıldıklarından bahsedilmeden, Fars edebi eserleri yüceltilmektedir. Türk sultanlarının büyüklüğünü gizlemek için, Fars edebiyatçılarının bu sultanlara övgü divanları yazdıklarından bahsedilmez. Halbuki, Fars edebiyatçılarının mesleği ve geçim kaynağının Türk sultanlarını övmek oldğu bilinmektedir.

       Türk Devletlerinin bugünkü İran'ın ortaya çıkmasında ve korunmasında verdiği hizmetler inkar edilip, ders kitaplarında Türklerin Barbar olarak  gösterilmesi, İranda yaşayan 30 milyonun üstündeki Türk'ün soy olarak Türk olmayıp sadece dillerinin Türkçeleştiğinin iddia edilmesi Türk düşmalığından başka birşey olamaz. Bir cümle bile Türkçe okuyamayan çoğu İranlı, konu Türk düşmanlığı olunca aniden Türkolog oluverir. Azerbaycanlılar'ın Türk değil, "azeri"( hiç bir zaman var olmamış irani kökenli azeri soyu kastedilmektedir.) olduğunu savunurlar.

        Günümüzde irandaki Türk karşıtılığı, iki şekilde yürütülmektedir. 1. Bilinçli, siyasi, sistematik Türk karşıtlığı, 2. Halk arsaındaki Türk karşıtlığı. Bu tür, başta fıkralarla olmak üzere, Türkleri aşağılama temeline dayanır. Halk arsındaki Türk karşıtılığı, psikolojik savaş olarak siyasi Türk karşıtlığının tamamlayıcısıdır. Daha çok Türk dili ve kültürüyle dalga geçilerek, Türkleri düşük zekalı insanlar olarak göstererek dışa vurulmaktadır. Özellikle bu husus son yıllarda daha da artmaktadır. Birçok tören, tiyatro vb. sanat etkinliklerinin ana teması Türkleri aşağılmaktır. Dini resimler çizilirken, "kafir"ler Türk-Moğol simasını çağrıştıran çekik göz ve eski Türk tarzı burulmuş, uzun bıyıklarıyla çizilmektedir.

         İranda iddia ettikleri 2500 yıllık tarihlerinin büyük bir bölümünü Türklerin egemenliği altında yaşayan Farslar, hiçbir zaman kültürel dayatmaya maruz kalmadıkları halde, iktidara gelir gelmez Türkleri mahvetmeye koyuldular.

       Türk olmayan birisinin İrandaki Türk karşıtlığını anlaması zordur. 1995 yılında Tahran devlet radyo televizyonu tarafından "bir Türk'le evlenmek ister misiniz?", "iş yerinizde bir Türk'le oda arkadaşı olmak ister misiniz?", "sakinlerinin çoğu Türk olan bir mahallede oturmak ister misiniz?", "bir Türk'le aile arkadaşı olup onu evinize davet etmek ister misiniz?", gibi Türklüğe hakaret eden soruların buluduğu bir anketin dağıtılması, Tebriz'de karışıklığa sebep olup, Azerbaycan il üniversitelerinde öğrencileri ayağa kaldırmıştır. İslam cumhuriyetinin resmi gazetesinde yapılan dayanılamayacak kadar iğrenç bir hakaret, tüm Azerbaycan'ı ayağa kaldırmış ve onlarca kandaşımızın canına malolmuştur.

       Azerbaycanlı kandaşlarımız her zaman gerkli tepkiyi göstererek, Türk kimliği konusunda herhangi bir taviz vermemektedirler. Mayıs-Haziran ayaklanmasında halkın harekete geçtiği 25 kentte de "Haray haray men Türk'em", Türk'ün dili ölen değil, Fars diline dönen değil" sloganları tüm sloganların başında gelmiştir.

      Sonuç olarak; İran, yüzyıllardır Türk egemenliği altında yaşamanın ezikliği ve kuyruk acısıyla, topraklarında yaşayan kandaşlarımıza bütün kin ve nefretini kusmaktadır. Bu konu Türkiye Cumhuriyetini yönetenlerin umrunda bile değildir. Gerçi Filistinde din kardeşleri Araplar ölürken, Azerbaycan Türk'ü, "Türk Kanı" taşımayanları niye igilendirsin ki?...

       Ne demiş Atsız Atam; "Tarihî düşmanlar ancak dışişleri bakanlarının dostudur, milletin asla..."

       TANRI TÜRK'Ü KORUSUN!


          Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
www.turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

KAN KOKSUN BURAM BURAM. KAN, KAN, KAN...!
Sayfa: 1 [2] 3 4
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.082 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.