''11 Aralık 'Atsız' bilimsel târih tartışmaları günü'' (T.M )
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Kasım 2017, 05:00:53


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 11
  Yazdır  
Gönderen Konu: ''11 Aralık 'Atsız' bilimsel târih tartışmaları günü'' (T.M )  (Okunma Sayısı 74119 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ANKARALI GÖKTÜRK
Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 2.310


BİR HAKAN GİDER BİN HAKAN GELİR !..


« Yanıtla #10 : 06 Aralık 2010, 20:42:48 »


                KURT

                600 Yıl süren bir Devletin sürekli yanlışlarını, acizliklerini dile getirmek bana göre doğru değildir. Sonuçta çok önemli anakaralara yerleşmiş ve yüzlerce yıl ayakta kalmış bir devleti küçümsemek hiçte doğru değildir.
                Osmanlı Devleti'nin Oğuz'un Kayı boyundan Osman Gazi ile başlangıç bulduğunu biliyoruz. Özü Türk olan devlet uzun süreçte bozunmalara uğramıştır. Çok geniş bölgeye yayılan devlet, bünyesindeki uluslardan çok etkilenmiştir. Yazık ki Orhan Gazi'nin rum kızıyla evlenmesiyle başlayan kirlenme devlet içinde her yönden Türk Uruğunun zor bir duruma girmesine yol açmiştır.
                 Herşeye rağmen şunu bir düşünelim diyorum ; Nasıl kişilerin atası varsa devletlerinde atası var diyelim !.. Buna göre Türkiye'den yola çıkarsak Osmanlı Devleti, Selçuklular, Karahanlılar, Göktürkler, Hunlar ve öncesi diyebiliriz anayoldan. Tabi yandan daha bir dolu devletlerimiz var ''Cengiz İmp. Timurlular, Harzemşahlar vbg.'' Buradan çıkmak istediğim nokta devletlerimizi yok sayamayacağımızdır.
                  Düşünmemiz gereken, bizler çoğunlukla Osmanlı Devletinin içinden Cumhuriyetimize ulaştık. Yani bu kadrolar oradan çıktı geldi. Tabiki padişahlardan böyle birşey beklenmezdi. Osmanlı Devletinin Türkçülük anlamında hataları çok fazla oldu ister istemez. Türk kıyımında ileri gittikleride bir gerçekliktir. Savaşlarda ve diğer uğraşlarda hep Türk akıncıları ve savaşçıları kullandılar. Bu arada saraylarına da devşirme düzenle Türkdışıları aldılar. Bu yapılan büyük bir bozukluktu.
                  Herşeye rağmen 600 yıl yaşayan bir devlet nasıl ayakta kaldı bunu düşünmeliyiz ? Burada inanılmaz bir merkezi otorite kurdukları görülüyor. Zaten iç kargaşalarda ve savaşlarda başarısız olunduğunda merkezi otoritenin zayıf olduğu anları görüyoruz. Demek ki bu konuda çok başarılı olduklarını gözardı edemeyiz.
                  Devletin en büyük hatalarından biride sistemi bir mezhebe göre yönlendirmek istemesiydi. Bu hesap hep yanlış işledi. Özellikle en büyük savaşlarını verdikleri iran bölgesindeki Türk unsurlarıyla verdikleri savaşlar sadece Türk'ü kırdı. ( Akkoyunlular, Safeviler ) Bu savaşlarda uçmaya varan Türkkanlara yürek dayanmaz !.. Buralarda ki savaşlarda Kağanların kişisel duygularını hırslarını öne aldıklarını düşünüyorum.
                  Devşirme oluşumu Osmanlı'nın en beter aksaklıklarından biridir. Ne demek'' Bizde adam yok sizi bizden yapalım'' !!! Bu büyük bir acizlik ve rezilliktir !.. Onaylamak olası değildir.
                  Tabi bu devlet aynı zamanda büyük Kağanlarda çıkarmıştır. Koca bir devletin temelini atan Osman Gazi, rumelinde dev savaşlar kazanan Sultan Murat, Yıldırım Beyazıd, Çağ kapatıp açan Fatih Sultan Mehmet Ve ellerin muhteşem dediği Kanuni Sultan Süleyman. İşte bunlar ve tarihçilerin 36 kişi dedikleri Atsız Bilge'nin ise 40 kişi olduklarını düşündüğü bir çok padişah !..
                   Selçuklular'dan  başlayarak ve hatta daha önce Karahanlılarda bile rastlanan ve sürüp giden kağan adlarının bile yabancı adlardan olması beni deli eden bir bozukluktur. Bir Türk'ün adının başka bir dilden olması çok acı olması gerektir. Selçukluların özellikle Melikşah'la farsça adlara başlaması, Osmanlılar'da arapça adlarla sürmüş görünüyor. Bir tek Orhan gazi'nin adının Türkçe olması oldukça düşündürücüdür. Bu bozukluk hala süregelmektedir yazık ki...
                   Şunları söyleyerek konuyu bağlamak istiyorum ki ; Türkiye Osmanlının bağrından çıktı. Osmanlıya söverken Türkiyemizin de durumunun pek içacıcı olmadığını gözlemlemeliyiz. Sayısız hatası olsa da Atamız Osmanlı'ya yergiyi bırakıp Türkçü Devrimi nasıl oluşturabiliriz buna odaklanalım. Atasözümüzü de unutmayalım ; '' Döverim dövdürmem, severim sevdirmem ''
                   Osmanlı hayranlarına,Onların hatalarını bir kez daha düşünmelerini öneriyorum. Türk olmanın kıvancını, sevincini yeterince yaşayamayan Osmanlı veya diğer Devletlerimize yergimiz her süreçte olacaktır. Bizler Türkçü olarak tabi ki böyle yapacağız. Ancak aynı zaman da onları sahiplenmeli ve sonraki süreçte de Kandaşlarımıza hataları aktarmalıyız. Türkkanların Türkçülük bilincini geliştirmek ödevimizdir. Geçmişimizi karalamadan geleceğe giden yolda hatalarımızdan arınmaya çalışmak temel görevimiz olmalıdır.
                                                                        ESENLİK TÜRK URUĞUNA OLSUN !
                                                                                                                                      NE MUTLU TÜRK DOĞANA !      
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
Tengri_Kurt
Atsızcılar - Karaman
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 239


Türkçü- Turancılar


« Yanıtla #11 : 06 Aralık 2010, 22:14:21 »

Kutlu ve büyük TÜRK Budunu’ nun kudretini gösteren en büyük imparatorluklardan birisi, Osmanlı! Küçük bir aşiretten, imparatorluğa yol alan; yeri geldiğinde çetin işleri canı pahasına yapabilen yeri geldiğinde de bir rus kadınına devletinin bek’âsını değişen…

Doğrusuyla, yanlışıyla bizim geçmişizi oluşturan Osmanlı, küçük bir aşiretken imparatorluğa yürürken neler yapmıştır; nerelerde hataları olmuştur? “İmparatorluk” sözcüğü birçoğumuzun kulağına hoş gelmektedir. Peki nedir bu imparatorluk?

İmparatorluk, “imperyal” sözcüğünden türeyen ve dilimize girmiş olan yabancı kökenli bir sözcüktür. İmparatorluk demek, çok uluslu büyük devlet yapısı demek. Peki ama, TÜRK milleti çok uluslu yaşama seciye olarak yatkın mıdır? Elbette ki; hayır! Binlerce yıllık tarihi boyunca onlarca devlet kurup, yıkılan ardından yıkılan devletin devamı niteliğinde tekrar yeni devlet kurma gücüne, kudretine sahip olan bir milletin kendisinden olmayan, farklı bir topluluğa ait olan insanlarla bir arada yaşaması gerek sosyal alanda gerekse kültürel alanda oldukça güç bir durumdur. TÜRK, seciye ve karakterist özellikleri bakımından mert, cesur, doğrucu ve en önemlisi kendisini yaradanı bilen ve ondan çekinen kişi demektir. Fakat bir imparatorlukta, bu belirttiğimiz ve asl olarak insanı insan yapan vasıflara sahip olmayan diğer etnik kökenlilerin olması kaçınılmazdır. TÜRK, herkesi insan olarak görür ve inanarak güvenir. Peki ya karşı taraf?

TÜRK’ ün hayattaki en önemli kutsallarından biridir devlet! “Kuzgun leşe, devlet başa” düsturuyla yaşamış, devletsiz bir yaşamı kendisine uygun görmemiş, on kişi dahi olduklarında bir devlet kurup, birliktelik yaratmaya çalışmış bir millettir.

Osmanoğulları Anadolu’ da parça parça beylikler şeklinde yer alan TÜRK toplulukları arasında en mütevazi olanıdır. Bir zaman bir ferman ile tüm TÜRK Beylikleri’ni etrafında toplamaya girişen Osmanlı’nın karşısında Karamanoğulları Beyliği’de kendi etrafındaki beyliklerle birliktelik kurarak TÜRK’lüğü Anadolu’da hakim kılma yoluna girişmiş ve her iki beylikte kendisini Selçuklu’nun mirasçısı olarak görmüştür. Karamanoğulları’nın amacı Anadolu’ya TÜRK’ün mührünü kazımak ve büyük bir devlet bünyesinde soyunu devam ettirmek ve genişlemek. Beyliklerin bir araya gelerek birliktelik yapması gerektiği düşüncesiyle hareket eden bu iki beylik çok zaman oldukça çetin mücadelelere girişmiş, günümüzdeki Konya Ovası’nda birçok savaşlar etmişlerdir. Ve en nihayetinde Anadolu’daki TÜRK Beylikleri Osmanlı etrafında birleşerek Osmanoğulları aşiretini büyük bir beyliğe dönüştürmüş ve Karamanoğulları vb. gibi baş kaldıran beyliklere de baş eğdirerek genişlemiş, devlet hâlini almıştır.

Kurucuları TÜRK soylusu olan ve bünyesinde bütün beylikleri toparlamış olan Osmanlı, edinmiş olduğu güç ile feth seferlerini farklı coğrafyalara genişletmiş ve en nihayetinde imparatorluk vasfına bürünmüştür.

Tabiîdir ki; bu güç ve farklı coğrafyalar üzerinde edinmiş olduğu toprakların avantajları olduğu kadar dezavantajları da kaçınılmazdır. Farklı coğrafya demek, farklı kıt’a demek; farklı kimlik,inanç,kültür ve ırk demek! Farklı kültür ve inanç sistemindeki farklı insanlara hükmetmekte bir takım tavizleri beraberinde getirmiştir. Hâkim olduğu toprakları bilen, tanıyan ve o yöreden insanları belirli yönetim mekanizmalarının başına getirmek mecburiyetinden doğan büyük bir idare açığı ortaya çıkmıştır;devşirmelik!

Hükmettiğin toprakları, TÜRK’leştirme hareketine girişemezsen; o topraklar sana hükmediyor demektir! Ve böyle de olmuştur. Osmanlı, imparatorluğunun siyâsi emellerini TÜRLÜK’ü yayma politikalarına değilde, İslâm’ı yayma politikalarına yönelttiği için hâkim olduğu topraklarda TÜRK’lüğünü yitirmiştir! Başa getirilen devşirmelerle de ilerleyen bu süreç en nihâyetinde devletin en uç kademelerine kadar sıçramış ve artık Osmanlı maalesef TÜRK İmparatorluğu olmaktan çıkarak, bir İslâm İmparatorluğu konumuna gelmiştir.

Ayak bastığı her yere İslâm’ın mührünü basan bir zihniyet, nesilden nesile devşirilerek devam etmiştir. Bir elin parmak sayılarını geçmeyen dirayetli TÜRK soylusu hükümdarlar dışında icraatları savunulacak ve TÜRK’lüğe işaret edilecek bir yanı maalesef olmayan Osmanlı, kendi hoşgörü ve yönetim anlayışındaki bu büyük çatlağın etkisiyle yine kendi sonunu hazırlamıştır. Başa geçen devşirmeler, “TÜRK” sözcüğünün geçtiği her alana saldırırken dahi ipi eline alamamış ve kendi varlık sebebi TÜRK soylularını dışlayarak, ezerek bakî kalacağını zannetmiştir. Unutulmamalıdır ki; özüne sırt dönen hiçbir yapı ve topluluk devamlılık arz edememiştir.

Hani bir deyim vardır; “Hovarda babanın,borçla yaşayan evlâdı” misâli, başta da belirttiğim gibi doğrusuyla, yanlışıyla Osmanlı bizim geçmişimizdir. Osmanlı’yı ne kendi tarihiymiş gibi savunmaya kalkan dalkavukların eline bırakmalıyız ne de her şeyi ile doğru bulduğumuz, yerlere göklere sığdıramadığımız bir şekilde savunmalıyız. Atalarımızdır, doğrusu göğsümüzü kabartır; yanlışını ise ders niteliğinde alırız.

Geçmişine gayet akılcı ve bilimci bir şekilde açık yüreklilikle bakmak ve geleceğini buna göre şekillendirmek biz TÜRKÇÜ’lerin hayat felsefelerinden biri olmalıdır.

Esenlikler dilerim. TTK.


Tengri_Kurt @ 06.12.2010 – 21:10

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türküz | Türkçüyüz | Atatürkçüyüz
hun_turk58
or-ok-on
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 432


Rehber KAN, hedef TURAN


« Yanıtla #12 : 06 Aralık 2010, 22:20:18 »

 Osmanlı devleti 600 yıllık bir devlet. Bu devletin kuruluşundaki yapı ile, yıkılışındaki yapı aynı değildi. 600 yıllık bir devletin, hagi temeller üzerinde nasıl kuruldugunu, zamanla nasıl dönüşüme uğradığını çok iyi anlatmışsınız Oğuz Bey. Bu makale kuruluş ve gelişme dönemlerindeki dönüşümleri anlatması açısından çok yararlıdır. Ve aynı hataların bir daha gerçekleşmemesi için almamız gereken bir derstir.

Bir yandan Osmanlı'yı bir Türk devleti olarak görüp başarılarından, fetihlerinden böbürlenelim diyorum, öte yandan bu yapılanları okuyunca  lanet okuyorum. Aslında konu bu makalede gayet açık bir şekilde irdelenmiş bence. Osmanlı devleti kuruluşunda bir Türk devleti yapısındaydı, ancak zamanla bu ne yazık ki değişti. Bunu kabul etmek gerekir. Bende şahsen Osmanlı devletini bir Türk devleti olarak görürüm. Başarılarıyla böbürlenirim ve sahiplenirim. Ancak ne yazık ki gerçekler de acı geliyor. Kurmuş olduğumuz Türk devleti, padişahlarının yanlış hareketlerinde ötürü devşirmelerin eline geçmiş ve Türklüğe en büyük darbeyi vurmuş, ümmetçilik hastalığını Anadolu'da iyice pekiştirmiştir.
 Osmanlı'nın Türklüğe olan katkısıyla zararlarını bir bir yazmaya kalksak hangisi daha uzun olur? Bir yanda İstanbul'un fethi ve Türk kılınması, aynı zamanda Türklüğün İstanbul'dan tasfiyesi ve ezilmesi...
 Umarım Türkiye Cumhuriyet Devleti'de, Osmanlı gibi dönüştürtülmez. Bizim Osmanlı için söylediklerimizi gelecekte torunlarımız Türk devleti için söylemez. Şimdiden Türk oldugunu söylemek bir suç gibi sunulur oldu. Türk devletinin kurucusu Başbuğ Atatürk'ün söylemleri, bir suçmuş gibi sunulmaya başlandı.

''Ne mutlu Türk'üm diyene!''
''Türkiye Türklerindir.''
''Adalet mülkün temelidir, mülk ise Türk'ündür!''
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

--"Biz dogrudan dogruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanagı Türk toplulugudur. Bu toplulugun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluga dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur." Atatürk
oguz sad
Ziyaretçi
« Yanıtla #13 : 06 Aralık 2010, 22:46:15 »

Daha önce yazmayı tasarladığım halde bir türlü yazmadığım bir makaleydi. Çok uzun yazıları Türkçülerin okumayıp geçtiğini bildiğim için bir çok noktayı dahil etmemiş olsam da 11 Aralık'a yetiştirmeyi umduğum ''Türkçülük'de Osmanlı'' makalesinin alt yapısını oluşturması için yazdım.

Türkçülük'de Osmanlı'yı sahiplenmek ya da yermek, bilinçli yapıldığı zaman sorun olmaz. Lakin, Osmanlı'nın nasıl bir yapısı, siyasi kimliği olduğunu bilmeden ''Padişahım çok yaşa'' demek, şayet bilgisizlik değilse; Türk kimliği ile sorunu olmanın göstergesidir.

Ne yazık ki Cumhuriyetimiz, eyalet sistemi aşkı ile yanıp tutuşan ''Neo Osmanlıcı''ların izledikleri yol ile Osmanlı'da olduğu gibi Türklüğün adının her alandan kaldırılacağı düzene doğru gitmektedir.

Unutulmamalı ki; Tarihi tekerrür ettirenler, tarihten ders çıkartmayanlardır.

Tanrı yardımcımız olsun!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gumus Kurt
Ziyaretçi
« Yanıtla #14 : 06 Aralık 2010, 23:41:05 »

Havas, yalnız sarayın kullarının oluşturduğu Osmanlı seçkinleriydi. Halka değer vermedikleri içindir ki, bugün bu eski seçkinler sanatının ne dili, ne ölçüleri ne edebiyatı, ne müziği ne felsefesi, ne ahlak sistemi, ne politikası, ne ekonomisi, özetle hiçbir şeyi kalmadı. Türk milleti, bütün bu şeylere yeniden, her birinin alfabesinden başlamak zorunda kaldı. Bu milletin, yakın bir zamana kadar, kendisine özel bir adı bile yoktu. Tanzimatçılar ona: "Sen, yalnız Osmanlısın. Sakın, başak milletlere bakarak, sen de milli bir ad isteme! Milli bir ad istediğin anda, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasına neden olursun!" demişlerdi. Zavallı Türk, "vatanımı kaybederim" korkusuyla "Vallahi Türk değilim, Osmanlılıktan başka hiçbir topluluğa ait değilim" demek zorunda kalmıştı. Boşo'ya karşı bu sözü her gün söyleyen milletvekillerimiz bile vardı.

Ziya Gökalp.


Ne yazık ki bunlarda doğrudur. Gönül isterdi ki keşke bunlar olmasaydı. Osmanlı devleti tamamiyle Türk yönetiminde olsaydı ve diğer Türk devletlerini, Moğolları bünyesine katarak Turan Kağanlığını kursaydı... Oğuz Şad abinin yazdıkları sadece dağın görünen yüzü... Osmanlı padişahları Türklük için çalışmasa bile yeri gelince onlarla övünmesinide bilmeliyiz. Bir İngiliz'e, Fransız'a, Yunan'a, Amerikalı'sına karşı onu savunmalıyız. Kendi çocuklarımıza ise Osmanlı tarihinin sadece bir kısımını değil tamamını öğretmeliyiz. Eğer sadece Osmanlı'nın gurur duyulacak yanını söylersek, Türklüğe vurulan darbeyi söylemezsek o çocuklar ülkücü, ümmetçi olur.

Türk tarihi ne Osmanlı'dan başlar, ne de Türkiye'den... Aynı zamanda Osmanlı Devleti'ni ne olursa olsun  din tüccarlarına, Akp gibi partilere, yobaz insanlara kaptırmamalıyız. 3-5 çapulcunun biri Ertuğrul Gazi'nin resmini profiline ekleyerek altına kahrolsun laiklik, kahrolsun Cumhuriyet gibi yazılar yazıyorsa bunu acısını Osmanlı devletinden çıkarmamalıyız... Biz, onların sığındığı o dalı kesip kendi Türklük ağacımıza yerleştirmeli ve orada muhafaza etmeliyiz. İyisiyle kötüsüyle...


Atatürk'ün o güzel, özlü sözlerini ilk duyduğumda bir şey anlamayan biriydim; fakat Atamızın aslında o sözleri neden söylediğini daha sonra çok iyi anladım.

İşte o güzel sözler;

Ne mutlu Türk'üm diyene.

Kanını taşıyandan başkasına inanma!

Seçtiğin yöneticilerin kanındaki cevhere bak.

Hayattaki yegane üstünlüğüm Türk olarak dünyaya gelmektir.

Türk, çetin işler başarmak için yaratılmıştır.

Bir Türk dünyaya bedeldir.


Bu sözler Türkleri kendi benliğine kazandırmak için söylenmiştir diye düşünüyorum. Çünkü; Osmanlı devletinde hiçbir Türk böyle bir söz duymamıştır. Ancak " Kaba Türk " gibi sözleri işitmiştir ne yazık ki...



Başka bir olaya değinmek isterim.

Osmanlı devletin'de Genç Osman'ın şehit edilme olayı vardır.

Nedeni ise şunlardır,

1. Yeniçeri ocaklarını kaldırmak, onlarin yerine Anadolu, Suriye ve Misir Türkleriyle  milli bir ordu kurmak.

2. Başkenti anadoluya taşımak.

3. Ilmiyye sinifinin siyasî ve malî kudret ve nüfuzunu kirarak, bozulmaya baslayan bu zümreyi islah etmek.

4. Harem-i Hümâyûn u tasfiye etmek ve hânedanin Türk ailelerinden nikahla kiz almasina yol açmak.

5. Fatih ve Kanuni'nin eskiyen mevzuati yerine yeni kanunlar getirmek


Kaynak: Mustafa Müftüoglu, Yalan söyleyen tarih utansin, Cild: 1, S. 67-68

Görüldüğü gibi Osmanlı'da Türklük anlayışı böyledir. Umuyorum ki tüm Türkler çok çalışarak Osmanlı'nın bu durumuna düşmemeye gayret etmelidir. Şu an ülkemiz üzerinde büyük bir oyun oynanmaktadır. Bu oyun Osmanlıcılık üzerinden, din üzerinden ve milliyetçilik üzerinden oynanmaktadır. Kendine milliyetçi diyen çoğu kişi ne yazık ki Ülkücü-Ümmetçi dir. Ayrıca, Osmanlı'ya kötü sözler söylerken lütfen şu an ki Türkiye'nin haline bakmayıda unutmayalım.  Tez vakit kendimize gelelim! Türklük çınarını tekrardan yeşertelim.


Tanrı bizimle olsun!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #15 : 07 Aralık 2010, 00:07:18 »

Oğuz Şad ağabey, gerçekten akıcı bir üslup ve etkileyici bir anlatımla makalenizi oluşturmuşsunuz. Tebrik etmek bana düşer mi bilmiyorum ama tebrikin dışında siz ister soru deyin ister eleştiri... Bazı diyeceklerim olacak.
1- Türkiye Cumhuriyeti 1923'te kurulmuştur. Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'tür. Tıpkı Osmanoğulları'nın devleti gibi bir Türk tarafından kurulan bu devlet Atatürk'ten sonra nadiren Türk soylu kişiler tarafından yönetilmiştir. Başa geçen Türk soylular da soylarının gereğini yapamamışlardır. Bu durumda diyelim ki Türkiye Cumhuriyeti yıkıldı. Savaşlar geçirdik ve yeni bir devlet kuruldu. Torunlarımızın Türkiye Cumhuriyeti tarihini saymayıp ecdat olarak kabul etmemesi isiz üzmez mi?
2- Bahsettiğiniz olayların neredeyse hepsi günümüz Türkiye'sinde farklı şekillerde de olsa yaşanmaktadır. Günümüzde de Türklük neredeyse ikinci sınıf kimlik haline gelmiştir. Atatürk'ün temelleri sağlam atması sayesinde Osmanlı'nın durumundan daha iyi bir haldeyiz. Fakat yıllar sonra akıbetimizin "Osmanlı'da Türklük" olmayacağını kim garanti edebilir. Yarın bir gün "Türkiye'de Türklük" diye başlıklar atıp makaleler yazmayacağımızı kim garanti edebilir?
3- Benim sizde kabul görmediğim konu Osmanlı'yı eleştirmeniz değildir. Benim görüşlerim az çok biliniyorsa Osmanlı'yı en çok eleştirenlerden biri olduğum da bilinecektir. Fakat eleştirdiğim Osmanlı'yı asla "ceddim değildir" diyerek kesip atmadım. Bu makalenizde buna benzer bir ima görmeiyorum ama kişisel inancınızı az çok bilebiliyorum. Bu konuda ben sizin "Günahıyla sevabıyla Osmanlı bizimdir" demenizi, ondan sonra bu makaleyi yazmanızı isterdim.

4-Daha sonra Makalenize yardımcı olabilecek bir ek sunacağım. Yüzde yüz doğru denilemez. Padişahların annelerinin bilinen ırklarının saf halini kullanarak oluşturdum. Bir zaman sonra Türklüğün kaybolduğuna güzel bir örnektir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
oguz sad
Ziyaretçi
« Yanıtla #16 : 07 Aralık 2010, 00:49:35 »

Düşünceleri ile katkıda bulunan kandaşlarıma teşekkür ederim.

Makale için tebrik eden kandaşlarımız olsa da, içerik olarak hoş olmayan durumu yazmanın bize düşmemiş olmasını ve de tebrik edilmemeyi yeğlerdim.

Kağan kardeşim,

Kişisel düşüncem az çok tahmin ettiğin gibidir. Osmanlı'nın ''Günahıyla sevabıyla bizimdir'' sözünü benim ağzımdan ya da kalemimden ancak; Türklüğe hücum etmiş yabancı kanlı birisine karşı duyabilirsiniz. Ki, burada ki ''Ced''den kasıt da hanedanlıktır. Keza, atalarımız da zamanında Osmanlı tebâsı, haliyle de Osmanlıydılar. Hanedanlık ve dışlanan tebâ Türklüğü ayrı tutmak gerekir. Çünkü; Osmanlı, Türklüğün çatı mahiyetinde ki adından daha çok 72 milletin ortak adı olmasının yanın da yönetim erkinde bulunan devşirme Enderunlular ile hanedanlığın adıdır.

Osmanlı'dan Türklüğün tasfiyesi öncesi olmuş olsa da tam anlamıyla; Fatih'in Çandarlı'yı idam ettirmesi ile başlamıştır. Zaman ve süreç kavramını analiz edersek; bu gidişle Cumhuriyet Osmanlı kadar da dayanmayacaktır. Ve maalesef ki durum, Türkiye Cumhuriyeti'nin akıbetinin de o yöne gittiğini göstermektedir.

Sormuş olduğun soruya gelirsek; ömür vefa ederde satırlarında ''olursa'' diye bahsettiğin olumsuz durumlara erişirsek; Türklüğün varlığına kast eder duruma geldiği müddetçe değil Cumhuriyet, öyle bir durumu onaylarsa; babama dahi ''Ced'' demem. Bu da benim düşüncem.

Yukarıda dediğim gibi aslolan ''Türkçülük'de Osmanlı''nın nasıl olması gerektiğinin cevaplarıydı. Osmanlı'nın 600 senelik geçmişi ve de bana göre bir çok değinilmesi gereken noktası olduğu için bugün bunu yazıp, ilaveten Osmanlı'ya bakış açımızın nasıl olması gerektiğine dair bir makale yazmam gerektiğinden yazmak zorunda kaldım. Hala bir türlü başlayamadığım makaleye yarın başlayıp, anladığım mana da Türkçülüğün osmanlı'ya bakış açısının nasıl olması gerektiğine dair düşüncelerimi 11 Aralık'a kalmadan kandaşlarımla paylaşırım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gumus Kurt
Ziyaretçi
« Yanıtla #17 : 07 Aralık 2010, 01:56:53 »

Yazı için sağ ol kandaş. İşte "TurkcuTuranci" farkı. Başka sitelerde kimse böyle kolay kolay makaleler hazırlayamaz. İster Osmanlı konusu olsun, ister başka bir konu olsun  Türklüğe-Türkçülüğe hizmet etmek için makale yazan kandaşlara teşekkür ederim. Tanrı bizimle olsun!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiçi
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 89



« Yanıtla #18 : 07 Aralık 2010, 05:14:58 »

Osmanlıyı anlatmadan önce onu devirlere ayırmak gerektiğini düşünüyorum. 620 yıllık bir devleti tek bir makaleye sığdırabilmek çok zor olur. Elbette bu devirler batılı tarihçilerin ayırdığı gibi tarihi devirler değil Türkçü Düşünce Edipleri tarafından ayrımı yapılması gereken Türklük Bilinci Dönemleri olmalıdır.

Her bilinçli Türk genci gibi ben de tarihe meraklıyım. Yukarıda okuduklarım arasında bilmediğim konulara rastladım ve konu fazlasıyla ilgili çekti. Yazara emeğinden ötürü teşekkür ediyorum.

Tarihte devlet kurmakla ün yapmış millet olan Türkler için bu işler tabir yerindeyse çocuk oyuncağı gibiydi. Ancak devleti sağlam temellere oturtmak da bir o kadar zor olmuştur. Türk Tarihinde neredeyse devlet kurmamış boy kalmamıştır. Selçuklular dağıldıktan sonra Anadolu nun her bir yerinde uç beylikleri kurulmuştu. Bu beyler aslında Selçuklu nun komutanlarıydı. Merkezi otoritenin zayıfladığı zamanlarda bu beyler bağımsızlık bayrağı açmaktan geri kalmamışlardır.

Osmanlının bu olaylardan ders çıkararak bir devşirme taktiği geliştirdiği söylenebilir. Bunda Karamanoğullarının uzun süre Osmanlıyı "oyalaması" da etkili olmuş olabilir. Evet devletin ilk zamanlarında belki anlaşılır kabul edilir ancak son dönemlerde bu taktik aleyhimize gelişmiştir.

Ben tarihçi olmadığım için ve resmin bütününe malik olamadığımdan konuyla ilgili kesin bir karar verme niyetim yok. Gerçeği bilmeği herkes gibi çok isterim. Bu konuda diyeceğim Osmanlı tarihte kalmış bir Türk Devletidir.

Cumhuriyetten sonra yurtdışına çıkarılan Osmanlı hanedanının Türkiye aleyhine bir girişim içine girmemesi onlardaki Türklük sevgisini gösterir.

Gelelim benim ilk bakışta gözüme çarpan yanlışlara;
Osmanlı neredeyse 500 yıl Balkanlara hükmetmiş. Eğer amacınız islam ise hani Balkanların yüzde kaçını müslüman yapabildiniz?
Amacınız Türklük ise şu anda Balkan Milletlerinin yüzde kaçı Türkçe konuşuyor?
Balkanları han, hamam, köprü, kervansaraylarla kuşatılırken Anadolu neden ihmal edildi?
Örnekleri daha da çoğaltabilirim ancak bu kadarı yeterli.

Osmanlı Türkleri iyi tanıdığı için onları yönetimden uzak tutmuştur. Hatta yabancı kadınlarla yapılan evlilikleri de ben buna bağlıyorum. Eğer Karamanoğullarından bir kız alınsa idi örneğin kızın babasına beylik verecekti. O da bir süre sonra saltanat davasına kalkışabilirdi. Bu ihtimal bana oldukça mantıklı geliyor.

Osmanlı bir gün düşüş yaşayacağını düşünememiştir. Eğer hep güçlü kalınsaydı evet ecnebiler itaat ederdi. Osmanlı, Türkleri iyi etüd etmiş ancak yabancılar üzerinde yeteri kadar çalışmamıştır.

Bizansın da bizde yeteri kadar araştırılmadığını düşünüyorum. Bizansı oluşturan halkın bir bölümü Türk kökenli idi. Traklar, Kumanlar, Peçenekler gibi. Osmanlı Padişahlarının aldığı kızlara yabancı diyoruz ama onların ırkı nedir peki? Rum yani yunan mıydılar?

Osmanlıyı ve Padişahların yaptığı evlilikleri anlamak için Bizans Tarihi üzerinde de bilgi sahibi olunması gerektiğini düşünüyorum.

Konu çok mu dağıldı bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa Osmanlı üzerine tartışmalar bitecek gibi görünmüyor. Ben onları tarihe bırakmamız gerektiğini düşünenlerdenim.

Tarihte ne zaman devlet kursak sınır devletlerin etkisi altına girebiliyoruz. Osmanlı, Rum, Ermeni, Arap ve Kürtlere bel bağladı.
Selçuklular Fars etkisi altındaydı.
Eski Türkistan devletlerimiz Çin, Moğol etkisine girebildiler.

Yani her devletin kusurları olur ve hataları vardır ki tarihte kalmışlardır. Türkiye Cumhuriyetinde de herkesi Türk sayalım dedik ama bakın bu da tutmuyor gibi.

Bana kalsa Karamanoğulları gelse daha iyiydi. Bana sorsan Fatih ten sonra Cem Sultan gelse daha iyiydi. Bana kalsa Türk ten başkası komutan olmamalıydı. Ama olmuş, yapacak bir şey yok.

Yapacağımız şey tarihten ders alıp hataları tekrarlamamak olacaktır. Atasözlerimize bakarsak gerçeği görebiliriz:

Ayıdan post, gavurdan dost olmaz.




 



Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun.
Tanrı Türk'ü Korusun.
Kırıkhan
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 304



« Yanıtla #19 : 07 Aralık 2010, 11:23:26 »

  
  Yukarıda Osmanlı'ya karşı yazılan ve alkışlanan sözlere nasîb olursa ileride tek tek yanıt vereceğim.
 
  Türk ırkının evlâdını kendi târihinden soğutmak ve onu geçmişine küstürmek dışında; millî menfaatler yönünden ne işe yarayacağını hâlen anlayamadığım bu fikirler de dâhil olmak üzere, her fikri alkışlayabilen kimseler bulunur muhakkak.
    
  

     Zâten inancım şudur ki; Osmanlı'ya bu derecede düşmanlığın kökeninde kişisel (belki de mezhebî) garez yatmaktadır. Eğer herkes menfî garezi yüzünden ecdâda nefret ve hakâretler ile dolu bir Türkçülük yorumu yapacak ise işimiz zor. Zâten ona millî mefkûre değil orta oyunu denir.
  
 Yarın bir Osmanlıcı çıkıp Yüce Başbuğ Atatürk'e, Başbuğ Timur'a içeriksel bakımdan olmasa da yöntem bakımından bunlara benzer demagojik ve popülist saldırılarda bulunursa; bunun karşısında gene Türk târihini, "sözde değil özde" yekpâre bir bütün olarak görmek ve saygı duymak gerektiğini bilen Türkçü gençler olacaktır. Ancak Osmanlı'ya karşı yapılan bu türden ithâmlar, bahsettiğim Osmanlıcı kimsenin eline koz vermekten ve onun hakâretlerini meşrû savunma hakkı konumuna sokmaktan başka ne işe yarar?

  Ancak yukarıdaki kimselerden anladığım kadariyle; ne yazık ki ecdâdı savunmak benim gibi bir âcize düştü.
  
  Osmanlı'ya böylece sövmenin, Türk evlâdının Osmanlıcı lakertalara inanmasını engellemeyeceği; aksine radikal Osmanlıcı kesimler yaratacağı inancındayım. Bunun ayrıntısını zaman bulunca yazabileceğim.

   Ecdâda bu derece kîn dolu kimselere "Gök Bilge Atsız"ın Osmanlı'yı ululayan makâlesini veyâ şiirlerini sunmam tabiî ki işe yaramayacaktı; nitekim beklediğim gibi oldu, "Zamanın gerektirdikleri idi, o yüzden öyle yazıldı." gibisinden birkaç sözle geçiştirildi.
  
  Ancak Atatürk'ün Nutuk'ta söylediklerinin  zamanın gerektirdikleri olup olmadığını, zâten doğrudan Osmanlı'ya sövülmediğini düşünmek bu kimselerin işine gelmez. Çünkü menfî garez denilen şey bu kimselerin ayân beyan gerçeklikleri görmesini engellemiştir.

  Bununla birlikte, Karamanoğulları mes'elesini ileride ayrıntılı yazacak olmama karşın, böyle bir çarpıtmaya az da olsa değinme gereği duydum:

   Karamanoğullarının (Esâsında bu Karamanoğlu II.Mehmet, II. İbrâhim aynı zamanda Osmanoğludur. Hem de mevzûnun içeriği olan II.Murad'ın kanından. Aynı zamanda Mevlânâ'nın torunudurlar. Osmanoğulları'na soysuz denirken; onlardan kız alıp veren Candaroğulları, Karamanoğulları, Aydınoğulları, Dulkadırlı gibi Türkmen boylarının da etkilendiği unutulmamalıdır.) Bizans'a ve Macar'lara gönderdiği mektuplardan alıntılar yaparak (bu çağda) Karamanoğullarının iki-yüzlü sinsi siyâsetine örnek vereceğim.
  
 Karamanoğlu'nun zevcesi olan kız kardeşi vesîlesi ile üç kez bağışlayan II.Murad hiç de öyle anlatıldığı gibi zâlim değil; aksine benim aşırı bağışlayıcılığından ötürü kızdığım bir şâhsiyettir.
 
 Bu mes'elenin ayrıntılarını dediğim gibi yazacağım nâçizâne.

    Ancak gelelim dün gönderdiğim iletiye. Bunu gönderdim, lâkin kesinlikle tatmîn edici bir yanıt alamadım.
              
                                                                         ***  
   Dün aşağıdakileri yazmıştım. Özellikle (B) şıkkına dikkatleri çekmek istiyorum. Bunun yanıtı nasıl veriliyor gerçekten merâk ediyorum.

                                                                         ***  
  
Merâmımı bağışlayınız. Gerçekten aklıma Osmanlı karşıtlarının fikirleri konusunda birkaç şey takıldı.

Karışık yazıları anlamakta zorlanıyorum; bunu âcizliğime bağışlayıp bu konuda benim yapacağıma benzer biçimde, madde madde yazıp bilgilendirirseniz sevinirim.
                                                                                        ***
Genelde tüm yönetimsel varlığını gâzâlara (esâsında bir çeşit geleneksel Türk irredantizminin İslâmî terminoloji ile ülküleştirilmesine) borçlu olan şehitler ve gâzîler ailesi Osmanlı'yı aşağılayanların (hâşâ) fikirlerinden anladıklarım şunlardır:

1-Osmanlı zaman içerisinde soysuzlaştığından onları Türk sayamayız.
2-Türk ırkı Osmanlı'nın egemenliğinde 600 yıl yaşamıştır.

Bu ikisinden çıkarılacak olan sonuçlar şunlardır:
(A) 1040 ilâ 1071 yıllarında kurulan Türkiye Devleti yönetimi 1300-1400 yılları arasında soysuzlaşan Osmanlılar tarafından  kademe kademe işgâl edilmiştir.
(B) Kısacası Türk ırkı, 600 yıl boyunca tüm karşı koymalarına, tüm çabalarına karşın Türk olmayan bir ailenin egemenliğinde yaşamıştır. O hâlde bizim "Türk ırkı, uzun bir müddet boyunduruk altında yaşayamaz, yaşamamıştır." iddi'âmız Türkçüler eliyle çürütülmektedir.

Bunun dışındaki sorularım ise şunlar:

1-Acabâ Osmanlı karşıtı tarafca anlatılanlardan yaptığım çıkarımlarım mı yanlış?

2-Eğer çıkarımlarım yanlış değilse; bir Türkçü özellikle (B) şıkkını kendine yedirebiliyor mu? Bu fikrin kabûlü Türkçülük açısından felâket değil midir?

3-İstanbul'un fethinde (andıkça yaşasın) Fâtih'in rolünün abartılmaması gerektiği konusuna katılıyorum. Çünkü her fetih evrimseldir.
    Peki bunu kabûl ediyor olmamız; İstanbul'un özellikle (a.y) Murad Hüdâvendigâr, (a.y) Yıldırım Beyazıd ve (a.y) I.Mehmed Çelebi'nin insânüstü çabaları ile fethe hazırlandığını; hattâ (andıkça yaşasın) büyük Türk başbuğu Timur ile yapılan 1402 Ankara savaşından sonra Fetret Devri'ne girilmese idi İstanbul'un, belki de asıl fetihten üç çeyrek asır evvel Yıldırım tarafından fethedilebileceğini; İstanbul'un yukarıda belirtilen yalnızlaşmış, zayıflamış hâle gene Osmanlı'nın gâzî ve şehitleri tarafından getirilerek, kademe kademe mühâsaraya alınıp 1453 yılında (a.y) Fâtih tarafından tamâmen fethedildiğini; kısacası, İstanbul'un Osmanlı ailesi tarafından "Türkleştirildiği" gerçeğini değiştirir mi?  

4-Osmanlı ailesinden evvel Anadolu'daki Türk boyları arasındaki durum nasıldı? Türk boyları arasında ırkî-ulusal birlik söz konusu mu idi? Acabâ Anadolu Türk Birliği vardı ise ve Osmanlı (özellikle Yıldırım) tarafından sağlanmadı ise kim tarafından sağlanmıştır; yâni Türk boyları arasındaki Büyük Türk Devleti Hakanlığı savaşları yüzünden Türk'ün Türk'ü bitirmesi kim tarafından engellenmiştir?

5-(Eğer Anadolu'da Osmanlı'dan evvel Türk Birliği söz konusu ise ve boylar arasında savaşlar olmayıp bu boylar zâten ırkî-ulusal bilinçte idiyseler) Osmanlı zâten var olan Türk birliğini bozup, kardeş kardeş yaşayan Türk boylarını mı ayrıştırmıştır?  

6-Bu derecede Osmanlı karşıtlığı ile cemaatlerin, Osmanlıcı kesimin ve tüm (a.y) Başbuğ Atatürk karşıtlarının ekmeğine bal sürülmekte midir?
       İyi niyetinizden şüphem yok; lâkin amacınız ne olursa olsun, şu söyledikleriniz netîce itibâriyle Nurettin Topçu, Kadir Mısıroğlu gibi laiklik ve Atatürk düşmânı aşağılık kimselerin iddi'âlarının tersten söylenişi değilse nedir? Onlar iddi'âlarını Atatürk'ün Osmanlı ve dîn düşmânı olduğu tezi üzerine kurgulamışlardır. Sırf bu vesîle ile, laik milliyetçi (olmasına karşın Atatürk muarızı olan) Rızâ Nur'un külliyâtını yayınlayanlar da (Abdurrahman Dilipak, Kadir Mısıroğlu) bunlardır.
 
7-Osmanlı'yı aşağılamanın Türk ırkının birliğine, Türk devletlerinin bütövlüğüne ve Türk târihinin yekpâreliğine faideleri kısaca nelerdir? Eğer Osmanlı'yı dışlamak bir hatâ ise; böyle bir hatâya düşmenizde kişisel garezinizin, millî menfaatlerin gerektirdiklerini görmenizi engellediği söylenebilir mi?

8-Osmanlı'ya hak ettiği saygıyı göstermek Türk'e özgü içten vefânın bir gereği değil midir?

 Esen kalınız. Saygılar.

  
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 11
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.073 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.