''11 Aralık 'Atsız' bilimsel târih tartışmaları günü'' (T.M )
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Kasım 2017, 10:55:20


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 ... 8 9 [10] 11
  Yazdır  
Gönderen Konu: ''11 Aralık 'Atsız' bilimsel târih tartışmaları günü'' (T.M )  (Okunma Sayısı 74125 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Börü:Tegin
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.955



« Yanıtla #90 : 10 Aralık 2014, 23:18:44 »

Türkçemize Vurulan Darbeler ve Yapmamız Gerekenler

 İslam dinine girişimizden sonra biz Türkler kutlu dilimizi, Türkçemizi batırmaya başladık. Bunu takiben batılılaşma hareketlerinde de "Türkçe'nin yetersiz kaldığı" gerekçesiyle Fransızca merkezli bir Türkçe istilası başladı. Türkçü-Turancılar olarak, bizim görevimiz bunlara son vermektir.


 İlk istila Arapça ve Farsça'dan başladı. Gerekçe: "Türkçe dini terimler için yetersiz." Dini terimlerin yetersiz olması da ne demek? İslam, Arapların içinde ortaya çıktığında Araplar helvadan put yapıp acıkınca onu yiyordu. Yaptığı put(onlara göre Tanrı) yere düşüp kırılınca onu kaldırıyor ve onarıyor. Tanrısına birşey olmasın diye onu okşuyor seviyor. Kendi üretimi olan sözde Tanrısının önüne yiyecekler koyuyor, medet umuyor. Bu gerizekalılar mı bizden üstün? Hangi dinden hangi terimden bahsediyorsunuz? Bunların dili mi bizim dilimizden üstün? Bir de Kadir Mısıroğlu gibi bazı İslamcılar çıkıp da diyor ki, "Allah, İslam'ı Arapların içine göndereceği için onların dilini geliştirmeleri için, şiir yarışmaları düzenlettirdi...". Arapların dilinin gelişmesini isteyen Tanrı, neden onları adam edip de helvadan put yapıp yemelerini önleyemedi, bizim gibi tek bir Tanrı'ya inanmalarını sağlamadı? Biz kendimizi bildik bileli tek bir Tengri'ye inanmışız, helvacı Arapların dili mi bizimkinden üstün? Kuran diyorsunuz İslam diyorsunuz. Kuran'ın neresinde "Arapça okuyun yazın, o kutsaldır" diyor? İslam evrensel bir din değil midir? Ya da Tanrı Arapça'dan başka dil bilmiyor mu?
 Ancak yine de bizimkilerin kulağına Arap dili hoş geldiği için, dinde onu kullandılar. Yüzyıllar boyu ne dediğini bilmeden tekerleme misali sallana sallana Kuran okudular. Bilmediği yakarışa(duaya) yırtına yırtına "Amiin!" dediler. İçinde ne yazdığını bilmediği Arapça Kuran'ı evinin baş köşesinde sakladılar. Ancak, "Bunun içinde ne yazıyor acaba?" diye hiç düşünmediler. Sonuçta onların "Şıhları" vardı. Onlar her şeyi bilir, herşeyden anlardı, Kuran'ı da onlar okur bize anlatırdı.
 Bir de Farsça denen ağız s.çmığına benzeyen bir dil vardır. K.rtlerin dili olmadığı için bu dili karman çorman ederek konuşurlar. K.rt görmüşlüğü olan herkes bu dilin neye benzediğini, nasıl bir ses çıkardığını duymuştur. Bu s.çmık dili de alıp kutsallaştırdılar. Hatta günümüzde bile "İslam'ın ikinci kültür dili" sayılır. Haydi Arapça severliğinizi anlayalım da, bu Farsça ne oluyor? Kulağa bile hoş gelmeyen, bu dili neden kutsallaştırıyorsunuz? Bunları anlamak için sanırım bir "Şıh'a"(bu da boğazı yırtılarak söylenir, dikkat) başvurmak gerekli. Sonuçta o herşeyden anlar.
Bunlara gerçeği anlatabilmek için örneklendirme yaparak devam edelim.

 Türkçenin dinsel terimlerde yetersiz kaldığını söyleyenlere sunulur.

 Arapça'da bir söz söylenirken kelimeler birleştirilerek, uzatıldıkça uzatılır. Türkçe'nin tam tersidir. Tek parça gibi görünen söz gerçekte 4-5 ayrı kelimeden oluşur. Ancak biz 'tek parça' gibi görünen bu Arapça sözlere Türkçe karşılık bulurken birkaç kelime ile açıkladığımız için Arapseverler bize 'Arapça'da bir kelimeyle anlatılmak istenen, Türkçe'de 4-5 kelimeyle anlatılıyor. Yani Türkçe Arapça karşısında yetersiz." diyor. Bunu söyleyen gerizekalılar cahillikten yerlerde sürünüyor demektir. Karşınıza böyle bir yobaz çıkarsa ağzının ortasına bu söylediklerimi yapıştırın.


İllallah = Tengri'ye Doğru
Elhamdülillah = Tengri'ye Hamd(1) Olsun
Sübhanallah = Tengri'nin Eksikliği Yoktur
Fesübhanallah = Tengri'nin Eksikliği Yoktur(Sübhanallah ile yakın anlamlı)
İnşallah = Tengri Dilerse
Maşallah = Tengri'nin Dediği Olur
Alimallah = Tengri Bilir
Hayallah = Tengri Diridir
Hasbinallah = Tengri Bize Yeter
Mazallah = Tengri Korusun
Neuzübillah = Tengri'ye Sığınırım
Estağfurullah= Tengri'den bağışlanma dilerim(neuzübillah ile yakın anlamlı)
Evvelallah = Önce Tengri
Euzübillahimine şeytanirracim = Şeytan(2)ın kötülüğünden Tengi'ye sığınırım





 İkinci istila hareketi batıya açılmamız ile başladı. Batılılaşma döneminde Fransızca bilen 'aydınlarımız' vardır. Bu 'aydınlarımız'ın başlattığı süreçte, Avrupa dillerinden getirilen sözlerle Türkçeye en son darbe vurulmuştur. Onların da söyledikleri, "Türkçenin 'modern' konularda, bilimde, teknolojide yetersiz kaldığı"dır. Bu saçmalığı söylerken dayanak noktası aramazlar. Yalnızca Avrupa dillerinde kalıplaşmış sözleri alarak, "bunların Türkçe karşılığı yok" dediler. Ancak kalıplaşmış sözlerin temeline inerek Türkçe karşılık bulmayı düşünmediler. Türkçe karşılık aramaksızın yaptıkları çalışma alanlarına Fransızca, Latince, İngilizce sözleri soktular.Günümüzde de bu sürüp gidiyor. Bilimsel bir makale okumaya kalktığınızda beyniniz sulanır. 'Türkçe karşılığı olmayan' sözleri anlayabilmek için Avrupa dillerinden birkaç tanesini bilmek gerekir. Bilimsel çalışma yapan kişiler, çok kolay yollarla, yabancı dillerden getirdikleri sözlerin Türkçe karşılığını arayıp bulabilirler. Ancak bunlara uğraşmaya değmez(!). Gerçekte Avrupa dilleri de o kadar gelişmiş değildir. Günümüzde 'teknolojik' terimlerin neredeyse hepsini Avrupa'dan alıyoruz ancak, Avrupalılar bu terimleri uydururken, günlük yaşamlarında kullanılan sözleri bir araya getirip, yeni terimler oluşturdular. Bu terimler de bizimkilere hoş geldiği için ve bunların Türkçe'de karşılığı olmadığı için(!) dilimizin içine soktular. Örneğin, batılılar 'harddisk' terimini  günlük yaşamda kullanılan terimlerden oluşmuştur, 'hard(sağlam-dayanıklı)' ve 'disk(bellek)' kelimelerinden oluşmuştur, ya da 'automobile' terimini oluştururken günlük yaşamlarında da kullandıkları, 'auto-automatic' yani 'kendiliğinden olan' kelimesi ile 'mobile' yani 'gezgin' kelimelerini birleştirdiler. Bunlar gibi pek çok örnek vardır.

 Bir de şöyle bir şey var.
Türkçesi: Ankaralılaştıramadıklarımızdan mısınız?

 İngilizcesi: Are you one of those people whom we tried - unsuccessfully to make resemble the citizens of Ankara?


 2 Türkçe kelime X 17 İngilizce kelime. Neyin üstünlüğünden bahsediyorsunuz?

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TÜRK:KANI:KURUMASIN:
TURAN:TUGU:YIKILMASIN:
Gök Türk Beyi
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 7.529


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #91 : 11 Aralık 2014, 12:22:50 »

Türkçülük Hakkında!

Türkçülük bir güçtür, bu güç zaman içerisinde çalışılarak kazanılır!!

Türkçülük o kadar yüksek bir ülkülemdir ki kendisine has özellikleri vardır, Türk ün anadan babadan öğrendiği töre, terbiye ve diğer davranış türleri Türkden ayrı olarak Türkçülerde geliştirilerek sonradan öğrenilir!

Türkçü sert yaşamaya mecburdur, inandıkları hususunda asla tavizkar olmaz, olamaz, vereceği tek tavizin davası olan ırkına zarar olarak kendisine döneceğini bilir, etrafına da bunu belli eder. Zamanımızda Türkçülerin yetiştirildiği yer sanal ortamda ki otağlardır. Diğer paylaşım sitelerinde örnek olarak faceBOK'u ele alırsak burada asla tek Türkçü yetişmez, yetiştirilemez çünkü orada dileyen herkes aklına geleni yazıp yandaşlarına bunu deklare ederek yutturuyor, Türkçülük belli kalıplar içerisinde çağın gereksinimlerini ona ekleyerek Türk çocuklarına verilmesi zaruri olan bir ülkülemdir, herkes kendi kafasına göre bunu yönlendiremez, doktrinlere uymak onları temel kabul etmek lazım.

Otağlarda Türkçülük yapmak zordur, buralar gerçek Türkçüler tarafından devamlı göz altında tutulmakda tek yanlışınızda onlar tarafından uyarılmakda veya cezalandırılmaktasınız. İşte bunun içindir ki burada Türkçülüğü tam anlamıyla uygulamak mecburiyeti vardır, bilmediğiniz konuda bilirkişi olamazsınız, tavrınız ülkünüz istikamaetinde olmalıdır.

Türkçülük bir güçtür, bu güç zaman içerisinde çalışılarak kazanılır, Türkçülüğün kitabı Atsız tarafından yazılmış, Gökyeleli Bozkurt tarafından (atsızcılar.com) sanalda ilk okulu açılmış devamında da biz turkcuturanci.com tarafından yüksek okul seviyesinde hizmet edilir hale getirilmiştir. Şimdi Türkçü olan her bireyin tamamı bu okullardan yetişmiştir. Sözüm o ki Otağ da davranış tarzınız bu durumu göz önüne alarak olmalıdır.

Otağda uslup Atsızca olmalı buradan dünyaya bakış Atsızın gözleri ile olmalıdır. Otağımıza yeni gelen Bozkurtlarımız hiçbir yerde Atsz ile tanışmadıkları için onlara bizim duruşumuz ilk başlarda itici gelir çünkü çok sert görürler, bizim bu durumda yapacağımız tek şey onları kazanmanın yollarını kendi bilgimiz kadarıyla fazla sertleşmeden işlemektir, onla çok uzun zaman geçmeden sizin tavrınıza gelecekler, bu onların kanlarında var. Onları kazanmak uğrunada asla gevşememek gerekiyor çünkü Türkçülüğün o sertliğini Bozkurta işlemen gerekiyor ki o da kendisinden sonra gelecek börülere bunu kabul ettirebilsin, bu çark böyle dönerek devam eder.
Otağ, Türkler ve Türk olmayanlar tarafından her dakika izlenmekte, Türkler not vermekde, Türk olmayanlarda ceza kesmek için fırsat kollamakta. Bunları göz ardı etmeden Türkçülüğü en tepeye taşımak bizim sırtımızda, neden derseniz başka alternatifiniz yok, işte bu yüzden uslup doğru Türkçe ile Türklere peynir, Türk olamyanlara kılıç gibi olacaktır.

Otağda geniş kitlelere ulaşmak yazılacak makaleler ile olacaktır, bütün bilgi ve becerileriniz ile Türkçü duruşunuzu yazdığınız bu yazılara yansıtarak onu okuyanları benliğine döndürecek, günün şartlarına, çağın gerekliliğini geride kalmadan bu makaleleri okuyan herkesin kendisinde bişeyler bulacak şekilde gördüğü an başarmışsın demektir. Makaleleri okuyan kişi onu yaymak zorunluluğunda hisseder kendisini, örneğin ben makale falan yazmasını bilmem lakin bir gün mhp nin resmi sitesinde baktım benim yazım üzerine konuşup yorumlar yaptıklarını gördüm ve altında bizim otağın adı yazıyordu, bu yazıyı bizden birisi oraya gotürmemiş kendileri gelip buradan almışlar. Bizimde görevlerimizden birisi böyle sitelere otağın adını makalenin altına yazarak gotürmemiz gerekiyor ki Türkçülük neymiş görsünler herkes kafasına göre Türkçülük yapmasın, siz bu otağın Bozkurtları inanın Türkçülüğün başyapıtısınız, her kesim size imrenerek bakıyor, binlerce üyenin tek korkusu ben burada bişey yazarsam acaba kabul görürmü şeklindedir, ben buna şahitim, bir çok Türkçü dahi burada yazmaya çekiniyor. Bizim amacımız bu kandaşlarımızdan bu korkuyu alıp otağ içerisinde faal, kendi yaşantısında korkusuz Bozkurt yapmaktır.

Otağ içinde küfür asla yapılmamalı, Türkçe mükemmel bir şekilde kullanılmalı, Türkçüler devamlı bir birleri ile tartışmalıdır, açılan her başlığa Türkçünün bir yorumu olabilmelidir ki kolumuz uzun olsun her tarafa yetişebilelim, Türkçülüğü her alana yayabilelim, kendiiçimizde kapalı durumda kalmayalım, Türkçü güç olduğunuzu bilin ona göre davranın otağda, sizden başka güç yok, bu bilinç ile hareket edersek kazanacağız.

yürekli-kam 10/02/14 turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Gök Türk Beyi
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 7.529


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #92 : 05 Kasım 2015, 15:50:40 »

2015 senesi ''11 Aralık 'Atsız' bilimsel târih tartışmaları günü''

Makale konu başlığı

Din adına yapılan Arap Milliyetçiliği İdeolojisi, Türk Toplumsal Yaşamından Nasıl Sökülüp Atılır, Türkçü İhtilal mevcut zeminde gerçekleştirilebilir mi, Türkçü devrimin gerçekleştirilebilmesi için gerekli alt yapı nasıl olmalıdır?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Gök Türk Beyi
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 7.529


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #93 : 06 Kasım 2015, 21:16:19 »

Din adına yapılan Arap Milliyetçiliği İdeolojisi, Türk Toplumsal Yaşamından Nasıl Sökülüp Atılır, Türkçü İhtilal mevcut zeminde gerçekleştirilebilir mi, Türkçü devrimin gerçekleştirilebilmesi için gerekli alt yapı nasıl olmalıdır?

Türklerin toplum yapısında din ögesi müthiş bir öneme haizdir, Türk çocuğunun doğduğu dakika itibarı ile dini ögeler beynine işlenmeye başlar, doğumun ardından kulağa Muhammed peygamberin adı üflenerek ezan okunmasını tam bir misal olarak verebiliriz. Toplumun gidişatını her zaman yapılması gereken dini vecibeler tayin eder, bin yılı aşkın etmiştir de. Çalışmadan kazanmanın, savaşmadan sahip olabilmenin getirisini, götürüsünü hayrın ve şerrin ondan geldiğini söyleyerek (inanmak) sineye çekeriz. Çalışarak ben Başardım oldu veya başaramadım olmadı sözü toplumun genelinde revaç görmez. Ölüm esnasında dahi o verdi, o aldı diyen bir camaatlaşmış, ümmetiz onlara göre.

Evet din adına resmen arap milliyetçiliği yapıyoruz ve bunu Türklerden başka hiçbir islam devletinde yada müslüman topluluklarında göremezsiniz. Kuranın resmen arap ırkçılığı yaptığı alenidir.İsanın ırkı nedir hç merak etmediğimden bilmiyorum lakin kesin araptır o, çünkü bütün peygamberlere bakacak olursan arap yarımadasının fertleri olduğunu görürüz, yani bütün dinler nedense araplara inmiş. Arabın allahla arasının iyi olduğundan değil tabi ki arapların pis bir ırk olduğundandır bu. Şöyle bir düşünüyorum da peygamberlerin indiriliş zamanlarında araplardan daha kalabalık toplumlar yer yüzünde mevcuttu, neden bir çinli yada hintli peygamber gelmedi, neden amerikaya veya avrupaya bir peygamber gönderilmedi de arap yarımadası, Orta doğu allah tarafından tercih edildi.

Bir dinin ters etkilerini toplumdan silmenin imkanı yok denecek kadar azdır, toplumun tahsil durumunun ne kadar ileride olduğu da çok önemlidir, cahil yığınların ellerinden gelen tek şeyin herkesin ayrı telden bir hava çaldığı din üzerinde söz sahibi olması etkendir. Yanına birkaç uyanığı mürit eden soysuz kendisini şıh ilan ederek soylandırması o kadar basittir ki. İşte bunun için bir toplumu karanlıktan çıkarmanın tek yolu irfan sahibi yapmaktır, irfansız her halk yok olmaya mahkumdur. İlme yönelen bütün ırklar şimdi ileri durumdalar, dine yönelenlerin durumlarını da görüyoruz. Aynı millet olan israiloğullarıyla Filistinlilerin durumlarına bakalım. Bir avuç Musevinin bir yığın müslüman üzerinde ki etkisi tartışılamayacak kadar göz önündedir. O bir avuç İsrailli hükmeden milyonlarca arap dölü de hükmedilen durumdaysa eğer tek sebeb Musevinin çağdaş tahsil erbabı olduğundandır yoksa kanları aynı kan toprakları aynı toprak.

Arapçılık pisliğini bu milletin kanından söküp atmanın tek ilacı doğru bildiğinizi yazarak tek kişiye de ulaşabiliyorsanız onları bilgilendirmektir. Okyanuslar bir damla sudan oluşur, yazacağınız doğru yazılar o okyanusu oluşturabilirse başarırsınız. Yani sonuç olarak karşınızda ki beyni sulanmış kişinin doğru bilgileri almasını sağlayarak bu milleti arapçı olmaktan kurtarırsınız!


Hiçbir ihtilal destek görmediği sürece gerçekleştirilemez. Halkı arkasına almayan bir hareketin başarılı olması mümkün değildir. İnsanlar her zaman kendi fikirlerinin iktidarda olmasını arzu eder, Türkçü ihtilalin zeminini hazırlamak milleti kendi kanının hükmü yolunda tertemiz, apak bir bilgilendirme, onları Türklüğün kurtuluşunun bu yolda olacağına inandırmakda geçer, Bir millet en badireli yolları imanları ile aşar, Türklük imanı yerleşmemiş bir yığın koyun sürüsünden farksızdır, milletimizin hali hazırda ki imanı Türkçülüğün kalkınması yolunda engeldir. Amaç, araç ikilemesini doğru tespitlerle yol alarak katedip emele ulaşabiliriz. Yüce Türk milletinin şu anki durumuna bakarak bir sonuca varırız, bu zeminde değil Türkçü ihtilal; yeniden kurulsa sanalda bir Türkçü site bile  açılıp yürütülemez!

İnkilaplar bilgi ile olur, Türkçü devrimin gerçekleşmesi de bu yönde olacaktır, silahla devrim devri artık sona ermiş bütün büyük hamleler zeka gücüne dayalı olarak gerçekleştirilmektedir. Olası bir Türkçü devrimin örnek alacağı yol yakın tarihte Fettullah gülen hareketidir, önce Türkçüler bilinçlendirilerek öğretici konumuna getirilip Türklerin bulunduğu her karış toprağa salınacaktır. Devletin bütün kurumlarına işin ehli Türkçüler yerleştirilecek 0 nokta oy almış bir parti de dahil birinci partiye kadar hepsine yerleşeceğiz. Yapı içerisinde Türkçünün olmadığı bir topluluk olmayacak. Türkçüler buralarda etrafında bulunan 2 kişi dahi olsa onları bilinçlendirerek yasal, nizami örgütsel hareket içerisine sokacak. Türkçüler yerleştikleri her kurumda liderliğe oynayacaktır, bunun gerçekleşmesi için bir başka makamda ki Türkçü yardımcı olacaktır. Olası bir güçlenmenin ardından gelecek olan iktidar Türkçü devrimin gerçekleşmesi için zemindir.


Türkçüler bulundukları yerlerde ki  bütün makamları bilgi beceri ve çalışkanlıkları ile ele geçirdikten sonra Turana yürüyüş başlamış  demektir. Bu günden sonra Türk elinin her yerinde, en ucra köşesinde dahi her şey Türke göre yapılacaktır, mili eğitim vasıtası ile Türk gençleri hem kafa hemde vucut olarak özel eğitime tabi tutularak etnisite veletlerinden ayrı eğitilecektir. Okulların yarısından fazlası aynı merkezde yaşayan Türk çocukları olsa bile yatılı eğitim olarak yapılacaktır, Türk töresi ve terbiyesi altında yetiştirilen çocuk en ileri teknolojik bilgilerle donatılarak tekno tasarım üzerine buluşlar yapmasına imkan hazırlanarak, Öncelik Türk yurdunda olmak üzere bütün dünyanın Türk teknolojisi altında ezilmesi sağlanacaktır.

Türkçü iktidar yönetiminde ki Türk ellerinde ki azınlıklara ve etnisitelere en ufak hak verilmeyecek talepleri kabul edilmeyecektir. Kamu kurum ve kuruluşlarında ve dahi özel sektörde çalışan alınacağı zaman ilk şart Türk olmak anadan Türk doğmak, babadan Türk olmak olacaktır.  Toplumun gereksinimi olan pis ve ağır işlerde ki talepler etniklerden karşılanacak hizmetkar olarak görevlendirileceklerdir. Her Türk çocuğuna doğduğu gün itibarı ile Türkçü devlet bankasında adına açılacak olan hesaba ölene kadar yetecek maddi meblağ yatırılacak, bu kişinin Türklüğe aykırı bir hareketi saptandığında ödenek kesilecektir. Atatürk Başbuğ, Atsız Gök bilge kabul edilecek Türkçü iktidar zamanında kullanıma sunulan paralarda her ikisinin resminin ortasında Bozkurt bulunacaktır. Bozkurt hayatın rengi olacak Ay yıldız lı al bayraktan sonra en değerli saygının gösterileceği diğer done olacaktır. Sevgilerimle…

TANRI TÜRKÜ KORUSUN, NE MUTLU TÜRK DOĞANA

Veysel Top/ yürekli-kam/ turkcuturanci.com/ 06 Kasım 2015
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 600


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #94 : 08 Kasım 2015, 14:13:41 »

Din Adına Yapılan Arap Milliyetçiliği İdeolojisi, Türk Toplumsal Yaşamından Nasıl Sökülüp Atılır?

Önce yeminimizi edelim.

“Tanrı’nın Türk Tanrısı olduğuna, mavi gökle kara toprak arasındaki insanoğullarının yalnız Türklerden ibaret bulunduğuna, kendi ırklarının başkalarına hâkim olarak yaratıldığına inanan atalarımız için kahramanlık bir tabiat, fazilet bir huydu…” “Burada her şey bir savaştır. Tabiata karşı, düşmana karşı ve hatta Tanrı’ya karşı günümüz bir gazadır… Bu yurt baştanbaşa şehitler ve gaziler diyarıdır. Bu vatan bir boydan bir boya tunç heykeller otağıdır… Bu ebedi heykeli artık, dünyanın nizamını kurmuş olan Tanrı bile deviremez.” (Gök Bilge Atsız)

Atsız Ata, oldukça teveccüh gördüğünü düşündüğü, ümmetçilik, komünizm, frenkperestlik ve kozmopolitlik düşüncelerinin “ülkü” eksikliğinden kaynaklandığını ifade etmekte ve bu fikirlerin ülke içerisinde gelişmeye hız kazanması karşısında, sarılacak tek dayanağın “Türkçülük” fikri olduğunu her defasında hatırlatmaktadır.

Atsız, ülkülerin “maddi faydası nedir” gibi faydacı gerekçelerle sorgulamanın doğru olmadığını çünkü hiçbir “inanç” unsurunun matematiksel mantıkla sorgulanamayacağını ifade etmektedir. Atsız’a göre varlığı matematiksel olarak ispatlanamayan Tanrı’nın varlığı da aynı bağlam içerisine girmelidir. Ancak, yüz milyonlarca insan Tanrı’nın varlığına inanmakta ve bu inançtan güç almaktadır. Ülküleri de bu surette değerlendirmek gerekir. Burada Atsız’ın, daha önce de değinildiği üzere Türkçülük ile özdeşleştirdiği, “ülkü” düşüncesini “din” düşüncesiyle birleştirdiğini veya başka bir ifadeyle “Türkçülük” düşüncesini bir nevi ülküleştirerek din kadar güçlendirdiği anlamı doğabilir. Mesela Atsız bu yıllardaki bir yazısında 30’lu yıllarda söylediği fikre paralel olarak, “milli kabe” terimini kullandığına şahit olunmaktadır. Türk milletinin kahramanları adına bir “şeref şehrah (yol)”ı yapılması gerektiğini ifade ettiği bir yazısında, bu şehrahın “Meçhul Asker” anıtı ile birlikte Türk milletinin “milli kabesi olacağını dile getirmektedir.

Atsız’a göre, “din bir mefkûre olma kuvvetini” artık kaybetmiştir.

Burada Atsız Ata, açıkça Türkçülüğü “din” olgusunun yerine ikame edilmesi gereken bir düşünce olarak sunmaktadır.

Atsız Atanın, Çanakkale Savaşı’nı anlattığı bir makalesinde yukarıdaki paragrafta dile getirdiği düşünceleri somutlaştıran ifadelerine rastlamak mümkündür. Türk gençliğine seslenen Atsız şu cümleleri kullanmaktadır:

“Sen Arap Muhammed’in mezarını artık bıraktıktan sonra senin kaben Çanakkele, Sakarya ve Dumlupınar değil midir? Sen kabene, rahat bir geminin içinde cazbant dinleyerek mi, yoksa yalçın yollarda, vaktiyle Çanakkale‟de Türk vatanını korumaya koşanların çektiği zahmeti çekerek, yayan mı gitmek mi istersin?” (Atsız, “Çanakkale Savaşı”,Atsız Mecmua, sayı:17,1932,Makaleler I, s.165.)

Atsız, Muhammed’in etnik kimliğini öne çıkartmakta, Türk gençliğinin artık İslam’ın kutsal mekânı olan “kabe”yi bıraktığını söylemekte ve artık Türk gençliğinin yeni kutsal mekânının “milli” öneme haiz olan, adı anılan yerler olması gerektiğini savunmaktadır.” Çanakkale’ye Yürüyüş” adlı eserinde ise Atsız, “kabe” öznesini “Arap Muhammed”in mezarı olarak tanımlar ve de Araplar’ın “ihanet”ine vurgu yaparak, artık o mezarı bırakanların topraklarının “kabe” olarak sayılamayacağını ifade eder.

Millet (islami millet) kavramı, ulus kavramının kutsalı dışlayarak yapay toplum modelini tarif etmesi yönü ile seküler (dinden bağımsız olan sözde laik yaşam) alanda birbirinden ayrılmıştır. Her iki ifade biçimi de elbet Türkçülük ilkeleri ile karşılaştırılacak düzeyde değildir. Ancak dönemin büyük Türkçü düşünce adamları, “ulus” kavramını Kemalist milliyetçilik anlayışını ifade eden bir kelime olarak görmekte ve bundan ötürü “millet” kelimesini yerleşik zeminde kullanabilmekteydi. Batı toplumlarında 16.yüzyıla kadar “din”in “milliyet” ile aynı anlama gelen bir sözcük olduğu da bilinmektedir.

Atsız Atamızın yapmış olduğu “millet” tanımı da bu hususta ilgi çekicidir. Türk olmak için ilk önce Türk kanından gelinmesi şartını ifade eden Atsız, daha sonra “dil” unsurunu daha sonra da “dilek birliği” olgusunu açıklamaktadır. Atsız Ata, milleti oluşturan unsurlar dâhiline “din” ünitesini almamıştır. Atsız aynı yıllarda yazdığı bir başka makalesinde ise milliyetçilik ile “hilafetçilik-İslamcılık’ın birbirine tamamen zıt iki fikir olduğunu açıklamıştır.

Cumhuriyet dönemi ile birlikte “muasır medeniyete ulaşma” parolası ışığında “batı medeniyeti” dairesi içerisine girme arzusuna karşı çıkmaktayız. Bu hususta tarihi referans alan Atsız, dilde yaşanabilecek yabancılaşmayı her daim öne çıkarmış ve araplaşma vurgusu yapmıştır.

Atsız, İslamiyet’in kabulü ile “medeniyet dairesi” değişikliği içerisine giren Türklerin, Arapça ve Acemcenin “istila”sına uğradığını ifade ederken öncelikle, “Allah” ve “Muhammed” lafızlarının girdiğini ve zikredilen kelimeleri bu dillerden gelen yabancı menşeli klişelerin takip ettiğini ifade etmektedir.

“Dilimize önce Allah girerek Tanrı’yı kovdu. Arkasından “Muhammed” geldi”. (Atsız)

Arapların milli ideolojisi niteliğindeki İslam dini, Türklük nazarında yabancılaştırıcı etkisi olmasından dolayı Türkçülük Devrimlerinin ve İnkılaplarının önündeki en büyük engel olarak tehlikesini muhafaza etmektedir.

İslamiyet’i temelde “iktisadi” sebeplerle kabul eden Türkler, milli kültürlerini ihmal ettiklerinden bugün milli benliklerini kaybetme noktasına gelmişlerdir. Atsız bu minvalde, din değiştirmeyi “medeniyet” değiştirme olarak yorumlamakta ve aynı yanlışlığın “batı medeniyeti” içerisine girildiğinde, hristiyanlığın menfi tesirleri ile tekrarlanacağına inanmaktadır.

Şüphesiz laik reformlar sarıklı softaları, arap milliyetçilerini, hilafet makamcılarını, tekke ve tarikat tayfalarının nüfuslarını kırmış ancak hareket ve faaliyetlerine engel olamamıştır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan ılımlı siyasi hareketler, sert bir Türkçü hamle ile cereyan etseydi, günümüzdeki ümmetçi iktidarların mevcudiyetinden mevzubahis olunmayacak, Türkçü Devrimlerin hayata geçirildiği bir “ülkü cennetinde”, inkılapların gündelik sosyal olgularından bahsediyor olacaktık.

Bernard Lewis’e göre, birçok toplumda din ile alfabe arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır ve Osmanlı toplumunda bu ilişki en açık bir biçimde ortaya çıkmıştır. Güney Slavlar’ın dili, Katolik Hırvatlar tarafından Latin alfabesiyle yazılırken, Ortodoks Sırplar tarafından Kiril alfabesiyle; Suriye’de Arap dili, Müslümanlar tarafından Arap alfabesiyle yazılırken, Hristiyanlar tarafından Süryani alfabesiyle ve Yahudiler tarafından İbrani alfabesiyle yazılmaktadır. Girit’te Rumca konuşan Müslümanlar bu dili Arap harfleriyle yazarken, Anadolu’da Türkçe konuşan Hristiyanlar kendi dillerini kiliselerine göre Rum ya da Ermeni alfabesiyle yazmışlardır.

Cumhuriyetin ilk yılları düşünüldüğünde Türk’ün yüzyıllar önce seçmiş olduğu inancın dili mutlak surette Türkçe olarak içtimai hayatta yer bulmalıydı. Dinde yürütülen reformlardan, kuran ve ezanın Türkçe okunması uygulaması mutlak surette mevcudiyetini korumalı ve siyasi iktidarların gündelik siyasi manevralarına terk edilmemeliydi. Osmanlı topluluğu üzerinde milli yapının bir unsuru olarak dil ile arap milliyetçiliğinin ve kültürünün empoze edilmeye çalışıldığı dönemlerden pek uzağa gitmiş değiliz. Benim kanaatim Latin harflerinin kabulü yeterli düzeyde olmasa da Türk Milleti’nin bekası adına en hayırlı reform olmuştur.

Tanrı’nın Türk Tanrısı olduğuna, mavi gökle kara toprak arasındaki insanoğullarının yalnız Türklerden ibaret bulunduğuna, kendi ırklarının başkalarına hakim olarak yaratıldığına inanan atalarımız gibi yaşamak umudu ile...

Tanrı Türk’ü Korur.

Tan Hu”Emre”
09.11.2015
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 600


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #95 : 08 Kasım 2015, 14:16:43 »

Türkçü İhtilal Mevcut Zeminde Gerçekleştirilebilir mi?

İhtilal zemini yaratıcıları tarafından hazırlanır, değerlendirilir ve gerek görüldüğü an gerçekleştirilir. Bunun stratejisi de “Kaos Planı” çerçevesinde uygulamaya sokulur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren günümüze kadar geldiğimiz siyasi, iktisadi, strateji ve ahlaki sürecin ayrıntıları içinde boğulmadan en kısa yoldan hedefe yönelik düşünce, fikir ve hareket eksenli yaklaşımı yapmak isterim.

Yüksek bir manevi kuvvet ve ahlak ile ülküye bağlanan Türkçü İhtilal, Tanrı’ya havale olmuş mevcut hükümetlerin varlığı nedeni ile mutlak gerçekleşecektir. Çünkü bu Türklüğün bekası sorunudur. Türkümsülerin devlet adamlığı da tıpkı yönettikleri devlet teşkilatları gibi sahtedir. İşte bu sahtelikte Türkçü teşkilatlarımız en gerçek sistemi meydana getirecek ve bu esaret ile çöküşe son verecektir.

“Milli İhtilal Başlamıştır” sözlerini işiteceğimiz günlerin baharında, düşüncelerimiz ve irademiz neslimizi güçlü bir inanca sürükleyecek nitelikte büyümektedir. Büyük bir kitle hareketi ile gövdemizi ve ruhumuzu düşmana karşı siper etmeye hazır bir ırk sınıfı yaratacağımıza inancımız sonsuzdur. Hükümetlerin, onların teşkilatlarının ve kolluk kuvvetlerinin sürekli hücreleşmesinin nedeni mutlak karşılaşacakları şiddetli bir Türkçü İhtilal ’in korku refleksinden başka bir şey değildir.

Vatanımızda yer alan bütün etnik artıklar ve Türkümsüler mutlak ilga olacaktır. Türkçüler milli eğitim, sağlık, adalet, basın, iş dünyası, askeri ve emniyet teşkilatlarında mutlak düzeyde sayılarını arttırmış bir duruma geldikleri gün o beklenen ihtilal gerçekleşecektir. Buna benzer programları yakın zamanda amerikan istihbaratlarının desteğini alan cemaat oluşumları gerçekleştirmeye çalışmış ancak yaslandıkları duvarın yabancı mahallelerin arka bahçelerine ait olması nedeni ile ülküleri yani güçleri bu ağırlığı taşımaya yetmemiştir. Bu gruplar ile işbirliği içinde olan hükümetlerin de yüzdelik hesapları orta doğu coğrafyasındaki zemin kaymaları arasında silinip gidecek, Türk Milleti tekrar bozkurt gibi bölgesinin tek hakimi olarak mevcudiyetini güçlenerek sürdürecektir.

Muhakeme kabiliyetine sahip her ferdimiz kendine yapılan fenalıkların farkına varmış, unuttukları tarihi melekeleri tekrar edinmiş olarak davamıza katılacaktır. Zafere giden yolda bizi menfaat ekseninde destekleyecek yüzdelere ve yığınlara ihtiyacımız yoktur.  Nitelikli, yürekli, iradeli, muhakemeli, ülkülü ve Türkçü nesillerin varlığı hedeflerimiz için yeterli olacaktır. Geriye kalanların tamamı ise süpürülüp vatansızlaştırılarak Türk cennetinden kovulacak, iblislerin mültecisi olarak hayvanlar gibi tamularda nefes alacaklardır.

Milletimizi bataklığın içine çeken akıl hastalarının yönetimlerde ve yetke makamlarında yer alması kati surette engellenecektir. Düşmanlarımızın mücadelemizde her türlü içtimai silahı kullanacağımızdan emin olması yeterlidir. Gayelerini açıkça süzgeçten geçirdiğimiz tapınak artıklarının gizli maksat ve düşüncelerini Türk iyi tahlil eder ve tarihin tozu içinde boğar. Dilediğiniz ve sahip olmak için övdüğünüz kutsallıklar bizce kanalizasyonların birer artık yığınlarıdır.

Dünya tekrar kimlik siyaseti ekseninde sınıflara ayrılmış ve ırkçılık üzerine yayılmacı bir sistem geliştirilmiştir. Etnik artıkların vatan topraklardan koparabilecekleri toz tanecikleri kendi mahkumiyetlerinin kiri olacaktır.

Kuvvetimiz ve ülkümüz asla müsamahaya açık değildir. Türkçülük dışındaki bütün artık düşünceler boğulacak ve isyana açık alanlar tamamen kapatılacaktır. Bizim hedeflerimiz mevcut zeminde belirli nitelikler ve doktrinler taşıdığından ihtilalimiz sağlam olacaktır.

Biz Türklüğümüze yalnızca atalarımızın kanı, milli ülkülerimiz ve şerefimizle bağlı olduğumuzdan, milli tehlikeleri önleyebilecek düşüncelere kapı aralarız.

Irkçılıkla Turancılık, Türkçülüğün havası ve gıdasıdır. Bu böyle bilinsin!

Büyüyoruz…İnanıyoruz…Başaracağız…

Tan Hu”Emre”
09.11.2015
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 600


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #96 : 08 Kasım 2015, 14:25:42 »

Türkçü Devrimin Gerçekleştirilebilmesi İçin Gerekli Alt Yapı Nasıl Olmalıdır?

İnceleme ve makale konumuz Türk düşünce hayatının en önemli isimlerinin “Türkçü Devrim” görüşlerinin özeti niteliğindedir. Paylaşımda, düşünce ve fikir liderlerinin daha çok yaşadığı dönemi ve günümüze etki eden milli fikirleri ele alınacağından, şahsıma ait kısa görüşlerin yer aldığı konu dizinine dava arkadaşlarım tarafından müsamaha gösterilerek değerlendirme yapılacağı inancındayım.

“Şimdi kehaneti bırakıp bugünkü durumumuza gelelim: Türkiye, Tanrı'ya havale olunmuş bir devlettir. Devletliliği de yalnız adındadır. Çünkü devlet vasıfları bulunmayan devletimsi bir topluluktur. Hükümet milletle değil, büyük işlerle, hayallerle uğraşmaktadır.” (Atsız)

Atsız Atamızın yapmış olduğu vurucu tespit günümüzde de aynı şekli ile gerçekliğini muhafaza etmektedir. En kısa sürede, bütün engellemelere rağmen büyük işlerle yoğrulan Türkçü Devrim ve İnkılabının yüksek bir ülkü ile hayata geçirileceğini düşmanlarımıza haykırıyoruz.

Gökalp, Jön Türklerin gerçekleştireceği siyasî devrimin, iktisat, aile, güzel sanatlar, ahlâk ve hukuk gibi alanlarda "Yeni Hayat"ı ortaya çıkaracak sosyal bir devrimle tamamlanmaya ihtiyaç gösterdiğine inanmıştı.

Yeni bir Türk medeniyeti sadece Türkiye'nin gerçek millî değerlerinin kazanılmasıyla yaratabilir. Büyük bir sosyolog olan Gökalp, “Değerler” in tek başına hiçbir şey ifade etmediğine,"fikir-kuvvet"in (idées forces) felsefesinin önemli olduğuna inanmıştı.

Türkçülüğün değişmeyen tarafı ırkçılığı ile Turancılığı ve bunun neticesinde Türk milleti ve vatanı hususundaki düşünceleridir. Bu iki temelde bütün Türkçüler birleşmiştir. Bunun dışında kalan meseleler; meselâ iktisadî, sosyal ve hukukî görüşler Türkçülerin ileride halledecekleri meselelerdir. Bu meseleler üzerindeki Türkçü düşünceler değişebilir. Çünkü zamanla herhangi bir iktisadi veya içtimaî düşünce çürütülebilir. (Orkun, 18 Ocak 1952,68. Sayı)

Fakat ırkçılık ve Turancılık asla değişmeyecektir. Çünkü bunlar Türklüğün Türklük olması için elzem şartlardır. Tıpkı bir insanın havaya ve yiyeceği olan mutlak ihtiyacı gibi... Bir insanın elbise ihtiyacı yaza, kışa, geceye, gündüze göre değişebilir. Eğlencesi de sinemaya, ava gitmek veya içki içmek şeklinde olabilir. Fakat havaya ve yiyeceğe ihtiyacı hiç bir zaman değişmez. (Orkun, 18 Ocak 1952,68. Sayı)

Irkçılıkla Turancılık, Türkçülüğün hava ve gıdasıdır. (Orkun, 18 Ocak 1952,68. Sayı)

Eğitim Alanında Türkçü Devrim

"Bir milletin özellikle gençliğinin ahlâkı önemlidir. Gençlik, kendini saran maddî ve manevî çevrede ahlâk disiplini, ahlâk örnekleri görürse, ahlâksızlığın daima ezileceğinden emin olursa, o zaman kendisi de sağlam ahlaklı olarak yetişir."(Nihal, Atsız, ―Gençlik ve Ahlak‖, Makaleler III, s.157)

Gaspıralı’ya göre; “Türk-tatarlar, kendi mektep ve medreselerinde kendi dilleriyle Avrupa ilimlerini ve eğitimini, sanat ve sanayini öğrenmelidirler. Yalnız mektep ve medreseleriyle yetinilmeyerek, kendi dillerinde kitaplar, risaleler, dergiler ve gazeteler yazılıp yayınlanmalıdır. Kısacası milli bir Türk-Tatar edebiyatı (geniş anlamıyla) meydana gelmelidir.”

“Eğitimde Devrim” konusu Gökalp’in düşüncelerinin en belirgin görüldüğü konudur.

Milli Eğitim esasları şu şekilde anlatılmıştır;

1.Milli Eğitim programımız, milletimizin bugünkü durumu ile sosyal ihtiyaçlarıyla çevrenin şartlarıyla ve yüzyılın icaplarına tamamen münasip olmalıdır.
2.Türk çocuklarına her şeyden evvel Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine ve milli geleneklerine düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzum öğretilmelidir
3.Vatandaşın maddi ve manevi hayatını bilimle donatarak, Türk milletini bölünmez bir bütün halinde milli şuur etrafında toplamaktır.
4.Halk eğitimi yolu ile okul dışındaki vatandaşa temel eğitimi vermelidir.

Eğitim alanında Türkçü bir devrim için “Eğitim ve Disiplin İlişkisi” mutlak birleştirilmelidir.

Irkın kanının saflığının bozulması, aynı zamanda bir ahlaki çöküntü anlamına da gelmektedir ve bu çöküntünün önlenebilmesi için çok sıkı bir disipline ve eğitime ihtiyaç vardır. Atsız Ata, tarihten verdiği örneklerle ahlak ve çöküş arasındaki ilişkiyi şöyle açıklar:

“Gerek Türk milleti olsun, gerek başka milletler olsun ahlakça yüksek oldukları zaman gelişip büyümüşler, ahlak sağlamlıkları bozulduğu zaman da çürüyüp dağılmışlardır. Roma, İran, Bizans, İspanya’daki Gotlar, Araplar hep ahlaklarının bozukluğu yüzünden battılar. Dünkü Fransa, ahlak bozukluğu yüzünden devrildi. Türk tarihinde geçirilen sarsıntıların baş sebebi de ahlakın gevşemesidir.
Her ne kadar bu gevşeme Türkümsüler, Dönmeler ve Devşirmeler yüzünden olmuşsa da yine aynı sebepler ve aynı neticeler apaçık görünmektedir.”(Atsız, “Gençlik ve Ahlak”, Kızıl Elma, Sayı 12: 1948,Makaleler III içinde, s. 157.)

Türkümsüler, dönmeler ve devşirmeler gizli hesap ve pespayeliklerinde boğularak bizim dişlerimizin korkutucu sertliğinde parçalanacaklardır.

“İnsaflı düşünelim: Bir Türk çocuğuna güreş mi yakışır, yoksa aktörlük mü? Bize askerlik terbiyesi mi gerek yoksa Güzel Sanatların Tiyatroculuk şubesi mi?”(Atsız, “Türk Gençliği Nasıl Yetişmeli”, Çınaraltı, Sayı 35: 1942, Makaleler III içinde, s. 185)

Atsız’a göre; “bütün milletin aynı bir milli-askeri terbiye ile yetişebilmesi için, hiç olmazsa orta ve yüksel tahsil gençliğini maarif vekâletinin elinden alarak Büyük Erkânı Harbiyenin eline vermek” gerekmektedir. “Maarif vekâleti ilk tahsil gençliği ile bilhassa köylerle meşgul olmalı, fakat orta ve yüksek mektepler Büyük Erkanı Harbiyenin elinde olmalıdır.” (Atsız, “Askerlik Aleyhtarlığı”, Atsız Mecmua, Sayı 17, 25 Eylül 1932, s. 100–101.)

Eğitim sisteminin nasıl teşekkül edeceğinin de ötesinde, tüm toplumun nasıl topyekün bir şekilde kontrol edilebileceği Atsız için en önemli mesele olmuştur.

Atsız, Türkçülüğün “disiplinli millet” taraftarı olduğunu söyler ve disiplinli milleti, “milletin ahlak, gelenek, şeref ve isteklerine aykırı” hiçbir şeyin yapılamadığı ve “hayat telakkisi, mukaddesatı, zevki, bayramı, kederi ve hatta kılığı ve takvimi belli” diye tanımlar.(Atsız, “Türkçülüğün Önemli Meseleleri”, Türk Ülküsü içinde, s. 104.)

Atsız Ata 1925 yılında hazırladığı Türkçü devrimin ya da İnkılabın başlıklarında;

1-Bütün Türkler bir devlet halinde bir bayrak altında toplanacaklardır.
2-Türk türesine, ilme, tekâmüle mugayir hiçbir müessese Türkeli sınırları içerisinde yaşayamayacaktır.
3-Terbiye ilminin müsaade ettiği en küçük yaştan itibaren bütün Türk çocukları Türkelinin yatılı mekteplerine girerek milli-askeri terbiyeyi alacaklar.
4-Sinema ve tiyatrolar halk mektepleri olduğundan mektepler gibi kontrole tabi olacaklardır.
5-Türklüğün milliyet, hars ve ahlakına zararlı neşriyat menedilecektir.
6-Büyük işler ve büyük sermayeler devletin elinde olacaktır.
7-İlmin milli gayeleri olacak ancak Türklük için çalışan ilimler Türk ilmi olacaktır.
8-Serbest doktorluk ve avukatlık kalkacak, bunlar ancak devlet memuriyeti halini alacaktır.
9-Mirasa cemiyet de iştirak edecektir” ifadelerini kullanır.

Hayal ve evhamdan kurtulmak için aydınlara önemli misyon yükleyen Akçura‘ya göre;

Az gelişmiş ve gelişmekte olan milletlerin aydınlarına düşen ilk görev, vatandaşlarını eğiterek, onlara öğretmenlik etmektir. Bununla birlikte bir memleketteki aydınların, okumuş hanımların, beylerin ve efendilerin her şeyden, önce ilk yapmaları gereken şey; eğitim öğretim usullerini, eğitim teorilerini ve uygulanışını öğrenmeleridir. Öğrendikten sonra ise milleti de eğitmeleridir (Akçura, 1913e: 447).

Biz kendimize, kavmimize, ırkımıza, yabancıların gözümüze taktığı gözlükle bakıyoruz. Eğer Türkleri, Türklerin mazisini olduğu gibi görmek istersek, yabancıların taktığı gözlüğü kırıp atarak, vekayia, öz Türk gözümüzle bakmalıyız; yani babalarımızın bıraktığı eser ve vesikaları bizzat tetkik ile ona göre bir hüküm vermeye çalışmalıyız (Akçura, 1911b: 18).

Akçura‘ya göre tarih dersleri, bir kül teşkil ederek, öğrenciye belirli fikir, gaye ve emeller vermelidir. Bu ruh ile ders kitaplarına, öğrencinin seviyesi dikkate alınarak programlar konulmalıdır. Ona göre tarih, soyut bir ilim değildir. Tarih, milletlerin kavimlerin varlıklarını korumak ve kuvvetini geliştirmek içindir.

Yönetimsel Türkçü Devrim

Hayatı boyunca savunduğu Türkçülük ülküsüyle Türk milletini yükseltmeyi, yüceltmeyi ve kalkındırmayı hedefleyen Atsız, kafasındaki ve yüreğindeki fikir örgüsünü "Türk Ülküsü” isimli eserinde sunduğu dokuz maddelik "milli kalkınma" programında cem etmiştir:

1. Türkçüyüz.
2. Arınmış Türkçeciyiz.
3. Yasacıyız.
4. Toplumcuyuz.
5. Milli gelenekçiyiz.
6. Şuurlu demokrasiye taraftarız.
7. Ahlakçıyız.
8. Bilimciyiz.
9. Teknikçiyiz.
(Nihal, Atsız, ―Türk Milletine Çağrı‖, Türk Ülküsü, s.121.)

Akçura ise Türkiye‘de yapılacak ıslahatların ancak Türkçülüğe dayanabileceğini ve Türk Milletinin dünyanın en kalabalık, güçlü milletlerinden biri olmasından ötürü, ancak kendi güç ve kaynaklarına dayanarak yükselebileceği gibi iki esaslı bir düşünceye sahiptir.

Devletin gelişip, güçlenmesinde Milli Kültüre Dayalı, Milli Eğitimi gören Türkçülerin, ideallerine ulaşmasında en büyük engel, mevcut iktidarların dış akılların taşeronluğuna talip olmasıdır. Yönetim alanındaki Türk’e özgü devrimsel ideallerin, mankurtlaşan sözde yetkeler arasındaki farkları, boşluklar ve çelişkiler doğurmakta, her bir Türkçü ferdin kanına dokunmaktadır.

Türkçüler, yeni devrimsel milli hayatın ilkelerini açıklarken daima önce gelenekleri eleştirmelidir. Eleştiriden payını alan en büyük alan ise mutlaka Milli Eğitim yuvaları olacaktır. Bu noktada Akçura, Osmanlı Devletinin kültürel dünyasındaki en büyük zaafını, hayal ve evham olarak görürdü. Şimdikilerin hayalcilikleri ise daha da pek çoktur.

Bu konuyu Akçura şu şekilde ifade eder;

Bütün şark memleketleri gibi Osmanlı yurdu da şimdiye kadar çokça evham ve hayal ile yaşadı. Muttasıl hayal ile avunulan hayal içinde yüzen bir millet, nihayet sırf hayal olup kalmak tehlikesine maruzdur. Artık bu hayalciliğe şiddetle karşı gelmeliyiz. Hayali kaçıran en kavi tılsım ise ulumdur. Ulum-u müspetedir. Türklerin riyaziyat ve tabiat ile ilmi ruhta terbiye ederek daima maddiyat ve hakikati olduğu gibi görmeye alıştırmalıyız. Hiç unutmamalıyız ki bugün gözlerimizi kamaştıran elektrik, şimendifer, telefon, telsiz, telgraf, dretnot ve hava gemileri medeniyeti, hikmet ve kimya ile onların çatısı olan ulum ve riyaziye medeniyetidir. Evham ve hayal medeniyeti değil… (Akçura, 1913e: 448).

Devamı, "Hukuk Alanında Türkçü Devrim" başlığında bir alt sayfada...

Tan Hu”Emre”
09.11.2015
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 600


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #97 : 08 Kasım 2015, 14:43:29 »

Hukuk Alanında Türkçü Devrim

Hukuki Türkçülüğün temelini asri bir hukuk vücuda getirmek şeklinde dile getiren Gökalp, Milli hukukun bütün kollarının teokrasi ve dini tebaaların bakiyesinden kurtarılması gerektiğinden bahseder. Cumhuriyet döneminde kısa süreliğine hukukun şekil değiştirmesi ile karşılaşsak da bu uzun sürmemiş, halife ve sultanlar sultası tekrar ülkenin üzerine karabasan gibi çökmüştür.

Asri devletler hem kanun yapıcı hem de vatan idaresi alanında doğrudan millete bağlıdır. Milletin bu gücünü (millet kavramı ayrıntılı bir şekilde programlandığı sürece geçerli olabilir, yığınların kanun yapıcılığı ve vatan idaresi mevhumları tartışmalıdır) yok edecek hiçbir makam, anane ve hak bulunmamaktadır.

Asri aile vücuda getirilmesi gayesine de değinen Gökalp, erkekle kadının nikahta, ayrılıkta, mirasta, mesleki ve siyasi haklarda eşit olmasını gerekli kılar.

Atsız Ata nispi adalet olgusunu tarif ederek;

İnsanlar hak ve hukuk bakımından da hiçbir zaman eşit olmamışlardır. Kanunlar devlet başkanı ile herhangi birisine yapılan hareketi aynı şekilde cezalandırmaz. Ancak insanlar, ıstırapların azaltılması için aradaki farkı mümkün mertebe azaltarak nispi bir adalet ve eşitlik kurmaya çalışmışlardır. (Ötüken, 1970, Sayı: 11)

Ve nihayet bir anayasa sadece bir hukuk işi miydi? Aynı zamanda tarihi gelişmenin sonucu değil miydi? Öyleyse bu anayasa hazırlanırken neden tarihçilerin düşüncesi sorulmamıştı? Sorulmalıydı. Çünkü hukukçularımızın cihan piyasasındaki mevkii ancak sıra adamı olmaktan ibaretken tarihçilerimizin uluslararası ünü ve yeri vardı. Bu yapılmadı. Yapılamadığı için Türk devletinin "sosyal" devlet olduğu kaydolundu. "Türkçü" devlet olduğu kaydolunmadı. Onun için ben bu anayasaya "hayır" dedim. (Ötüken, 1967, Sayı:40)

Memleket gençliğine öğretilmesi icap eden bir inkılâp ideolojisi, bir eski Türk hukuku vardır. (Atsız Mecmua, 15 Ağustos 1932, Sayı: 16)

Bir memleketin Üniversiteleri hainlerin yuvası durumuna düşmüşse, demokratik zaruretler ve barış söylemleri yüzünden bunlara göz yumuluyorsa o ülkenin geleceğini kestirmek için kâhin olmaya lüzum yoktur.

Demokrasi, anayasa, hukuk devleti, kanun, insan hakları gibi teranelere kapılarak tedbirde kusur edenleri tarih bağışlamaz. Tarihin cezası tüyler ürperticidir. (Ötüken, 12 Ekim 1965, Sayı: 22)

Roma hukukunu, Yunan teşkilâtını su gibi bilen, bülbül gibi okuyan müderrisler bunu tedvin etmeyi akıllarına getirdiler mi? Şu veya bu dersin tarihini okutan profesörler Fransız hukukuna göre yazılmış olan ve Türkiye’yi solda sıfır bırakan eserleri papağan gibi tekrardan başka ne yaptılar? İçtimaiyat derslerinde Avustralya’nın vahşî kabilelerinin isimleri yanında "Türk" adı kaç kere geçti? Halbuki bu müderrisler inkılâba olan sadakatlerini şekil itibariyle göstermekten bir an bile geri kalmadılar. Sayın Hukuk Profesörleri 2000 kişiye birden ders verecek kadar bilim ve hatta dehâ sahibidirler. Haftada dört saat dersi olan bu dâhiler, şu 2000 garibi dörde bölerek 500'er kişilik guruplara ayrı ayrı ders vermeyi ve o hengâmeyi birer sınıf haline getirmeyi bir türlü düşünemezler. Hayır, düşünmesine düşünürler ama bunun için ayrı ücret beklerler. Çünkü haftada 8 veya 12 saat ders verirlerse, dışarıdaki hukuksal danışmadan gelecek kazanç baltalanacaktır. (Ötüken, 16 Temmuz 1964, Sayı: 7)

Bütün alanlarda olması gerektiği gibi mevcut akademik kadroların da topyekun yenilenmesi ve Türkçülük ilkeleri doğrultusunda donatılması ve bu yönde istikamete sokulması gerekmektedir. Yukarıda tarif edilen akademik kadroların günümüzdeki paçozlukları hali hazırda devam etmektedir.

"Kendimize dönelim. Ahlâk, edebiyat, musiki, giyim, zevk, yemek, eğlence, hukuk, aile, görenek, gelenek ve her şeyde millî olalım." (Nihal Atsız, ―Gençlik ve Ahlaklı Türk Ülküsü, s.83.)

Ekonomide Türkçü Devrim (İktisadi Vatanperverlik)

Bir bütün olarak iktisat ya da ekonominin yapısı, , siyaset ve içtimai yapılanmalar ile yakından ilişkili olduğundan aşağıda konuyu bu yönü ile değerlendirmek istedim.

İktisadi doktrinler çabuk değişir. Değişmeyen prensipler milliyetçilik ve beynelmilelciliktir.(Ötüken, Şubat 1968,50. Sayı)

1944’te “İktisadi ve Malî Devrim ve Düzeltimler” başlığı ile verilen milli iktisat programı Eski Türklerde iktisat anlayışına kadar uzanır. Bu anlayışta kendi kendine yetebilme durumu dahil olmak üzere Ziya Gökalp’in pek çok iktisadi düşüncesi bulunmaktadır;

“Çok eskiden Türkler, iktisat hayatına çok büyük önem verirlerdi. Orta Asya’da yaşadıkları vakit, uygar bir ulus oldukları için, bütün ihtiyaçlarını kendileri sağlarlardı. Hayvan yetiştirirler, toprağı işlerler, kumaş dokurlar, demir döverler, her ziraatı yaparlardı. Sonra sonra bulundukları yerler, kendilerine dar gelmeye başladı. Dağılarak başka yerlere yerleştiler. Bütün Asya’yı baştanbaşa kapladılar. O vakit Çin Denizinden Akdeniz’e kadar, Asya’nın ticaretini ellerinde bulundurdular” (Su ve Duru,1944, s.261).

Gökalp’in Türkçülük anlayışı doğrultusunda da anlaşılabilecek iktisat konusu 1944’teki ders kitabı Gökalp’in düşüncelerinin en açık biçimini vermektedir.

“İktisadi kalkınma, yol ve liman, atom, roket, uzay milli ülkü olamaz. Bunlar nasıl olsa elde edilecektir. Fakat çok mühim olduğu halde mutlaka verilemeyecek olan hayati nesne "ülkü"dür. O ülküyü, düşünüp taşınarak zorla yaratmaya da ihtiyacımız yoktur. O hazır olarak yanı başımızda duruyor: Dış Türkler...” (Ötüken, 1970, Sayı: 2/(74), Gözlem, 1968, Sayı: 5)

İktisat ilmi, bir milletin iktisadi hayatını tanzim eder ve o milletin istikbaline yön verir.

İktisadi kalkınma ile her şey bitmez. İktisadi kalkınma aldatıcı da olabilir…

“Fabrika, baraj, yol, okul, hepsi iyi... Fakat manevi yükselme? Milli ülküyü tahribe çalışan öğretmenler, milli yapıyı yıkmaya çalışan kitaplar, piyesler, filimler ne oluyor? Bunlar arada bir görülen nesneler de değil. Sistemli ve ısrarlı boyuna devam ediyor.

Hükümet, seçim kanunundaki milli bakiye usulünü değiştirmek gibi kendine hemen hiçbir faydası dokunmayacak konularla uğraşacağına anayasanın aksayan tarafları dâhil bütün kanunların gediklerini tıkayacak hayırlı teşebbüslere girişse, diğer partilerin güvenilen unsurlarıyla da iş birliği yaparak Türkiye'yi millileştirse olmaz mı?

Türkiye'ye çıkarlarımla değil, yalnızca atalarımın kanı, milli ülkü ve şerefimle bağlı olduğum için milli bir tehlikeyi önlemenin yollarını özetleyerek gösterdim.

Bu benim görevimdi. Bu görev sonuna kadar devam edecektir.” (Ötüken, 1967, Sayı: 43)
İktisadi görüşe göre sosyal adalet düşüncesi bugün hemen herkes tarafından benimsenmiş olduğundan artık millet meclislerinde partileri bu görüşe göre sıralamak asla doğru değildir. (Ötüken, Şubat 1968,50. Sayı)

Kısa ifadeler ve görüşler ile geçtiğimiz hadiseler, iktisadi bakışla her biri tek başına birer büyük haldir. Bunlar bizim maddi ve manevi birçok hazinelerimizi tükettiler. Fakat bütün bunlara mukabil hürriyet ve istiklalimizi kazandık. Milli hudutlarımız, içinde milli mevcudiyetimize sahip olduk. Bütün bu harikaların meydana gelmesinde olduğu gibi bütün bu iflas ettirici hadiselerin karşısında da biricik istinadımız Türk köylüsü oldu. İşte bu fedakârlıkların büyük zararlarını da Türk köylüsü malı ve canı ile ödedi. İktisadi nazariyeler hilafına olarak açlığı ahlaksızlığa, sefaleti esirliğe, ıstırabı serseriliğe tercih etti. Biz bu halkın tükenmez bir hazine olduğuna ve onun enerjisine inanıyoruz. Çünkü o bunları tarihimizin her safhasında ispat etti ve gösterdi.

“Her şeye katlandık ve kazandık. Her şeye katlanacak ve kazanacağız.

Onun için iktisadi seferberlik var. İsraflara sefahatlere elveda...

Eski Türklerin; ziraat ve ticaret konularında askeri de olduğu gibi başarılı olduklarını vurgulayan iktisat düşüncesi; Türk kültürünü yükseltmek anlamındaki Türkçülük ile paraleldir. Milli iktisat konusu 1944’te köycülük politikasıyla devam eder. “Köylüye Verilen Hususi Önem” başlığıyla köylü nüfusun toplam nüfusun yüzde yetmişini oluşturduğu ve köylüyü rahat yaşatmak, korumak için üzerindeki ağır verginin kaldırılması gerektiği üzerinde durulmuştur. Bu vergi de aşar vergisidir. Mustafa Kemal’in “Köylü milletin efendisidir” düşüncesiyle paralel olarak Ziya Gökalp’in köycülük siyaseti üzerine düşündükleri 1944’te köylüyü bilinçlendirmek olarak çıkmaktadır. Bununla beraber; Ziraat okullarının açılması, Ziraat Bankası’nın kurulması, Gazi Orman çiftliğinin kurulması Ziraat alanında yapılan yenilikler olarak 1944’te yazılmıştır.” (Su ve Duru,1944).

Köycülük siyasetinin esasları bugün için de geçerlidir;

1. “Köylüden ezici vergilerin kaldırılması
2. Köylünün üretim imkanlarının artırılması
3. Köylünün bilgi ve görüşünü yükseltecek tertiplerin alınması
4. Toprağı olmayan köylülere toprak verilmesi”

Günümüzde de yer üstü ve yer altı kaynakları ile zengin toprakların çevrelediği bir alana sahip olmamız stratejik açıdan düşmanlarımızın iştahlarını daha da çok kabartmaktadır. Uranyum, Bor, Altın, Gümüş, Doğalgaz, Su, Toprak vb. kaynakların mevcudiyeti, Tarımsal-Biyolojik Çeşitlilik açısından zengin bir bitki ve canlı sistemine sahip olmamız, en büyük iktisadi ve kalkınma hamlelerini en hızlı şekilde gerçekleştirmemizin ön koşuludur.

Gıda devleri Türk toplumunun ve nesillerimiz gelişimini yok edecek teknolojik ürünler ile ülkemizi kuşattıklarından en acil şekilde yerli tohum ve üretim tesislerine hız vermemiz, dışa bağımlılığı yakamızdan silkip atmamız gerekmektedir. Önümüzdeki 20 yıllık süreçte su savaşları da kapımızda olacaktır.

İktisat alanında çizilen yol, tam bağımsızlığı milli ekonomi ile güçlendirecek yoldur. Milli ekonomi ise devletin var olan kaynakları kullanması, koruması ve geliştirmesi ile ilgilidir. Devletçilik ilkesi ile somut hale getirilmiş olan tam da budur!

Devletçilik politikasının resmi bir ilke olarak kabul edilmediği yıllarda, iktisadi yatırımların tartışıldığı bir meclis oturumunda söz alan Akçura, devletin ekonomideki rolünün artmasından duyduğu memnuniyeti şöyle dile getirir:

“Efendiler, yalnız iktisadi teşkilat değil, devletçilik yani iktisatta devletçilik fikrinin hükümetimiz tarafından makbul addedildiğini ve encümenimiz tarafından da tasvip edildiğini görüyorum. Filhakika devlet inhisarları, devlet idareleri, şimendiferlerin alınması ve saire iktisatta devletçilik fikrinin hamdolsun bizde de başladığını gösteriyor.”

Atatürk’ün, “Bu memleketi mamure haline, cennet haline getirecek olan esbab, avamil-i iktisadiye ve faaliyet-i iktisadiyedir” sözü devletçiliğin halkın da katılacağı bir ekonomi modeli olacağını işaret etmekte kullanılmıştır.

Ziya Gökalp’in bahsettiği büyük sanayinin kurulması hedefi ile paralel olarak 1945’te bahsedilen, 1938’de özel sermaye ile gelmiş ve endüstri müesseselerini korumak, teşvik etmek, devlet eliyle endüstri müessesi kurmak olarak belirlenmiştir (Karal, 1945; Gökalp, 1976f).

Gökalp iktisadi hayatı üç başlıkta toplar;

1.Aile İktisadı
2.Şehir İktisadı
3.Milli İktisat

Ziya Gökalp’in İktisadi Türkçülük anlayışı ile Cumhuriyetin milli iktisat programının paralel olduğu değerlendirildiğinde “Türkiye Ekonomisinin Gelişmesi” başlığı da bu alanda incelenebilir.

Türk kültürüne en uygun sistem, solidarizm yani dayanışmacılıktır. Ferdi mülkiyet sosyal dayanışmaya yaradığı nispette meşrudur. Kişisel mülkiyet gibi, toplumsal mülkiyet de olmalıdır. Toplumun fedakârlığı veya zahmeti sonucunda meydana gelen ve kişilerin hiçbir emeğinden doğmayan fazla kârlar, topluma aittir.” ( Ziya GÖKALP, Türkçülüğün Esasları, “İktisadî Türkçülük”, MEB Yayınları, İstanbul, 1990, s. 178-182)

Demek ki, Türklerin toplumsal ideali şahsi mülkiyeti kaldırmaksızın toplumsal servetleri fertlere kaptırmamak, genelin faydasına harcamak üzere korunmasına ve üretilmesine çalışmaktır.

Türklerin, bundan başka, bir de ekonomik idealî vardır ki, o da ülkeyi büyük sanayiye kavuşturmaktır. Gökalp’e göre bazıları: “Ülkemiz bir tarım ülkesidir. Biz daima çiftçi bir millet olarak kalmalıyız” diyorlar, ki bu fikir asla doğru değil. Gerçekten, çiftçiliği hiçbir zaman elden bırakacak değiliz; fakat çağdaş bir millet olmak istiyorsak, mutlaka büyük sanayiye sahip olmamız gerekir. Avrupa hareketlerinin en önemlisi, ekonomik devrimdir. Ekonomik devrim ise, ilçe ekonomisi yerine, millet ekonomisinin ve küçük zanaatlar yerine, büyük sanayinin konulmasından ibarettir. Millet ekonomisi ve büyük sanayi ise, ancak koruma yönteminin uygulanması ile oluşabilir. Bu konuda bize yol gösterecek olan millî iktisat teorileridir.

Atatürk’ün de dediği gibi; “Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferle taçlandırılmazsa meydana gelen zaferler payidar olmaz az zamanda söner.” Bu düşünceden hareket edilerek Cumhuriyet devrinde endüstri, tarım, bayındırlık ve ticaret alanlarında istenilen gelişmenin sağlanması için gerektiği şekilde çalışılmıştır”

Atatürk’ün, “Fertlerin hususi teşebbüslerini ve faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin bütün ihtiyaçlarını ve birçok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleketi iktisadiyatını devletin eline almak” sözleri ile devletçilik anlayışı kısmen ekonomi politikasından da sıyrılmış olur.

Akçura ekonomiyi, milli devlet ve milliyetçiliğin gelişmesinin temeli, çağdaş bir devletin kurulmasının tayin edici unsuru olmak üzere, iki boyutta ele alır. (Georgeon, 2005: 130).

Akçura, Lozan Barış Antlaşması imzalanmasından önce Darülfünun salonunda 11 Mayıs 1923‘de verdiği konferansta, ―mali, iktisadi, idari istiklalimizi behemehal temin edemeyen sulh muahedesi kabul olunamaz‖ diyerek iktisada verdiği önemi dile getirir (Akçura, 1923: 148).

Türk ekonomistlerinin ilk işi, önce Türkiye’nin ekonomik gerçeklerini incelemek, sonra da bu objektif incelemelerden millî ekonomimiz için bilimsel ve esaslı bir program hazırlamaktır. Bu program gerçekleştirildikten sonra, ülkemizde büyük bir sanayi teşkil etmek için, her fert bu program dairesinde çalışmalı ve ekonomi bakanlığı da bu şahsi, milli faaliyetlerin başında gelen bir düzenleyici görevi üstlenmelidir.

Ekonomik bakımdan kendi kendine yetemeyen, yani ekonomik bağımsızlığa sahip olmayan bir toplum, siyasal bağımsızlığını kaybeder.

Akçura, liberal ekonomi anlayışının Osmanlı Devletine verdiği zararların ancak milli ekonomi ile aşabileceğini, milli ekonomi için de milli bir burjuvanın oluşması gerektiğini söyler. Ancak Akçura, Türk burjuvazisinin oluşması taleplerine karşı, kapitalizmin Türkiye‘ye koşulsuz girmesi düşüncesine de karşıdır (Georgeon, 200: 95- Özkan, 2005: 56).

Akçura‘ya göre ulus-devlet olabilmek için, milli ekonomi güçlenmesi gerekir. Milli ekonominin güçlenmesi ile ortaya çıkacak olan Türk burjuva sınıfı, ulus devletin itici gücü olacaktır (Özkan, 2005: 56).

Türkiye’nin kalkınması ile ilgili görüşlerin bir kısmını kısaca özetledim. Zamanının Türkçü iktisadî meselelerini ele alarak, onları kısa alıntılarla ifade etmeye gayret gösterdim. Bütün Milli devrimsel konuların bir kısmı günümüzde de tartışılmaya devam etmektedir.

Cumhuriyet kurulurken ifade edilen iktisadi fikirlerinin büyük bir kısmı hala güncelliğini korumaktadır.

Tanrı Türk’ü Korur.

Tan Hu”Emre”
09.11.2015
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
M. Badurak
Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 3.138


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #98 : 12 Kasım 2015, 23:04:41 »

Din ve Türkçülük

Kafası basmayan geri zekalılar bizim dinsiz yada Allahsız olduğumuzu dile getirirler. Halbuki işin aslı öyle değildir. Bizim için ırk dinden evvel gelir, bu sebeple bize kafir diyenler bile olmuştur. Bilinmelidir ki Türk ırkı tarihten bugüne bakarsak dindar bir ırktır. Karahanlı devleti kurulur kurulmaz ilk icraatları kafir dedikleri kandaşları olan Budist Uygurlara cihad ilan etmekti.

Din insanları birleştiren yahut ayıran bir mevzudur. Türkçüler eşitlik ilkesine yalnız kandaşları arasında uygulayan ve bu manada Acuna meydan okuyan bir fedakarlık ve fedailik hareketidir. Ben ne inanca mensub olursam olayım dininden veya mezhebinden dolayı kandaşımı tahkir (sorgulayamam) edemem.

Fakat din maskesi altında yobazlık ve arapçılık ihanetine göz yumamayız. Bin seneden beri ister istemez Türk cemiyetinin bir hayat tarzı ve yaşamı olan İslam dinine hakaret etmek veya arap dini demek bizim lüksümüz değildir. Ama islam adı altında arapçı beynelmilelciliği savunan, selefi mezhebi ile bizim milletin evlatlarını arap davası uğruna ( ümmetçilik) heba edenlere bir cevabımız elbette vardır.

Türklerin islam anlayışı ile sefil arapların din anlayışı arasında far vardır, elbette olmalıdır. Ben ideolog falan da değilim. Davamın fikir adamın Ziya Gökalp ne demiş bir bakalım:

"Dini Türkçülük, din kitaplarının hutbelerle vaazların Türkçe olması demektir" diyen Gökalp, Milletin din kitaplarını okuyup anladığında dinin hakiki mahiyetini öğreneceğini hatip ve vaizlerin söylediklerini anladıklarında ibadetlerden zevk alacaklarını belirtmektedir. "İmam-ı Azam hazretleri hatta namazdaki surelerin bile milli lisanda okunmasının caiz olduğu" görüşüne atıfta bulınan Gökalp, ibadetten alınacak dini heyecan ancak "okunan duaların tamamıyla anlaşılmasına bağlıdır" demektedir. Halkın en fazla vecd duyduğu anların namazlardan sonra ana dilleri ile yaptıkları derûnî ve samimi münacatlardır ve Türkçe ilahiler,vaazlar, mevlid ile şiirler de halkın dini duygularını ve heyecanlarını artıran unsurlar olduğuna işaret etmektedir.

Gökalp, "Türklerin dini hayat yaşamasını temin eden âmiller, dinî ibadetler arasında eskiden beri Türk diliyle yapılmasına izin verilen ayinler olmasıdır. O halde dini hayatımıza daha büyük bir vecd ve inşirah vermek gerek. Tilavetler müstesna olmak üzere- Kur'an-ı Kerim'in ve gerek ibadet ve ayinlerden sonra okunan bütün dualarda münacatların ve hutbelerin Türkçe okunması çok faydalı olur" kanaatine varmaktadır.

Ziya Gökalp'in dinde Türkçülüğünün hedefi, dini anlamda ve dini yaşantıya vecd ve inşirah vermek için Türkçeye daha fazla yer verilmesi hedeflenmektedir. Ancak , ibadet kastıyla okunan Kur'an ile emir olan ibadetlerin Türkçe yapılması hususunu ayrı tutulmakta ve Türkçe yapılmasından bahsetmemektedir.

1923'te yeni bir dönemin başladığı Türkiye'de, hükümranlığı millete vermesi bakımından ,Türkçülüğün Halk Fırkası'nı desteklemesi gerektiğini belirten Gökalp, milli mücadele döneminde "Türkiye'de Allah'ın kılıcı Halkçıların pençesinde Allah'ın kalemi Türkçülerin elinde idi" ve bu izdivaçtan Türk Milleti doğdu" demektedir. "Akidede mezhebimiz Maturidilik ve fıkıhta mezhebimiz Hanefilik" diyen Gökalp, siyaset mesleğimiz Halkçılık ve kültürde mesleğimiz Türkçülüktür" ifadelerini kullanmaktadır.

Yusuf Akçura'ya göre, "İslam Dini büyük Türk Milletinin teşekkülünde bir unsur olabilirdi. İslam, Türklüğün birleşmesinde bu hizmeti yerine getirebilmesi için, Hristiyanlıktaki gibi, "Milliyetlerin doğmasını kabul edecek şekilde değişmelidir." "Dinler din olmak bakımından gittikçe siyasi ehemmiyetlerini kaybediyorlar, içtimai olmaktan ziyade şahsileşiyorlar" diyen Akçura, dinlerin de ırkların emrine girmesini teklif etmektedir. Ona göre, "dinler ancak ırklarla birleşerek, ırklara yardımcı ve hatta hizmet edici olarak, siyasi ve içtimai ehemmiyetlerini muhafaza" edebilmektedirler.

Yusuf Akçura'nın İslâm dini ile ilgili görüşü iki noktada toplanmaktadır. Birincisi: Yaşlanmış ve kurumakta olan İslâmiyet ağacını milliyet aşısı yaparak ayağa kaldırmaktır. İkincisi: Yaşlı ağaç benzetmesinin tersine birinci maddeye zıt olarak çocukluk devresinde bulunan Türk birliğinin sağlanmasını sağlamak için, teşkilatlı "pür hayat ve pür heyecan" olan İslamiyeti, ırklara, Türkler için ise Türkçülüğe "hizmet edici" olmasını istemektedir.

Siyasi olarak Türkçülük fikrini ilk sırada ve İslam dinini de ona destek verici konumda olmasını öneren Akçura, İslam ahalinin hayat-ı şahsiye ve içtimaiye tanzim ile manevi hürriyetini teşkil edenin İslam dini olduğunu vurgulamaktadır. Buna göre , Türk birliği kurması esas alınmakta toplum ve şahısların dini tavır ve yaşayışlarına karışılmamaktadır.

  Atsız der ki: İnsanlar mizah ve şaka yapabilirler. Fakat bazı konular vardır ki onlar asla şakaya gelmez. Orada ciddî olmak insanlık borcudur. Bayrakla alay edemezsin. Millî tarihle eğlenemezsin. Kuranı mizah konusu yapamazsın. Aile namusunu hiçe sayamazsın. Bunlar millî mukaddesattandır. Millî mukaddesatı olmayan millet, millet değil hayvan sürüsüdür.

Anlayan anlar, Türkçüler bu milletin dini ile değil milli kimliği ile uğraşırlar. Bir de bizim savunduğumu Türk müslümanlığı var ki, arap yobaz kafasına bir panzehirdir. Nedir o?

İslamiyeti Türk milletine has bir şekilde yorumlamaktır. Diyeceksiniz o da nasıl oluyor. Farslar caferi mezhebini eski dinlerine uygun şekilde ve imamların soyunu Fars Kisralarına dayandırırken biz neden yapmayalım ( fars yurdunda var olan imam Hüseyin sevgisi onun iranlı bir prenses olan Yezdigertin kızı Banu Gazel'den gelmektedir). Adamların Ömer düşmanlığı mezhepten değil, milli tarihlerinden geliyor. Sasani devletini kim yıktı, pers prenseslerini kim cariye yaptı, altın taçları ganimet alan hep Ömer. Anladınız mı din ile milliyeti nasıl birleştirmişler.

Samimi dindar olanla bir problemimiz olamaz zaten, fakat arap geleneğini din diye yutturanlar bu milleti zehirleyip perişan ettiler. Arapçayı ve arapları kutsal saymak bir mankurtluktur. Onlar halikularda bir millettir, hatta Türk düşmanlarır. Koyu dindar olan dedem bile daha Türkçü fikriyat ile tanışmadan evvel biz dini Türk gibi yaşamalıyız demişti bana.

Arap dilini en iyi şekilde bilen fakat dini Türkçe anlatan Ahmet Yeseviyi tanımadan, Hacı Bektaş'ın, Sarı Saltukların anlayışlarını keşf etmeden bu millet araplaşır. Rabiacılar ve siyasi islamcılar milleti araplaşmaya sürükleyeceklerdir.

Arapçılıktan kurtuluş yolu açıktır: Okuyacağız ve milli tarihin yalnız islam sonrası Türklük olmadığını haykıracağız. Bu millet, maalesef Ali ve Hamza'nın savaşları yerine evlatlarına Oğuz Kağanı, Kürşadı anlatıp, bilmedikçe mankurtluktan Bozkurtluğa geçiş yapamaz.

Türkçü Devrim

Yol uzun fakat bu kadar da değil, engeller büyük. Kutsal davanın erlerine ilk düşen görev her alanda bilgi sahibi olmaktır. Türkçü devrim nasıl olur sorusuna cevap arayalım. Ulu Bilge Atsız bin yıl sonrasına hitap ediyoruz diyor. Bu bin yıllık süreçte o tohumu ekti. Türkçülük ulu bir çınardır, bu anlamda biz onun bakımı yapıp sulamazsak o  çınar kurumaz ama yetişemez de. Ona bakım yapacak, onu sulayacak genç nesillerdir.

Eğitim her şeyin başıdır. Gençlik ve yeni nesil Türkçülük aşkıyla yetişmezse Türkçü devrim olmaz. Ne yazık ki kızıllardan ve yeşillerden etraf geçilmiyor. Milli ülkümüzü tanıtmak ve anlatmak zamanı gelmiştir. Sanal veya gerçek hayatta Türkçü felsefe dile getirilmeden, insanları Atsız ile tanıştırmadan, kafalarda ve gönüllerde Türkçü devrim hakim olmadan bu iş olmaz. Türk gençleri milli ülkü ile yetişip önemli yerlere gelmeden Türkçü devrim olamaz.

Kham Otmar

12.11.2015
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Bögü:Alp
Atsız'ın İzinde
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.983


Döğüşen Türk, oyanan Türk, kalkan Türk!


Site
« Yanıtla #99 : 03 Aralık 2015, 23:36:48 »

Din adına yapılan Arap Milliyetçiliği İdeolojisi, Türk Toplumsal Yaşamından Nasıl Sökülüp Atılır, Türkçü İhtilal mevcut zeminde gerçekleştirilebilir mi, Türkçü devrimin gerçekleştirilebilmesi için gerekli alt yapının nasıl olacağı üzerine bir deneme

Türk insanının bugün İslâm dinini “Arap milliyetçiliği”ne dönüştürmesinde Ortadoğu’da yaşanan mezhepsel çatışmaların tesiri büyük olmuştur. Medyanın da Ortadoğu’da yaşanan bu kanlı olayları Türk insanına aksettirmesiyle milletimiz, tabiî olarak kendi derdini unutmuş, Arap milleti için göz yaşı dökmüştür. Karşılığında ise ihanetler silsilesiyle karşılaşmıştır. İleride bahsedeceğiz.
     Türk insanının, bugün İslâm’ı “Arap milliyetçiliğine” dönüştürmesindeki diğer büyük etki ise, Kur’an’ın Arapça oluşu, ibadetlerin Arapça yapılışı, peygamberlerin birçok peygamberin Arap soyundan gelmesinden kaynaklanmaktadır. Türk, İslâm’ın Arap çöllerinde doğduğu için Arapları kendinden feyizli görmüş, onları daima uluğlamıştır.
    Türk milliyetçileri olarak İslâm’ın Arapça yerine Türkçe yaşanması taraftarıyız. Böylelikle Türk insanı yaptığı ibadeti anlayacaktır. İbadetlerin Türkçe yapılmasına “münafıklık” diyenler geçmişten beri vardır. Kur’an evrensel olduğuna göre, Türkçe’ye çevrilmesinde hiçbir sakınca yoktur.
     Din ile hiçbir ilgisi olmadığı halde dini yanlış tanıtan bu zararlı düşünceleri tasfiye etmek, İmam hatip okullarının, Diyanet işlerinin görevidir. Tüm bunlara rağmen daha Türkçeyi bile doğru konuşamayan, yazamayan ilkokul talebelerine Arapça dersi verilmektedir. Bugün, Diyanet işleri denen yapının başında bulunanlar da, “ümmetçilik” davası güden iktidar sahiplerinin kuklası olduğu için böyle devam etmektedir.
     Din adına yapılan bu Arap milliyetçiliği bilinmeden yapılıyor ise şuursuzluk, bilerek yapılıyor ise vatan hainliğidir ve Türkçülüğe düşman bir meslektir.
     İslâm dini, Arapların çevreye saçtığı ahlaksızlar sonucu ortaya çıkmış ancak ahlaksızlıklarını düzeltmekte muvaffak olabilmiş değildir. Değineceğiz. Bugünün İslâmcıları da, “Tüm İslâmların birleşmesi” davasını güderler. Komünistler gibi. Ancak böyle bir şeyin imkânsız olacağını samanlaşmış beyinlerinden bir an dahi geçirmezler. Irk ve kültür bakımından birbirinden çok farklı olan Türkler ve Araplar, bir arada yaşayamamış, bundan sonra da yaşayamazlar. Hele araya bu kadar ihanet girmiş ise. Bunun, tarihte misalleri pek fazladır.
     Birinci Dünya Savaşında Peygamber soyundan olan Araplar Türklere topyekûn ihanet etmişlerdir. Bugün, ise Rus uçağı düşürüldüğünde şeriatla yönetilen Arap devletleri, Ruslar’ın destekçisi olacağını duyurmuşlardır. İşte o peygamber soyundan olan şanlı Arap milleti… Bizim yanımızda olan ise daima Türk oldu, bugün pek çoğunun “Şii” olduğu için “kâfir” saydığı Azerbaycan bizim yanımızdadır… Düşünün ve değer biçin.
***
     Türk, ülküsüz yaşayamaz. Yaşasa da ölmek üzere olan bir kanser hastasından bir farkı kalmaz. İslâm öncesi Türkler, tüm dünyaya hakim olmak mefkûresini gütmüş, gücünü bu ülküden almıştır. Türkler İslâmlıktan sonra ise “İslâmcılık” ülküsü benimsemiş, tüm dünyayı “Allah’ın dinine biat ettirmekten cesaret alarak dünyanın en güçlü devleti olmuştur.
     Bir millet, ekonomi ve teknoloji de diğer milletlerden ne kadar üstün olursa olsun, eğer millî bir ülküsü yoksa hayvandan hiçbir farkı kalmaz. Bugün Türk devletinin millî bir ülküsü yoktur.  İktidar sahipleri “vatan, millet” kelimelerini ne kadar kullanırlarsa kullansın, bu onların “millî” oluyor anlamına gelmez. Çünkü hem bunlardan bahsedip hem de meydanlarda milletin mâneviyatını söndürecek sefilâne kardeşlik söylemleri söylenmez, Türk vatanı peşmerge denen düşman ordularına peşkeş çekilmez, Habur’da PKK’lılar davul-zurna ile gezdirilmez. Devletimiz millî devlet olmak vasfını bugün kaybetmiştir. Telafisi yok değildir ancak zaman alacaktır.
    Kalkınmak, öğretmen ve öğrenciden başlar. Bugün talebeler aşırı gevşek şekilde yetişmektedir. Dersler, etkinlikler, oyunlar, ödevler talebede millî şuuru uyandıracak nispette olmalıdır. Millî Eğitim Bakanlığı, özelikle tarih ve edebiyat derslerinin üzerinde durmalı ve önem vermelidir. Türklerin Asya’dan çıkan, Çin baskılarından kaçıp, Anadolu’ya gelen ve burada İslâm’ı kabul edip, yaymalarından ibaret olan ve öğrencide millî ruha dair pek de bir şey bırakmayan bu tarih ve edebiyat dersleri kökünden değişmelidir. Türk’ün dostu, düşmanları, uğradığı ihanetler, Türk’ün savaşçılık ve kahramanlık özellikleri talebeye öğretilmelidir.
 ***
     İhtilâl, toplum yapısındaki biriken istenmeyen hallerin bir gün patlayışıdır. Türkçülerin yapacağı ihtilâl de böyle volkan gibi bir patlayış mı olacaktır? İnceleyim.
     21.yy’da gerçekleşen herhangi bir ihtilâl kanımca, silah ve orduyla olamaz. Meselâ, bir silâhlı grubun toplanıp hükûmeti devirme olasılığı %0’dır. Türkçülerin pek çoğu da Türkçü ihtilâlin silahla olacağına inansa da bu yanlış bir düşüncedir. Türkçülerin yapacağı ihtilâl bir fikir olacaktır. Türk toplumunda Türkçü sayısı %10 kadar bile değilken, böyle bir ihtilâle milletimiz hiç hazır olmayacak, reddedilecektir. Bu insanları da insafsızca katledecek değiliz. Yoksa zorba komünist rejimlerinden hiçbir farkımız kalmaz.
    Atsız, fikirlerini bıraktı ve 1975 senesinde uçmağa varıp bu dünyadan gitti. İşte, Türk milletinin benimseyeceği fikirler, Atsız’ın bize miras bıraktığı bu fikirler olacaktır. Bunun için çalışacağız. İşte, okulda, sokakta, her yerde…
***
Türkçüler olarak neler yapabiliriz?
    Öğrenci olan Türk milliyetçileri, öğrencilik vazifesi gereği derslerinde başarılı olup iyi bir yerlere yükseldiğinde, Türklüğün ve Türkçülüğün de yükseldiğini bilecektir. Bir iş yerinde çalışan kandaşlarımız için de aynısı geçerlidir. Bulunduğu mevkiide bıkmadan, usanmadan çalışacak, kendisini diğerlerinden ayıracak daha iyi yerlere yükselecektir. Başta en yakınımız olan ailemize bu kutlu fikri aşılayacağız.  Sonra çalıştığımız iş yerindeki iş arkadaşlarına, sınıftaki sıra arkadaşlarımıza… Bu fikrin önderlerinin kitaplarını tavsiye edeceğiz. Türkçüler böyle yayılacak, yaşayacak, diri kalacaktır. Yavaş. Ancak ağır ve sağlam bir şekilde… Bugün insanların pek çoğu hayatını muhtelif gazetelerin yazarlarının yazdığı saçmalıklarla dolu yazılara göre şekillendiriyor. Türkçüler bu tür mevkilere de ehemmiyet vermelidir. Kendisi için değil. Milleti için yazacak. Doğruyu gösterecek.
    Türk toplumunun bulunduğu bu feci durumdan kurtarmanın yolları, devletin mühim mevkilerine gelmekten geçiyor. Bu vazifeyi de Türk milliyetçilerinden başkası beklemiyor.
    Türk milliyetçilerinin çalışma çağı geldi. Atsız’ın ölümünden sonra Türkçülerin üzerine sinen miskinliği atma zamanıdır.

Tanrı Türk’ü Korusun.

OLUKMANLI AYIRGAN
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

«Dünyada en büyük iftiharım, Türk yaratıldığımdır!»
Sayfa: 1 ... 8 9 [10] 11
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.08 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.