''11 Aralık 'Atsız' bilimsel târih tartışmaları günü'' (T.M )
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Ekim 2018, 01:09:00


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 ... 9 10 [11]
  Yazdır  
Gönderen Konu: ''11 Aralık 'Atsız' bilimsel târih tartışmaları günü'' (T.M )  (Okunma Sayısı 84945 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Börü:Tegin
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.953



« Yanıtla #100 : 05 Aralık 2015, 21:32:31 »

Türk Milletinin Baş Belası: İslamcılık(Arap Milliyetçiliği)

 Atsız'ın dediği gibi, Komünizm ile, Milliyet veya Din ile mücadele edilebilir.  Milliyetçilik ile mücadele için de ya komünizm, ya da din kullanılacaktır. Komünizmin Türk milleti üzerinde tutmayacağı ortadadır. Bu  yüzden Milliyetçilik karşısında bir başka sol düşünce olan Dincilik kullanılıyor. İslamcı anlayış Türk milleti üzerinde tam anlamıyla  tutmuş bulunmakta. Öyle ki, insanlar Tanrı tarafından cezalandırılma korkusu ile kan kardeşlerini satarak, din kardeşleri ile ortak  olmaktadır. Milletimiz, kendisi ile aynı dili konuşan, aynı ırktan gelen, aynı geleneği sürdürenler ile birlik olmak yerine, yalnızca aynı  dine inandıkları ile birlik olmaktadırlar. Sonuçta bu insanlar Tanrı tarafından cezalandırılma korkusu ile uyuşturulmuşlardırve onlar  için soydaşları değil dindaşları önemlidir. İşte dananın kuyruğu da tam olarak burada kopuyor. Bu hastalıklı anlayış ile uyuşturulan  insanlar, artık tam anlamı ile birer 'mankurt' oluyorlar ve kendilerine ne dayatılırsa onu savunuyorlar. Peki bunlar nasıl adam edilir, nasıl Türklüğün  bünyesinden sökülüp atılır? Bu kafayı yaşayan hastalıklı kişiler ile oturup mantıklı bir tartışma bile yapamıyor iken, onların  düşüncelerini kökten değiştirmek imkansız gibi bir şeydir. Bana sorarsanız bu fikriyata bağlı olan kişiler ile mücadele ancak zor kullanılarak yapılır.

 Türkçü İhtilal Nasıl Gerçekleşir?

 Türkçü bir ihtilalin olabilmesi için, ilk iş Türk gençlerine düşmektedir. Eğer gençlik tüm zamanını aptal oyunlar ile ya da saçma  internet akımları ile geçirirse Türkçü devrim daha uzun yıllar bizim için bir hayal olarak kalacaktır.
 Bilgisayar başında oturup, sanal alemde atıp tutmakla Türkçü bir devrim gerçekleşmez. Ulu Turan, klavyeler, telefonlar, oyun konsolları  ile değil; askerler, tanklar, toplar, uçaklar ile kurulacaktır. Ya da bazı kişilerin sandığı gibi, vatansızların cirit attığı TBMM'den  yasa çıkararak Turan kurulmayacaktır.
 Yeni nesle bir bakıyoruz; Herkes, kolay yoldan okul bitirme, kolay yoldan basit meslek edinme, kısa yollardan para kazanma, sırtını  devlete yaslayarak kendini kurtarma derdinde. Bu boş, gereksiz nesil ile bir adım ilerleyemeyiz. Bizim istediğimiz; "Nasıl Türk ırkına yarar sağlarım, Türk düşmanlarına  zarar veririm?" sorusunu soran bir nesildir.

Türkçü ihtilal elbette ki zorla olacaktır. Aptallaşmış ve beyni yıkanmış milyonları eğitmek için bizlere yüzyıllar bile yetmez. Hele ki  aptalların sayısının her geçen gün arttığını var sayarsak, bu hiç de kolay olmayacaktır. Eğer Türkçü bir devrim isteniyorsa bu işi yumuşak  yollarla yapamazsınız. Milyonlarca insanın barış, kardeşlik gibi duygularla uyuşturulduğu bir ortamda onlara ırkçılık bilinci vermek çok  zordur. Belki bir bölümünü doğru yola getirebilirsiniz ama çoğunluğa hiç bir zaman ulaşamazsınız. Çünkü çoğunluk hiç bir zaman doğru olanı  seçmez. Türkçü ihtilali sayısı az da olsa etkili, yetkili kişiler yapacaktır. O kişiler ise belirli alanlarda yükselmelidir.

 1. Ordu : Eğer Ordu Türkçü olursa devlet Türkçü olur. Bu yüzden Türkçü gençlerimizin girmeleri gereken yerlerin başında Ordu gelmektedir.  "Kandırıldık" diyen bir Ordu Komutanı olmaz, OLAMAZ! "KAZANDIK" diyen bir komutan olur! Eğer şu anda Türkiye'de yürütülen ihanet  çalışmalarına Ordu sessiz kalıyor ise bunun en büyük nedeni ordumuzun içinde de hainlerin bulunmasıdır. Her geçen gün Türklüğe biraz daha  fazla zarar veren bir yönetime karşı sessiz kalmak, ancak Türk düşmanlarının yapacağı bir iştir.

 2. Siyaset: Türkçü ihtilalin gerçekleşmesinde gerekli olan ilk adım, elbetteki Ordu'nun Türkçüler tarafından ele geçirilmesidir. Ancak  bunun dışında, Türkçüler siyasi alanda da bulunmalıdır. Türkçüler siyasetin içinde bulunmalıdır ve Türklüğün zararına olan hareketlere bu  alanda karşı koymalıdır. En azından, Türkçü bir ihtilal gerçekleşene kadar siyasette de bulunmamız zorunludur. Evet, hiç bir parti açıktan  Türk ırkçılığı yapanları içinde barındırmaz. Ama milliyetçi çizgideki partilerin içinde sızarak bu algıyı yıkmalıyız. Gerekirse belli bir  süre kripto olarak siyasete sızmalıyız.

BÖRÜ:TEGİN  05.12.2015
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TÜRK:KANI:KURUMASIN:
TURAN:TUGU:YIKILMASIN:
Tolga Akgöz
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 661


Kinimizin şiddetiyle gebereceksiniz!


« Yanıtla #101 : 06 Aralık 2015, 15:34:12 »

   DİN ADI ALTINDA ARAP MİLLİYETÇİLİĞİ
    Müslümanlık denince dünya insanlarının aklına iki millet gelir; Türkler ve Araplar. Türkler, Araplara göre İslam için nispeten daha fazla kan dökmüş,  yücelmesi için daha fazla çaba sarf etmiştir. Bunlara rağmen Türkler, İslamın evrensel olduğuna, Kuran-ı Kerim’in her dilde okunabileceğine,  ezanın Arapça dışında başka bir dilde okunabileceğine karşı çıkmazken; Araplar tam aksine, Kuran’ın Arapçadan başka hiçbir dilde okunamayacağını, ezanın Arapça dışında okunmasına katı şekilde tepki gösterirler. Bunun sebebi İslama olan saygılarından değil İslamı kendi mallarıymış gibi gösterip başka milletlere kültürlerini ve dillerini empoze etmeye çalışması yüzündendir.

    Arap olanların Arap milliyetçiliği sinsicedir. İslamı kendilerine kalkan olarak tutarlar. Bunu fark edemeyen ülkemizin dahileri (!)  Türkçeye, kendi öz diliyle söylenen ezana ve Kuran’a karşı çıkar, sırf Araplarla mücadele ettiği için Türk başbuğlarını görmezden gelir hatta hakaret etme gafletine bile düşerler. Araplar için, petrolden sonra en büyük nimet; İslam ve benliğini unutup yobazlaşmış Türklerdir.


       BUNDAN NASIL KURTULACAĞIZ?

    Bundan kurtulmak için önce sorunun kaynağını bulmak gerekir. Toplumun Arap milliyetçiliğini savunması; bir kısmı için bilinçsizlikten, bir kısmı için Türk düşmanlığından, geri kalanın ise -en korkuncu olan- yanlış bilgiden kaynaklıdır.
   
     Milletimiz çok okuyan, araştıran bir yapıya sahip olmadığı için toplumdaki İslam tabusunu, Arap milliyetçiliğini yıkmanın milleti bilgilendirmekten geçeceğini bilmemiz gerekir. Bunun için en uygun olan yerler eğitim yuvaları ve ailedir.  Aile ne kadar Türklük aşkı ile yanıp tutuşursa bu fenalıktan o kadar uzaklaşmış oluruz.
 
    Türk düşmanlarına yapılacak en güzel şey, tüm ırkçı Türklerin içindeki kinde saklıdır.

       TÜRKÇÜ İHTİLAL
    Gerçekçi düşünecek olursak; Türkçülük tam anlamıyla gönüllere ulaşmadığı, ülkemizde Türkçülüğe karşı fikirlerin cirit attığı, Türkçülüğü öcü gibi görenlerin sayısı bi hayli fazla olduğu için bu ihtilalin gerçekleşmesi askıda kalmıştır. Fakat neyin ne olacağını bilemeyiz. Tarihimiz, en umutsuz anlarda bile bir umut ışığının olduğunu bize göstermiştir. Bu umut ışığı doğrultusunda çalışmaya, öğrenmeye, öğretmeye devam etmemiz gerekir.

    Bu kadar olumsuzluklara rağmen ben, her yarına “Bugün Türkçü ihtilal olacak” gayesiyle uyanıyorum.  Her ne kadar Türkçü ihtilal günümüz için gerçekleşmeyecek gibi görünse de; ben, bu ihtilalin günümüzde gerçekleşeceğine inanıyorum. Bu düşünceme sebep olan şey; Türk’ün başının darda olmasıdır. Tarihte, Türk’ün başı dara düştüğünde –ne kadar olumsuzluk olursa olsun- bir kurtuluş yolu bulunuyordu. Buna en büyük örneği bir geçmişten, bir de yakın tarihten vereceğim. Birincisi, Kürşad ihtilali; İkincisi, Gazi'nin Samsuna çıkışıdır.

    Bu düşünce mantıklı görünmeye bilir fakat, Türk’ün hangi işi mantıkla olmuş ki…

    Türkçü ihtilalin alt yapısı nasıl olmalı? Cevap kısa ve nettir: Çalışmak. Tanrı bize kutunu verene kadar, çalışmak. Düşmanlarımızı şimdiki ve gelecek nesillerimize aktarana kadar, çalışmak. İşimizde en iyi yere gelene kadar, çalışmak. Türkçülüğü gönüllere yerleştirene kadar, çalışmak.

    Tanrı, bizlere çalışma azmi ve gücü versin.
 
Tolga Akgöz 06/12/2015
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Vatan, bize kılıcımızın ekmeğidir.
Erlik Tanrıöğen
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 875


Nur'dan Rıza aldık.


« Yanıtla #102 : 07 Aralık 2015, 00:26:19 »

Türkçü Devrim’de Teorinin Sosyal Kaynağı: Türk Milleti’nin Yadsınmış Sosyal Gereksinimleri


   Türk Milleti, tarihi boyunca hacimli atılımlarda bulunmuş, bu atılımların bedelini daima öz kaynaklarından karşılamış olan büyük bir topluluğu ifade eder. Atılım gayreti Türkler için karakteristik olmasa da, bunun Türk bireyler tarafından ‘’karşılanması’’ bu millete özgüdür. Batılıların İmparatorluk ve sömürgecilik için aynı kökenden gelen sözcükler kullanmamasına şaşmamak gerekir. Zira İngiltere ‘’Güneş Batmayan İmparatorluk’’u uzak sömürge halkları üzerine inşa etmiş, bugün siyasal bir işlevi olmayan Belçika dahi vaktiyle tarihsel atılımını gerçekleştirmek gayesiyle Afrika’yı kana bulamıştır. Bu durum Yahudi-Amerikan idare anlayışında da böyle gözlenir. Yahudiler daima ekonomik bağlarla kendilerine ve birbirlerine bağladıkları insanlarla ulusal hedeflerine yaklaşma gayreti içinde olmuşlardır. Bu sayede pek az insan ve güç kaybı ile kayıp ülkelerine ulaşmışlardır. Keza Amerikan medeniyeti de bünyesinde var ettiği ekonomik anlayışın bir neticesi olarak bugün ‘’süper gü璒 olma hikayesini dünyanın dört bir yanındaki ücretli kölelere yazdırmaktadır. Özel olarak ekonomik bağları içine bir razı edici olarak bireysel ödülü de koyan bu medeniyet, öz kaynakları dışından gelen güçle ulusal atılıma güncel bir örnek oluşturur.
   
       Başkaları üzerinden ulusal bir ilerleme kaydetme gayretine dünyanın ve tarihin her yerinden örnekler getirmek mümkündür. Yakından bakıldığında Arap ulusalcılığının metruk bir dönemi karşımıza çıkabilir. Bilindiği gibi, İslamiyet insanlığa inip Peygamber vasıtasıyla yayıldıktan yarım düzine idareci dönemi sonra İslamiyet içinde bazı ulusalcı cereyanlar baş göstermeye başlamıştır. Kısmen Emevi döneminin bir kısmına karşılık gelen bu aralıkta, dünya Müslümanlarının Arap ulusuna hizmetleri İslam’ın bir şartı gibi lanse edilerek bir kültür oluşturulmaya çalışılmıştır. Kısa bir süre sonra Türk müdahalesi gelerek bu süreci sona erdirse de süreç doğurguları yönünden öğreticidir. Yine karşıtı gibi gösterilen Batı kültürüne benzer bir durum gözlenir: Bir ulusal gayret dış kaynaklardan beslenmiştir. Ortada ister cebir ister rıza olsun, yöneticiler ulusal atılımı iç kamuoyunu zorlayıcılardan uzak tutarak sağlamışlardır. Bedel ödeyen ve gereksinimlerini sağlayan kesimler aynı değildir. Bu adaletten uzak anlayışların kurduğu düzenler muhakkak yıkılmıştır/yıkılacaktır. Burada konuyu tarihsel çerçevesi içinde bırakıp Türk Tarihi’ne aynı tezin sınanabilirliğini aramak için yeni bir bağlam açmaya çalışacağız.
   
        Bu çalışmada genel olarak Türk Milleti’nin tarihsel işlev ve rolünün özgün olduğu varsayımından hareket edilmiştir. Türk Milleti, diğer milletlerden farklı olarak milli gelişimini daima çeşitli değerlere dayandırmıştır. Onun için temelsiz bazı saldırganlıklar veya tamamen çıkar güdüsüne dayanan siyaset perspektifleri tarih boyunca olmamıştır. Ancak bunun bir yan etkisi olarak bazen karşılanması gereken en temel ihtiyaçlarından mahrum bırakılmıştır. Türk Tarihi’nde bugün hayırla yad ettiğimiz birkaç yönetici devresi hariç mutlak refah dönemlerinden söz etmek çok zordur. Tarihsel bir sıra ile bugün en kötü dönemi yaşaması bir yana, bir aşamadan sonra dünya milletlerinin bile gerisinde kalan bir soyo-ekonomik seviye hâsıl olmuştur. Gelir dağılımı üzerine beylik lafları bir kenara bırakarak bir tarihsel öz eleştiriye girişmek müstakbel Türkçü Devrim’in sosyal kaynağını anlamada bizim için yol gösterici olacaktır.
   
        Geçmişte milletlerin savaşlarda aldıkları zaferlerle fertlerin ekonomik durumları örtüşerek gelişirdi. İslamiyet öncesi Türk Tarihi’ni bir kenara bırakarak, Türklerin İslam adına katıldıkları ilk savaşlarda gösterdikleri büyük yararlar herkesin malumudur. Öyle ki Türkler İslam’la böyle savaş ortamlarında tanışmış İslam çevrelerinde savaşçı bir topluluk olarak tanınmaları bu savaşlar döneminde olmuştur. Bir süre sonra İslam’a ait görev ve sorumlulukları tamamiyle ele alan Türkler, savaşların karar makamı ve idarecisi konumuna gelmişlerdir. İslam sonrası Türk Kültürü böylece oluşurken yukarıda az önce zikredilen adaletsiz durum kendini hissettirmeye başlamıştır. Türkler her ne kadar benimseyip içselleştirdiği değerler için savaşıyor olsalar da tüm bu sürecin ‘’meyvesini’’ Arap ulusalcı güçleri vasıtasıyla Arap topluluklarının yemesi ciddi bir krize neden olmuştur. O dönemde savaş, ganimet ve refah anlamlarını taşımaktaydı. Elbette aynı zamanda fedakarlık istiyor ve ölüm getiriyordu. Böyle bir ortamda kendi değerleri uğruna savaşın yükünün büyük bir kısmını sırtlayan Türkler fedakarlık ve ölümde görülüyor, ancak refahın çok az bir kısmına ortak olabiliyordu. Bu şartlarda başlayan gerilim önce bu iki millet arasında ayrışmaya daha sonra lokal bir Türkçü Devrim’e yol açmıştır: Yavuz Selim Dönemi Türkçü Devrimi.
   
       Bu noktada Yavuz Selim dönemi ayrı bir paragrafı hak etmektedir. Arap toplumuyla İslamiyet kaynaklı bir bağ kuran Türkler bu dönemde ihtiyaçlarını karşılamakta oldukça zorlanmışlardır. Savaşmış, fedakarlıklar yapmış; ancak bunun –zaten beklemeseler de- karşılığını alamamışlardır. Bu durum yer yer kültürel ve devlet düzeyinde ayrışmalara yol açsa da bir devrime dönüşmesi uzun bir zaman almıştır. Yavuz Selim Dönemi’nde, İslam’a ait bütün hak ve sorumlulukların Türklere geçmesi, bizce önemli bir devrimdir. İslam artık Büyük Nihal Atsız’ın deyimiyle ‘’Milletimizin dini’’ olmuş, Yürekli-Kam’ın ifadesiyle ‘’Türk kılınmıştır.’’ Bu noktada bir sömürü düzeni sona erdirilmiş, Arap ulusalcılığının içinden İslami ifadeler çıkarılmaya başlanmıştır. Türk Milleti’nin gereksinimlerini sağlayacak bir kaynak olarak değil bir değerler mekanizması olarak alınan İslam, yaygın bir adaletsizliğin sona erişinin nesnesi konumuna gelmiştir.
   
        Ne yazık ki, Osmanlı’da durum böyle devam etmemiştir. –Şimdi anarak ilgili tartışmanın tarafı olmayacağımız- bir tarihten sonra devlet ve millet arasında bir uzaklaşma eğilimi anlaşılmaktadır. Türk Milleti, bildiği değerler uğruna en önde savaşıp en temel kayıpları verirken Osmanlı yönetimi zaman zaman bu çabalar üzerinde sömürücü bir odağa dönüşmüştür. Öyle ki, Türk Milleti üzerine yüklenen bunaltıcı vergiler ve ‘’Lale Devri’’ halleri sık sık Türk İsyanları doğmasına yol açmıştır. Bu isyanlar bizce tarihsel misyonu bakımından Yavuz Selim tarafından yapılan devrimden farksızdır. Türk Milleti’nin temel ihtiyaçları yine karşılamamış, yine onun eşsiz fedakarlıkları karşılıksız kalmıştır. Daha geniş bir yerden baksak, Osmanlı karşıtı Avşar ayaklanmaları da yeni bir anlam kazanmaz mı?
   
        Türk Milleti tarihin hiçbir devresinde devlet objesine değerlerinden bağımsız bağnaz bir bağlılık duymamıştır. Her zaman gerek dini ve milli, gerekse özgürlüğe düşkün karakterinden ötürü değerlerini devleti ile bir görüp savaşmaktan ve ölmekten çekinmemiştir. Ancak yazık ki tarihi bundan kaynaklanan acı ve felaketlerle, açlık ve fakirlikle doludur. Burada çalışmanın kapsamı gereği klasik dönemin dışına çıkılmamış olsa da buradaki örnekler dahi kapsamca yeterli öğreticiliğe sahiptir.
   


        Peki durum bugün nasıldır?
   
        Bugün Türk Milleti dünya içindeki durumuna bakıldığında en fakir dönemlerinden birini yaşamaktadır. Üstelik son yıllarda ‘’2023, büyük köprüler, havalimanı’’ diyerek inandırıldığı bir hayalin içindedir. Milletimiz büyük borçların içinde kendilerini zengin sanmaktadır. En kötüsü de; yabancı şirketlerin ve hırsızlığı ile nam salmış bir aile ve siyasi partinin hesabına fedakarlıklar yaparak bunun karşılığını alamadan yaşıyor oluşudur.

   Bir adliyeye veya bir hastaneye giden herkesin görebileceği kadar net bir durum var ortada: Tüm çalışma ve fedakarlıklarına karşın Türk Milleti’nin en temel ve yaşamsal ihtiyaçları karşılanmamaktadır. Bu durumu ise yeni bir Türkçü Devrim’e yol açacağı açıktır.

Yapay değerler, açlık güzellemeleri, kanaat yalanları ne kadar uğraşsa da.

Erlik Tanrıöğen
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.229


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #103 : 08 Aralık 2015, 05:34:55 »

Arapçılık denen virus
Türk toplumdaki bu Arap milliyetciliği virus öyle bir milletimize yerleşmiş ki, kurtulması çok zor görünsede imkansız değil. Islam dini adı altında arapçılık yapılmakta ve böylece Türkler kendi öz Törelerinden uzaklaşarak, bilerek veyahut bilmeyerek Türk düşmanlığı yapmaktalar. Elbette hepsi bu kapsamın içinde değil, önce "Türküm" sonra dinim diyen Türkler özünü halan kaybetmemiş Türklerdir ve bunlara lafımız olmaz, olamaz da. Ama gönül ister ki, Türk'ün dini de Töresi de, dini de  Türk  olsun. Ama malesef  durum öyle olmuyor, ümmetcilik adı altında arapcılığı(arap milliyetçiliğini benimseyen o kadar Türk kanı taşıyan çok ki, bu Türk töresinin zafere varması daha çok yol zorlu yollar kat edilecek. Tanrı yardımcımız olsun, Türklük şahlansın arapcılık virusu Türklerin kurtulmasını nasip eylesin.


    Türkçü Devrimin alt yapısı..

Herşeyin temeli, eğitimden gecer, bence Türkçülerin Anadolu zafer kımızı icebilmeleri için, tüm Türkiye Türklerinin zihinini kutlulaşdırmalı, bunun yolu da ilk önçe Türkçülerin birlik içinde yürekden Türkçü fikriyatına iman etmiş olmaları gerek. Yani Türkçü Devrimin ilk yolu, Türkçüler önçelikle kendi aralarında birliği sağlamalı, onda  sonra devrimi  temeli atılır. Diyelim ki birlik sağlandı ve Türkçüler Türkiye de az olmayan sayıya sahipler, işte ondan sonra Devrimin alt yapısı hazırlana bilinir.
                
Türkçü Devrimin Alt yapısı;

1) Türkçüler kendi aralarında önçelikle disiplinli saygı cerceve içinde harekat etmeli.    

2) Türkçüler iyi örgütlenmeli, her Türkçüye rütpe verilmeli, ve o rütpeye göre örgütlenme vs. görevler verilmeli.

2)Türk gençliğine hep odaklanmalı, cünkü gençlik gelecektir gelecekteki devrimin sağlam olabilmesi icinde bu çok önemlidir.

4) Sürekli Türkçü proboganda, tüm Türkler Türkçülüğü tam manasıyla anlayana dek bu proboganda sürmeli

Bu dört şık yerine geldikten sonra Türkçü devrim daha yakın olur sanırım.
Tanrı bize Türkçü Devrimi nasip eylesin, Tanrı Türk'ün içindeki Türklük ateşini yaksın.

Kaan Ulaş
Türkçüturancı.com

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
yürekli-kam
Kurultay Bozkurdu
Türkçü BOZKURT
*****
ileti Sayısı: 8.193


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #104 : 14 Kasım 2016, 15:55:20 »

6.
 '' 'Atsız' bilimsel târih tartışmaları günü''
Makaleleri!!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
yürekli-kam
Kurultay Bozkurdu
Türkçü BOZKURT
*****
ileti Sayısı: 8.193


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #105 : 11 Aralık 2016, 13:24:20 »

 GÜLEN VE HAREKETİ ÜLKEYİ TESLİM ALMA NOKTASINA GELDİ.

Emperyal piçlerin karınları asla doymaz, onlar kudurmuş köpek gibidir. Nerede güçsüz bir toplum var ama onların bilmedikleri zenginlikleri varsa oraya kesinlikle yumulurlar, usul usul içten
içe farkettirmden ve kanlarını emmeye başlarlar
Yüce Türk milleti islamı kabülünden sonra bunlarla o kadar yüz yüze gelmiştir ki kah kucağımıza oturmuşlar bazen de kucakalrına oturtmaya çalışmışlardır bizi.
Türkler saf görünümlü Barbarlardı ki bunu anlayamadıkları için hep bize karşı mağlup olmuşlardır, içimize o kadar hain sokmuşlar bizden o kadar hain çıkarmışlar ama sonuç her zaman nafile olmuştur onlar için.
Hainin adı bazen İçing Katun bazen Sadettin Köpek bazen Vahidettin bazen de saidi nursi veya FETTULLAH GÜLEN olarak çıkar karşımıza.
Fettullah Gülen, engereğin diğer adı.
Hain müslüman,
İçimizden beslenen yılan,
Karakteri meczup sinsi,
Bukalemun islami hareketin mucidi,
kürt,
FETTOŞ.
F.Gülen hareketi 1984`lü yıllara kadar bir cemaat olarak (tartışılır da olsa) kabul edilebilinir. Dönem itibariyle oluşan -sosyal boşluğu- çok net ve mükemmel değerlendirerek, genelde Ünüversite gençliğini hedef kitle olarak seçmişler, toplumsal duyarlılığı ‘siyasallaşmadan!’ –Türk ve İslam- ruhunun ayağa kaldırılması olarak harekete geçirmişlerdir. Bu hareketleriylede oldukca sempati toplayarak, kısa sürede güçlenmişlerdir...Cemaatlaşma süreci de bu noktada bitmiş ve holdingleşme süreci başlamışdır. Bu süreçde –yönetim kurulları- oluşturulmuş bu kurullar da ulusal ve uluslar arası stratejiyi belirlemişlerdir.Bu noktada da  F.Gülen devrede çıkarılmış, ABD devreye girmişdir. F.Gülen’in se  etkinliği kullanılmışdır. Kullanılıyor!
DİKKAT EDİLİRSE FETTOŞ SİYASETİN İÇERİSİNDE DANS ETMEYE PEKAKANIN EYLEMLERİNİN ARDINDAN BAŞLIYOR.

Dini cemaat altında giriştiği bütün olayları başarıyla sürdüregelmiş bu adam Şimdiye kadar ki Türk siyasetçilerinin üstün alçaklığı nedeniyle bu günlere kadar gelebilmiş, kendisi içerisinden çıkmış birisi tarfından da alt edilerek gerekli çöplüğüne gönderilmiştir.

Karşımıza milli ve manevi bir cemaat gibi çıkan bu sinsi yılanın gerçek yüzünü biz Türkçüler on yıllardır haykırıyorduk lakin her zaman olduğu gibi bizi uçlarda gören zihniyetin aymazlığı nedeniyle ön görümüz dinlenmedi. neticede Türkeş gibi adamlarında zaman itibarıyla göklere çıkardığı bu şerefsiz GÜLEN VE HAREKETİ ÜLKEYİ TESLİM ALMA NOKTASINA GELDİ.

Yüce Türk miletinin son elli yılda dilenci durumuna getirilmeside bu hareketi çok güçlendirdi.
Türk insanı duygusaldır!.. Acınacak halde de olsa,başkalarına acır!.. İçinde bulunduğu şartların muhasebesini de muhakemesini de yapmaz-yapamaz.  Birde, kullanacağınız kelime ve kavramları ‘Allah,Resululla ve Sahbelerle’ Süsleyip, cümleler kurarak insanlara bire bir, toplu halde, görsel ve yazılı medya aracılığıyla hidap ediyorsanız, insanımızı istediğiniz gibi sömürür ve yönlendire bilirsiniz. Yanlış veya doğru, biz böyle bir Milletiz.

Bu oluşum, Milletimizin bu halinde de mükemmel bir şekilde yararlanmışdır.

Ülke içinde ve ülke dışında açmış olduğu okulları, yurtları, kursları ve leri...birer ‘hayır kurumu’ gibi  göstermiş, malesef, halkda da böyle bir algı ve kabül görmüşdür. Halkı bire bir uyarmadığınız sürece de, bu algının dışında bir bakış açısı oluşmamakdadır.

Açılan okullar, kurslar ve lerler in...tamamı ticari maksatlarla yapılmış ve çok iyi de gelir getirmekdedir. Yurt dışında açılan okullar ‘Türk Okulları!’ olarak anlatılmışdır.  Oysa ki bu okullar ‘İngilizce’ eğitim yapan okullardır. Bu okullarda yetiştirdikleri Türkce öğretilen‘papağanlarla’da Türk Milletinin ruhu okşanarak soyguna zemin oluşturmuşlardır.Bunda da çok, çok başarılı olmuşlardır. Hatta bu papağanlarla devletin televizyonunda ‘Türkce Olumpiyatı’ adı altında kendi propogandasını, devlete yaptırmakdadırlar. Devlet, kim ki?!..

Türk İnsanının ruh halini çok iyi bilen bu oluşumun önderleri, sahip oldukları Tv lerle de mahşeri sahneleyerek,cennet ve cehennemi pazarlamadan da haya etmiyorlar. Oluşturdukları bu pazarın da % 98 ine hakimler. Sermayesiz ve hertürlü krize karşı da asla sarsılmayacak, hatta krizlerde daha çok karlı çıkacak bu pazarın da  % 98 ini kontrol altına almışlardır. Pazarlama işlerini de en mükemmel bir şekilde yapmaktadırlar! Elinizdekini bize verin! Allah da size Cennet verecek!...

Bu halleriyle de Orta Çağ Avrupasında Papazların Endüljans uygulamalarını,günümüz Türkiyesi de, Müslüman- Türk İnsanına uygulayan Papazlık rolünü bire-bir üslenmişlerdir.

(Endüljans: Orta Çağ Avrupasında Papazlar, dindar hıristayan halka para ve gayri menkulleri karşılığında ceneti satmalarıdır. Bunun karşılığı olarak da yazılı belgeler verilmişdir. O dönemde  kiliseler ve mensupları, kadrolar çok zengin olmuşlar. Devlet idaresi üstünde de mutlak hakimiyet kurmuşlardır. Halk sa ellerindeki, satın aldıkları cennetin tapusunda! başka bir şeye sahip değildir! Bu döneme çok  kan akıtılarak son verilmişdir! Ama SON VERİLMİŞDİR!)

Bu oluşum, elbetde bir hayır kurumu değil.Her yer ve şartda yaptıkları gibi,bu konuda da hileyi ve takkiyeyi hatasız yaparak, hırsızlık ve soygunu da gönüllülük esasına ve yasal zemine oturtmakdan da oldukca başarılı ve mükemmeldirler!..

Kurguları, ‘Asr-ı Saadet’ üzerine!..Yaşantılarıysa ‘Zaman-ı saadet’ Vaad ettikleriyle! aldattıkalarıysa zamanın zülmüne ve sefaletine tabii olarak yaşamaya devam edeceklerdir!...
Bir hayır kurumu değil.Sahtekarlıklarına hayır ve hizmet kılıfı giydirecek kadar hayırsız, hayasız,haysiyetsiz ve yüz yılın en moderin soyguncularıdır!
Durum özeti kısaca bu

Elbetde oluşumu başlatan Gülendir. Cemaatlaşma aşamasında da Gülen vardır. Holdingleşme aşamasında Gülen devredışı bırakılmışdır. Ama misyonunda da en verimli bir şekilde yararlanmışlardır.Yararlanılıyor da...Bu aşamada Holding, Gülen’in yakın varlığında korkduğunda, Gülen’i ABD de mecburu ikamete tabii tutmuşdur!
Bu sahtekarlar, hakim oldukları medya ve tv lerle, açmış oldukları okularda okuyan öğrencilerin uluslararası olimpiyatlarda hep ‘birincilik kazandıkları’ propogandasını yaparlar!..Bu okullar paralı, özel ve İngilizce eğitim yapan okullardır.
Uluslar arası başarıları, doğru mu? Hayır!
Yaptıkları tam bir sahtekarlıkdır ama, her işde olduğu gibi, bu sahtekarlıklarını da kamufile etmekden oldukca mahirdirler.

Bu sahtekarlar, hakim oldukları medya ve tv lerle, açmış oldukları okularda okuyan öğrencilerin uluslararası olimpiyatlarda hep ‘birincilik kazandıkları’ propogandasını yaparlar!..Bu okullar paralı, özel ve İngilizce eğitim yapan okullardır.

Uluslar arası başarıları, doğru mu? Hayır!
Yaptıkları tam bir sahtekarlıkdır ama, her işde olduğu gibi, bu sahtekarlıklarını da kamufile etmekden oldukca mahirdirler.

İçimizdeki hainin başı ezildi , en azından bir elli yıl daha palazlnmazlar gibi görünüyor

NE MUTLU TÜRK DOĞANA,
Göktürk Beyi, Veysel TOP
turkcuturanci.com   11 aralık 2016
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Börü:Tegin
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.953



« Yanıtla #106 : 11 Aralık 2016, 15:30:55 »

Yalan Söylemeyen, Kandırmayan, 'Açık' Barındırmayan Tek Yönetim Şekli:
MİLİTARİZM - ASKERİ YÖNETİM


Demokratik Sistemlerin Çıkmazı

 Demokrasi, Cumhuriyet ve benzeri ideolojileri, yönetim şekillerini savunan kitleye bakarsanız, hepsinin bir yerde tökezlediğini, bir yerden sonra ideolojilerinin de getirdiği etki ile, olaylara, sorunlara karşılık bulamadıklarını, çıkmaza girdiklerini görürsünüz. Mesela, Türkiye'de TBMM denilen çatı altında bulunan ve m.v. denilen şahısların büyük bir kısmı teröristtir veya ihanet içerisindedir. Bunların bir bölümü de Kürt terör örgütü Pkk'yı açıkca desteklemektedir. Bunda kimsenin, demokratların, cumhuriyetçilerin, milliyetçi demokratların, sosyal demokratların vs bir kuşkusu yoktur. Ancak iş bunları cezalandırmaya geldiğinde demokrasi-cumhuriyet denilen yönetim çıkmaza girmektedir. Çünkü 'demokratik cumhuriyet'=halkın iktidarı. Halk ise çoğunluk olan güruhtur. Bu güruh teröristlerden, hainlerden ve diğer zararlı yaratıklardan oluşmaktadır. Siz hem demokratik cumhuriyetçi olup hem de bu vekilleri tutuklayamazsınız, cezalandıramazsınız. Eğer böyle bir şey yapmaya kalkar iseniz şüphesiz ki Yunan Tanrılarının lanetine uğrarsınız. Hem halkın iradesini savunup, hem de onların seçtiği vekilleri tutuklamak, cezalandırmak, hapse atmak bir ideolojik sapmadır. İşte kusursuz Militarist-Askeri yönetimlerde bu tür sapmalar yoktur ve ideolojik saçmalıkların, yasal boşlukların bulunması imkansızdır. Çünkü Militarizm kimseye yalan söylemez. Ne derse odur.


Bugün, Türkiye’nin idaresinde söz sahibi olanları göz önüne alırsak, demokratik sistemlerin kimlere yaradığını açıkça görebilirsiniz. "BU Milleti" adını benimsemiş cahil, vurdumduymaz, aptal, okumaz, araştırmaz, A harfli kanaldan duyduğu her şeye iman eden bir kitle şu anda ülkeyi yönetiyor. Değil kitap, yarım sayfa gazete okuduğunda nefesi kesilen aptal sürüsü halk denen güruh bu ülkenin yönetiminde söz sahibi. Türk'ün bünyesine en zararlı yönetim şekli cumhuriyettir!



Militarizm-Askeri Yönetim Nedir, Nasıl İşler?

 Askeri bir yönetimde hiçbir şekilde kural, yasa, uygulama açığı bulunmamalıdır. Aslolan budur. Eğer bir yönetimde yasal eksiklik var ise, o yönetim bir yerde tıkanıyor ve ideolojik olarak sapıyorsa bu bir askeri yönetim modeli olamaz. Mesela demokratik sistemlerde halkın iradesi her şeyi üstünde olduğu için halk eğer teröristi, haini seçerse kimse buna karışamaz.  Ama demokrat geçinenler ne hikmetse sürekli halkın vekillerine küfür ediyor ve ağır hakaretler savuruyor.

 Askeri yönetimlerde mutlak olan devletin ve milletin bütünlüğünün sağlanarak ayrılıkçı olan hiç bir unsurun barındırılmamasıdır. Yani Askeri yönetim bulunan bir ülkede terör kelimesinden söz etmek neredeyse imkansızdır. Çünkü terörü, ayrılıkçı grupları bitirmek için gerekli olanları yapması için bir engel yoktur. Ama demokrasinin hüküm sürdüğü topraklarda karşınıza bin bir türlü engel çıkar. Şu anda Türkiye'de ayrılıkçı Kürt terörünü besleyen ve destekleyen vekiller, partiler, dernekler ve en önemlisi bölge belediyeleri bulunmaktadır. Kayyum mayyum zırvaları ile bir kaç belediyede görevden almalar olsa da bir sonraki seçimde, aynı tablo devam edecektir. Çünkü demokrasi bunu emreder. Ayrıca, o belediyelere kayyum denilen kişilerin atanması da başlı başına demokrasinin ihlal edilmesidir. Çünkü o belediyeleri 'halk' seçti. Sen halkın iradesine ‘darbe’ vurmuş oluyorsun… Eğer Türkiye'de militarist bir yönetim söz konusu olsaydı, sistemin ilerleyişini bozan bu tür oluşumlar asla yer bulamayacaktı. Şu anda Türkiye’de, demokratik sistem demek, kıçına olmayan donu giymeye çalışmak demektir. Haliyle bir yerden sonra ‘patlak’ verecek.

 Türk'ün milli yapısına, çıkarlarına en uygun yönetim şekli askeri yönetim(militarizm)dir.

 Militarist düzende millet, toplum, halk, ya da ne demek istiyorsanız, üst düzey refaha ulaşmalıdır. Bu sayede devlet üst düzey kalkınmaya erişebilecektir. Ancak bu refah seviyesi ahlaksızlığın, toplumsal karmaşanın oluşmasına izin vermeyecek düzende olmalıdır. Kısıtlamalar olabildiğince yerinde ve muntazam planlanmalı ve uygulanmalıdır. Aksi taktirde bir yerden sonra sorunlara sebep olacaktır.

Demokrasilerde-Cumhuriyetlerde yalnızca konuşulur ve tartışılır, Askeri Yönetimlerde ise gereken yapılır.


_____________________________

Börü:Tegin - 10.12.2016


Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TÜRK:KANI:KURUMASIN:
TURAN:TUGU:YIKILMASIN:
Bozkurt58
Ziyaretçi
« Yanıtla #107 : 05 Aralık 2017, 13:45:39 »

7.
 '' 'Atsız' bilimsel târih tartışmaları günü''
Makaleleri!!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bozkurt58
Ziyaretçi
« Yanıtla #108 : 11 Aralık 2017, 18:07:43 »

Her devlet bir rejimle yönetilir. Devletlerin kuruluş amacı milletin huzurlu ve güvenli bir şekilde varlığını devam ettirebilmesidir. Rejimler ise bu yönetimin nasıl olacağını belirler. Amacı millete hizmet etmektir. Bunu amaçlayan rejimler eğer milletin yaşayışına ters ilkeler içeriyorsa başarılı olamaz. Çünkü millet, kendisine karşı olan hiçbir şeyi kolay kolay  benimsemez. Hele ki biz Türkler’e zorla bir şey benimsemek imkansızdır. Kimse bize bir şey dikta edemez.  Hayatımızdaki sorunlar bile büyük ölçüde etkilerken, tüm yaşamımızı değiştirebilecek bir rejime nasıl uyum sağlayabiliriz ki?

  Her milletin bir kültürü vardır. Bu kültürler yaradılıştan gelir. Bir güç tarafından asimile edilse dahi hala yaşayışında eskilerden izler taşır. Çünkü kültür sosyal bir şekilde aktarıldığı gibi genlerle kalıtsal olarakta aktarılır. Güçlü bir kültüre sahip olan bir milletin kültürünün tamamen değişmesi için asırlar gerekir. Bir tek siyasi rejim değişikliğiyle o toplumun yüzyıllardır süren yaşayışını toptan değişeceği düşünülemez.

  Türk milletine uygun olan rejimin ne olduğunu mütaala etmek için tarihimize, varoluşumuza ve kültürümüze bakmak gerekir. Atalarımız, Orta Asya’daki iklim sebebiyle göçebe bir yaşam sürüyorlardı. Onlar öldürücü soğuklardan kurtulmayı başarmışlardı. Bozkır hayatı gerçeten zordur. Dönemin şartlarına göre düşündüğümüz zaman atalarımızın olağanüstü kuvvet gösterip büyüdükleri, diğer milletlere hakim oldukları, göçebe bir imparatorluk kurduklarını anlamak zor olmayacaktır. Tarihte ilk varoluş zamanımızdan itibaren yaşatılarını bu şekilde şekillendiren atalarımız için devlet tarafından yapılan her işin savaşa katkısı olması gerekirdi. Zira karnımızı doyurmak için şavaş gerekliydi. Mete Han’ın, çine hükmetmesinin ardından onlarla yine yeniden bir savaş araması da savaşçılık ruhumuzla alakalıdır. Eğer biz saldırgan olmayıpta dünyaya barışsal bir gözle baksaydık bu zamanlara gelmemizin bir olanağı yoktu.

Sürekli ayakta kalmak için sürekli savaş halinde olmak gerekir. Sürekli savaş halinde olabilmek için hızlı kararlar alabilen, disiplinli, korkusuz ve saldırgan bir devlet düzeni gereklidir. Bu düzen kuşkusuz roma meclislernde yavaş yavaş karar alınmasına sebep olan demokrasi değildi. O dönemlerde bir iş yapmak için yavaş ve kusurlu işleyen demokrasiyi kullansaydık vay halimize...

Demokrasi, tüm vatandaşların devleti yönetmede eşit haklara sahip olduğu yönetim biçimidir. Demokraside önemli olan çoğunlutur. Çoğunluk ne derse desin doğru olan çoğunluğun dediğidir. Bu olayın bize verebileceği zarrarları hayal edebiliyor musunuz? Yüzde ellibir oyla ülkeniin başına bir 'fetocu' kürtçü, Türk düşmanının geldiğini düşünün. Bunlar ülkeyi peşkeş çekmek için bir an bile beklemeyecek zaniye evlatlarıdır. Eğer yurdunuzu bunların elinde bırakmakta bir kusur görmüyorsanız ya gafil ya da vatan hainisinizdir.

Demokrasinin en büyük kusuru zeka ve yetenek yerine çoğunluğu koymasıdır. Oysa bizim töremizde her zaman zeka ve yeteneğe önem verilir. Olması gereken de budur. Sırf kalabalık istedi diye yanlış yapmanın kimseye bir yararı dokunmaz. Dokunacaksa da ancak düşmanlarımıza yararı olur. Atalarımız boşuna "nerede çokluk orada bokluk" dememişlerdir. Çokluk hakikatlerin tayininde rol oynamaz! İnsanlara her zaman yanlış şeyleri yapmak kolay gelir. Çünkü doğrunun peşinde gitmek zordur. İşte bu yüzden toplum içinde sivrilen ender kişilere bilgin denmiştir. Bu yüzzdensınavlar yapılır. Herkes eşitse insanlarda neden özellik aranır? Gerçekten dünya üzerindeki herkes eşit olsaydı o zaman demokrasinin yani çoğunluğun dediği doğru olurdu. Fakat gerçek böyle değildir. İnsanlar ne fizyolojik, ne  psikolojik, ne antropolojik ne de maneviyat olarak eşit değildir. Bunu görmemek için yaşamamak gerekir. Bir hayvan bile kimi boğup boğamayacağını bilir.

Bugün ülkemizde milyonlarca azınlık yaşamakta. Ve doğum oranları da Türklerden hayli fazla. Bunlara arap mültecilerde eklendi. Hepsi de geçmişte bize ihanet etmişti ve şimdi de etmekteler. Birkaç yıl sonra bunların elbirliği yapıp ülkenin başına geçmeyeceğini kim söyleyebilir? Dağda asker kanı akıtan meclise girdi. Bir yemin etmeyi geçelim İstiklal Marşını okumaya bile karşı çıktılar. Bunlar oldu. Eğer azınlıklara güvenmemiz gerekirse neden siyasi parti adı altında kürtçü pkkya meşruiyet kazandırmaya çalışan hdp liderleri tasfiye edildi? Bir Türk'ün Türk olmayanla eşit haklara sahip olması Türkçüler için kabul edilemez. Türkçü olduğunu iddia edip demokrasi ve cumhuriyet savunuculuğu yapanlar Türkçülüğün ne olduğundan habersi gafillerdir.

Demokrasi bir barış arayışıdır. Daha doğrusu dünyanın barış ile döneceğine inanmaktır. Bu son derece sakıncalı bir görüştür. "Bir millet için en büyük tehlikelerden biri barış ve dostluk afyonu yutarak uyumaktır. Büyümek istemeyen millet küçülmeye mahkumdur. Saldırmayan millete saldırılar." Tehlikesiz yaşamak isteyenler intihar etsinler! Dünya korkaklara göre bir yer değildir.

"5000 yıllık yazılı tarihi olan insanlık yalnızca 236 yıl savaşmadan durabilmiştir. Savaşlar da tabii afetler gibi binlerce yıldır sürüp gitmektedir. Savaşın modasının geçtiğini söyleyen saf yaratılışlılar ne tarihten ne insan doğasından anlıyordur. Hattâ yaşadığı süre içerisinde bile, dünyada olup bitene kör ve sağır olanlardır. Siz savaşla ilgilenmeyebilirsiniz savaş sizinle ilgilenir."

****

Demokrasilerin en iyi şekilde yaşadığı devlet rejimi cumhuriyettir. Tüm vatandaşlar eşit bir şekilde devletin yönetiminde söz hakkı alacaksa bu ancak halkın kendi kendini yönetmesiyle yani cumhuriyetle olur. Bu konuda Atatürk'ün şu sözleri aydınlatıcı olacaktır:

“ Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyeti kurduk, O on yaşını doldururken demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır

Atatürk’ün cumhuriyet ile ilgili düşüncelerini en güzel kendi sözleri ortaya koymaktadır. “Demokrasinin tam ve en bariz hükümet şekli cumhuriyettir.”


****

Anlaşılmıştır ki demokrasi ve cumhuriyet ne Türk kültürüne, ne gerçeklere uygun değildir. Demokrasiyle gelişmiş bir tane ülke gösteremezsiniz. Her yere demokrasi yaydığını söylenen amerika dahi demokratik bir yönetime sahip değildir. Demkrasi ve cumhuriyet pespayelik bir rejimdir. Biz bunlar için tek bir rahatımızı bile feda etmeyiz!

Baturgan,
turkcuturanci.com
11 Aralık 2017
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
AttilaHunTürk
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.506


« Yanıtla #109 : 13 Aralık 2017, 12:19:12 »

Türk'ü Türk Töresi Yönetir


Cumhur halk demektir. Halk ise insan topluluğudur. Halkı oluşturan elemanlar ise farklı kültür, farklı ırk, farklı düşüncede, farklı ahlaki değerlerden ve farklı renkte insanlardan oluşabilir. Yani bir bağlantı, ortak bir payda olmasına gerek yoktur. Birlikte yaşayan kitle elbet ilerde ortak değerler kazanır ama demek istediğim husus illa bir ortaklığa gerek yoktur halkı oluşturmak ve halk olmak için.

Millet ise ortak kan bağı, ortak kültür, ortak hayaller, birlikte yaşama isteği bulunduran, ortak ahlaki değerlere sahip aynı soya mensup ırkdaşlardan meydana gelir.

Cumhur halk ise, halk tanımına uyar. Kan bağını esas almaz. Vatandaşlık paydasında buluşmayı hedefler. O halde Türk vatandaşlığı olan ama köken olarak Türk olmayan biri Türk kabul edilirken, anayurttaki Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan Türk'ü, çin'deki Tabgaç Türk'ü, İran'daki( Güney Azerbaycan ) Türk, Doğu Türkistan'daki Türk, Kırım'daki Türk ise Türk kabul edilmemektedir.

Bunu Türklüğü kan bağında kabul eden Türkçüler kabul edebilir mi ? Böyle bir şey mümkün müdür ?

Suriyelilere Türk vatandaşlığı vererek onları Türk yapıyoruz güya ama Afganistan'da bulunan 8 milyon Türk'ü ise Türk kabul etmiyoruz, pakistan'ın dağ köylerinde  yaşayan Türkleri Türk kabul etmiyoruz. Böyle bir şeyi Türkçülerin kabul etmesi mümkün müdür ?

Halkı esas alan ortak paydayı ortak kimlikte arar. Türkçüler ise ortak paydayı soydaşlıkta arar.

Bu kimlik esaslı bütünleşme projesi, parçalanmayı bekleyen Osmanlıdaki ayrılıkçıları durdurmayı hedeflemek için ortaya çıkarılan Osmanlıcılık akımının devamıdır. Meşrutiyetle başlayan demokrasi macerasının yönetim şekli olarak önümüze sunulan cumhuriyet rejiminde de yeni kurulan düzende bir alt yapı sağlanmaya çalışılmıştır. Bu alt yapı yeni bir kimlik arayışıyla mümkün olabilecekti. Yeni kimlik ne ümmet idi, ne Osmanlıcılık idi. Yeni kimlik yeni dünyanın yeni düzeni olan ulus devletlerdi. Ulus devlet için ulus tanımı kimlik olarak kabul edildi ve bu kimlikte ortak vatan ortak hissiyat yeterlidir denildi.

O günün şartlarıyla değerlendirirsek belki elde olanın en iyisi bu gibiydi. Savaştan çıkmış yorgun düşmüştük. Ne kaybedilen topraklarla uğraşabilirdik ne de yeni savaşlarla menfaat arayabilirdik. Ulus devlet kurulurken ülkenin saflaşması gerekirdi ama ona ne zaman vardı ne de harcanacak enerji. Bu nedenle yabancı soylular da Türk olarak kabul edildi
Belki denenmeye çalışıldı, köyler ile şehir merkezindeki etnisite farklıydı birçok vilayette. Bazılarında ise Osmanlı iskan politikası nedeniyle yer yer farklı soylar Türk soyluların arasına yerleştirilmişti.

Osmanlının isyanlara karşı aldığı önlemler, güvenlik politikaları nedeniyle bölgesel farklılar olduğu gibi, aynı bölge içinde de birçok soya ait yerleşkeler bulunuyordu.

İşte saflaştırmanın o zaman için imkansız olduğu şartlar dolayısıyla  homojenleşmenin tek çare olduğu düşünüldü.

İşte bu karışıklıklar maalesef ki günümüze halk tanımının millet tanımından daha önemli görülmesiyle sonuçlandı.

O nedenle demokrasi sisteminde herkes eşit görüldü. Bu da Türkçü fikriyata ters bir durumdur.

Şimdi demokrasiyle, cumhuriyet aynı şey mi ona da değinelim. Demokrasi bir anlayıştır, cumhuriyet ise yönetim şeklidir. Demokrasi sayı üstünlüğünü esas alır. Kim çoksa galip odur. Bir gün azınlığa düşersek bu demokrasi başa bela olacaktır. Türk düşmanı her kim varsa demokrasi maskesiyle Türk'ün başına geçecektir.

Cumhuriyet demoksiyi araç olarak kullanır ama şöyle bir durum vardır. Cumhuriyet seçenekli bir sınavdır, bazen bir seçenek vardır bazen iki bazen onlarca. Suriye'de de seçimler var. Ama tek bir seçenek var. Halk seçsin veya seçmesin belirlenmiş bir iktidar başa geçecektir. Seçme özgürlüğü tanınıyor ama kimi seçeceğini birileri belirliyor ve halka seç veya seçme bu konuda özgürsün deniliyorsa bu mantık dışıdır.

Demokrasi kültürleri harmanlar, birçok kültürü katar karıştırır bunu da kültür zenginliği diye yutturur. Türk kültürü kendi içinde zengin zaten, başka kültürel karışımlarla zenginleşmesine ihtiyacı yoktur.

Türk töresinde çoğunluğun ne dediği önemlidir ama kağan en son söyler. Kağan da töreden çıkamaz. O halde Türk'ü yöneten yasalar Türk töresi olmalıdır. Birçok yabancı soylunun Türk'ü yöneten kuralları koymasının Türkçü fikriyatta yeri yoktur.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: 1 ... 9 10 [11]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.077 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.