Hüseyin Nihâl Atsız'ın Yaşam Görüşü Üzerine
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 24 Kasım 2020, 07:18:17


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 [2]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hüseyin Nihâl Atsız'ın Yaşam Görüşü Üzerine  (Okunma Sayısı 15928 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kırıkhan
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 302



« Yanıtla #10 : 12 Kasım 2010, 23:16:14 »

Ülküdeşimiz Hunoğlu Fatih'in yakında çıkacak olan kitabının bir kısmını yazmak da bana nâsib oldu. Orada Geçkin Kişi adlı karakter, Kür Şad adlı karaktere yazdığı mektubu bitirirken şöyle diyordu:

Kür Şad,
Hiçbir şey bitmiş değil, aksine her şey daha yeni başlıyor.
Caymayacağız.
Ödün vermeyeceğiz.
Yazgı bizi yeniden birleştirecektir.
Esen kal.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« Yanıtla #11 : 13 Kasım 2010, 19:27:07 »

Yazmış olduğunuz Kitap ile başarı kazanmanızı temenni ediyorum kandaşım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Altan Beğ
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 69


Site
« Yanıtla #12 : 18 Mart 2011, 20:38:11 »

Her yazın bir dil ziyâfetidir.
Vardır bende şimdi daha peydah olan bir ikrar konuşma hissî:
Tamah ve ihtiras hasmı, henüz işitip, görmediğim ruhî azâmet sahibi, ulvî ilim ve irfan ahbabı…
Âdeta hayâttan yılmış bir edâyla yazdığınız yazı, benim en mühim nabzıma isâbet etti.  
Yasaklandığına dair o yukarıdaki nahak ibâre, günlerdir vicdanıma zulûm edip duruyor. Bundan dolayı artık devamlı etrafımda dolanır; yoğun cefâ yelleri.
En doğrulara itikat etmenin ihsânı, mükâfatı bu muydu? Ey insaf!….
Bir anlık geçici asabîyetin, durum ve mânevi vahimliğin yâhud hüsran vaziyetin sezilerek, lüzûmlu olan müsamaha şefkatiyle karşılaşmadı. Bilâkis karşıt istifâdeye uğradı.
Bilmiyorum ki ifâde, izahında bizlere uymaz bir haleldarlık mı vardı? Muhtemel değil!
Seni bir çaput konu için zihnen madara etmeye müsaade etmeyeceğim. Elbet, maarif unsurlarına tedâvisi zor hastalıklar sirâyet etti.

Acaba ettiğim bir, iki alımlı kelâm, fazla mı görülecek?
Bu inâyet, yukarıdaki yazıyı tartabilecek mi?

Tedirginim; hâlâ vaziyetin gayene tâlip, azmine mukayyet midir?
Adını bu keyfî kıyıcılığın cirit attığı, adil olmayan meymenetsiz sanal âlemden yâd ediyorum…
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #13 : 18 Mart 2011, 20:43:52 »

Her yazın bir dil ziyâfetidir.
Vardır bende şimdi daha peydah olan bir ikrar konuşma hissî:
Tamah ve ihtiras hasmı, henüz işitip, görmediğim ruhî azâmet sahibi, ulvî ilim ve irfan ahbabı…
Âdeta hayâttan yılmış bir edâyla yazdığınız yazı, benim en mühim nabzıma isâbet etti. 
Yasaklandığına dair o yukarıdaki nahak ibâre, günlerdir vicdanıma zulûm edip duruyor. Bundan dolayı artık devamlı etrafımda dolanır; yoğun cefâ yelleri.
En doğrulara itikat etmenin ihsânı, mükâfatı bu muydu? Ey insaf!….
Bir anlık geçici asabîyetin, durum ve mânevi vahimliğin yâhud hüsran vaziyetin sezilerek, lüzûmlu olan müsamaha şefkatiyle karşılaşmadı, bilâkis karşıt istifâdeye uğradı.
Bilmiyorum ki ifâde, izahında bizlere uymaz bir haleldarlık mı vardı? Muhtemel değil!
Seni bir çaput konu için zihnen madara etmeye müsaade etmeyeceğim. Elbet, mârif unsurlarına tedâvisi zor hastalıklar sirâyet etti.

Acaba ettiğim bir, iki alımlı kelâm, fazla mı görülecek?
Bu inâyet, yukarıdaki yazıyı tartabilecek mi?

Tedirginim; hâlâ vaziyetin gayene tâlip, azmine mukayyet midir?
Adını bu keyfî kıyıcılığın cirit attığı, adil olmayan meymenetsiz sanal âlemden yâd ediyorum…

Yüreğine sağlık Altayhan Kandaşım. Üzgün
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
bozkyra
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 5


Savaşmayan Türk kimliğini bulamaz


« Yanıtla #14 : 10 Ekim 2011, 23:06:41 »

hepinizin yüreğinize sağlık... yazınızı ve yorumlarınızı baştan sona okdum...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Savaşmaktan kaçınır, kim varsa alnı kara, Kan dökmeyi bilenler hükmeder topraklara...
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #15 : 10 Ekim 2011, 23:21:44 »

Hüseyin Nihâl Atsız'ın yaşam görüşü konusunda tartışmayı başlatmak adına, 1944 Irkçı-Tûrancı davâsındaki savunmasından bir kısmını alıntılama gereksinimi duydum. Böylelikle, Atsız yönünde yeterli bilgiye iye olmayan arkadaşlarımızın önyargılarını gidermek yönünde büyük bir adım atacağımı düşünmekteyim.

Anlatmak istediklerimin sâmîmîyetine kânî olmanız için, yazacaklarımın tek sözcüğünü bile atlamadan okumanızı ricâ ederim.

 "Kimsenin görüp bilmediği vasiyetnâmemde bazı şahısları sevmediğim için beni hiçbir kanun, hiçbir mahkeme mahkûm edemez. Ben herkesin sevdiği insanları sevmeğe mecbur değilim. Hele psikanalizin ortaya koyduğu hakikatlerden sonra; taht-eş şuurlarındaki zulmetlerle, gönüllerinde yaşayan ifritlerle hiçbir insanı sevilmeye layık bulmuyorum. Bütün didinmelerden sonra büyük kainat manzumesinde meçhul bir zerre olacağımızı düşünüyor ve bu kadar boş bir neticeye varmadan önceki şu kısa misafirlikte insanların vicdanına karışmak hamakatını gösterenlere acıyorum. Hiçbir hakîkî bahtiyarlığın bulunmadığına kâni olduğum dünyâda tek vazife ve teselli bildiğim ülkü, şahıslardan sıyrılmış yüksek bir duygu ve düşüncedir. O, çirkin yüzlü ölümü bile güzelleştirip bir sevgili gibi bağrımıza bastırır. Hayatın zehir zenberek kasırgalarını ruhumuzda nisan rüzgarı gibi estirir. Acıların önünde bizi granit heykeller gibi susturur. Ben bu yolun üzerindeyim. Onun içindir ki oğluma zengin olmasını, bahtiyarlık için çalışmasını değil, Turanı kurtarmak için yapılacak kutlu savaşta şehit olmasını vasiyet ediyorum. Savcı beğenmese de, bütün dünyâ hoşlanmasa da ben böyleyim işte Vasiyetnâmeyi suç saymak insanların beyinlerinden geçen düşünceleri suç saymaya benzer. Acaba Kâzım Alöç yirmi üç maznunun kafalarında kendisi için dolaşan mahrem fikirlerden dolayı da herhangi bir kanunî maddenin tatbikini isteyebilir mi? "

Atsız'ın, yaşam görüşünün yalnızca küçük bir kısmını açığa vuran yukarıdaki sözleri içerisinde bir tümce vardır ki, beni boşluktan çekip alan ve Atsız adlanan denizin her damlasını bir bir damarlarıma boşaltmağa iten erktir. Belki de idâm edilmesiyle netîcelenecek olan bir dâvâda dile getirdiği "Bütün didinmelerden sonra büyük kainat manzumesinde meçhul bir zerre olacağımızı düşünüyor ve bu kadar boş bir neticeye varmadan önceki şu kısa misafirlikte insanların vicdanına karışmak hamâkatını gösterenlere acıyorum." sözleri beynimde Türkçülük yönündeki kıvılcımları kuvvetlendirmeğe ve kendimi yeniden keşfetmeğe itmişti. Çünkü tam da o sıralar, bizlere tek hak yol olarak anlatılan İslâm'ın iç yüzünü tam olarak kavramış; humanizm, halkların kardeşliği, çoğulcu demokrasi gibi kavramların başta Yahûdîler olmak üzere, emperyalistlerin birer silâhı hâline geldiğini görmeye başlamış ve kendimi büyük bir boşluğun içinde bulmuştum.

Atsız'ın, bütün didinişlerimizden sonra bir zerre olup kaybolacağımız kâinat manzûmesi diye adlandırdığı bu koca âlemde neden var idik?

Bu koca düzenin yaradılışı, bize ezberletildiği üzere; kendi yarattığı Şeytân ile iddiâlaşıp kişioğlunu yer yüzüne mâhkum eden, kendi yarattıklarından ibâdet bekleyecek kadar tâtmin edilemeyecek ezikliklere iye olan, ibâdet etmeyenleri Cehennem denen od kazanında yakacağını iddiâ eden ve adına ille de Arapça Allâh (El-ilâh) denmesi gereken sözüm ona Arap Tanrısı ile nasıl açıklanabilirdi?

Yaşamı ayrı dillerle seslendiren, yaşam görüşleri, etnik kökenleri dolayısıyle sosyo-kültürel, ictimâî yapıları birbirlerinden ayrı olan milletlerin; bir dînin katı kuralları altında kendi töresinden uzaklaştırılıp şerîat ile yönetilebieceğini öne süren İslâm ve bunu siyâsîleştiren İslâmcılar ne derece akılcı olabilirdiler?


Ayrıca böyle bir zûlüm, tam da Atsız'ın "şu kısa misafirlikte insanların vicdanına karışmak hamâkati" diye adlandırdığı duruma uymakta ve onun çok sevdiği Nâmık Kemâl'in aşağıdaki dizeleri de bu türden bir zûlüm karşısında yüce Türk Soyu'nun iyesi olması gereken tepkiyi anlatmaktadır:


Ne mümkün zulm ile bidad ile imha-ı hürriyet,
Çalış, idraki kaldır muktedirsen ademiyetten!


Atsız, "Yobazlık bir fikir müstehâsesidir" adlı makâlesinde, Kur'an'ın birçok çelişkiler taşıdığını örnekleri ile açıkladıktan sonra:


"Bunları anlatmamın sebebi şudur: Tanrı insan idraki dışındadır. Kur’an, Muhammed’in talimatıdır. Bunun birçok delilleri vardır. Bir tanesi birçok yerinde aya, güneşe, fecre, atların köprüden ağızlarına yemin ve and verilmesidir. Yemini kim eder? İnsan eder ve kendisinden daha üstün bir varlığın adına eder, Tanrı yemin eder mi? Tanrı’dan daha üstün bir varlık olmadığına göre kendi yarattığı aya, güneşe neden yemin etsin? Görülüyor ki bu yeminler Muhammed’in gönlünden ve beyninden doğmadır ve hatta Araplar arasında İslamiyetten önceki zamanların usul ve adabınca edilmektedir." sözlerini dile getirmiş ve Atatürk'ün:

“Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arapların dinini kabul ettikten sonra bu din Arapların Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti. Türk milletini Allah için, Peygamber için topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah’la mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular.” sözleriyle vurguladığı, İslâm dîni ile birlikte Türk Soyu'nun millî bağlarının gevşeyişinin nedenini İslâm'ın gizli bir Arap Emperyalizmi olması ile açıklamıştır.

Bundan yıllar önce, 3 Mart 1964'te Ötüken'in 109. sayısında kaleme aldığı ve Türk gençlerini Nurculuk denen siyâsî oluşuma karşı uyardığı "Nurculuk denen sayıklama" adlı makâlesi, bu yönde yazılan ilk makâlelerinden birisi olmakla birlikte, onun ne derece ileri görüşlü bir dehâya iye olduğunun kanıtıdır.

Bu makâlesinde,yaşam görüşüne dâir birtakım yansımalar bulabiliriz:
"Bana göre Tîcânilik, Nurculuk, yobazlık, komünizm ve partizanlık gibi hastalıkların sebepleri, milli ülküden yoksunluktur. Tıpkı normal yemek bulamayan aç çocuğun duvarı yalaması, yerde bulduğu faydasız ve zararlı şeyleri yemesi gibi, bağlanacak büyük bir ülkü bulamayan insanlar, abur cubur düşüncelere kurtarıcı diye yapışıyorlar. Çünkü insanlar bir fikre bağlanmaya mecburdur. Bu istidat insanlığın mayasında vardır. Bunu hiçbir kuvvet önleyemez. "

Atsız, İslâm olarak adlanan dîni "Arap Muhammed" olarak adlandırdığı Arap milliyetçisinin talîmatı olarak açıklamakla birlikte, kişioğlunun mâneviyâta olan gereksinimini görmezden gelmemiştir. Kişilerin, özellikle Türk Soyu'nun bu dünyâya; ne iddiâ edildiği gibi, Allah denilen çocuksu Tanrı'ya sabah-akşam ibâdet etmesi için ne de hayvanlar gibi oynaşarak zevk ve sefâ sürmesi için gelmediğini vurgular, ölümü nazlı bir gelin olarak resmedip, ona temiz,ve dürüst bir biçimde kavuşmak gerektiğine inanır.

“Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan!
Bir kere düşün nedir seni dünyada tutan ?
Mefkûresinden başka her varlığı unutan,
Kahramanlar gibi sen, ebedî kalmalısın...”


Dizeleri, Atsız’ın; kişioğlunun bir ülküye bağlanması, menfî amaçlarını bu ülkünün içinde eritip bağlı bulunduğu topluma hizmet etmesi ile dünyâdaki görevini başarabileceği düşüncesini yansıtır.

Nedenselci(Determinist) bir düşünceye iye olduğundan ötürü, her olayın bir diğer olayın sonucuna bağlı olarak gerçekleştiğine inanır, belirsizlik olarak adlandırılan şeyin gerçekte bizim bilgisizliğimizden başka birşey olmadığını düşünür, bu yönden İslâm’da olduğu gibi tutarsız değil, kendine özgü bir kader inancı vardır. Bunu aşağıdaki dizelerinden anlayabiliriz:

“Dünyada gerçi olmadı bir şeyde kârımız,
Ukbâda belki olsa gerek îtibarımız.
Ağyâr gül kopardı dikenden demet demet,
Hâr oldu bağrımızda çiçek yüzlü yârımız.
Yükseldi arşa neşvesi dûnun, esâfilin;
Toprakta gizli kaldı bizim âh ü zârımız.
Baş eğmedik edâniye ikbal ü câh için;
Mâziye, ırka, sancağadır iftihârımız”.

Ülküsü uğruna zindanlarda yatmış, ömrü boyunca yalnız kalmış, belki de bu nedenlerden ötürü hayat arkadaşından ayrılmış, dışlanmış ama mücâdelesine, ömrünün son anlarına kadar ara vermemiştir.

Ömrünün sonlarına doğru içinde bulunduğu durumu,kendisinin şu dizeleri ne de güzel anlatıyor:

SONA DOĞRU
Bilsin cihan ki ben bu cihanın nesindeyim:
Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim.
Dünya denen mezellete dalsın her isteyen;
Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim.
Herkese bir özleyişle yaşar...
Ben de öylece Altaylar'ın ve Tanrıdağ'ın çevresindeyim.
Merdanelikle şöyle bakıp ayrılıklara
Son menzilin hüzün dolu kaşanesindeyim.
Artık veda zamanına pek fazla kalmadı;
Yorgun ve kimsesiz ölümün bahçesindeyim...
KIRIKHAN



Özledik seni ve o muhteşem destansı yazılarını Üzgün
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Börükam
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 19


Tanrı TÜRK'ü Korusun Ve Yüceltsin!


« Yanıtla #16 : 25 Aralık 2011, 23:05:20 »

Irktaşım çok yakşıydı eline koluna sağlık Atsız yönünde yeterli bilgiye sahip olmayan arkadaşlarımızın önyargılarını büyük ölçüde giderdin.
ben dahil birçok kişiye açıklayıcı ve öğretici oldu. Tanrı yardımcı olsun
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Ne Kızılca soysuz, Nede Türk-islamcı,
Saf Türkçü Saf Turancı, Ben ATSIZCIYIM...
ALBASTI
OTAĞ BEKÇİSİ
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 9.643


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #17 : 10 Aralık 2018, 07:46:43 »

Hepimiz Atsızız
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Sayfa: 1 [2]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.242 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.02s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.