H.N. ATSIZ'IN VASİYETİNDEKİ DÜŞMANLARIN TÜMÜ (ÜyelerdenToplu Makaleler)
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 24 Kasım 2017, 02:47:26


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2 3 4
  Yazdır  
Gönderen Konu: H.N. ATSIZ'IN VASİYETİNDEKİ DÜŞMANLARIN TÜMÜ (ÜyelerdenToplu Makaleler)  (Okunma Sayısı 50702 defa)
0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« : 26 Şubat 2011, 20:01:49 »

H.N. ATSIZ'IN VASİYETİNDE Kİ DÜŞMANLARIN TÜMÜ

 (Toplu Makaleler)



Yağmur Oğlum!

Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigâr olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol.

Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle.

Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır.

Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.

Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır.

Japonlar, Afganlılar ve Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır. Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içerideki düşmanlarımızdır.

Bu kadar düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.

Tanrı Yardımcın olsun !
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 27 Şubat 2011, 01:39:03 »

TARİHİ DÜŞMANIMIZ, YUNANLILAR!

Dünyanın en eski ırklarının başında gelen Tarhi düşmanlarımızdan Yunanlılar ile Türklerin tanışması Bizanslılar ile başlar. Fatih'in İstanbul'u fethetmesi, dünya tarihinin olduğu gibi Yunan tarihinin de dönüm noktasıdır. Artık Yunan Devleti bitmiş ve Yunanistan toprakları bir Osmanlı eyaleti olmuştu. Atina 1458 sonbaharında Osmanlı topraklarına katıldı.  Bu tarihten itibaren Yunanlılar yaklaşık 400 yıl kadar Türklerin hakimiyeti altında tarihi çalkantılarından uzak rahat, huzur içerisinde yaşadılar. Bu 400 yıl Osmanlının kudretli olduğu yıllara denk gelir, Osmanlının gerileme döneminin başlaması ile kaşınmaya başlayan Yunanlılar Avruplalı dostlarının da arkalarından verdiği destek ile Türklere ilk isyanlarını bu yıllarda başlattılar. Kurdukları yunan krallığı Helenizm hayallerini gerçekleştirebilecek gücü kendisinde gördüğünden Balkanlarda Osmanlıyı arkadan vurduğu gibi birde Anadolunun içlerine kadar gelebilme cesaretini kendisinde görmüştür, son darbeyi "Megalo İdea" hayalleri ile  1919 da girdikleri topraklarımızdan 1922 yılında denize dökülerek yemişlerdir ve o günden beride Huzur bulamamaktadırlar.


"Megalo İdea" dedikleri bir  ülkünün peşinden bir itin kemiğin peşinden gitmesi misali korkusuzca gider bu köpekler, en son  rum ların Kıbrıstaki yaptıkları Türk katliamları ile seslerini duyurmuşlardır, Boyunduruğumuz altında yaşadıkları 400 yılın kuyruk acısını unutabilmeleri mümkün olmamakla beraber, ataları olan Bizanslı soytarıların da Anadoludan sürülmelerini hazmedememenin buruk acısını yaşamaktadırlar, yer yüzüne gelmiş en güzel şehrin sahibliğini de (İstanbul) Türklere bırakan Yunanlılar Bizi aynı bizim gibi Tarihi Düşman olarak görürler ve belki bizden başka da düşmanları yoktur, bize bütün içlerinde ki hırsla kin beslerler.

Yunanistan Türk düşmanlığının devamlı yeşertilmesi ile ayakta duran bir devlettir, Yunan çocuğu ilk Vaftiz edildiği gün itibarı ile Türklere olan Tarihsel düşmanlığın beynine yerleştirilmesi ile yaşamına başlar. Bu çocuğa konuşmaya başladığı andan itibaren de Türk düşmanlığı ile ilgili kelimeler öğretilir, okul çağlarında Türklerin ne kadar barbar oldukları ve insan dışı bir yaratık oldukları öğretilir, Yunanlı çocuk Ergenlik çağına geldiğinde tam bir Türk düşmanı kesilir, eline geçirdiği ilk imkanda da bunun getirisini gerçekleştirmek amacı ile neredeyse Türk aramaya başlarlar. Yunan devleti kendi milli hasılatının yüzde ellisinden fazlasını Türklere karşı silahlanmaya harcar devletlerini kurdukları yıl itibarı ile bu güne kadar bu parasal yoğunluğa anca dayanabilmişler bu yıl da batmışlardır ama genede Bize karşı silahlanmaktan vazgeçmemişlerdir. Yunanistan da bir kişi  iktidarı ele geçirmek istiyorsa ne kadar çok Türk düşmanı olduğunu Yunan milletine anlatmak zorundadır aksi halde asla iktidara gelemez, Yunanistanla bir kaç sorunumuz yok, onların adı bize sorundur.

Yunaistanla aramızda  Yunanistanın toplamından daha fazla sorun var ve bunların tamamı da ilerde başımıza haddinden fazla sorun yaratacak cinstendir. Yunanlıların, Kıbrıs, Ege ve Türkiyenin çeşitli yerlerindeki vakıflar ve benzeri hakları olduğu idiaları biz onları halletmedikçe sürecektir ki sonsuz bir aşkla bağlı oldukları Konstantinie ayrı bir  dertleridir onların ve bu dert kansere dönüşmüş çare bulamamaktalar. ''ISTANBUL'' işte onları kanser eden dert ne yazık ki bu dertten kurtulamayacaklar, Türklüğün yüz akı durumunda Tarih sayfalarımızın gururu İstanbul Türk var oldukça Türk kalacaktır. Milli ve Dini davamız bu Yedi tepeden oluşan mukaddes İlimiz Istanbuldur.

Yunanlılar her zaman olduğu gibi Türk milletini topraklarımızda yaşayan kendilerinden olanlar ca içerden yıkmaya uğraşmaları da sonuç vermemekte Bomba Türk milletinin bir an bile olsa kendine dönmesiyle 6 – 7 Eylül olaylarında olduğu gibi  Rumların ellerinde patlamaktadır. Yunanlıların dini ve milli bütün kutsallarının şu an bizim ellerimizde bulunmakta olmasından, bunlara karşı daima uyanık olmak zorunluluğundayız, onlar bütün dünyayı arkalarına alıp ellerinden gelen her ne ise onları gerçekleştirmeye çalışsalar da kozların tamamı bizim elimizde olduğundan onları oturdukları yerden kaldırmıyoruz ama bu demek değildir ki her zaman böyle devam edecektir biz kendimizi kaybetmeden düşmanın uyumadığını bilerek ona göre davranmayı bileceğiz ve milletimize de bunu öğreteceğiz.

Yunanlı piçlerin Türk katliamlarını saymakla bitiremeyiz, bizim içimizde Yunan kırmalarının çokluğu ile medyanında bunların ellerinde bulunması nedeniyle gündeme taşınmayan  Kıbrıs harici Mora ve Navarin deki Türk katliamlarını biz unutmadık unutturmayacağız. Peki  Kıbrısı biliyoruz yakın tarih olduğundan da Mora ve Navarin de neler olmuştu; Morada Yunanlılar  yüzlerce Türk�ü katlederek sırf zevk olsun diye Türk çocuklarını  Camilerin Minarelerinden aşağıya atarak arkasından bir itin ürmesi misali zevk naraları atmışlardır. Ya Navarin;  19 Ağustos 1821 günü Yunanlılar Türklerin üzerine hücum etti ve kaçabilen 160 kişi dışında kentin yaklaşık 3000 kişilik tüm halkı öldürüldü, bu katliam bir antlaşmanın yapılmasından sonra kahpece yapılmıştır, Egede ki bir çok ada da yapılan Türk katliamları da cabasıdır. Bunları unutmakmı ASLA.

Türk, Yunan dostluğu altında gerçekleştirilmeye çalışılan soysuzca hareketlerin temsilcileri maalesef içimizde barındırdığımız Anadolu dan kaçamamış olan, ve kendilerini biz Türklere, Türk olduklarını yuturarak kalmış yunan tohumlarıdır. Ulusal televizyonlarda, ulusal yazılı basında devamlı bu kişilerin poh pohlamaları ve maddi destekleri ile Türk milletinin de içerisinde bu yakınlaşmaya iyi niyetle bakanlar da bulunmaktadır. Bizim Karşı hareket olarak asla bu gibi rum oyunlarının içerisinde oyuncak olmadan Türk milletine her kimi kaybedeceksek edelim tarihi ve güncel gerçekleri bir bir açıklamak olmalıdır.

Sonuç olarak Atsız Atamız bize kimi düşman göstermişse yerinde bir doğru karar ile yapmıştır, biz Atsızın çerileri bu düşmanlarla baş etmenin gururunu Atsızın huzurunda duyacağız, Doğumdan ölüme kadar savaşacak nesilleri görebilmenin huzurunu da biz yaşayacağız, Türk milleti ilelebet Türk çocuklarının garantörlüğünde var olacaktır, ASLA YILMAYACAĞIZ.

NE MUTLU TÜRK DOĞANA

Yürekli-kam 27 Şubat 2011   Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 27 Şubat 2011, 03:00:12 »

PORTEKİZ’İN MENFAAT DESTEKLİ TÜRKİYE SEVGİSİ

Avrupa Birliği konusunda Fransa ve Almanya liderlerinin olumsuz açıklamalarını herkes bilir.
Birliğe girmemiz konusunda olumlu görüşleri olan devletlerden biri de Portekiz’dir. Portekiz Başbakanı Jose Socrates, 2007–2008 yılları arasında AB Dönem Başkanlığı görevinde bulunmuş bir sosyalisttir. Socrates, AB Dönem Başkanı olmadan önce Bülent Arınç ile yaptığı görüşmede şu sözleri söylemişti:

''Türkiye için özel bir kriter ortaya konulmamalıdır, ne azı ne de fazlası... Ben buna adalet ve sadakat diyorum. Türkiye'nin AB'ye üye olmasında elbette çıkarı vardır ama AB'nin de Türkiye'nin üye olmasından dolayı çıkarları vardır''

Peki, neredeyse bütün Avrupa devletlerinin karşı çıktığı, Türkiye’nin üyeliğine Birinci Dünya Savaşı’nın İtilaf Devleti Portekiz neden olumlu bakmıştır?
Yunanistan’ın iktisadi krizi kadar ilgi çekmese de Portekiz de epey süredir iktisadi krizle boğuşmaktadır. Yunanistan AB’nin gözündeki krediyi hem maddi hem manevi olarak bitirmiştir. Kendini AB’nin kraliçesi sanan Almanya’nın tepeden küçümseyici bakışlarına son günlerde maruz kalmaya başlayan “Avrupa medeniyetinin beşiği” Yunanistan’dan sonra sıranın denizlerde Osmanlı askerine ayak bağı olan medeniyet korsanı Portekiz’e gelmesi beklenen bir olaydır.
Portekiz Başbakanı, her ne kadar AB fonlarına ihtiyacı olmadığını ifade etse de, Portekiz bankaları, kriz çanlarının sesinin giderek yükseldiğini başbakana duyurmaktadır. Portekiz dış borcunun 100 milyar Euro’yu geçtiği düşünülürse, bankaların tepkileri doğal karşılanabilir.

Geriye dönelim, 2007’de henüz AB Dönem Başkanı olmamışken yaptığı konuşmada Socrates ne diyordu?

“Türkiye'nin AB'ye üye olmasında elbette çıkarı vardır ama AB'nin de Türkiye'nin üye olmasından dolayı çıkarları vardır''

Türkiye’nin AB’ye üye olmasının ne getireceğini ne götüreceğini, gidenlerin gelenlerden daha az mı yoksa daha fazla mı olacağını bir kenara bırakarak şu soruyu soralım.
Portekiz’in, diğer ülkelerin sırtını döndüğü Türkiye’ye kucak açmasının sebebi nedir?
Türk aşığı olmaları mı?
Şüphesiz hayır…

Şubat ayının son günlerinde Devlet Bakanı Zafer Çağlayan ve Portekiz Başbakanı Jose Socrates ile bir görüşme yaptı.
Görüşmede Portekiz Başbakanı, Türkiye Başbakanı’na olan hayranlığını belirtti. Türkiye’yi örnek aldığını söyledi. Zafer Çağlayan da Portekiz’de 15 milyar Euro’luk bir yatırım fırsatı olduğunu, bu fırsatların da havaalanı inşası, köprü yapımı gibi projeler olduğunu söyledi.
Borç içinde yüzen Portekiz, Türkiye ile anlaşmalar yapıyor, projeler üretiliyor.
Peki, bu işin sonu ne olacak?
Bir gün, Portekiz de Yunanistan gibi “adalarını satacak kadar” krize boğulursa, insanları Portekiz’e yatırıma davet eden Zafer Çağlayan mı bu faturaları ödeyecek yoksa “Türk dostu” (!) Başbakan Socrates mi?
Tarih öyle bir aynadır ki, geçmişi okuyarak bugünü görmene yardımcı olur. Tarih, hiçbir milletin başka bir millete menfaati olmadan destek vermeyeceğini, çıkar ilişkilerinin milletlerin politikalarını oluşturduğunu yazmıştır. Türkiye de Portekiz yönetiminin bu dostane (!) çağrılarına ve sözde Türk sevgisi ile dolu sözlerini değerlendirirken bir kez daha düşünmeli ve kararını öyle vermelidir.

KAĞAN BAHADIR
27.02.2011
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Türkçü Kasırga
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.053


IRKÇI


« Yanıtla #3 : 27 Şubat 2011, 03:26:11 »

ISPANYOLLAR

Ispanyol'lar bugün ve gecmiste  cografi konum itibariyla biz Türklere uzak bir millet olsalarda, Hacli Avrupa'nin Türklere karsi olusturdugu ordularda her zaman önemli güc olarak yerlerini almislardir.

Papa ile birlikte Türklere karsi bütün Avrupa'yi birlestiren kisi Almanya-Ispanya ortak krali Charles-Quint olmustur.

Ispanyol'lar ile dolayli yada direk yaptigimiz savaslari kisaca siralayacak olursak:

-Birinci Viyana kusatmasinda Charles-Quintin önderliginde savasa katildilar.
-Ispanyol agirlikli Hacli ordusu ile Preveze deniz savasimiz.
-Tunus kiyilarinda Ispanyol donanmasi ile yaptigimiz Bizerte savasi.
-Cezayirde Hasan Pasa komutasinda Ispanyollar'la savastik.
-Fas kiyilarindaki Mostaganem'de yine Hasan Pasa komutasindaki Türk ordusu ile yaptiklari meydan savasi. Bu savastan sonra Ispanyol'lar Kuzey Afrika'ya uzun süre ayak basamadilar.
-Tunus aciklarindaki Cerbe adasi önlerinde, Ispanyol admiraller önderligindeki Hacli donanmasi ile yapilan savas.
-1571 yilinda Inebahti önlerinde yine Ispanyol admirallerin önderligindeki Hacli donanmasinin, Türk donanmasini hazirliksiz yakalayip imha etmesi.

Direk yada dolayli olarak denizde ve karada Ispanyollarla irili ufakli daha bir cok savaslarimiz olmustur.

Papaligin Türklere karsi olusturdugu Hacli ordularinda her zaman en önemli güclerden birisini Ispanyollar olusturmustur.
Ispanyol'lar ile uzak cografyalarda bulunabiliriz, sinir kavgamizda olmayabilir lakin bu demek degildir ki bunlarla hic savasmayacagiz.
Yarin Türklere karsi olusturulacak yeni hacli ordularin da ilk siralarda yine Ispanyol'lar yer alacaktir buna hic süphe yoktur.


Türkçü Kasırga




Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Karadeniz T
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 116



« Yanıtla #4 : 27 Şubat 2011, 04:16:23 »

Abazalar


        “Abhaz” ya da bu coğrafyadaki adıyla Abazalar’ın,  tek bir ulus ya da  birkaç ırkın karışımıyla oluşmuş bir millet olup olmadıkları belli değildir. (Diğer tüm Kafkas kavimleri gibi) Abazalar’ın içinde de tartışmalar halen devam eder. Kimileri Lazlar’ın, Gürcüler’in Wubıh’ların birer Abaza boyu olduğunu söylerken, diğerleri Abaza diye ırk olmadığını ve zamanında bölgede yaşayan dört ayrı ırkın karışarak oluşturduğu bir millet oldukları düşünür.
Onlar nasıl düşünürlerse düşünsün, Kafkasya’nın karmaşık coğrafyası ve tarihine girmeden,biz bugün ülkemizde  Abaza dediğimiz milletten bahsediyorsak tarihlerini 8. YY’dan başlatmamız doğru olur çünkü bu yüzyılda Abazalar millet olma evrimini tamamlamışlardır.
         O günden beridir ki Abazalar dünya tarihinin “eşsiz” milletlerinden biri olmuşlardır. Ulusumuzun “zararsız” ve “dost” gördüğü milletlerin başında yer alan bu millet aslında Kürtler’den daha “zararlı” ve “düşman” olabilirler. Kürt denen milletten nefret eden birisi olarak Kürtleri takdir ederim çünkü ne oldukları belli:”Çaşıt”. Bu dünde böyleydi, bugün de böyle,yarında böyle kalacak. Ne oldukları belli adamların. Ya Abazalar ?
                 Bu soruya yanıt verebilmek için yeniden 8.YY’a dönmekte yarar var. Tarih sahnelerine çıkmalarıyla Gürcü ve Laz Prenslikleriyle savaşmaya başlıyorlar. Sonra Moğolların bölgeye gelmesiyle Gürcüler,Lazlar,Abazalar yeniden bir millet olup Moğollarla savaşıyorlar. Moğollar gidince tekrardan birbirlerine giriyorlar. Bu savaşmaları bölgeye Osmanlı gelmesiyle(16.YY) 300 yıllık bir ara veriyor. Osmanlı o toprakları kaybedince tekrar savaşlar başlıyor. Daha önce Moğollar’a karşı bir olan bu kavimler bu sefer Ruslar’a karşı savaşırken ise birbirlerini sırtından vurma yarışına girişiyorlar ve sonuçta hepsi kaybediyor. İlk başta Ruslar’la anlaşan Gürcüler; Abaza ve Çerkezlerin zorunlu sürgünüyle bitene kadar savaşıyorlar.
                 Sürgünden sonra Gürcüler de Ruslara kaybediyorlar ama benim dikkat çekmek istediğim yer başka. O bölgenin bugün ki durumuna bakın, Abhazya’yı resmi olarak tanıyan tek ülke Rusya ve ortak düşmanları Gürcistan. O zaman ki durumun neredeyse tam tersi bir durumda. Bir de ülkemize bakın, ki Türkiye artık Abaza’ların “ikinci vatanı” değil birinci vatanı durumundadır. Tüm dünyadaki tüm Abaza nufusunun yüzde 80’i ülkemizde yaşar ve ülkemizde “Abaza Derneği”, “Çerkes Derneği” göremezsiniz. Hepsi yeniden “bir” olmuşlardır “Kafkas Derneği” çatılarının altında. Tıpkı Moğolların, Timur’un, Kıpçakların, Hunların egemenlikleri altında oldukları zamanlardaki gibi.
                   Tarihin akışını ve kavimlerin davranışlarını irdeleyerek bir kez daha Atsız Ata’mızın Abazaları içimizdeki düşman olarak göstererek  ne kadar yerinde bir tespit yaptığınızı görüyoruz.
                    
           Tanrı Türkü Korusun.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

"Yufka Yüreklilerle Çetin Yollar Aşılmaz"
ANKARALI GÖKTÜRK
Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 2.310


BİR HAKAN GİDER BİN HAKAN GELİR !..


« Yanıtla #5 : 27 Şubat 2011, 06:24:41 »

             GÜRCÜLER ;
             Türkiye'nin kuzeydoğu komşusu olan Gürcistan'ın, kökeninin Kartlos denilen kişiye dayandığı onanmaktadır. Gürcü adı farsça bir addır. MÖ. 5. yüzyılda Romalılar  tarafından işgal edilmiştir. Hristiyanlığa geçişleri MS. 320'den sonradır. Bu dinin ortodoks ve katolik mezheplerine inanma vardır. Ayrıca 643 yılında gelen araplar burada 500 ıl kadar süren bir etkiye sahip oldular. Bu durumdan dolayı ve ayrıca İran tarafından gönderilen müslümanlarıda katarsak müslüman toplulukta oluşmuş bulunmaktadır. 1877 de ki büyük savaşta Batum'dan Türkiye'ye özellikle müslüman topluluklar önemli sayıda geçiş yaptı.
              Tarih boyunca Romalılar'dan Araplar'a, Moğollar'dan Türklere kadar değişik ulusların egemenliği altında kaldı. Geçmişte öncelikle Kıpçaklar ve Hazarlar zamanlarında bu bölgede oldukça etken bir durum oluşturmuşlardır. Nüfusları; ülkeleri içinde 5 Milyon kadardır. Türkiye'de ise 500 Bin kadar oldukları sanılmaktadır. 1991'de sovyetlerden bağımsızlıklarını aldılar.
              Geçmiş dönemler için en parlak dönemleri 11. yüzyılda kraliçe Tamar zamanında olduğu söylenmektedir. Diğer Kafkas halklarına göre Gürcüler kafkasyalı değildir ve çevre yörelerden gelen birçok halkın karışmasıyla oluşmuştur. Bu halklar ; Megreller, Svanlar, Acarada ki Lazlar, İmeretliler, Gurullar, Acaralılar, Meshiler, Leçhumlular, Raçveller, Kartleller, Kaheliler, Hevsurlar, Tuşlar, Moheviler, İngilolar, Fereydanlılar, Türkiye Gürcüleri'dir.
              Şimdi sessiz ve etkisiz gibi görünen bu soyun stalin gibi bir pislik çıkardığını unutmayalım !.. Atsız Bilge bunları yağı topluluğuna soktuysa bir bildiği var demek ki deyip işi sağlama almak gerekmektedir. Yazık ki bunları da yaren bilen Türkkan çok fazladır. Özellikle rus savaşlarında bizim yanımızda görünmeleri acaba bizi sevdiklerinden mi yoksa kendi çıkarlarını korumak için mi düşünmek çok yararlı olacaktır. Ülkemizde de çok sayıda bunlardan olduğu düşünüldüğünde tehlike çanları çalabilir demektir. Uyanık kalmak her zaman olumlu olacaktır ancak içimize işleyen el sevgisi ve aşırı eğitimsiz oluşumuz bizlere oyunlar oynamaktadır. Yazık ki ülkemizde Türk dışında her türden Devlet Başkanı bol bol görülmektedir. Toplumsa bunu hiç bilincinde değildir. 43 yıllık yaşamımda işte bu Türk'tü diyeceğim hiç kimseyi anımsamıyorum Devletin başında ! Bu çok acı bir olaydır !!!    
               Türkiye- Gürcistan maçında Trabzonda izleyicilerin Gürcü bayrakları açması unutulmadı. Ayrıca eğiim kurumlarında Türkler'i kötüleyici tavır takındıkları oraya gidenlerin yorumudur. Orada bulunan budunumuzdan Ahıska Türkleri de çok iyi koşullarda olmayıp baskı altında kalmaktadırlar. Demek oluyor ki bizlere bir yaren arayacaksak bu sadece budunumuzdan çıkar. Türkdışı unsurların ihanetleri saymakla bitmez. İçimizde göze batmadan yaşayan Gürcüler herhangi bir iç kargaşada diğer unsurlarla birlikte karşıt davranışta bulunabilir ve bizlerin kuyusunu kazabilir.
               Batum'un gürcülere geçişini unutmakta doğru değildir. Uzun yıllar Osmanlı devleti'nin bünyesinde kalan bu önemli il yazık ki onlara geçmiş bulunmakta. Demek ki fırsat çıkınca hemen değerlendirenler çıkıyor. Bu bağlamda Artvin İlimizin özel bir durumu olduğunu gözlemliyorum. Doğal yapısı ve maden kaynaklarıyla büyük bir değer olan yöre zor zamanımızda da tehlikeyle karşı karşıyadır. Bakırdan altına, gümüşten çinkoya sayısız değerli maden kaynağı barındıran bölgede nüfus yapısında gürcüleri de bulundurması nedeniyle çözümleme yapmamız gerekmektedir. Geçmişte milleti sadıka denilen ermenilerin kanımızı nasıl içtiklerini unutmak sadece ussuzluk değil aynı zamanda vatan hainliğidir. Öyle ise içimizde sessiz görünen yaren görünen bu milletinde fırsat bulduklarında gözümüzü oymayacaklarını kimse savlayamaz.
               Turan yolunda kafkasya önemli bir geçiş olduğuna göre yoldaki engeller hep sorun olacaktır !

       HAKAN ÖTÜKENLİ       
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 27 Şubat 2011, 14:24:25 »

                                                      ARAPLAR'IN TÜRK IRKINA UYGULADIĞI FİZİKSEL ve KÜLTÜREL SOYKIRIM
   Atsız atamızın iç ve dış düşmanlarımız sıralamasında, yeni düşmanlarımız olarak adlandırdığı Arap ırkı aslında tarihi düşmanlarımız kategorisinde değerlendirilmlelidir.Çünki dünya üzerinde hiç bir ırka uygulanmamış katliam ve soykırımlar Araplar tarafından Türk ırkına uygulanmıştır.Bu düşmanlığın altında arapların Türk ırkına Yakıştırdığı Yecüc ve Mecüc inancı yatmaktadır. Br çok İslam Bilginine ait hadis kitaplarında Türklerin Yecüc ve Mecüc olduğu anlatılagelmiştir. HZ. Muhammed'in vefatı ile birlikte, ganimet ve yağmacılık amaçlı yayılmacı politikalarını islamı yayma adı altında vahşet uygulayarak yaşama geçiren Araplar, Sasanileri yıkarak topraklarına kattıkları İrandan sonra gözlerini Türk ülkelerine dikmişlerdir.Ancak bu diğer müslüman olmayan ülkelerdeki  gibi çok çabuk olmamıştır. MS. 644 yılında başlayan arap akınları 800 yıllarına dek sürmüş ve ama yinede tam anlamı ile Türkleri islamlaştırma ve Türk ellerini ele geçirme emellerine ulaşamamışlardır.
   644 yılından itibaren ufak çaptada arap akınlarına maruz kalan Türkler başlarda bu akınları başarı ile püskürtselerde, daha sonra Arapların komutanı olan kan dökücü Kuteybe zamanında eşi benzeri görülmemiş bir katliam ve soykırıma maruz kalmışlardır.Hiç bir Türk'ün Kuteybe adını bu yüzden unutmaması gerekir.Önce Horasanı ele geçiren Araplar, daha sonra direnen Türkleri kılıçtan geçirerek Buhara ve Semerkenta girdi. Şehri yağmaladıktan sonra 30.000 civarında arap göçebeyi(Bedevi) türk şehirlerine yerleştirdi. kendilerinden hem kültür, hem yaşam şekli  ile kat kat aşağıda olan bu bedevilerle aynı havayı solumaya dayanamayarak Çöllere kaçan Türkler çöl ikliminde toplu ölümlerle de kırılmışlardır.Türk şehirlerine yerleşen Araplar, dillerini ve kültürlerini hızla yaymaya başladılar ve Güney Türkistan'ın dresmi dilini Arapça olarak değiştirdiler. işte bu Türk Tarihinde bir kırılma noktasıydı.Artık yeni doğan çocuklara arap ismi veriliyor,şehir isimleri arapça olarak değiştiriliyordu.Seyhun ve Ceyhun ırmakları arasındaki bölge Güney Türkistandır. Bugün bile hala o bölgeye MAVERA ÜN NEHİR (nehrin ötesi) denmektedir. İşte bu olay bile kültürel soykırımın ne denli ağır olduğunun bir göstergesidir.
  Türk Hakanları Araplarla daha çok savaşmamak ve yurtlarını talan ve yağmadan kurtarmak adına Aaraplarla barış imzalayıp teker teker islamı kabul etmeye başladılarsa da Türk halkı islamlaşmış görünerek, kendi dinlerini gizlice yaşıyorlardı. Bugün Türk Alevliğinin kökeninde bu durumun izleri hala vardır.750 yıllarında Çin istilasına karşı Araplardan yardım isteyen Türkler, Talas savaşını Arapların yardımı ile kazandıktan sonra, Kültür soykırımına tamamen evet dediler, ve Türk kültürü islam kültürüyle yok olma sürecine girdi.Bundan sonra Türklerin tüm dün yaya egemen olmaları ve birbiriardına fetihler yapmalarında bile artık Türk töresi değil, islamı yayma etkin olmuştur. Bu bir ırkın uğradığı büyük bir kültür soykırımıdır.
   Peki Türkler tamamen islamı seçtikten sonra Araplar Türk dostu oldular mı? Asla. Araplar her fırsatta, Türk milletini arkadan vurmaya devam etmişlerdir.Hem fiziksel, hemde kültürel soykırıma uğrayan Türkistan Türklerinin acıları,ne acıdırki Tarihimizden gizlenmiş ve sanki Türkler birden bire hidayete ererek islamı seçmiş gibi gösterilmiş, Arapların ırkımıza çektirdiği acılardan bi haber olan halkımızda,bir arap sempatizanlığı bugüne dek gelmiştir. İslam dininin de etkisi ile Selçukludan başlayarak, Osmanlı dönemindede Arap milliyetçiliği Türk milliyetçiliğinin önüne geçmiş ve kültürel soykırım son şeklini almıştır. Osmanlı döneminde Türkleri aşağılayan, hatta mezhebi farklı diye kendi ırkına katliam uygulayan padişahların bu davranışları İslam adı altında arapların bize uyguladıkları kültürel soykırımın bir sonucudur. Bugün bile hala halkımız yere düşen bir arapça yazıyı KURAN harfleri diyerek öpüp yerden kaldırmaktadır. Salt Kuranda geçiyor diyerek çocuklara arap ismi  verilmektedir. Buna rağmen Arapların Türk'e olan düşmanlıkları hiç sönmemiştir. Yıllarca Mısır, Filistin, Yemen, hİcaz ellerini Türklerin yönetmesini bir türlü hazmedememiş ve her fırsatta bizi arkadan hançerlemişlerdir. 1.Dünya savaşında İngilizlerle birlikte Yemende, Arap çöllerinde,binlerce Mehmetçiğimizi şehit etmiş ve sinsice Osmanlıyı yarı yolda bırakmışlardır. Herşey islam için diyen araplar, kendi çıkarları için peygamberlerinin vasiyetini bile görmezden gelip, yeri geldiğinde dindaşları Türklere karşı hristiyan haçlılarla bile işbirliğinden kaçmamışlardır. Haçlı seferleri sırasında hristiyan ordularına katılp, Suriyede, Antakyada binlerce Müslüman Türk askerini katletmişlerdir.
       Bunlar geçmişte kaldı diyenlere yakın tarihimizden örnekler verelim. Mısır, oldum olası Güney Kıbrısa el eltından silah yardımı yapmakta, Ürdün, Lübnan gibi ülkeler herkesten önce sözde Ermeni soykırımını tanımakta, Libya gibi çöl bedevisinin yönettiği ülke her fırsatta, krt halkının özgürlüğünü istemektedirler. Bunlar mı bizim dostlarımız? Ama ne yazık ki sırf islam diye hala araplardan medet uman, onları kankardeşi yerine koyan insanlarımız hatta yöneticilerimiz var.İslam uğruna, israile kafa tutup, MAVİ MARMARA skandalları yaşamak ne kadar acı ise, İslam değil diyerek Tuva da Hakasya da yaşayan öp öz kardeşlerimizi yok saymakta bir okadar acıdır. İslam diyerek araplara yaranmaya çalışmak ne kadar acı ise, İslam oldukları halde Türk oldukları için Uygurlara sırtımızı dönmek bir okadar acıdır. Ermeni soykırımı uygulanmıştır diyen, ama tarihte Türklere dünyanın en acımasız SOYKIRIMINI uygulayan araplara hala kerdes demek ne kadar acı ise , daha bir kaçyıl önce ermenilerce katledilen Azerbaycan'a sırtımızı dönmek bir okadar acıdır.  
  Günümüzde ülkeler kendi çıkarlarını, kendi halklarınının refahını düşünüp, diğer ülkerde yönetim değiştirmeye bile yeltenirken biz hala yıllarca bizleri arkadan vurmuş etnik döküntülere kardeşim deme lüksüne sahip değiliz.Türk ellerini yönetenler bu yüzden Türk kanlı olmalıdır. Ona buna Türksün dedirtmeye çalışmak yerine, bize ihanet etmiş etniklere kardeşim demek yerine, Türk ırkının ve ülküsünün yücelmesine ve yükselmesine çalışılmalıdır.
 Unutulmamalıdır. TÜRK'ÜN TÜRKTEN BAŞKA DOSTU YOKTUR.
 

AÇİNA
27.02.2011
      
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
SELCEN06
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : 27 Şubat 2011, 17:05:54 »

Lazlar!

Vatanın Kuzey kısmında yaşayan  rum pontus artığı, sayıları yaklaşık olarak yüz bin cıvarında ve koca karga buruları ile dikkat çeken etnik guruptur Laz’.lar. Türk değildirler, Karadenizli soydaşlarımızın içerisine sızmış sinsi yılandan farksız olan bu etnikler bizim hali hazırdaki ve ilerdeki iç düşmanlarımızın başında gelirler. Belirli mihrakların yönlendirmeleri ile Karadenizli Türklerin kendilerini laz zannetmelerini sağlamak için uğraş verenlerin çokluğu yadsınamaz. Bu Türk soylu kişilerin laz ne demektir öğrenmelerini bu yazıda elimden geldiği kadarıyla açıklamaya çalışacağım.

Kelime olarak Laz anlamı Pont’uslu demektir. Karadeniz de yaşayan tüm halka laz demek yanlıştır, Çünkü Lazlar dilleriyle ve adetleriyle ve yaşam tarzlarıyla diğerlerinden ayrılırlar. Görünüş olarakta bir çok Türk fenotipinden ayrı görüntüye sahiptirler. Bu kişiler kendi aralarında Lazuri adlı bir dil kullanmaktadır. Bir Türk atasözünde Lazların bizden olmadıklarını açıklayan şu çok güzel tekerlemeye dikkat etmenizi ve iyi anlamanızı salık veririm. “Meyvaların en ucuzu kiraz, kuşların en aptalı kaz, milletlerin en adisi Laz.  Lazların kim ve nasıl birileri olduğu yönünde çok güzel bir anekdot olarak kabul edebiliriz bu sözü.

Laz denilen bu Milletin Bizans dönemi itibarı ile Türk milletine olan hınçları azalmamakta, kendi aralarında Türk milletine karşı içten içe ihanet planları kurgulamakla meşguller. İlk olarak Türklerin içerisine sızarak yanıbaşlarında ki Türk soyluların Türküm demelerini dolaylı olarak engelleyerek kendilerine laz sıfatını yakıştırmalarını sağlamak, bunda bir nevi başarılı oldular, Karadenizdeki Türk soylular kendilerini laz zannetmekle beraber diğer illerimizde bulunan kandaşlarımızda Karadenizli Türklere son zamanlarda laz demeye başladılar. Sonun başlangıcı.


‘’Karapapaklar, Türkmenler, Yörükler, Dadaşlar, Uygurlar, Tatarlar, Kazaklar, Çepniler, Avşarlar, Ahıskalılar, , Tahtacı Türkmenler’’, Lazları Türkleştirerek bunların arasına yerleştirmek isteyenler de var, ileriye dönük olacak derdimizin başında bu gibi düşmanca yapılanmalar var. Lazların Görünen dinlerinin Müslümanlık, içerdekinin ise Ortadoks oldukları gerçeğini ve bu Mezhepleri ile de Türklüğe Bizanstan kalma bir hınç duyduklarını milletimizin fertlerine öğretmek gerekiyor. Trabzonda bulunan Sümela ya her yıl gelmekte olan Ortadoksları Müslüman Lazların karşılayarak büyük bir huşu içinde onları ağırladıklarını da hatırlamak gerek. Türklere karşı kin kusan Ortadoks dindarların, Türkiyede ki Müslümanlık dinini  ön plana çıkartarak Türklerin beğenisini kazanmış olan Lazların bu samimiyelerinin temelini araştırırsak ortak noktanın Türk düşmanlığı olduğunu görürüz.

Türklük şuuruna sahip olan Bütün Türklerin ve bilhassa Kardeniz de yaşayan soydaşlarımızın laz teriminden uzak durmaları gerek ve laz geleneklerini de terk etmeleri lazım, Horon denilen tepinme çoktandır beri halayımızın yerini alarak Törelerimize de etki etmektedir, biz Türklerin kendilerine has olan davranışları bazı etnik gurupların tabi oldukları görsellerin birileri tarafından bizlere aşılanması ile ya unutulmakta veya dar alanlara sıkışıp kalmaktadır.  Bazı hallerde ise tam tersi olarak etnik guruplar bize atalarımzıdan kalan geleneksel duruş veya aletleri kendilerinin milli zenginliğiymiş gibi tanıtılmaları yadırganacak bir durum olup örnek verebileceğimiz madde Lazların sahiplendiği Kemençe. Kuman Türklerinin el çalgısı olan bu alet şimdilerde Lazların sahiplenmesi ile onların olmuştur. Git gide benliğimizden uzaklaşıyoruz, uzaklaştırılıyoruz.

Her şeyimiz Türklük için diyerek yola çıkmış olan biz Türkçülerin, Dilimizi, Töremizi, ananelerimizi ve benliğimizi bozan, bozmakta olan lazlar ve benzeri etnik gurupların etkilerini azaltacak hamleleri yerine göre yapmalıyız.Etniklerin Türklükle alakalarının olmadığını, onların Türk milletinin kardeşleri de olmadığını avazımız çıktığı kadar yüksek sesle haykırmalıyız. Türklük Türk çocuklarının doğru bilgilendirilmeleri ile yükselecektir.



Açığma-Kün 27 Şubat 2011  Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
www.turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
OnbaşıPars
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 180


TANRI TÜRK'E YAR OLSUN TURAN ELLER VAR OLSUN


« Yanıtla #8 : 27 Şubat 2011, 18:32:00 »

SIRPLAR

Aslen Slav irkindan gelirler , slav kelimesi ise   ingilizceden  " slave "  yani kölelikten den gelmektedir 
batililarin  zencileri köle olarak kullanmadan önce bu slav´lari köle olarak kullanmaktaydi  .
Insalik tarihinin ilk köle´leride denilebilir bu gereksiz millete  . Tarihi boyunca önemli bir rol oynamamis
hep onun bunun oyuncagi olmus acunun gereksiz milletlerinden  biridir   . Aslinda bu sirplar bize daha
dogrusu Osmanliya fazla yabanci sayilmaz . Osmanliya  400 yil boyunca hizmet etmis 1804 de ilk isyanlarini
cikarmis  ama  basarili olamamislar  . 1815 de ikinci isyanlarinda basarili olup Osmanlidan kopup bagimsiz olurlar .   
1918 de  Sirp Hirvat ve Sloven Kralligi kurulur  , 1929 da resmi olarak adi Yugoslavya Kralligi olarak degistirilir 
1941 e kadar bu krallik altinda yasarlar . 1943 de ise yine degisir Demokratik Federal Yugoslavya adini alir
1946 yilinda ise tekrar degisiklik yapar ve Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti adini alir , 1963de son defa isim
degisikligine ugrayarak Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti olur.  Yakin tarihimizde bosnaklara uyguladigi
katliamlarlada akilda kalan bir millet . Günümüzde ise Sirbistan , Bosna , Hirvatistan ve karadagda yasamaktadirlar .
Kendilerine öz birde selamlari vardir bunlarin bas isaret ve orta parmagini kaldirarak ,  zafer anlamina geliyormus ...

On yillardir avrupada yasiyan soydaslarimizin coktan nefretini kazanmis !  Her 50 adimda polisi harac ister vermessen
kimligine el konulur , gicikligina arabayi bütün bosalttirip icecegine yemegine sigarana veya degerli esyana el koymaya
calisir , gece bir mola vermeye kalksan yankesiciler arabayi soymaya kalkar tekerlekleri patlatir kacar  .
Kendim her 2-3 senede bir sirbistandan gectigim icin  bunlari yasamisligim var . Kisa ve öz kürtler kadar pis ve degersizdir sirplar .


Tanri Türkü Korusun .

OnbasiPars  27/02/2011
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Börü Kağan
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 523


Ben, Selim Pusat!..


« Yanıtla #9 : 27 Şubat 2011, 20:44:17 »

BOŞNAKLAR.

Balkanlar’ın Slav kavimlerinden olan Boşnaklar, biz Türkler ile, Osmanlı’nın fetih politikası çerçevesinde tanıştılar. Balkanlar’da ilerlemek isteyen Osmanlı, Sırplar ve Hırvatlar tarafından baskı gören Boşnaklar tarafından hemen kabul edildi. Bu halk, kısa sürede Bogomil inancını bırakıp Müslüman oldu. O günden beri de, ‘’turska’’ vb. sıfatlarla anılır oldular. Tüm Avrupa onları Türk saydı. Bir kısmı gerçekten Türkiye’de ve Sancak’ta Türkler ile kaynaştı ve bütünleşti. Türk bayrağına, marşına ve devletine saygı ve sevgi besler hale geldiler. Hikayenin buraya kadar ki kısmı çok güzel elbette. Ama, gelin rotamızı 1910’lu yıllara, 1.Dünya Savaşı’na çevirelim.

Bu yıllarda biz Türkler ile Ermeniler arasında her şey güllük gülistanlık idi. Ermeniler, Türkler’e büyük saygı duyuyor, Türkler de onları seviyordu. Hatta, Ermeniler’e ‘’millet-i sadıka’’ denilirdi. Fakat, birkaç yıl sonra işler değişmeye başladı. ‘’Millet-i sadıka’’, ne olduysa Fransız’ın, Rum’un, Rus’un tarafını tutmaya başladı. Azerbaycan Türk’ünü ve Türkiye Türk’ünü katletmeye başladılar. İşte, 1915’te millet-i sadıka denen ilginç toplumun sonu belli oldu. Ekmek yediklere ihanet ettiler, cezalarını da başta Enver Paşa(Mekanı Uçmağ Olsun!) olmak üzere Osmanlı paşaları kestiler.

Bugün Boşnaklar, çok sadık bir millet olarak anılırlar. Kızları güzel, erkekleri yakışıklı, adetleri ve terbiyeleri mükemmel olarak tanımlanırlar. Kız alıp verilir. Türkler ile iyice bütünleşmiştir artık Boşnaklar. Dışarıdan bakıldığında cidden Türkler’e hiçbir zararı dokunmayacak bir millettir. Tıpkı Megiddo Savaşı’ndaki Araplar, 1915’teki ve Hocalı’daki Ermeniler gibi! Türkler’in yumuşak karnı budur işte, çok kolay güvenir ve kolay ihanete uğrarız biz. Bugün Türkiye’deki Boşnaklar bizimle dost gibi görünür. Kürtler’in tersine içlerinde bir kısmı gerçekten Türk gibi yaşamaktadır. Fakat, Ermeniler’in düştüğü durumu hatırlarsak, Türk’ün Türk’ten başka dostu olmadığını bir kez daha anlarız.

Biz yüce Türk soyu, tarihte hep hançerlenmişiz. Bir düşman da mertçe kılıç çekip devirememiş bu kurt soyunu. Boşnaklar, Çerkezler, Lazlar gibi iç düşmanlar da bize hançer çekebilecek durumdadır. Evet, Boşnaklar’ın çoğu Kürtler’e karşı bizim yanımızda tavır almaktadır. Bu durum elbette bizim için de iyidir. Fakat bu güvenin suyunu çıkartmamak, kendi kanından başkasına güvenmemek gereklidir. Başbuğ Atatürk boşuna dememiştir, ‘’Kendi kanından başkasına güvenme!’’ diye… Bugün Bosna-Hersek’teki öğretim kitaplarıda Türkler işgalci olarak tanıtılır. Bir kısım Boşnak, aralarında ısrarla Boşnakça konuşur ve kendi mahallelerini kurar. Bu mahallelere Türk’ü de, Kürt’ü de, Çerkez’i de almazlar. O Türkler’e çok meraklı olduğu söylenen Bosna-Hersek, nedense bir Arnavutluk, bir Kosova kadar hak vermez Türkler’e. Genç Osman’ı bir Boşnak paşa öldürtmüştür. En büyük Boşnak milliyetçisi Aliya İzzetbegoviç, kimliklerini tanımlarken Slav olduklarını söylemeyi de ihmal etmez. Yani, Boşnak milliyetçisi, Müslüman ve Boşnak olmasının yanı sıra Slav olduğunun da farkındadır. Aynı Slavlar, Türkler’in asırlardır savaştığı Ruslar, Sırplardır. Kendini Türk kabul eden, Türk’e hizmet etmeye hazır olan Boşnaklar maalesef çok azdır ve bunlardan önemli bir kısmı da zaten Bosna’ya iskan ettirilmiş Türkler’dir.. Bunların dışındakiler, köken olarak Sarajevo, Tuzla demekten de çekinmezler.

İşin kısası, biz kime güvendiysek hançer yedik. Kimi sevdiysek, onu bize karşı planlar kurarken gördük. Bunun içindir ki, Türk milleti, hiçbir diğer millete çok güvenmemelidir. O güven, yarın arkamızda hançer olarak belirebilir çünkü!

Son olarak, Atsız’ın düşman tanımı üzerinde durmak isterim. Bugün, bir kısım gerizekalı topluluğu, bu vasiyeti kullanarak Türkçülük ülküsünü paranoya olarak nitelemek istemektedir. Size kalsa herkesi öldürürsünüz siz barbarsınız zaten, sözleri hemen hemen her Turancı’nın duyduğu bir cümledir. Fakat onların bilmediği şeyler var. Türkler’in her zaman ihanete uğradıklarını bilmezler. Dünyanın en büyük medeniyetlerinde Türk imzası bulunduğunu da bilmezler. Aynı şekilde, düşmanın illa ki açık bir faaliyetle saldıracağını düşünürler. Düşman, saldırıda olan değildir. Atsız, ‘’Düşmandır bu saydıklarım, hepsini öldürün!’’ dememiştir. Atsız, Türk Soyu’nun geçmişteki hatalarına düşmemesi için bir uyarı yapmıştır. Türk’e Türk’ten başka dost olmadığını, Komünizm’in ne kadar zararlı olduğunu bir kez daha vurgulamıştır. Bugün Boşnaklar, veya diğer herhangi bir millet düşman gibi gözükmeyebilir. Ancak Türk, bu millete karşı aşırı güven ve aşırı sevgi gösterirse sonu ya 1915’e, ya da Filistin’e çıkar… Atsız’ı eleştirenlerin at gözlüğünü çıkarmaları onların da yararına, bizim de yararımıza olacaktır.

Tanrı Türk’ü Korusun ve Yüceltsin!

Börü Kağan. 27.02.2011. Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
www.turkcuturanci.com

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,

Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,

Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;

Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
Sayfa: [1] 2 3 4
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.066 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.