''11 Aralık 'Atsız' bilimsel târih tartışmaları günü'' (T.M )
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Kasım 2017, 21:34:59


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2 3 ... 11
  Yazdır  
Gönderen Konu: ''11 Aralık 'Atsız' bilimsel târih tartışmaları günü'' (T.M )  (Okunma Sayısı 74221 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« : 22 Kasım 2010, 12:02:52 »


1. ''11 Aralık 'Atsız' bilimsel târih tartışmaları günü''

MAKALE KONU BAŞLIĞI

Osmanlıda Türklük, Türkçülükte Osmanlı



11 Aralığı beklemek bana biraz güç geldi, Vazife, Vazifedir diyerek ben şimdiden görevimi yerine getirim dedim ve bu konu hakkındaki düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Osmanlı Günahıyla ve sevabıyla bizim dir, Yeryüzünün gelmiş geçmiş en üstün ırkı olarak bilinen ve bunda da tasdikli olan Türklerin içerisinde tabiki her şeyi ile dört dörtlük bir süreç geçirmiş olan yönetici ailenin gösterilmesi güç tür. Osmanlılar denilen Türk ailesi, Arkasına büyük Türk milletini de alarak  Türk tarihine olduğu kadar Dünya tarihini de şekillendiren bir güç olmuştur. Yaklaşık 600 yıl Türk tarihinde rol alan ve bilinen 3 kıtada at salma gücünü gösterebilen bu Türkler tabi ki hata da yapmış olabilirler. Zapt edilen yerlerin elde tutulabilmesi için kendilerince geçerli olan sebeb kendisini öz Türk sınıfına koyan Bozkurtlarca red edilebilir fakat bu böyle diyerekte kesin ötelenemez çünkü istesek te istemesekte onlar Türk milletinin geleceğini şekillendiren bizim atalarımızdır.

Türk milletinin şu vehametli günlerinde kanı Türk olanların birlik ve beraberlik açısından çok önemli günler geçirdiği aşikardır.Türk soyunun üstünlüğüne inanan kimselerin geçmişte kalan binbir sebeb dolayısıyla Türkün bu kara günlerinde o culuk, bu culuk yaparak ayrışmaya neden olmaları osmanlının ihanetinden daha da önemlidir. Ayrışmak çok kolay ama birleşmek te o kadar zordur bunun bilincinde olmak Türklüğün hayrına olacaktır. Şu an Türk milleti içerisinde Türkçü olarak dünya görüşünü yaşayanların azlığı, Osmanlıyı Türk atası sayanların yanında gözle görülebilir niceliktedir. Osmanlının Türk milletine yapmış olduğu kötülüğü bilmeyen Türk soyluların onların yolunda ölümü bile göze alabilecek bir standart ta olduğunu düşünürsek bu kardeşlerimizle kafadan ayrışmak Türk milletinin işine yaramayacaktır, peki ne yapmamız gerekiyor dersek onlarla birlik olarak Türk milletinin şu kara günlerini atlatmak ilk hedef olmalı daha sonraları da işin gerçek yönünü kendi aramızda kavga, döğüş etmeden ayrıntıları ile ele almamız gerekmektedir.

Türk Milleti bir çok devletini aile hanedanlığı olarak gündeme taşımıştır, Selçukluları ele alalım; Osmanlıların ele geçirdikleri piçlerin piçlerini Türkleştirerek Türk milletinin yönetimine getirmesi ve sonrasında o devşirmelerin kanlarının Türk kanına karışması sonucun da osmanlıya gütüğümüz düşmanlığı biz Türkçülerin Alparslana da gütmesi gerekmektedir nedeni Alparslanın Anadolu’nun Türkleşmesine yol açan Malazgirt yengisini, Kürt askerlerinin önemli desteğiyle kazandığı söylenmektedir, biz inanmasakta tarihçi geçinenlerin söyledikleri bu dur. bu piçlerin tarih boyunca neredeyse yüz yıllardır başımıza açtıkları belaları göz önüne aldığımızda Alparslan ata'ya da kızmak gerekmez mi?, Gene Tarihçilerin yazdıklarına göre Tuğrul Bey’in yanından ayırmadığı Hezaresb gibi en sadık vasalleri Kürt beyleri değilmidir. Şimdilerde Türk kanı akıtan kürt itlerinin kayrılma dönemlerinin Selçuklulardan başladığını bilmeyen varmı? ne yapacağız yani, Selçuklu denilen atalarımıza düşman mı olacağız. Koca bir HAYIR!, Selçukluya da olmayacağız, Osmanlıya da. Türkçülüğün gereği bu olmalıdır bence.

Alparslanın Anadolunun Türkleşmesi için yapmış olduğu kutlu savaşın karşılığında Fatihin İstanbulu alarak orasını bir Türk kenti yapması ve buna dayanarak bir Türk'ün çağ kapatıp, çağ açması Azımsanamaz asla da aşağılanamaz. Yalnız bu mudur Osmanlının Türklüğün hayrına yapmış oldukları, 3 Kıtaya Türkün adını götürmüşlerdir, o vakte kadar kendisini efendi gören Avrupanın köpekleşen milletlerini dize getirmemişmidir Türk adı ile. Müslüman olan Türk milletinin dini inançları karşılığında Kabeye kadar giderek Hz peygamberin Hırkasına, ve dahi sakalına kadar Türk milletinin ayağına getirmemişlermidir. Bizim işimiz dincilik değil Kan'cılıktır, Biz osmanlıyı ele alacaksak kanımız bakımından ne yapmışlar o na bakacağız, dini yönden bakanın Türkçülüğü tartışılır.

Biz Türkçüler asla o cu bu cu olamaz, biz Türkçüyüz, osmanlının iyi tarafını görerek yazılan yazılara sen osmanlıcısın yaftasını asla kabul edemem, dediğim gibi ben Türkçüyüm, Türkten tarafım. Osmanlının Türklüğe karşı yapmış olduğu her hareketi bilirim, İhanet derecesinde olan larda vardır onlarıda Türklerin önüne kayacağız. Ermenilere, kürtlere ve diğer azınlıklara belli padişahlar tarafından tanınan ayrıcalıklar karşılığında Türklerin gördüğü zulumleri de anlatacağız ama Türk'ün hayrına yaptıklarını da tabi ki. Bazı Kandaşlarımızın ilk ele aldıkları konu Osmanlının anaları tarafından kanlarının bozulduğu yönünde dir, peki bundan bize ne? Biz osmanlının çocuğumuyuz yoksa Akıncıların mı? Biz safkan Türk olan Akıncıların torunlarıyız yönetim osmanlıda olsa biz o devirde Türklük için ilk darbeyi vuranların evlatlarıyız ben Osmanlının dölü değilim ki osmanlının kanının piçleşmesinden gocunarak o ailenin zamanında yapılmış olan Türk zaferlerini kutsamayayım, Osmanlının zamanında kazanılan her zafer Akıncıların ürünüdür. Akıncılar vurur bitirir arkasından devşirme yeniçeriler ile başlarında bulunan osmanlı padişahı davul zurna eşliğinde aheste aheste zafer naraları atarak fetih yaparlardı. Osmanlı deyince biz bir aileyi ele almamalı o devri anlamalıyız.

yürekli-kam  Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
www.turkcuturanci.com
 22 Kasım 2010










Facebook'a Ekle
Kayıtlı
SELCEN06
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 22 Kasım 2010, 12:22:18 »




Çocukluğumuzdan beri yaşadığımız ortam içerisinde okulda üniversitede bulunduğumuz siyasi toplumlarda (Türkçülükte dahil) Adriyatikten Çin seddine Türkler, üç kıtada at süren Türkler, acunda üç imparatorluk kuran tek ırk Türkler, çağ kapatıp çağ açan Türkler vs böyle terimleri göğsümüz kabara kabara dinlediğimiz yada dinlettiğimiz olmuştur. Bu otağda bu sözleri kullanmayan bir tek Türkçünün bile olmadığını sanmıyorum, bu yukarıdaki sözleri bu günlere gelmesini sağlayan nesne Osmanlı dediğimiz Türklerdir. Bu atalar olmasa Adriyatiğe kim gidecekti, üç kıtada atı kim salacaktı ve kim çağ açıp kim kapatacaktı. Hatasıyla ve sevabıyla bu yiğitlerde bizim atalarımızdır.

Osmanlı deyince neden kendisine Türk'üm diyen birisinin kanlarının beyinlerine sıçradığını anlamak benim açımdan anlayabileceğim bişiy değildir. Osmanlının suçu yokmudur veya Türlüğe karşı ihanet bile sayılabilecek hareketleri olmadığını kim söyleyebilir.Osmanlı kendine özgü sebeplerinden ötürü Türklüğün günümüzde dahi başına bela olan olayların müsebbibi olduğunu hemen hemen hepimiz biliyoruz fakat Kayı Boyu nun Türklerin birbirini kırdığı bir dönemde ortaya bir aşiret olarak çıkıp bütün Türkleri birleştirerek bir cihan imparatorluğu haline getirebilmesinşi de kim inkar edebilir. Bunun ikiside gerçektir.Birini bilen diğerini inkar etmemelidir,biz Türkçüler her iki olgunun da bilincini taşımalıyız aksi halde ayrışmalar herzaman olacaktır birini tutup diğerini ön plana çıkartmak Türkçülüğe ihanettir.

Osmanlı İmparatorluğu'nun Türk tarihinde hakim olduğu 600 yüzyılı es geçerek orada bir boşluk bırakmak Türkçü düşüncenin hangi paragrafında yeralmaktadır. Osmanlıyı Türk olarak biz inkar ettiğimiz zaman, 300 milyonluk Türk aleminin bunlara olan inancının yerine neyle doldurabileceğimizi de düşünmesi gerekmkedir. Ümmetçi camianın, türlü oyunlar kurarak  Türk milletini meshep ayrılıklarına kurban edip Osmanlıya sahip çıkması biz Türkçüleri bu noktada ayrıştırmamalı, birleştirmelidir. Mezhepsel ayrılıkları ön plana çıkartan kişilerin ya Şah İsmail'e veya Yavuz'a saldırması gözardı edilmemesi gereken bir gerçektir. Biz Türkçüler kanbağı güden kişiler olduğumuzdan ötürü her ikisinin de din bazında ne yaptıklarını hiç önemsaemeden Türklük için ne yaptıklarını gündeme taşımalıyız ki ümmetçi çapulcuların 500 yıllık heveslerini kursaklarında bırakalım.

Türk tanrısı bizi istesekte istemesekte Türk'ü koruyacaktır, çünkü Türk Tanrının kılıcıdır.

   NE MUTLU TÜRK DOĞANA!

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
shaman
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 138



« Yanıtla #2 : 22 Kasım 2010, 13:24:27 »

Osmanlı günahıyla sevabıyla büyük yıkımlar ve acılar bırakarak tarihe karıştı. Yerine kurulan ulus devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin hangi şartlarda kurulduğunu, büyük bir Kurtulus Savaşı verdiğimizi anlatmaya gerek yoktur sanıyorum. Osmanlı bir ulus devlet değildi. Çok sayıda uluslardan meydana geliyordu, Osmanlı'nın bünyesindeki uluslar süreç içinde bağımsızlığına kavuştu. Türk ulusu da , kendisini padişahlardan ve emperyalistlerden "Kurtuluş Savaşı"yla zor kurtardı.
Cumhuriyeti saltanat sevdasına, halkçı devletçi sistemin liberal vahşete, devrimin karşı devrime, ulusalcılığın ümmetçiliğe, laikliğin ortadan kaldırılıp dini devlet kıstaslarına oturtulmasına yönelen bir çabayla beyinlerimize öylesine kolu kanadı kırılmış, zavallı ve aciz hale sokulmuş bir tarih kakalanmakla kalmamış, aynı zamanda o tarih bir takım bilim insanları tarafından çarpıtılarak bize yalan yanlış dayatılmıştır. Şimdi biraz tarih bilgimizi yoklayalım...
Osmanlı hükümranlığı süresince toplam 36 Padişah çıkarmış. Fatih Sulan Mehmet'i, hadi kılıçlarının hakkını vermek için Yavuz Sultan Selim ile bir de Kanuni Sultan Süleyman'ı ayırırsak  geriye kalan 33 Padişah'tan hangisini saygıyla, hayranlıkla, ileri görüşlülükle anabiliriz ki?
Kurucu tebaasını yani Türk halkını ezen ve azınlıklara ezdiren başka bir hanedan biliyor musunuz? Tüm tarihinin üçte birini aşağılanmayla geçiren hangi hanedana özlem duyulabilir ki?

Hadi askeri alandaki yenilgilerini sineye çekmeye çalışalım. Tüm Osmanlı tarihinin medeniyete katkı anlamında ortaya koyduğu ne vardır da biz bilmiyoruz? Bir Barbaros, bir Sinanla koskoca bir tarihi açıklayabilir miyiz, bu mümkün mü?
Son 100 yıllık dönemin en önemli konularında yabancı devlet elçilerinin, bizzat Padişah'tan ve Babıali'den yani hükümetten daha fazla söz sahibi olduklarını bilmiyorlar mı? Sadrazamın veya bakanların yabancı elçiler yerine sefaret tercümanları ile görüşmesini dahi içine sindirebilen bir yönetimin ve zihniyetin nesi özlenebilir ki?
Osmanlının  yerine kurulan Cumhuriyetin bazı temel değerlerini hala hazmedememek; Türkiye Cumhuriyetindeki unsurları Osmanlı zihniyeti altında birleştirmek bu anlayışa bir de halife ekleyerek İslam dünyasını da yanına çekerek bir güç olma düşüncesini toplumumuza dayatma alıştırmalarının yapıldığını biliyoruz. Türkiye Cumhuriyetinin çok sayıda ulus'tan meydana geldiğini devamlı işleyen ve bu unsurları güçlü kılmak için yapılan çalışmaları hepimiz görüyoruz.
Osmanlı bir imparatorluktu... İmparatorlukları ulusçuluk anlayışı yıktı. Türkiye Cumhuriyetini Osmanlı imparatorluğu gibi görürsek, sonuç bellidir. PARÇALANMAK...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TÜRK'ÜZ TÜRK'ÇÜYÜZ ATATÜRKÇÜ'YÜZ BAŞBUĞUMUZ ATATÜRK, YOL GÖSTERİCİMİZ NİHAL ATSIZ... TANRI TÜRK'Ü KORUSUN VE YÜCELTSİN... ARKASINDA OLMASAYDI ŞANLI BİR MAZİ BU MİLLETTEN ÇIKAR MIYDI BÜYÜK BİR "GAZİ"
Gümüş Kurt
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 22 Kasım 2010, 14:39:35 »

Osmanlı İmparatorluğu yada  Devlet-i ʿAliyye, günahıyla sevabıyla bizimdir. Bizler Osmanlı'yı sahiplenmezsek başkaları sahiplenir. Fetullah Gülen ve Çekirgeleri yeteri kadar Osmanlı'yı savunuyor; çünkü böyle büyük bir devleti herkes kendi safhına çekmek ister. Bu İmparatorluğu Yunanlılar kurmadı. Türkler kurdu! O yüzden sevsekte, sevmesekte bu İmparatorluğu onlara karşı savunmak zorundayız. Bazı kandaşlar Osmanlı İmparatorluğu'ndan öyle bir bahsediyor ki hani gören Yunan devleti sanacak. Osmanlı imparatorluğunun kesinlikle Türklük aleyhine hataları olmuştur; ama ne olursa olsun onlarda bizim Atalarımız. Sanal alemde görüyoruz çaşıtları, insanları nasıl birbirine düşürüyorlar. Bazı kandaşlar Nutuk'tan örnek veriyorlar. Atamız böyle dedi, şöyle dedi diye... Kandaşlar, 1. Dünya savaşına girmiş ve kurtuluş savaşına girmiş olan bir devlet var. Şimdi bu savaşlara giren biri Osmanlı hakkında nasıl iyi şeyler söylesin? Eğer söylerse millet saltanatı, hilafeti ister. Herneyse konu başka bir yöne kaymasın. Ben de Osmanlı'nın yaptığı hataları, güzellikleri otağ içine yazan biriyim.  Benim aslında demek istediğim madem bu Osmanlı İmparatorluğu denen Cihan devletine laf yetiştiriyoruz, onu her çırpıda silip hakaret ediyoruz ya, şimdi soruyu kendimize yöneltelim; biz bu ülke için ne yaptık, ülkenin durumu nasıl?

O sevmediğimiz Osmanlı İmparatorluğu 3 kıtaya nam salan, Türk'ün adını heryere yayan, Avrupa'nın önümüzde köpek gibi eğilmesini sağlayan bir devlettir. Siz hiç Osmanlı devleti'nin başka bir devlete haraç ödediğini duydunuz mu? Lakin Osmanlı devleti şu an dünyanın başına bela olan Amerika'ya haraç ödetmiş bir devlettir. Şimdi bazı kandaşlar Türklüğü yerden yere vurduğunu söylecekler Osmanlı için. Evet doğrudur; ama birde bizim durumumuza bakalım.

Türkiye'nin hali!

Amerika'nın maşası olan Başbakanlar.

Amerika'nın isteğiyle yapılan darbe.

Türkiye'nin mozaik olduğunu söyleyen yazarlar!

Cumhuriyet döneminin artık sonu geldi diyen bir Cumhurbaşbakanı!

Ermeni soykırımı yapılmadığı halde özür dileyen insanlar!

Güneydoğu'dan özerlik sesleri!

Pkk bayrakları sokaklarda.

Bebek katili Apo'nun Posterleri sokaklara açılıyor!

Vatan hainleri davul zurna ile karşılanıyor!

Türk toprağı işgal ediliyor, lakin bizim devletimiz buna rağmen Ermeni pisliklere kapı açıyor.

Andımız yasaklanmaya çalışıyor!


Daha sayayım mı? Saymakla bitmez değil mi...


Yukarıda verdiğim örnekler sadece dağın görünen yüzün. Siz hiç Osmanlı devletin'de terör örgütü bayrağı yada yabancı bir devlet  bayrağı açıldığını gördünüz mü? Siz hiç vatan hainlerinin oturduğu yerden Terör örgütü yönettiğini gördünüz mü? Osmanlı padişahlarının başka bir milleti kontrolü altında olduğunu gördünüz mü? Kocaman bir hayır! Kanuni'nin Fransa'ya verdiği bir ferman var, okuyun ve görün. Ferman örneğini vermemim sebebi bugün halimizin ortada olduğunu söylemektir. Önce bizler Türklüğümüze sahip çıkalım, karabağ, doğu Türkistan, Musul, Kerkük'ü kurtaralım sonra Osmanlı'ya hakaret edelim!

Vatan haini olan Vahiddettin bile bakın nediyor; Velihat iken Almanya'ya gittiği zaman, batı cephesinde ateş hattı siperlerini gezmiş, her hangi bir umulmadık tehlikeye karşı başını eğmesi söylendiği zaman: "Türk başı düşman karşısında eğilmez" demiştir. (Kaynak, Atsız Ata)  Vahiddettin denen hain bile Türk'ün başının eğilmeyeceğini söylüyor. Ya peki şu an ne oluyor? Türk askerinin başına çuval geçiriliyor, İlker başbuğ ve Başbakan korkudan dağda başını eğiyor! Güvenlik olsun diye. Başbakan ne Mutlu Türk'üm dahi diyemiyor. Çünkü o derse birileri ne mutlu kürdüm deme hakkına sahipmiş!

Son olarak söylemek isterim ki; şimdi beni bazı kandaşlar Osmanlı'nın geri gelmesini istediğimi sanabilir, Osmanlı'yı desteklediğimi sanabilir... Asla öyle bir düşünem yok ve olamaz; çünkü bu Türklüğe hakaret olur. Benim anlatmak istediğim, Osmanlı'ya hakaret etme yüzünü kendimizde buluyorsak şu an Türkiye'nin bu durumda olmaması lazım.

Bizler Osmanlı devletin'nin yaptığı hatalara düşmemeliyiz (ümmetçilik, din kardeşliği, kanını bozma, kapitülasyonlar gibi) ve Büyük Turan devletini kurmalıyız. Tanrı Bizimle Olsun.


22 Kasım 2010 -- Gümüş Kurt

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 23 Kasım 2010, 15:40:12 »

OSMANLI TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ

Kusurlar gizlenerek tarih araştırması yapılmaz. Ne yazık ki günümüz tarihçileri, Osmanlı tarihi üzerine kitap yazmayı, araştırma yapmayı yalnızca övgü düzeyinde yapıyorlar. Kendine tarihçi diyen kimi zevatlar her fırsatta Atatürkçülerin Atatürk’ü peygamber gibi gördüklerini söylerler. Oysa yazdığı eserleri okursak, onların da Abdülhamid’i Fatih’i ve Yavuz’u peygamberleştirdiklerini görebiliriz.
Osmanlı tarihçilerinin araştırmaya ağırlık verdiği konular, Fatih’ten başlayıp Kanuni’ye kadar geçen kısım ve Abdülhamid sonrasıdır. Bunlar dışında popüler olan bir tarih kitabı bulmak güçtür. Arz talep meselesi olsa gerek, Türk milletinin de Osmanlı tarihinin bu dönemine fazla ilgi gösterdiği de aşikârdır.
 Osmanlı iyisiyle kötüsüyle bir imparatorluktur. Her ne kadar hanedan üyeleri o dönem pek vurgulamasalar da Avrupa’nın gözüyle bir Türk imparatorluğudur. İçlerinde hiçbir önemi olmayan, tahtta varlığı ile yokluğu belli olmayan ya da kısa bir süre tahtta kalmış padişahlar mevcuttur.
Osmanlıcılık olarak tabir edeceğimiz düşünce kısaca şudur. Devlete körü körüne bağlılık, tüm padişahları ululama, kusurları örtüp başarıları ön plana çıkarma… Bu kusur örtücülerin aynı uygulamayı Cumhuriyet tarihinde uygulamadıkları görülür. Osmanlıcı olarak tabir edebileceğimiz şahıs tipi genelde İslamcı karakterdedir. Bunlar bütün padişahları ulularken nedense Mason olan Beşinci Murad’ı da ululamayı ihmal etmez. Ayrıca Türk tarihini Karahanlılar’dan başlattığı ve Müslüman olmayan hiçbir Türk’ü saymadıkları için Hunlar, Göktürkler ya da Timur Devleti’nin hiçbir önemi yoktur.
Bir de Osmanlı’ya körü körüne karşı çıkanlar vardır ki, bu kişilerin başlıca öne çıkardığı noktalar hanedan üyelerinin yabancı kadınlarla evlenmesi, devletin Türk kimliğini hiç kullanmaması, aksine Türklüğün aşağılayıcı manada kullanılması, diğer Türk devletleriyle savaşırken birçok soydaşın hayatını yitirmesi…
Bu sebepler elbette yerindedir. Ve doğrudur da… Fakat yapılmış yanlışlar yüzünden 700 yıllık bir devleti yok saymak, aynı yanlışları araştırıp bulup sırf Çinli kadınlarla evlenildi, Çinlileşmeye önem verdi diye birçok Türk hanedanı Türklük kadrosundan çıkarmayı da akla getirir ki bu mümkün değildir.
Hanedan dışında başka bir aristokrasinin oluşmaması için yapıldığı söylenen esir kadınları eş yapma eylemi, pekâlâ ailesi olmayan dolayısıyla bir aristokrasi oluşturamayacak olan Türk kadınlar arasından da yapılabilirdi. Roma İmparatorluğu’nun unvanını almak yerine Attila’nın ya da Mete’nin unvanları alınabilirdi.
Diğer Türk devletleri ile savaşma eylemi Osmanlı ile başlamaz. Bu yüzden bu iddianın zannımca pek değeri yoktur.
Sonuç olarak hatası ve sevabıyla Osmanlı Devleti bizim devletimizdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin selefidir. Her insan hata yapabilir. Padişahlar da yapmıştır. Hatalarını ön plana çıkarıp yapılan doğru hareketleri geri plana atmak hatta onları Türklük kadrosundan çıkarmak Türk tarihine bağlılık adına uygun olmayan bir harekettir.

KAĞAN BAHADIR
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Batur Alp
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 25 Kasım 2010, 01:22:26 »

                                                                              Yeşeren Zehir: Osmanlıcılık

Türkçülerin arasında itilafa neden olan konulardan birisi de Osmanlı Devleti'dir. 600 yılı aşkın yaşam süren bu devlet asli ve kurucu unsuru Türkmenler olmak suretiyle Asya'dan Anadolu'ya göç eden Oğuz Türkleri tarafından inşa edildi. Ancak değişen zaman ve Osmanoğullarının belirlediği Türk düşmanlığı üzerine kurulu olan izlence neticesinde devletin kimliği ilk halinden bütünüyle soyutlanarak 360 derece döndürülmüş, Türkler kendi devletlerinde adeta dış kapının mandalı muamelesine tâbi tutulmuştur.

Bir kaç ulu hükümdarın izlediği takdire şayan yönetim anlayışından sonra başa geçen padişahların ekserisi ya kişisel tutkularının peşine düşerek ya da artan yabancı hayranlığı hastalığına kapılıp ülke içi siyasette milli varlığı tesis eden dayanakları bozguna uğratmıştır. Türklüğün horlanarak öksüz bırakıldığı o soysuz asırların izi, mazinin buğulu sayfalarında ve Türk milletinin tahteşşuurundadır.

Bizler biliyoruz ki geçmişte Türk’ün aleyhine olan birçok kötülüğün baş aktörü, kanını ve zihnini bulandırarak Türk töresinden uzaklaşan Osmanlı Devleti’dir. Türk kanına susamış Kürt İdris-i Bitlisileri, Pomak Kuyucu Muratları icad eden Osmanlı’nın Türklüğe açtığı onulmaz yaraları fark edebilmek için uzaylı olmaya gerek yoktur. Umumi tarih bilgisi buna kafi gelir.

Peki alelade insanlar olmamıza rağmen bizlerin bile bildiği bu gerçeklikleri Türkçülüğün babası sayılan, aynı zamanda iyi bir tarihçi ve Türkolog olan Nihal Atsız Ata görmemiş midir?

Türk ırkçılığı ile övünen  Atsız neden  Osmanlı’nın Türklüğe olan onlarca ihanetinden söz etmemiştir?

Bu soruları cevaplamadan evvel öncelikle şu soruyu sormak istiyorum:

Atsız'ı kaynak göstererek Osmanlıcılık oyunu oynayan kişiler acaba Atsız'ın baktığı gözler ile mi dünyayı görmekteler?

Bir yandan Türk ırkçılığı ülküsüne fikri önderlik yapıp diğer yandan Türk hariç her milletin yüzünü güldüren, ki zaten kendileri de başka soya mensup dişilerden dünyaya gelmiş olan, soyu kırık Osmanlı'ya iyi gözle bakmak Atsız’ın mizacına uygun mudur?

Şunu belirteyim, Osmanlıcılık ülküleri gereğince işlerine geldiği gibi Atsız’ı kullanan kişilerin Türkçülüklerinin önüne geçen Osmanlı sevdalarının derin sebeplerini bilemiyorum. Fakat, kan ırkçısı olan Atsız'ın türlü milletlerin gen havuzu haline gelen Osmanlı hanedanını ululayışının nedenleri farklıydı.

Her şeyden evvel Atsız Türk tarihini bir bütün olarak algılıyor, kurulan devletleri ayrı ayrı telakki etmek yerine çeşitli sülalelerin egemenliği olarak görüyordu. Ve aynı bakış içerisinde gelmiş geçmiş bütün sülalelere derin saygı ve sevgi ile doluydu. Atsız’ın maneviyat kavramının büyük bir parçasını oluşturan maziye dair kötü bir söz söylemişliği zaten yoktur. 

Diğer bir yandan Atsız öyle sadık ve mütevazi bir insandı ki dün padişahla yönetilen ülke bir anda el değiştirip Cumhuriyete rejimine dönüştüğünde herkes yeni sistemi benimseyip maziyi karalarken o hiçbir şey için olmasa bile ''ahde vefa'' anlayışıyla geçmişi yerden yere vurmaktan uzak durdu. Bununla beraber yükselen Komünizmin yaratmış olduğu mazi düşmanlığı da Atsız'ın Osmanlı'ya olağandan daha çok sahip çıkmasına neden oluyordu. Maziyi inkar eden ve alaya alan Komünistlere karşı geçmişin direklerini ayakta tutabilecek birisi lazımdı. Milletin bilinçaltındaki maneviyatı diriltecek olan mefhumların kökeninin geçmişte bulunduğunu bilmek Osmanlı'nın Atsız tarafından koruma kalkanı içine alınmasını gerekli kılmıştı.

Ne var ki, Atsız Osmanlı'yı ulularken bile Türkçü geçinen mezhep kölelerinin yaptığı gibi farklı inanıştan gelen Türkleri alçaltma yoluna baş vurmadı. Çaldıran'da Yavuz ile çarpışan Safevi ordusu saflarında Osmanlı ordusunda yer alan Türk sayısından daha çok Türk bulunduğunu açıkça belirtti. Yeri geldi Fatih'in, Yavuz'un ayıplarını ortaya döktü. Edimlerini ve söylemlerini Türklük halkası dışına taşırmadan yürüttü.

Hal böyle iken ve bunlara ek olarak Atsız ''Türkçü, Türklüğün mukaddesatını yıkanları affetmez.’’ sözüyle bizleri uyarmışken asırlarca Türklüğe ket vurmuş bir hanedanı göğe çıkarmanın tevili nedir?

Gayri milli odaklara uşaklık etmekten başka bir işlevi olmayan Osmanlıcılığın yeniden palazlandırılarak milli yapımızın altına dinamit misali yerleştirilmeye çabalandığı günümüz koşullarında milli olan Cumhuriyetimiz varken Ümmetçi olan Osmanlı’ya methiyeler düzmek Türklük düşmanlarının ekmeğine yağ sürmek değil midir?

Hepsi bir kenara, milletimizin ulu Başbuğu Atatürk, bizzat yaşayıp tanık olduğu olaylar sonucunda Osmanlı’nın ihanetini ve Türk düşmanlığını ifşa ederek Türk milletini uyanışa geçirmemiş midir?

Osmanlı’nın bozuk ruh halini tahlil edebilmek ve onu Türklük karşısında hak ettiği yere oturtabilmek için Nutuk’u okumak yeterli değil midir?

Yoksa sizler etnik kökene ve onun akabinde işlenen amele bakmaksızın mührü eline alıp Süleyman olana derin bağlılık ve itaat düsturuyla boyun eğme eğiliminde mi bulunuyorsunuz?

Eğer öyleyse şu naçizane sualime cevap bekliyorum:

Türk ulusunun egemenliğine 600 yıl pranga vurmaktan başka bir marifeti bulunmayan ve Türk kanından çok Slav, Acem kanı taşıyan Osmanlı hanedanını papağan gibi ağzınızdan düşürmeyen sizler, olası bir talihsizlik çağında hürriyetimize el koyup üzerimizdeki hakimiyetlerini ilan eden işgalci güçlere de aynı sempatiyi gösterir miydiniz?

Tanrı Türk’ü Korusun.

Batur Alp









Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bozkurt Eren
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.306



« Yanıtla #6 : 29 Kasım 2010, 04:51:59 »

   Türkçüler arasında tarih sahnesinde yerini almış tüm Türk devletleri sahiplenilirken; Osmanlı Devleti sürekli olarak dışlanmıştır. Hatta en sert eleştirileri maruz kalmıştır. Bu yanlış olduğunu düşündüğüm tutumun sebeplerinin net bir şekilde ortaya konulması gerektiği düşüncesindeyim. Tüm dünyanın “Türk” denildiği zaman aklına gelen Osmanlı Devleti’ni biz neden görmezden geliyoruz?

   Osmanlı’ya yöneltilen suçlamalara bir göz atmak gerektiği düşüncesindeyim.

        1.Osmanlı’nın en çok eleştirildiği konu;  hanedanın yabancı ülkeden evlenmeleri nedeni ile Türk soyunu koruyamadığıdır. Birçok padişah annesinin yabancı olduğunu bilinmektedir. Acaba diğer Türk Devletleri bu hataya hiç düşmedi mi? Eğer bu hata daha önce görülmemiş bir olay olsa idi; çoğu Türk Destanı’nda, Çinli prenseslerin Türk yöneticileri nasıl birbirlerine düşürdükleri, casusluk faaliyetleri yürüttükleri neden anlatılmıştı? Bunların hepsi birer hayal ürünü mü idi? Geçmişte yapılmış olması Osmanlı Devleti’ni temize çıkarmaz ama neden bu konuda sadece Osmanlı eleştiriliyor acaba?
        2.Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasındaki mücadele de bir diğer eleştiri konusudur. Bu mücadele sebebi ile bazı Türkmen boylarının dışlanıp yerlerine Türk olmayan insanların yerleştirilmesi bu eleştirilere sebep olmuştur. Halen daha tarihimizin tam olarak aydınlatılamamış bu kısmı hakkındaki fikirlerimiz kişisel yorumlarımızdan öteye geçememektedir. Olaya hangi taraftan bakarsanız bakın; bu savaş Osmanlı Devleti’nin varlığını ve gücünü koruma savaşı olduğu ortadadır. Anadolu üzerindeki hâkimiyetini güçlendirmek için yapılmış bu savaşın bir mezhep savaşı olarak nitelendirilmesini doğru bulmuyorum. Devletin varlığını koruması için girilen bu yol ne kadar yanlış olsa da eleştirilmeli midir? Sonuçta Türk Cihan hâkimiyetini korunmak istenmemiş midir?
        3.Hilafet nedeni ile Sünnilerin lideri olması Osmanlı’nın suçu mudur? Osmanlı hilafeti nerede ise hiç kullanmamasına rağmen bu sıfatı nedeni ile hep eleştiriliyor. Cihad ilan etmiş midir mesela Osmanlı? Yoksa kendini Haçlı Seferlerinin önüne set olarak atmaktan başka ne yapmıştır? Son yüzyıl haricinde hangi dönem bağnaz bir Müslüman anlayışı ile geçmiştir?

   Osmanlı hakkında eleştiri yaparken yöneticileri Türk olmasa dahi bir Türk Devleti olduğu unutulmamalı. Tarihe mührünü vurmuş bir Türk hanedanını bu kadar acımasızca eleştirmek, ulu orta eleştirmek bize yakışmaz. Yaptığı yanlışlar yüzünden Türklükten çıkarılan Osmanlı’nın yanına isterseniz bir de Türkiye’yi koyunuz. Osmanlı’yı linç edenler Türkiye’yi ne yapacaklar acaba merak ediyorum. Osmanlı Türk değilse Türkiye hiç değildir…

   Diğer Türk Devletleri kadar Türk'tür Osmanlı. Tek şanssızlığı yanlışlıkla eline geçen hilafettir. Bizim için tehlike Türk Osmanlı Devleti değil, Türk olmayan Osmanlıcılardır. Yurdumun dört bir köşesini çeviren bu zihniyetin dimağı dağıtılmadıkça Osmanlı hep kötü gözükecek ötekileştirilecektir. Bizim olan bu değere sahip çıkmazsak kullananlara kızmaya hakkımız kalmayacaktır.

   Saygı ve esenlikle.

   Bozkurt Eren

   
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Milli Türk Devleti, Laik Cumhuriyet ve kutlu Türk Silahlı Kuvvetleri Atamın mirasıdır. Korumak ve yüceltmek her Türk bireyin görevidir.
SonOsmanli03
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : 06 Aralık 2010, 17:13:15 »

Osmanlı...Hey gidi Osmanlı!
Altıyüz yıllık koca çınar. Sen yıkıldın gittin ama hâlâ kesilmedi bıraktığın sarsıntı. Hâlâ tartışılıyorsan (bizim tarafımızdan bile), hâlâ ismin telaffuz edildiğinde yüzünde bir ekşime oluyorsa arabın, rusun, avrupalının bu senin büyüklüğünü gösterir.
Osmanlı günahıylada sevabıylada bizimdir, iyisiyle kötüsüylede bizimdir. Osmanlı'nın hataları çoktur ama bu hataları bütünüyle Osmanlı kelimesi üzerine yıkarsak altında eziliriz. Çünkü Osmanlı biziz Osmanlı ecdad. Hata tabi ki yönetimdedir.
Orta Asya'yı yok saymış ki; (bu hataya düşmemiş olsa şuan belkide büyük Turan Devleti topraklarında yaşıyor olurduk) dolayısıyla kendi aslını yok saymış, körüne körüne İslâm'a tutunan Türk'lüğün adını anmayan Osmanlı. Tarihin başından beri Türklüğün can düşmanı olan ermeniyi, yahudiyi, arabı el üstünde tutan Türk'ü Türklüğünden geçiren sadece müslüman Osmanlı milleti sınıfına sokan Osmanlı. Oturupta bunları inceden inceye düşününce gerçekten insanda Osmanlı'ya karşı bir kin doğuyor. Heleki o insan Türklüğüne sevdalı bir Türkçü ise; yapılan bu ihanet gerçekten kanına dokunuyor. Ama bu kin kesinlikle ve kesinlikle Osmanlı'yı yönetenlere duyulmalıdır. Ve de çok fazla dışarıya vurulmadan ve tabikide bütünüyle bir Osmanlı karşıtlığına dönüşmeden.
Milletimizin şuanki kafa yapısını göz önüne aldığımızda ortada bir Osmanlı karşıtlığı varsa bu eşittir İslâm karşıtlığına din karşıtlığına. Buda din maskesini takınmış sözde dincilerin bu maskeyle sekiz yıldır Türk'ü yöneten soyu bozuk tayfanın velasılı Türk düşmanlarının ekmeğine yağ sürmekten ileri gitmez. Osmanlı yönetim anlayışı kendisi Türk'ün varlığını yok saysada altıyüz yıl çok geniş bir coğrafya, çok geniş bir milletler topluluğu Türkün nefesini ensesinde hissetmiştir.
Osmanlı bazılarımız küçümsede İstanbul'u feth etmiştir ki; aradan geçen 550 yılda bile kuyruk acısı geçmemiştir Hristiyan avrupanın. Çağ açıp çağ kapatmıştır. Gemileri karadan yürütmüştür Osmanlı.
Esasında şu zaman itibariyle Osmanlı yönetimini eleştirmekte birşey kazandırmaz bize. Aydın Türkçü'lere düşen bu hatalardan oturup nasıl ders çıkarabilirizi düşünmektir. Eğer ben bu yazımı kaleme aldığımda Osmanlıcı yaftasını yiyeceksem bu bana sadece gurur verir. Tabiki ben veya bizler Osmanlıcıyız. Göktürkçü değilmiyiz bizler, Huncu değilmiyiz, Uygurcu değilmiyiz sözün özü Türkçü değilmiz? Tarihimizde sonuna "-ce,-cı,-cu" ekleri getirebileceğimiz bizim sayabildiğimiz 16 büyük devletimiz var. Eğer bizler Türkçüysek ortak paydamız Türklük'ümüzse Osmanlıcıda, Göktürkçüde olmak durumunda değilmiyiz. Osmanlı çok değil bizim üç dört göbek öncemizdir. Osmanlı sadece 87 yıl öncemizdir. Bazı arkadaşlarımın, büyüklerimin yazılarını okuyunca inanın kendime şu soruyu soruyorum bu bahsedilen Osmanlı mı ? O kadar ötekileştirerek ve o kadar dışlayarak konuya yaklaşan kandaşlarımız varki. Belki dini yönü çok ağır basmayan kandaşlarımız vardır ve hatta müslüman bile olmayan kandaşlarımız vardır. Tabîki de mevzu bahis bu değildir. Ama bu saydıklarım Osmanlı karşıtlığına dönüştürülmemelidir. Mesela Alevi kandaşlarımızın haklı olarak bir antipatisi olabilir ama bu antipati Osmanlı'ya değil onu yönetenlere olmalıdır. Merak ettiğim bir diğer husus; Neden Osmanlının hep eksilerini konuşuyoruz övünç duyabileceğimiz, koltuklarımızı şişirebilen artıları dururken. Az öncede bahsettiğim gibi (Alevilik veya gayrimüslim Türklük) hususlar Osmanlı karşıtlığına dönüştürülmemelidir. Sadece mehter marşının sesini duyurduğunda üzerine gittiği düşmanın bacaklarını titreten Osmanlı'yı bu kadar ayağa düşüremeyiz.
Şahsî düşüncem geçmişe sadece gerekli dersleri almak için dönülüp bakılmalıdır. Edebi yönüm çok fazla ağır basmadığı için  yazımı kısa tutuyorum. Çok fazla süslü cümleler de kuramadım. Ama umarım derdimi anlatabilmişimdir. Osmanlı'sıylada, Selçuklu'suylada, Hun'u, Göktürk'üylede Türk'ün ismini tarihe altın harflerle yazan atalarımızın mekanı Türk uçmağı olsun. Türk'e hizmeti geçen bütün Türk soyluların mekanı Türk uçmağı olsun. TANRI TÜRK'ÜNÜ KORUSUN!
Saygılarımla.

Yiğit Alp  
GökTürk

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ERGENEKON GÖKTÜRK
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 194



« Yanıtla #8 : 06 Aralık 2010, 19:16:28 »

Osmanli tarihindeki en önemli cekismelerden birisi devsirmeler ve Türkler arasindaki cekismedir. Ben Osmanli cocugu degilim ve olmayacagim. Cünkü ben Göktürk´üm. Cünkü, "641 yillik Osmanli tarihinde 215 sadrazamdan 79´u Türk, 20´sinin milliyeti belirsiz, 116´si dönme ve devsirmedir." (M. Müftüoglu Yüz Kücük Adam)

Osmanli yönetimi mutlakiyetci bir yönetim oldugundan Türkleri elinden geldigince yönetimden uzak tutmaya calismistir. Cünkü kurucu millet olarak bir cok özel ayricaliklari, dogustan bazi haklari vardi. Türk kökenliler padisahin kulu yani kölesi sayilmazdi. Bu yüzden sadece Türkler iktidari denetleyip, sinirlandiracak kuvvete sahipti. O yüzden bircok padisah bu milleti devlet yönetiminin tamamen disina itmek istemistir. Bu yüzden devsirmelerin cagi baslamistir.  

Devsirmeler ve Türkler arasindaki hesaplasmanin miladi ise Fatih´in Candarli´yi bogdurdugu gündür. Osmanli´yi cökertenlerin basini devsirmeler cekmistir. Devsirmelere soyu belirsiz padisahlar yüz vermistir. Fatih döneminde devsirmelerin basini Zaganos pasa, Türkler´in basini ise Candarli Halil Pasa cekiyordu. Candarli´nin bogdurulmasiyla sadrazamliga Zaganos Pasa getirilmistir. O günden sonra 200 yili askin bir süre Türk soylu birisi sadrazam ve vezir olmamistir.

Osmanli zamaninda Türkce, Farsca ve Arapca gibi birbirinden tamamen farkli dillerin birlestirilmesiyle "Osmanlica" denen dil olusturulmustur. Halk bu dili anlamamis ve örülen dil duvariyla Türkler yönetimden dislanmistir. Böylelikle Türklerin cahil ve bilgisiz kalmasi, devlet yönetimini uzaktan seyretmesi saglanmistir. Teokratik, seriata dayali bir yönetime sahip oldugunu iddia eden Osmanli yönetimi müslüman Türk halkinin din konusunda cahil birakilmasinada büyük önem vermistir. Üst düzey yöneticiler din kurallarini kendi siyasal cikarlari dogrultusunda kullanmislardir. Eger halk din konusunda bilgili olsaydi bazi uygulamalari tartisacak, kimilerini ise hic kabul etmeyecekti. Dine dayali bir devletin kendi halkindan kendi din kitabini esirgemesi büyük bir celiskidir. Türkce kuran bile Ulu Basbug Atatürk sayesinde Laik Türkiye Cumhuriyeti döneminde basilmaya ve millete ulastirilmaya baslamistir.

Gecmiste kisa bir tur yaptiktan sonra günümüze gelecek olursak:
Gün gecmiyorki, Osmanli sülalesinin artik devsirmeleri hakkinda haberler cikiyor, cenazeleri yurdumuza giriyor,  bakanlar, basbakanlar, yüksek bürokratlar bu cenazelere katiliyor. Türk milletinin suur altina Osmanli sevgisi yeniden sokulmaya calisiliyor. Laik Türkiye Cumhuriyeti topa tutuluyor. Eskiden fisiltiyla agizlarina aldiklari Ulu Basbug Atatürk´ün ismini artik rahatca agizlarina aliyor ve kinlerini kusuyorlar. Tipki Osmanli zamanindaki gibi icerdeki devsirmeler bas bas bagiriyor, yeniden Osmanli´ya dönüs hayalleriyle yanip tutusuyorlar. Iste bu ahval ve serait icinde Türk ve Türkcü gencligin bir damla dahi olsa bu devsirmelerin degirmenine su tasimasi Türkcülük´e hizmet olamaz. Gün her zamandan cok gecmiste Göktürklere ve günümüzde Laik Türkiye Cumhuriyeti´ne sahip cikma günüdür.

TTK
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
oguz sad
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : 06 Aralık 2010, 19:23:04 »

Osmanlı'da Türklük!

Osmanlı devleti, Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyuna mensup Ertuğrul Gazi'nin oğlu yabancı kaynaklarda (Ottoman - 'A(t)t(a)man') olarak geçen Osman Bey'in önderliğinde Söğüt'de bozkır töresi ile kurulmuştur. Kuruluş döneminin önemli isimleri olan Dündar Bey, Akçakoca, Konuralp, Saltuk Alp, Aykut Alp, Samsa Çavuş, Karamürsel, Akbaş, Kocaoğlan, Turgut Alp, Gündüz Alp,  Savcı Bey gibi isimler Osmanlı devletinin Türk töresine uygun olarak, bizzat Türk soylular tarafından kurulduğunun en belirgin göstergelerindendir.

Söğüt'de temelleri atılan küçük bir beylikten, yirmi milyon kilometrekare toprak sahanlığı ve üç kıtaya hükmetmesinin yanı sıra; zamanın okyanus ötesi ABD'den dahi vergi alması ile de Türk'ün ''cihan hakimiyeti mefkûresi''nin hayata geçirildiği devlet konumuna ulaşmıştır.

Türk töresine göre bozkır kültürü ile kurulan Osmanlı'nın bu göz kamaştıran başarıları etüd edildiği vakit; Osmanlı'nın idari anlamda Türk soylulardan ve gayri Türklerden oluşan iki ayrı döneminin Türk soyluların devlet içerisinde söz sahibi olduğu yılların ürünü ya da hizmetlerinin getirisi olduğu nettir.  Türk soyluların zamanla tasfiye edildikçe, hem ırki vasıfları yönünden vasat olmaları hem de etnisitesi farklı olanların kan ve soy gerektirmeyen çatı muhteviyatı taşıyan islam olan ortak paydaya kraldan çok kralcı kesilerek sarılmasının sonucu dini taassup sebebi ile gerileme dönemine girilmiş, bilim, sanat ve askeri alanda yeniliklerin takip  edilememesi ile de çöküş kaçınılmaz olmuştur. Bu tasfiye, kuruluşundan sonraki süreçte binlerce kilometre katederek bozkırın kurt soylu çocukları tarafından kan ve gözyaşları ile kurulan Türk Osmanlı, kademe kademe kuruluşundan yıkılışına kadar cephelerde kanı ve canı ile başarıları yaratan Türk'ün hiç bir erk sahibi olamadığı yapıya bürünmüş, Anadolu'da yüzyıllarca halk ozanlarının  her biri gözyaşlarının ürünü olan ağıtlarına konu olmuştur.

Türklüğün Osmanlı'dan tasfiye edilmesinin değerlendirilmesine  Orhan Bey'den başlamak gerekir. Osman Bey'den sonra ilk kez Orhan Bey'in Bizans Tekfuru'nun kızı olan Holofira'yla evlenmesi ile birlikte Osmanlı'da yabancı evliliklerin önünün açılmasının yanı sıra; Osmanlı Padişahlarının bu geleneği 700 sene idame ettirmeleri sebebi ile günden güne ırken Türklük'den çıkmalarına neden olmuş, bunun getirisi olarak da, Osmanlı devleti'nde yukarıda ismi sayılan bozkırın Türk soylu çocuklarının nesebinin devlet mekanizması içerisinde hakir görüldüğü; idari anlamda Türk kanı taşımayanların egemenliğine gireceği sürecin ilk başlangıcı olmuş ve bozkırın çocuklarının kan ve gözyaşının üzerine bina edilen devlet, bozkırın çocuklarının kutsal temelinin üzerinde devşirmelerin hoyratça tepindiği yapıya dönüşmüştür. Siyasi, askeri başarılar devşirmelere, başarısızlıklar ise Türk'ün kanıyla savaş meydanına Türk'ün hanesine yazılmıştır.

Bilimsel olarak kişi soyunu anne ve babasından eşit olarak alır. Yani, kişinin soy tespitinin anne ve babasının mensup olduğu ırka bağlanması için; ya aynı ırka mensup çiftden doğması gerekir  ya da bir kaç nesil aynı ırk ile evlenmiş çiftlerden doğup, baskın gen sebebi ile bir ırka mensup olması gerekmektedir. Orhan Bey'den sonra Osmanlı padişahları içerisinde bir kaçı harici gelenek haline gelen yabancı evlilikler, Osmanlı şehzadelerinin gen bilimi ışığında günden güne ırken Türklük'den çıkmalarına neden olmasının yanı sıra;  insan psikolojisinden kaynaklı ırken melez olmanın getirisi olarak Türklük şuurundan uzaklaşmasını da beraberinde getirmiştir. Akabinde de olay, yönetim kademesinden dışlanan Türk'ün, saray etrafına konuşlanmış dönme, devşirme ve etnisitesi karışık güruhun hakaretlerine maruz kalmasına, ırken melezleşmiş padişahların da göz yumup ve dahi ödüllendirmesine ulaşmıştır.


Soy olarak Türklük'den çıkmış padişahların büyük çoğunluğunun, sadrazamların, vezir,  ulemanın, saray ve enderun kökenlilerinin, kapıkulu mensuplarının Türklüğe karşı  bizzat yönettikleri ve de ön ayak oldukları saldırılar, zararlar saymakla bitmese de okyanusta damla sayılacak birkaç örnek ile gözler önüne sermek mümkündür. Bu tabaka Türk halkını yalnız can, kan ve mal vergileri için hatırlamışlar, onun dışında Türk olmayı bir hakaret, aşağılama, utanç vesilesi saymışlardır. Osmanlı idaresinde Türk milletinin Türklük şuuruna saldırılmış, dini sebepler ile Araplar'ın, din kardeşliği sebebi bilumum gayri Türk'ün, hoşgörü ve geçmiş gayri Türk devletlerin mirasçısı anlayışı ile de inançları farklı gayri Türklerin  imtiyazlı bulunduğu bir payitaht/ümmet kişiliksizliğinde millet ezilmiş, dışlanmış, horlanmıştır.


Soyu bozulmuş padişahlar ve devşirmeler tarafından  Araplara ’’kavm-i necip’’, Ermenilere ’’millet-i sadıka’’ denirken, Türklere; "Kaba Türk", "Anlayışsız Türkler" ''etrak-ı bi idrak'' yani 'Anlayışsız Türk'' demekte beis görülmemiştir. Osmanlı şairi olan Nef'i "Tanrı, Türk'e İrfan çeşmesini yasaklamıştır" derken; Türk'ün ve Türklüğün Osmanlı'da ne anlam ifade ettiğini; ''Fuzuli, gökten yere insen sana yer yok! Yürü var gel, ya Arap'tan ya Acem'den'' sözleri ile Fuzuli ifade etmiştir. Osmanlı'nın Türklüğe aidiyetini Otlukbeli savaşını ve Fatih'i dizelerinde tasvir eden Hoca Saadettin Efendi, ''Leş ve baş ile dolmuştu ordu yeri / Az bulunur çok eşyalar ele girdi / Kesti Türkmen boyunu Rum Padişahı / Kederlere düşen Uzun(Hasan) haddin bildi.'' diyerek esasında anlayana Osmanlı'nın milli mensubiyetini ifade etmiştir. Ve yine ''Türk(men) değil mi Merzifon'un eşeği / eşek değil, köpekten de aşağı'' dizeleri, Osmanlı'nın Türklüğe bakış açısının en bariz ispatlarındandır. Divan-ı Hümayun'un devşirme şairi Hafız Ahmet çelebi, ''Sakın Türk'ü insan sanma / Bir an bile olsa Türkle birlikte olma / Türk eline şeker olsa o şeker zehir olur / Türk'ün başını keserken sakın gam yeme / Babanda olsa Türk'ü öldür.'' dizelerinde Türklüğe olan kinini ve nefretini olanca hıncı ile kusmuştur.


Osmanlı padişahlarından II. Bayezıt kullanmış olduğu ''Adli'' mahlası ile yazdığı dizelerinde; ''Değme etrak ne bilsin gam-ı aşkı Adli / Sırr-ı aşk anlamaya hallice idrak gerek'' Yani, ''Türkler ne anlar aşktan Adli / Aşkın sırrını anlamaya epeyce akıl gerek'' diyerek, Osmanlının Türklüğe tavrını ve bakışını bakışını yansıtmıştır.

Türk çocuklarına ''Muhteşem uluğ Türk'' diye dayatılan Kanuni'ye Osmanlı'nın divan edebiyatının önde gelen şairlerinden Baki'nin bizzat yazıp sunduğu dizelerinde  'Her tac olmaz fahr-u fena ehline sertac, Türk ehlinüney hace biraz başı kabadır'' Yani, ''her taç yoksulluk ve yokluk ehline baştacı olmaz. Ey hoca Türk toplumundan olanın başı kabadır, sultan olma yeteneğinden yoksundur'' demiş, muhteşem(!) Kanuni'de bu dizeleri ödüllendirmiştir.

Türklüğünün övüncünde ve bilincinde olduğu yönünde anlatılan Osmanlı'nın son padişahı Vahdettin'e ait bildirilerden birisinde "Türkler dini, kavmiyeti, vatanı meşkuk (kuşkulu...) ve mahlud beş-altı milyonluk cahil bir kitledir." Türkçe'si; "Türkler; dini, soyu sopu, yurdu belirsiz karmakarışık cahil bir topluluktur" sözleri yer almıştır.

Osmanlı'nın padişahlar'dan başlayarak idari mekanizmanın tamamen devşirmelerden oluşması sebebi ile; Türklüğe karşı her zaman hasmane tutum ve davranış sergilenmiş ve Osmanlı'nın resmi yazıcıları ve divan edebiyatı'nın önde gelenleri Türklüğe,  'Türk-ü sütürk' (azgın Türk), 'Türk- bed lika' (çirkin yüzlü Türk), 'Etrak-ı bi idrak' (anlayışsız-akılsız Türk), 'Nadan Türk' (kaba, cahil Türk), 'Eşirra-Etrük' (şerli çok kötü Türk), Kızılbaş-ı evbaş (kızılbaş rezili), Etrak-i na-pak (pis, murdar Türk), Ekrad-ı bi akl u din , cemaat-ı kallaş gibi şimdi aklı başında olan hiç bir Türk'ün kabul etmeyeceği hakaretler ile saldırmışlardır.

Buna karşılık Saray ve devşirmelerin zulmü altında inleyen Türklük cephesinin hislerine derman olacak halk ozanlarından gayrısı olmadığı için;  Osmanlı'nın Türklüğe, Türklüğün Osmanlı'ya bakışını Türklüğün sinesinden çıkmış halk ozanları ifade etmiştir. ''Şalvarı şaltak Osmanlı / Eğeri kaltak Osmanlı / Ekende yok biçende yok / Yemede ortak Osmanlı'' sözleri,  Türklerin kendisini can, kan ve mal vergileri için hatırlayan Osmanlıya olan isyanlarının göstergesidir. Dadaloğlu'nun ''Belimizde kılıcımız kirmani / Taşı deler mızrağımın temreni / Hakkımızda devlet etmiş fermanı / Ferman padişahın dağlar bizimdir.'' ya da ''Aşağıdan iskan evi gelince / Sararıp da gül benzimiz solunca / Malım mülküm seyfi gözlüm kalınca / Kaypak Osmanlılar size aman mı?'' dizeleri; Osmanlı'nın keyfi idaresine karşı başkaldırı ifadesini taşımaktadır. Nitekim, Türklüğü hakir gören saraya karşı, ağır vergilerin de sebep olduğu ekonomik nedenlerden dolayı çıkan Celalî isyanları, Dadaloğlu'nun sözlerinin vuku bulmasından başka bir şey değildir. Yalnız, acıdır ki; -acaba milletin derdi nedir diye sormadan bu isyanların bastırılması yine devşirmelere, isyanları bastırma da kullandığı metodlardan dolayı Kuyucu lakabını almış Hırvat asıllı Murat Paşa gibi kan emici soysuzlara verilmiş, ortaya çocuk yaşta ki Türklerin dahi katledilip kuyulara doldurulduğu acı bir tablo çıkmıştır. Kuyulara atılıp katledilen çocuklardan bir tanesi; Osmanlı'nın kuruluş aşamasında bulunan Konuralp, Samsa Çavuş, Karamürsel'in öz torunu olup olmadığını kim bilebilir ya da bunun böyle bir ihtimal dahi içermesi yüzünden olayların akışını hangi Türk evladı onaylayabilir ki?.. Ya da II. Murat'ın Karaman Beyliği'ne yaptığı seferi yorumlayan Âşıkpaşazade'nin ''o yıl doğan çocukların babası belli olmadı!..'' sözlerinde tarif ettiği Türk'e takınılan gaddar ve hasmane tavrı?..

Soy bakımından ırken Türklük'den çıkmış padişahlarını bir kenara koyarsak; Türklüğün uğradığı zulmün başlıca sebeplerinden olan ve devlet kademesinden Türklüğün uzaklaştırılmasına ön ayak olan devşirme sisteminin temellerini I. Murat atmış olmasına rağmen, Fatih Sultan Mehmed bunu devlet politikasının birincil önceliğine oturtmuştur. Devşirme politikasını sistemleştirmiş, gayri Türklere açtığı payitaht kapısını, cephede savaşmak dışında Türklere neredeyse tamamen kapatmıştır. Bilhassa kendisini yetiştiren hocaları Akşemseddin ve Molla Gürani hocaları dahi; bu duruma içerlemiş Çandarlı'nın idamı ve arkasından gelen politikalar yüzünden Fatih ile araları açılmış, bir daha eskisi gibi olmamıştır.


Osmanlı'da Türklük açısından üzüntü ve elem verici bir diğer olay da payitahtın yanı sıra Anadolu'nun kapıları fethedilen bölgelerin gayri Türk halkına açık olduğu halde; Türklere kapalı olmuştur. Orta Asya'dan dalga dalga gelen Türkmen nüfusu Osmanlı'yı var etmesine rağmen, iktidarı ve yönetimi Osmanlı hanedanlığının ırken Türk olmamaları ve de devşirme sistemi ile gayri Türklere kaptırmalarının sonucu, kendilerine ihtiyaç kalmadığında da istenmeyen konumuna düşmüşlerdir.  Süslü vaatler ve de tanınan haklar sebebi ile; belli bir kesimi devşirme hanedan yanlısı olup; Osmanlı'nın savaş gücünü oluşturmuş olsa da, esas kütle Osmanlı'nın despot ve keyfi idaresi altında yüzyıllarca ezilmiş, horlanmış ve aşağılanmıştır. Payitahtı sağlama almak ve de Türklüğü Anadolu'dan uzaklaştırmak için icat olunan ''zorunlu iskan politikası''ndan nasibini alan Türkmen feryatlarının izlerine bugün bile hala yaşamımızda rastlayabiliriz. Sözlü Halk edebiyatımızın temelini oluşturan ozanlarımızın deyişleri, Türklüğün uğradığı zulüm karşısında şekillenmiş ve bugünümüze ulaşmış durumdadır. ''Barak'' ve ''Bozlak'' diye bilinen en hüzünlü Türkülerimizin seslendirmesini oluşturan tür, içerisinde; Osmanlı'nın politikalarının vermiş olduğu yüzlerce yıllık ıztırabın hüznünü saklamaktadır. Zorunlu iskana uğrayıp kısmen yaşanabilir bölgelere sürülen Türklere göre Beğdili obalarının Rakka'ya sürgün edilmesinin yeri, zulüm ve eziyet açısından apayrıdır. Rakka çöllerine sürülüp yaşam koşullarına dayanamayan Beğdili obaları, Anadolu'ya geri gelmek istedikçe gayri Türk'e hoşgörülü olup Türk'e gaddar olan Osmanlı'yı bulmuş, çöllerde kırıldığı yetmez gibi, Osmanlı'nın devşirme idarecileri elinde kırılmış, dökülmüştür. Tarihi yazan millet olduğu için, milletin bağrından çıkmış ozanların halkın durumunu yansıtan deyişleri dönemin koşullarını ve şartlarını yeteri kadar açıklamaya yetecektir.

Rakka çöllerine dönmeleri, aksi durumda kılıçtan geçirileceklerine dair ferman çıkan Beğdili Türkmenlerinin bu duruma yorumu Dadaloğlu'nun dizelerinden farklı olmamıştır.

''Oradan geçirdi sürdü Colab’a
Seksen dört bin hane gelmez hesaba
Deve koyun insan çoktur kalaba
Susuz hayvan inileşir çöllerde''


''Muslu Beyden Firuz Beye bir selâm
Yahşiyle yamanı seçelim demiş
Düşmanı tutalım verelim ele
Gelin biz bu candan geçelim demiş
Bu kanı çöllere saçalım demiş.''


Sonucu, Osmanlı'nın devşirme idarecilerinin ucundan Türk kanı damlayan kılıçları belirlemiştir.

''Uyan Şahin Beyim dön bak ardına          
Hoyrat girdi aslanların yurduna         
                             
Rakka'da Colab'a döküldük yola         
Kesilen kelleler gelmiyor dile
Suçumuz ne idi sürüldük çöle.''      

''Badilli de katil kuvvet bezince                     
Osmanlı da fermanını yazınca                     
Yusuf Paşa suçsuzları ezince                      
Bu dertlere dayanamam ben kuğu..''

''Misis'den göçünce Irakka yolu
Anavarza üstü Bayındır eli
Perişan düştü de koca Beğdili
İstanbul belimiz kıran değil mi''


Osmanlıcı tarihçiler Osmanlı'nın zorunlu iskan politikasını ''fethedilen bölgeleri Türkleştirme'' olarak açıklasa da, padişahlarından başlayarak Türklüğe hakaret edip, hakir gören Osmanlı'nın herhangi bir bölgeyi Türkleştirmek istemesinin mantıklı izahati yoktur. Zira, varoluş nedenini ''Hilafetin yücelmesi'' olarak açıklayan Osmanlı'nın, İran ve Irak bölgesinden ard ardına göç eden kürt aşiretlere kucak açıp yurtluk ve sancak vererek  payitahtın kalbi  Anadolu'nun bir kısmını kürtleştirip fethettiği yerleri Türkleştirmek istemesinin tutarlı dayanağı yoktur.


Başlangıçta bozkırın bozkurt soylu çocukları tarafından kurulmasına rağmen yönetimi ele geçiren devşirmelerce Türklüğü hasım belleyen Osmanlı devleti ve ''Uluğ'', ''Bilge'', ''Hazret'' diye yere göğe sığdırılamayan Osmanlı padişahları ile Osmanlı'da Türklüğün durumu ne yazık ki, budur!

Unutmak tükenmek olacağı için Türk evlatları bu gerçekleri unutmayıp, aynı hatalara düşmenin Türklüğün sonu olacağının bilinci ile Osmanlı gibi belaya bir daha geçit vermemelidir!


Oğuz Şad

06.12.2010
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3 ... 11
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.179 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.