ATSIZ HAKKINDA YAZILANLAR
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 29 Mart 2020, 08:10:26


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: ATSIZ HAKKINDA YAZILANLAR  (Okunma Sayısı 19239 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.155


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« : 16 Temmuz 2015, 05:01:21 »

Atsız’a Saygı Duruşu
Atsız Bey, yirmi beş yıl önce, 11 Aralık 1975′te gözlerini hayata kapamıştı. Bu kayıp, onu tanıyanların ve Türkçülüğe gönül verenlerin yüreklerinde hâlâ dinmeyen bir sızıdır. Onu tanımış ve ona sevgiyle bağlanmış olanlar bu dünyadan yavaş yavaş ayrıldıkça, duyulan acılar da azalacak, fakat Atsız’ın aziz hâtırası gittikçe yücelecektir.

Büyük ülküler, büyük şahsiyetler yetiştirir ve büyük ülküler, o şahsiyetlerin omuzlarında daha da yükselir. Türkçülük büyük bir ülküdür. Yüce Türk milletinin ülküsüdür. Son yüzyılda, onun bağrından büyük şahsiyetler çıkmıştır. Bu şahsiyetler arasında, Atsız’ın özel ve seçkin bir yeri vardır. Bu sebepledir ki, Atsız’ın adı, Türkçülüğün binlerce yıllık geleceğinde bir yıldız gibi parlayacaktır. İlerdeki Türk nesilleri, Atsız’la aynı dönemde yaşamamış olmalarına hayıflanacaklar veya onun kendi çağlarında yaşamış olmasını arzulayacaklardır.

Büyük ülkücüler, inançları uğruna çile çeken, olmadık ızdıraplara katlanan, her türlü belâya mertçe göğüs geren; serveti, şöhreti, mevki ve makamı elinin tersiyle itebilen, kendi hayatlarını hiçe sayan kahramanlardır. Günümüzün kahramanları, sadece savaş meydanlarından çıkmıyor. Everest’e ilk tırmanan dağcı da, buzlar arasında donarak hayatını kaybeden kutup kâşifi de, bütün hayatını Afrika’nın ücra bir köşesindeki insanların sağlık hizmetine vakfeden hemşire de birer kahramandır. İnançları yüzünden zindanlara atılanlar, açlığa mahkûm edilenler, en tabiî hakları ellerinden alınanlar da birer kahramandır. Atsız, bu vasıfların hepsini 70 yıllık hayatına sığdırmıştır.

Toplumlar, zaman zaman ahlâk zafiyetiyle malûl duruma geliyorlar. Kalabalıkların üzerine çöken bu meş’um gölge, insanları sahte kahramanlara itaat etmeye, şişirilmiş şöhretlere alkış tutmaya, eğilip bükülmeye zorluyor. Bu ağır ve görünmez baskıya direnmek, sanıldığından daha güçtür. Atsız’ın dimdik ve dosdoğru yaşanmış hayatında böyle bir lekenin zerresine rastlanmaz.

Türkçülük, Türk milletinin dünyada lâyık olduğu yere gelmesini, bağımsız ve müreffeh bir hayat sürmesini amaçlayan ülkünün adıdır. Bu uğurda, hiçbir karşılık beklemeksizin çalışanlara Türkçü denir. Atsız’ın bütün hayatı, Türkçülüğün güçlenmesi, gelişmesi ve yayılması için çalışmakla geçmiştir. Bu davranış, şüphesiz ki takdire lâyıktır. Ama, ne hazindir ki, takdir beklemeyen Atsız, daima tekdire mâruz kalmıştır. O, içinden yetiştiği toplumun saadeti için bütün hayatını vermiştir. Buna karşılık, aynı toplum, ona zindanları, yoklukları, hakaretleri reva görmüştür. Bu sebeple, her ferdinin üzerinde hakkı olan toplumun, Atsız üzerinde hiçbir hakkı yoktur. Atsız, ebedî âleme, mensup bulunduğu toplumdan alacaklı olarak göçmüş nadir şahsiyetlerden biridir.

Atsız’ı ‘hayâlci’ olarak küçümsemek, hattâ suçlamak isteyenler çıkmıştır. Halbuki, hayâli olmayan insanlar ne kadar basit ve yavandır. Hayâl, insanların mânevî dünyasını süsleyen en güzel renklerden biridir. Hangimizin hayâli yoktur ki? Üstelik bu hayâller, çok kere şahsî geleceğimizle veya en fazla yakın çevremizle ilgilidir. Atsız ise, gelecekteki muhteşem Türklüğün hayâlini kurmuştur. Bu, kendi kendini aşmanın ve mâşerî vicdanla haşrolmanın övgüye lâyık destanıdır. Hayâli olmayan toplumların ülküsü de yoktur. Ülküsüz toplumlar ise mânâsız bir kalabalıktan ibarettir.

Atsız, kabiliyeti, çalışkanlığı ve Türklük sevgisi sayesinde büyük bir Türkoloji bilgini olmanın henüz ilk adımlarını atarken, akademik hayattan mahrum bırakılmıştır. Bu hata, milletimiz ve bilim dünyamız için ciddî bir kayba yol açmıştır. Atsız, üniversite dışında da çalışmalarına devam etmiş; Türk tarihi, Türk dili ve kültürü üzerine değerli eserler vermiştir. İlmî faaliyeti, onun, görüşleri dikkate alınması gereken bir düşünür ve bilim adamı olmasını sağlamıştır. Kaybeden Atsız değildir.

Özel hayatında son derece nazik, cana yakın ve hoşgörülü olan Atsız’ın, millî meselelerde aynı ölçüde sert ve haşin olması çok kimseye yadırgatıcı gelebilir. Ama, bu, büyük ülkü ve inanç adamlarının çoğunda ortak ve karakteristik bir vasıftır. Şahsımıza yapılmış bir hakareti bağışlayabilir veya yanlış bir davranışı hoş görebiliriz. Ama, milletimize yönelmiş bir kötü niyeti bağışlama hakkımız yoktur, olmamalıdır. Bu açıdan bakıldığında, Atsız’daki farklı kişilikleri ve bu kişilikler arasındaki tezadı daha iyi anlamak mümkündür.
”’
Türkçülük, gelişmesini şüphesiz çok değerli fikir, yazı ve teşkilâtçı kadrosuna borçludur. Bu kadro içinde, Atsız, bitip tükenmek bilmeyen gayreti, işlek kalemi, hitabet kudreti, azmi, sabrı ve tahammülü ile müstesna bir yer tutar. Yaşadığı olaylar, mâruz kaldığı haksız muameleler ve fedakârlığı, onun adını, bu kadro içinde ön plâna çıkarmıştır. Bu sebeple, ‘Atsız’ adı, kırk yılı aşkın bir süreyle Türkçülüğü temsil etmiştir. O kadar ki, ölümünden yirmi beş yıl sonra, bugün bile Atsız adı Türkçülüğü, Türkçülük Atsız adını çağrıştırmaktadır. Böyle bir şeref her kula nasip olmaz.

Atsız’ın Türklüğe olan derin sevgisi ve yaptığı hizmetler, milletimiz tarafından gün geçtikçe daha iyi kavranmaktadır. Kadirbilir Türkçüler ve ülkücüler, onun ölüm yıldönümlerinde Türkiye’nin her tarafında aziz hâtırasını anmak için toplantılar düzenliyorlar. Atsız’ı kendilerine örnek edinen genç nesiller yetişiyor. Atsız hakkında yazılar, kitaplar yayınlanıyor. Bunların hepsi güzel ve yaraşır işlerdir. Gittikçe daha büyük ölçüde yapılması gerekir. Fakat, Atsız’ın ruhunu asıl şad edecek olan, kendisinden sonraki nesillerin, Türkçülük yolunda giderek artan bir gayretle çalışmalarıdır. Nesiller değiştikçe Türkçülük bayrağı el değiştirecek, fakat asla yere düşmeyecektir. Türkçülük bayrağının yükselmesi, Türk milletinin yükselmesi demektir. Ömürlerini bu yolda harcayanlar, Atsız’ın hâtırasına en büyük saygıyı göstermiş olacaklardır.

Atsız’ın kaybından sonra Türkçülüğün üzerine serilmiş atalet örtüsü yavaş yavaş kalkıyor. Art arda gelen hamlelerle Türkçülük yerinden doğruluyor, sert ve emin adımlarla zafere doğru yürüyor. Yaşasaydı eğer, Atsız, bu şahlanıştan gurur duyardı.


Atsız, bu dünyadan bir efsane gibi gelip geçti. Atsız’ı tanımış olup da şimdi hayatlarının sonbaharını sürenler, onu her geçen gün daha fazla özlüyorlar.

Onlardan biri de benim.

Altan DELİORMAN

(Orkun, Aralık 2000, 34.Sayı)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.155


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #1 : 16 Temmuz 2015, 05:02:51 »

Atsız’ın Karakteri

Atsız, sıkı sıkıya bağlı olduğu Türkçülük, milliyetçilik davasının, onun uğrunda sonsuz ezalar, cefalar çekmiş, ama dönmemiş, fütur getirmemiş, vuruşmaktan yılmamış bir kahramandır. Bence onun mizacı, en güzel olarak, ölümüne yakın günlerinde gazel tarzında ve aruzla meydana getirdiği şu şiiri ile anlatılabilir:

Bilsin cihan ki ben bu cihanın nesindeyim:
Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim.
Dünya denen mezellete dalsın her isteyen;
Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim.
Herkese bir özleyişle yaşar…
Ben de öylece Altaylar’ın ve Tanrıdağ’ın çevresindeyim.
Merdanelikle şöyle bakıp ayrılıklara
Son menzilin hüzün dolu kaşanesindeyim.
Artık veda zamanına pek fazla kalmadı;
Yorgun ve kimsesiz ölümün bahçesindeyim…

Böylece, Türklük, Türkçülük aşkı ve ideler dünyası belirlenmiş olan Atsız’ın yalnızlık ıstırabı ve duyduğu acılar da bu şiirde dile gelmiş bulunmaktadır. Karakteri üzerinde söylememiz gereken, en gerçek söz: Atsız’ın fikirlerini yaşayan, inandıklarının çilesine hiçbir menfaate kapılmaksızın katlanan, Türklüğü her şeyden üstün tuttuktan başka, dışarda içerde ona sataşanı, kötülük edeni şahsi düşman bilen bir mizaçta olmasıdır. Sovyet Rusya’ya, şüphesiz, milyonlarca soydaşımızı esir tuttuğu için kızmakta, ‘Komünizm’ diyerek ona yanaşanları da onun için bağışlamamaktadır. Aynı Atsız, Faşizm’in, o zamanlarda kabadayı, Militarist öncüsü sayılan İtalyan Duçesi Mussolini’ye de, Komünizme yaptığı kadar ağır ve beter hücumlarda bulunmuştur. Nitekim, Mussolini’nin o günlerde (1940) Türkleri tehdit etmesi üzerine yazdığı ‘Davetiye’ adlı uzun bir şiirde daha ağırlarının yanısıra şöyle mısralar bulunmaktadır:
‘Ey İtalyan başvekili ey Mussolini!

İki ırkın kabarmalı asırlık kini…

Hesabını göreceğiz elbette yarın

Yedi yüzlü, yedi dilli İtalyanların.’

Bu gerçek ülkücü, hiçbir iktidara yanaşmadığı gibi kendine, başkalarına ve bilhassa davasına karşı haksız ve aykırı gördüğü her iktidarla mesele çıkarmıştır. Yine bu ülkü adamı, dışarda, kendisine destek olacak bir devlet, bir zemin, bir koruyucu aramaya da tenezzül etmemiştir. Zaten bir Türk milliyetçisi, kendisinden ve milletinden başka kime güvenebilir ve hangi yabancıdan destek bulabilir ki!

Mesela bir İtalyan Milliyetçisi (Faşist) bir Alman milliyetçisi (Nazi) bir Türk milliyetçisine hangi mantıkla yardımcı olabilir? Başka bir ülkenin milliyetçilerini desteklemek herhangi bir millet milliyetçisinin menfaat ve mantığına doğrudan aykırıdır.

Herhangi bir devletten veya milletlerarası bir devlet veya teşkilat veya ideolojiden destek alan bir kimse ise zaten milliyetçi olamaz. Özellikle dünyanın hışımla baktığı bir Türk milliyetçisi davasının bu güçlük ve feragat isterliğini bilerek mücadeleye başlayacaktır. Atsız, böyle yapmış ve bu yolda nesillere de bayraklık etmiştir.

Ahmet KABAKLI

(Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı, 3.Cilt, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İst.1990, s.624)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.155


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #2 : 16 Temmuz 2015, 05:04:48 »

ATSIZ Beğ’in Kimliği

Hürriyet Gazetesi’nin 20 Mart 2000 târîhli sayısında Bay Yener Süsoy’un Türkiye’nin ilk kültür bakanı Bay Talat Halman ile yaptığı bir röportaj yayınlandı. Bay Süsoy’un, Bay Halman’ın hâtırâtını Hürriyet’e anlatmasının övüncü ile kaleme aldığı yazısı bize devenin “Nerem doğru ki?” fıkrasını hatırlattı. Biraz nisyân, biraz intikâm ve biraz da ” nasıl olsa aradan 29 yıl geçti, bunları artık kimse hatırlamaz” rahatlığı içinde sarfedilen sözlerin ve ileri sürülen iddiâların tamâmını düzeltmek abesle iştigâl olacaktır. Ama kağıda dökülen bu konuşma içinde yıllarca Türkçülük idealinin bayrakdârlığını yapmış bir Türk büyüğü hakkında ileri sürülen bâzı yanlışlıkları da düzeltmek gerekmektedir.

BÜTÜN KARADENİZ’LİLER LAZ MI?

Bay Süsoy, röportajının hemen başında Bay Halman için “Anne ve babası Trabzonlu olduğundan kendisini de Karadenizli kabul ederek ”Bir dostu gıllıgışsız sever ve över Lazlar” der.” demektedir. Burada eski tâbîr ile ve mânâ-yı mazrûf ile herhalde bütün Karadeniz’lilerin Laz olduğu söylenmek istenmektedir. Devrik olan bu cümleyi düzeltecek okursak çıkacak netice şudur: Annem babam Trabzon’ludurlar ve ben de bu yüzden kendimi Karadeniz’li kabul ederim. Lazlar bir dostu gıllıgışsız severler ve överler…
İki cümle hâline konulan bu tek devrik cümlenin ilki bir îtirâzı gerektirmeyecek kadar doğru olabilir. Ancak ikinci cümledeki “Lazlar” sözcüğünün ne maksatla kullanıldığını düşünmek lâzımdır. Eğer gerek devrik cümledeki, gerekse bizim iki cümle ile devrilmekten kurtarmaya çalıştığımız ifâdede “Lazlar” yerine “Karadeniz’liler” denilmiş olsa idi sanırız bu ifâdeleri yargılamaya ihtiyâc olmayacaktı. Bay Halman Laz olabilir. Buna da kimsenin bir îtirâzı olmaz. Hal böyle olunca da durum yiğitçe şöyle ifâde edilir: Talat Halman, anne ve babası Trabzon’lu olduğundan kendisini de Karadeniz’li kabûl eder ve ”Biz Karadeniz halklarından olan Laz’lardanız. Bir dostu gıllıgışsız sever ve över Lazlar” der.
Cümle bu şekilde tasrîh edilmedikçe, çoğunluğunu Oğuz’ların, ağırlıklı olarak da Çepni Boyu’nun teşkîl ettiği Karadeniz sekenesinin tamâmının Laz olduğu gibi çarpık bir mânâ çıkar. Böyle bir iddiâ da eğer bir art niyet taşımıyor ise bilgisizliktir.

YALANLAR YA DA NİSYÂNLAR…

Bay Halman kendisi ile yapılan röportajda şöyle demektedir: “İlk Devlet Kültür Ödülü’nün Muhsin Ertuğrul’a verilmesini Başbakan Erim’e ilettiğimde gözleri parlayarak ”Çok iyi düşünmüşsünüz, ben de kendisine hayranım, üstelik yakın dostumdur” dedi. İstanbul’daki törende belki de siyasi hayatının en güzel irticali konuşmasını yaparak bu ödülü kendi eliyle verdi. Üç gün sonra Ankara’da beni odasına çağırarak ”Muhsin Ertuğrul’a bu ödül verilmemeliydi” demez mi… Şaşkınlık içinde kendisine önceki konuşmalarımızı hatırlatınca ”Tamam ama, Genelkurmay Başkanı Memduh paşa çok kızmış. Bir daha böyle şeyler yapmayalım” dedi. İki gün sonra yine çağırdı, baktım yine öfke içinde. Önünde Nihal Adsız’ın çıkardığı Devlet dergisi duruyor. Adsız başyazısında ”Bu kızıl komüniste devlet nasıl kültür ödülü verir” diyor. Nihal Adsız’ın kimliğini hatırlattığımda Erim’den ”Olsun. biz böyle eleştirilere hedef olmamalıyız, bunlar iyi şeyler değil” cevabını aldım.”

DERGİLER, TÂRÎHLER

Atsız Beğ’in, ilk devlet ödülünün Muhsin Ertuğrul’a verilmesini tenkîd eden yazısı 1 Kasım 1971′de yazılmış ve 1 Aralık 1971 târîhli Ötüken Dergisi’nde nerşredilmiştir. O sıralarda gerçekten Devlet adlı bir dergi de yayın hayâtındadır, ancak dergiyi Atsız çıkartmamaktadır. Kaldı ki Atsız Devlet’in başyazarı olmadığı gibi dergi, Atsız Beğ’in düşünce ve fikirlerine de karşıdır.
Diyelim ki, Bay Halman yaşı sebebiyle bâzı adları birbirine karıştırıyor. Atsız Beğ’in yazısının çıktığı 1 Aralık 1971 târîhli Ötüken dergisi, Erim’in masasında duruyor ise Muhsin Ertuğrul’a verilen devlet ödülü töreninin 25 Kasım 1971′de yapılmış olması gerekir. Oysa ki uzun bir makâlenin son üç paragrafına sıkıştırılmış olan ve
“Sayın Bakan! Kültür nişanı takmaya Muhsin Ertuğrul gibi komünizmi göklere çıkarmış biriyle başlamanız çok kötü tesir bıraktı. Bu bir indilik, keyfilik, haksızlıktır. Türk kültürü tiyatro ile başlamaz. Kültür; dil, din, tarih, gelenek, edebiyat, sanat, tören, giyim ve göreneklerin bütününden ibarettir ve tiyatro yabancılardan gelen bir müessese olduğu gibi bugün millîleşmiş diye kabul edilse bile en sonralarda akla gelmesi gereken bir unsurdur. Niçin Karagöz ile Orta Oyunu aklınıza, gelmiyor da önce tiyatroyu düşünüyorsunuz? Neden aklınıza cirit, okçuluk, binicilik, kılıç gelmiyor da bale geliyor? Niçin erkek oyunu olan Zeybeğe el atmıyorsunuz da kız oyunu olan baleye yöneliyorsunuz?”
paragrafı ile başlayan bu yazı 1 Kasım 1971′de kaleme alınmıştır.
Aslında Bay Halman, Atsız’a karşı olan tutumunun ardındaki gerçekleri nedense gizlemek istemekte, Muhsin Ertuğrul’a verilen devlet ödülü tenkîdinin sıkıştırıldığı makâlenin baş tarafını da unutmuş görünmektedir.

KİŞİ ADLARI

İnsanlar adlarını istedikleri imlâ ile yazmakta hürrdürler. Ancak adını Ahmed diye yazan birisinin adı, bir başkası tarafından “Ahmet” imlâsıyla yazılamaz. Bütün a’lemin “Atsız” adıyla tanıdığı bir kimsenin adını “Adsız” olarak yazmak yanlış, yanlıştan da öte ad sâhibine saygısızlıktır.

ATSIZ’IN KİMLİĞİ

Tabîatiyle, Bay Halman’a şunu sormak lâzımdır: Sayın Bay Halman, acaba siz Başbakan Nihat Erim’e Nihâl Atsız’ın kimliği hakkında ne, neler söylediniz de, Erim “Olsun!” dedi? Acaba, bize büyük bir Türkçü olarak tanıtılan bu şahsın bizim bilmediğimiz bir takım zaafları falan mı vardı?
Eğer bu yazımız tarafınızdan okunur veyâ kulağınıza çalınır ise lûtfen bu husustaki bildiklerinizi (eğer bir devlet sırrı değil ise) bir açıklasanız. Açıklasanız da aslen baba tarafından Gümüşhâne’nin Torul Kazâsı’nın Midi Köyü’nün Çiftçioğulları’ndan, ana tarafından Trabzon’un Kadıoğulları’ndan diye bildiğimiz, ama yanı sıra Laz olmadığını da bildiğimiz bu zâtın bizce mechûl olan asıl kimliğini öğreniversek.

EĞLENCELİ BİR RÖPORTAJ

Röportajdaki “Tansu Çiller harakiri yaptı” başlıklı kısımda geçen “cerzebeli” sözcüğünü hiçbir lugâtta bulamadık. Eğer bu söz bilmediğimiz bir kelime ise mânâsını bilmek ve öğrenmek hakkımızdır. Eğer bu söz bildiğimiz “cerbeze” yerine kullanıldı ise ne zamandan beri şekil değiştirdiğini de öğrenmek hakkımızdır. Eğer bu konuda Bay Halman “bu söz bana âit değildir” buyururlar ise Türkiye’deki gazeteci hakkında düşünmek de hakkımızdır. Eğer bu konuda Bay Süsoy “bu söz bana âit değildir” buyururlar ise Türkiye’nin Kültür Bakanı hakkında düşünmek de hakkımızdır.

ÂRİFLERE NOT

Bu târîhî röportajın son kısmı ise oldukça ayıplı görünüyor. Bu kısım aynen şöyle:
“Uzun yıllar yatılı okuduğu için yatak yapma konusunda hayli iddialı. Swissotel’in Kral Dairesi’ndeki röportaj sırasında Yener Süsoy’u bu konuda denedi ve sonunda ”Yener bey, sizin elleriniz yatak yapmaya uygun değil” dedi.”

—–

Çok ayıp… Türk turizmi açısından yüz kızartıcı bir ayıp… Swissotel yönetimini, odalarındaki yatakları müşterilerine yaptırdıkları için Türk turizmi adına kınıyoruz.

Erk YURTSEVER

(Orkun, sayı: 26, Nisan 2000)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.155


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #3 : 16 Temmuz 2015, 05:05:58 »

3 Mayıs ve ATSIZ

 Türk ulusunun kızıl dalgadan etkilenmesi ve yurtta komünizmin bir tehlike olarak yandaşlar toplaması, yazdıkları ve söyledikleriyle dönemin en büyük düşünürlerinden, tarihçilerinden biri olan, fikir babamız ve kut’lu atamız Nihal Atsız‘ı ve onun gibi düşünen bütün Türkçüleri komünizm karşısında bir şeyler yapma konusunda düşündürüyordu. Bu dönemde yayımlanan “Bozkurt“, “Orhun” ve “Çınaraltı” gibi dergilerle Türkçü konularda yazılar yazan Atsız Ata, komünizmin etkisinde kalan uyuşuk beyinlerce bir “tehdit” olarak algılanıyordu.

Atsız, o dönemde bazı yayınlar ile gençler arasında yayılan “komünist dalga” nedeniyle, Tbmm‘deki bir konuşmasında “Ben milliyetçi ve Türkçüyüm.” diyen Başbakan Şükrü Saraçoğlu‘na iki tane açık mektup yazıp, Türkçülüğün hâlâ hayata geçirilemediğini belirtir. Ayrıca mektupta Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel‘in emriyle komünist yazılar içeren dergilerin okullara dağıtıldığını ve o sıralarda hapishanede yatan Nazım Hikmet‘e de gizli yollardan para gönderildiğini yazar. Kendisini Türkçü olarak tanımlayan Şükrü Saraçoğlu, Atsız‘ın her zaman doğru şeyler konuştuğunu – yazdığını bildiği için, bu sözleri derinden hissetmiş ve “Devlet çatısı altında ve hatta yönetimde bulunan bu hainleri, yine devletin parasıyla nasıl beslerim?” diye düşünmüştür.

Atsız‘ın gönderdiği açık mektup, halk, meclisteki vekiller ve o dönemde “kızıl tehlike” adı altında gösterilen “Sabahattin Ali, Hasan Ali Yücel, Nazım Hikmet” gibi kişiler arasında tepkiyle karşılanır. Kısa bir süre sonra Sabahattin Ali, Atsız‘a “iftira davası” açar.

Her ne kadar bazı Türk düşmanlarınca karalanmaya çalışılsa da, Atsız Ata’nın yazdığı büyük eserler, Türk Yurdu‘nda yaşayan genç bozkurtları uyandırmaya yetmiştir. Atsız Ata ile birlikte, Türkçü düşünür Reha Oğuz Türkkan gibi birçok kişinin böylesine bir davada yargılandığını gören ve birbirlerinden kesinlikle haberleri olmayan gençler, hemen Ankara’ya akın ederler. Ankara’ya gelerek davaya tepki göstermek ve komünizmi lanetlemek adına bir araya toplanan gençler, mahkeme salonuna alınmayınca Ulus Meydanı’na doğru yürüyüşe geçmişler ve milli marşlar söyleyerek Türk’e düşman olan herkese göz dağı vermeye çalışmışlardır. Daha sonra gençler Başbakan Şükrü Saraçoğlu ile görüşmek istemişler; fakat buna izin alamamışlardır.

Atsız, 3 Mayıs 1944′te mahkeme salonunda savunmasını verirken adliye binasının içi ve dışı binlerce bozkurtla dolmuştur. Aynı anda Türkçülerin bu denli bir gövde gösterisi yaptığı dönemde onların gücünü kırabilmek adına, mahkeme çevresinde toplanan ve “Yaşasın Atsız, kahrolsun komünizm!” diye bağıran Türkçü gençler, şiddetle gözaltına alınmış ve gözaltında bulunan yaklaşık 165 genç öldüresiye dövülmüştür. Tek suçları vatanlarını ve Türklüklerini sevmeleri olan bu gençlere, görülmemiş işkenceler uygulanmıştır. Öyle işkenceler yapılmıştır ki, gözaltındaki genç Türkçülerin kafaları yarılmış, her yeri moraran gençlerin üstü başı kan içinde kalmış, kolları ve kaburgaları kırılmıştır. Bu kargaşada Atsız da tutuklanarak “tabutluklara” gönderilmiştir. Bir insanın bile içinde oturamayacağı, sadece bir tabutun sığacağı kadar küçük odacıklardan oluşan bir çeşit “hücre” olan tabutluklarda, Atsız Atamız 2-3 gün aç bırakılmış ve çeşitli işkencelere maruz bırakılmıştır.

Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, büyük bir “hainlik” vesikası olarak tarihe geçecek bir söylemde bulunmuş, Atsız ve arkadaşlarını çok ağır bir dille yermiştir. Bunun üzerine yurtta Türkçü düşünceye sahip olan herkes tutuklanmış ve hatta yolda Atsız‘a selam verenler bile sorguya çekilir duruma gelmiştir. Atsız‘ın evinde yapılan bir aramada o dönemde Üsteğmen olarak görev yapan Alparslan Türkeş‘in Atsız‘a gönderdiği mektup ve yazıları çıkınca, Türkeş de gözaltına alınmış ve Tophane’deki Askeri Cezaevi’ne kapatılmıştır. Daha sonra “Türkçü – Turancı” olduğunu itiraf etmesi için o da tabutluklara kapatılmış ve aynı dönemde Reha Oğuz Türkkan, Hüseyin Namık Orkun, Zeki Velidi Togan gibi 23 Türkçü de çok çeşitli işkencelere maruz bırakılmıştır.

Sadece Türkçü oldukları ve Türk Budunu’nu uyandırmaya çalıştıkları için o güne kadar görülmemiş işkencelere maruz bırakılan ve sonrasında yıllarca hapse mahkum edilen büyük Türkçüler, hapisten çıktıktan sonra da ülkü uğrunda savaşmaya devam etmişlerdir.

Bugün, Türkiye’yi gönülden sevmeyen ve hatta Türk soylu olmayan bazı kişilerce, bir Türk devleti olan Türkiye batağa sürüklenmektedir. Vatanseverler ve Türkçüler “ırkçı” ilan edilip, Türkler üzerinde oyunlar oynanmakta ve Başbuğ Atatürk‘ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti ayaklara düşürülmeye çalışılmaktadır.

Unutulmasın ki, bu ülkede Atsız Ata’nın çerileri ve Başbuğ Atatürk’ün gerçek sevenleri var oldukça, Türkiye bir Türk Yurdu olarak kalacak, yönetimimiz de asla “şeyhlere, mollalara ve soysuzlara” bırakılmayacaktır!

Biz Türk gençlerini bu kut’lu ülküde topladığın için sana gönülden bağlı olan biz genç bozkurtlar, senin bayrağını dalgalandırmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Eğer ki bu davadan dönecek olursak, “Gök girsin, kızıl çıksın!“

Mekânın uçmağ olsun Atsız Atam!

Orkun KUTLU
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.155


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #4 : 16 Temmuz 2015, 05:07:43 »

Atsız’dan Hatıralar


Atsız’ın babası deniz subayı olduğundan, deniz savaşlarına ve savaş gemilerine fazla ilgi duyardı. Bu konulara ait sözler ve yazılar onu daima ilgilendirmiştir.

***

Atsız boğazına düşkün değildi. Hatta bu konuda kayıtsız olmaya yakın bir durumu vardı. Ancak çay içmeye bayılırdı. İsmet Tümtürk ise çayı pek sevmezdi. Bir gün Tümtürk, Atsız’a: ‘Bu renkli suyu içmekten ne zevk alıyorsun, anlamıyorum. Tadı tuzu olmayan bir sudan ibaret!’ dedi. Atsız buna karşı parladı: ‘O, sebeb-i hilkat-i kainattır!’.

***

Kılınçlı, döğüşlü hikayeleri ve romanları (hele güzel yazılmışsa) okutmaktan hoşlanırdı. Roman ve hikaye yazmaya kalkışacak Türkçüler’e, bu türü ihmal etmemelerini tavsiye ederdi. Aşk ve şehvet romanları okumaktansa, savaş ve dövüş romanları okumanın gençliğin gelişmesi için daha faydalı olduğunun üzerinde dururdu. Az pişmiş bifteğin de kanlı olması münasebetiyle, bu gibi hikayelere ‘biftek hikayesi’ derdi.

***

İyi tavla, orta derecede satranç oynardı. İskambil oyunlarından hoşlanmazdı. Tavlada oyun şekli ‘açık’ oynamaktı. Yani, kendisinin de vurulmasına pek aldırmadan, karşı tarafı her dürüstçe vurmak.

***

Çok kimsenin pek bilmediği bir tarafı da vardı: Atsız çok iyi musahhihti. Dergi ve kitapların matbaalardan gelen ‘prava’larına tashihini o yaptığı zaman hemen hiçbir tertip hatası olmazdı. Tashih işi aslında çok dikkat isteyen sıkıcı bir iş olduğundan. Atsız gibi aceleci ve teheyyüci ruh yapısında bir kimsenin tashih işinde bu kadar dikkatli ve başarılı olacağını kimse tahmin etmezdi. İmla ve noktalama konularında da çok titizdi.

***

İyice yaşlandığı çağa gelinceye kadar, soğuğa karşı dayanıklıydı. Çok sert soğuklardan bile pek şikayet etmezdi. Buna karşı, aşırı sıcak ona çok dokunurdu. Sıcak havalarda pek bunalırdı. 1944 tevkiflerinden sonra Türkçüler’e karşı çeşitli zulümler ve işkenceler yapıldı.

Bunların arasında en meşhuru ‘tabutluk’ işkencesiydi. Bunda, bir Türkçü dikine tabut gibi daracık bir hücreye konuluyor, bilekleri hücrenin üst kısmındaki halkalara geçiriliyor ve hücrenin kapısı kapatılıyordu. Bundan sonra Türkçü’nün başının bir karış üstündeki üç tane beşyüzer mumluk elektrik ampulu yakılıyordu. Hücredeki kişi gittikçe artan sıcağın altında bunalıyordu. Buna o zamanki Emniyet mensupları ‘beyin tavası’ diyorlardı.

Refet KÖRÜKLÜ
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.155


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #5 : 16 Temmuz 2015, 05:08:59 »

Atsız Beğ’de Irkçılık ve Turancılık

Atsız Beğ, gerçek bir tarih bilgini idi. Vefatından sonra, Orta Doğu gazetesinde 17 Mart 1976′dan 2 Nisan 1976 tarihine kadar yayınlanmış hatıralarımda belirttiğim üzere; Türk Tarih Cemiyeti’nin 4 ciltlik Tarih kitaplarıyla ilgili olarak yaptığı tenkidlerine, Cemiyetin hiçbir azasının çıkıp da doğru dürüst bir cevap verememiş olması, bunun en belirgin bir örneğidir. Türkistan’da doğmuş Prof. Zeki Velidî Togan istisna edilir ise, eski Türk tarihi üzerinde yegâne otorite sahibi olandı. Türkiye’de doğmuş olmasına rağmen, Türkistan’ı, bir Türkistanlı kadar bilirdi.

Yine belirtirdi ki, insanlar ile hayvanları ayırd eden özellik hatıralar, insan toplumlarında ise tarihtir. Daha 1933 yıllarında, bize Edirne Erkek Lisesi’nde verdiği derslerinde: ‘İnsan ona derler ki yaşar hatıralarla; ancak, hayvanların dünü mazisi sağırdır.’ derdi…

Tarihi olmayan bir milletin ileride yaşayamayacağını; buna mukabil, kökü belli ve tarihi belli olanın, ‘Tekâmül Kaidesi’ uyarınca, günün birinde daha da gürleşeceğini belirtirdi. Bir menfaat etrafında toplanmış insanların bir millet değil; ve fakat, sadece ortak tarihi olanların bir millet olduğu görüşünde idi.

Bu görüş; hiç şüphesiz günümüz için de geçerlidir. Örnek olarak Amerika Birleşik Devletleri alınabilir. Bu ülke, çeşitli kaynaklardan gelme insanların sadece menfaat birliği dolayısıyla bir araya geldikleri bir toplumdur. Ama, ortak bir tarihleri yoktur. Bundan ötürü de, çok muzdariptirler. Bunu; Amerika’da bulunduğum 1955-1956 yıllarında gördüm. Tarihleri üzerinde belli bir şey gösterememişlerdir. Zorlukla, bir vakitler kuzeyliler ile güneyliler arasında geçen çarpışmaları gösterebilmişlerdir. Bu çarpışmalar, bizdeki aşiret kapışmalarının benzerinden başka bir şey değildir. Bunu, ballandıra ballandıra anlatır olmuşlardır.

Amerika, gerçekte bir ‘millet’ değil, sadece menfaata dayalı bir ‘Anonim Şirket Toplumu’dur. Üstünlüğü; medeniyetlerin çok daha önceden başladığı Asya ve Avrupa kıt’larının tabiî kaynaklarının tükenmeye yüz tutmuş olması, Amerika’nın ise, yeni bir devlet oluşundan, kaynaklarının tükenmemiş olmasındandır.

Ata Töresi: Herkesçe bilinen bir gerçektir ki, âdet ve geleneklerimizin özü, köylerimizde daha saf kalmış ve el’an da yaşar hâldedir. Buralarda, hiç istisnasız, güç bir işin üstesinden gelemeyen bir evlâdı; baba, sende Türk kanı yok mu diye paylar. Ana da bunu, sana südümü helâl etmem diyerek pekiştirir. Bu sözü; köylü, bilgisi dolayısıyla değil, ama tabiaten atalarından kalmış bir töre olarak söyler. Fakat; o evlâdın fizikî yapısı, buna dayandığı için de, bir gerçeğin ifadesidir.

Atsız Beğ, Cumhuriyet Devri’nde ‘Türk Tarihinin Tekâmül Seyrinin Tesbiti’ni yapan ilk insandır. O; bu tekâmül seyri içerisinde tarihî vak’aların oluşumunun objektif bir görüşle değerlendirmesini yapmıştır. Türkün, leyhine ve aleyhine beliren yönlerini açıkça ortaya koymuştur.

Aleyhimize sonuçlanmış birçok vak’aların, ata töresi uyuşmazlığından ileri geldiğini görmüştü. Bu da kendini, çok defa bir ‘ihanet’ olarak gösteriyordu. Türkün kuvvetli olduğu zamanlarda pek o kadar belirmiyor ise de, zayıf olduğu zamanlarda açıkça meydana çıkıyordu. Yakın tarihimiz bunun acı örnekleriyle dolu idi.

Balkan Savaşı’nda; 40.000 kişilik Türk Ordusu’nun Selânik Cephesinde Yunanlılara teslimi olayı ile, Edirne’yi 9 ay Balkanlılara karşı kahramanca savunarak, tarihimize, ikinci bir Plevne örneği kazandıran olayın karşılaştırılmasında; elbette ki, her ikisi arasında bir sebep farkı olacaktı. Her ikisinde de döğüşen Mehmetçik aynı idi. Fakat birincinin başındaki kumandan Tahsin Paşa Arnavuttu. İkincisinin başındaki kumandan Şükrü Paşa, alperenler yadigârı Erzurumlu bir Türktü. O şükrü Paşa ki; Bulgar ordularının Edirne kuşatmasına kahramanca direnip, onların Çorlu-Lüleburgaz arasındaki Karıştıran Savaşını kazanarak Çatalcaya kadar ilerlemelerine rağmen; şehri teslim etmemiştir.

Bu dayanma gücüdür ki; Türk ordusuna yeni bir mücadele gücü kazandırmış, kaybettiğimiz yerlerin yağmalanmasında birbirlerine düşen düşmanlarımıza tekrar yüklenen ordumuz, Edirne’yi kurtardığı gibi, onları bugünkü sınırlarımızın çok daha ötesine sürmüştür.

Alınacak ders o ki; çöken Vardar-Selânik cephesindeki ‘İhanet’ ile Edirne Müdafaa’sındaki ‘Celâdet’ Türk ata töresini ispatlamıştı!..

Yıllarca, hiçbir ırk, dil, din ve renk farkı gözetmeksizin sahip olduğumuz topraklarda uyguladığımız âdilâne idareye karşı beliren ihanetler ile bizden ayrılıp kopmalar, Türkün kendine dönmesini ve özünü kaybetmeyerek, ona dayanması ve sahip çıkması gerçeğini; bir daha gün ışığına çıkarmıştır. Ne hazindir ki; Türkler, Mekke-Medine Müdafaası’nda bile kendi dindaşlarının ‘İhanet’ine maruz kalmışlardır…

Demek ki; Türk köylüsünün ata yadigârı kan ve ana sütü töresi doğru idi!..

Irkçılık: Atsız Beğ’de doğrudan doğruya bir ırk ayırıcılığı yoktur. Fakat; başkalarının, kendilerini bizden ayrı saymaları karşısında, Türk’ün de kendine dönme görüşü hâkimdir. Onda; Almanya’nın ne Nazi ırkçılığı, ne de Amerika ve Güney Afrika gibi siyah-beyaz ırkçılığı vardır. Bugün medeniyetçe çok ileri bir düzeyde olan Amerika’nın birçok eyaletlerinde siyah-beyaz ayırımı vardır. ‘Bu yere renkli şahıslar giremez’ veya ‘burası sadece beyazlara mahsustur’ gibi, ihtar ve ikaz yazıları karşınıza çıkar.

İşte asıl ırkçılık budur!..

Atsız Beğ’deki ırkçılık hiçbir vakit Nazi ırkçılığı değildir. O hiçbir kimseyi biyokimya lâboratuvarına sevk ederek kanını tahlil ettirmemiştir. Eğer öyle olsaydı, Edirne’de çıkardığı ORHUN MECMUASI’nın daha ilk sayısında; Hitler İktidarı’nın Alman Irkçılığı Uygulaması karşısında, biyoloji hocamız Ömer Bediî Beğ’in (Rasistler-Irkçılar Karşısında Biyolojik Haile) adlı yazısına yer verir mi idi?..

Turancılık: Atsız Beğ; Türk tarihinin tekâmül seyrinin tesbitini yapan bir bilgin olarak, bir gün gelip ‘Türk Birliği-Turan’nın gerçekleşeceği kanaatında idi. Zira bu; tarihimizde iki defa gerçekleşmişti. Biri; ‘Büyük Selçuk İmparatorluğu’, diğeri de ‘Temür İmparatorluğu’ çağında. Bunun; kendi gücümüzde olmasa bile, ileride dünya siyasî konjoktürünün buna muhtaç kalacağı görüşünde idi.

Hoca’nın daha 1933 yıllarında bize derslerinde anlattığı bu görüşleri, aradan 57 yıl geçtikten sonra 1990′larda ‘Tutsak Türk Elleri’nin istiklâllerine kavuşmalarıyla gerçekleşti. Geçen 10 yıllık süre içinde kültür ve ekonomik iş birliği doğrultusunda, ayrıca bir ortak tarih görüşü yer aldı. Kan ve süt Türk töresi tutmuştu!…

Türkmenbaşı, ‘iki ayrı devletiz ama bir milletiz’ diyerek ‘Millî Şuur’u dile getirdi.

Milletlerin ülküleriyle yaşadıkları unutulmamalıdır!..

Ülküler; duygu ve düşünce birliğinden çıkar. Kökü tarihtir, geleceğe ışık tutar.

Yeter ki biz, liyakatımızı ispat edelim!..

Mehmet ORHUN

(Orkun Dergisi, Sayı:27 Mayıs 1998)

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.155


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #6 : 16 Temmuz 2015, 05:10:01 »

Atsız’dan Atsızlara

H. Nihal ATSIZ’ı bundan 22 yıl önce 11 Aralık 1975 günü kaybetmiştik. Yalnız kaybettiğimiz onun toprağa kavuşan bedeni olmuştur. Fikirleri bugün dahi ışıl ışıl parlamakta, dimdik ayakta durmaktadır.

Bugün bizlerin en büyük görevi, ATSIZ’ı Türk devletinin yarınlarını emanet edeceğimiz aziz Türk gençlerine bütün yönleriyle anlatabilmektir.

H. Nihal ATSIZ, vatan, millet yolunda kalemini kılıç gibi kullanan, Tanrı’dan başka birşeyden korkmayan, kalplerde Türkçülük ülküsünü yakan bir büyük Türk’tür.

H. Nihal ATSIZ;

- Edebiyat öğretmeni ve milletin milli ülkü hocasıydı.

- Tarihçiydi.

- Türkologdu.

- İlim ve dâva adamıydı.

- Büyük dâva ve mücadele adamıydı.

- Romancı, yazar ve şairdi.

- Fikir adamı ve düşünürdü.

ATSIZ’ın en büyük cephesi Türkçü, ülkücü cephesiydi. ATSIZ; Türk milliyetçiliğini, Türk milli ülküsünü yaymak için diğer cephelerini bir araç olarak kullanmıştır.

KÜRŞAD; Göktürkler çağının büyük milli kahramanıdır. ATSIZ Kürşad’ı tarihin derinliklerinden ortaya çıkarmıştır. KÜRŞAD fedakarlığın, cesaretin, yiğitliğin, bir ülkü uğruna kendini feda etmenin en büyük sembolüdür.

ATSIZ da büyük dâva ve ülkü uğruna kendini feda etmekten çekinmedi.

ATSIZ hayatı boyunca amansız mücadelelerde çok cefa, eziyet, zulüm, işkence gördü. Sürgünler, mahkemeler, hapishaneler, tabutluklar birbirini kovaladı.

ATSIZ’ınTürklük dâvası ve ülküsü uğrunda çektiklerini şu dörtlüğünde bakın ne güzel anlatır:

” Ömründe gülmedin, rahat bulmadın

Ölsen de n’olaki anılmaz adın…

Hey Atsız, yirmibeş yılda kocadın

Başında saçların beyazlamadan…”

ATSIZ’ın harcadığı emekler, çektiği çileler ve gördüğü zulümler boşa gitmemiştir. Çünkü onun sayesinde nice milliyetçi nesiller yetişmiştir.

Ziya Gökalp’in 1924 yılında vefatı üzerine Türkiye’de bir maneviyat ve ülkü boşluğu meydana geldi. Bundan sonra ülkü meydanlarında yalnız ATSIZ’ı görüyoruz.

ATSIZ’ın Türkçülük-Milliyetçilik ülküsünün iki büyük unsuru vardı.

1) Türk birliği-Turan ülküsü

2) Komünist düşmanlığı

Atsız; Türk birliği ve büyük Turan ülküsünün doğacağına bir gün komünizmin yıkılacağına kuvvetle inanmıştı.

20 Mart 1969 yılında yazdığı “Komünizm Yıkıl-maya Mahkûmdur” yazısından aldıklarımızı dikkatle okuyalım.

“Komünizm 1918′de ancak Rusya gibi ahalisi her bakımdan ezilmiş bir geri memlekette tutunabildi. Macaristan, Şili darbeleri geçici oldu. Demokrat ülkelerdeki Komünist partiler en kuvvetli oldukları yerlerde bile oyların ancak üçte birini toplayabildi. Ancak İkinci Cihan Savaşı sonunda Roosvelt ve Churchill’in ahmaklıkları yüzünden tarihi fırsatları değerlendirerek birçok memleketi istila ederek oralarda zorla ve hile ile komünist rejimleri işbaşına getirdi. Fakat ütopyalar uzun ömürlü değildir. Hayalin mavi göklerinden gerçeğin kara toprağına düşmek er geç mukadderdir. İlk önce Yugoslavya Moskova’ya kafa tutarak Rus tahakkümünden sıyrıldı. Sonra Arnavutluk komünist birliğinden koptu. Üçüncü olarak Romanya daha ihtiyatlı, tedbirli hareketlerle komünizmi ve Moskova’nın yükünü üzerinden attı. Dördüncü olarak Çekoslavakya aynı şeyi yapmak isterken Moskof işgaline uğradı. Komünizm önce Avrupa uydularının sonra da Sovyetler Birliği ile Çin’deki esir milletlerin ayaklanmasıyla bitecektir. Acaba Türkiye Cumhuriyeti’nin dış Türkler hakkında bir planı var mı?”

Bugün komünizmin geldiği noktayı ATSIZ yirmiyedi yıl önceki bir yazısında işte böyle tesbit etmiştir.

Yazımın burasında ATSIZ’ın çeşitli konulardaki fikir ve düşüncelerine yer vermek istiyorum.

* Savaşmak yaşamak için gereklidir.

* Bir millet için en büyük tehlikelerden biri barış ve dostluk afyonu yutarak uyumaktır.

* Türkçülük büyük Türkeli’nde, Türk uruğunun kayıtsız şartsız hakimiyeti ve bağım-sızlığı ile Türklüğün her yönden bütün milletlerden ileri ve üstün olması ülküsüdür.

* Bir memleket yalnız bir milletindir. Ve o milletin istek ve çıkarlarına göre idare olunur. Azınlıklar o ülkede ancak asıl sahiplerinin millî haklarına saygı göstermek şartıyla adalet içinde yaşama hakkına maliktirler. Ve hiçbir suretle kendi özel ve millî şartlarını ileri süremezler. Hele memleketin asıl sahiplerinin hak ve çıkarları aleyhinde hiç bir dilekte bulunamazlar. Bu takdirde vatana ihanet etmiş olurlar.

* Türkçü millî çıkarları şahısların üstünde tutan, milli mukaddesata ve geçmişe saygı gösteren, görev ahlâkı yüksek olan, haksızlık-lara savaş açan korkusuz bir insandır.

* Türkçü milletine bir hizmet yapacağı zaman bunu beğenilmek için değil, görev bildiği için yapar ve yapacağı en büyük hizmetin bile adı sanı bilinmeden ölüp mezarsız yatan şehitlerin yanında pek küçük kalacağını bilir.

* Türkçüler dayanışmalı yaşamaya mecburdur. Dayanışma az bir kuvvetle çok iş görmenin tek ve değişmez çaresidir. Dayanışma olmayan yerde için için bir çekişme var demektir.

* Bütün Türkler birleşeceklerdir.

* Türkler doğru sözlüdürler.

* Yaşayıp yükselmek ahlâkı ve iradesi sağlam milletlerin hakkıdır. Ahlâk millet yapısının temelidir. O olmadan hiç bir şey elde edilemez.

* Türkçülük; Türk soyunun ruhunda, kanın-da, beyninde yaşanan hayat prensiplerinin, fikir haline gelmiş şeklidir.

Aziz Türk gençleri sizleri 11 Aralık 1996 Çarşamba günü saat 11:00′de ATSIZ’ın Karacaahmet Duvardibi’ndeki kabri başına çağırıyorum.

Omuzlarınız dimdik, gözleriniz ışıl ışıl ülkemi yarınlarda temsil edecek sizler; genç kızlarım, delikanlılarım;

Türkiye’nin her yerinden, dört bir yandan, dört bir koldan gelin, kucaklarınızda kır çiçekleri, menekşeler, güller, karanfillerle gelin. Yüzlerce Türk bayrağının süslediği coşkuyla gelin.

Geçmişte ATSIZ’ı tanıma fırsatını bulan, onun fikirlerinden feyz alan bizlerin, abilerinizin gözlerini yaşartın. Hislerimizi, duygularımızı ayaklandı-rın. Sizlerle bir defa daha gururlanalım.

” Ergenekon yurdun adı
Börteçene kurdun adı
Dörtyüz sene durdun hadi
Çık ey yüzbin mızrağımız. “

Mustafa Lütfi DEMİRHAN

Yeni Hayat Sayı:26, Aralık 1996
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.155


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #7 : 16 Temmuz 2015, 05:11:55 »

ATSIZ


Hüseyin Nihal Atsız… Bir ay önce vefatının 24.yıldönümünde andığımız, iki gün sonra, yani 12 Ocak’ta da doğumunun 95.yılında tekrar hatırlayacağımız ve anacağımız büyük Türkçü; büyük fikir, mücadele adamı; büyük edebiyatçı..

Hani derler ya, her insanın hayatını değiştiren, etkileyen, yönlendiren mutlaka bir kitap vardır; işte benim de hayatımın akışını, dünya görüşümü, ideolojik yönelişimi; kısacası ‘Ülkücü’ olmamı belirleyen bir kitap vardı: Türk Ülküsü…

Ortaokulun son sınıfındaydım; bir abimizin ‘bunu oku çok hoşuna gidecek’ diye elime tutuşturduğu bu mavi renkli ince kitabı iki gün içinde bitirdiğimde, şu an dahi üzerine titrediğim iki kavramın zihnime nakşedildiğini farketmiştim. İlki “Türk’, ikincisi de ‘ülkü’ kavramlarıydı bunlar..
Türk, Türkçülük, Türk Ülküsü, Ülkücülük, Milliyetçilik… Bu kavramları kavram olmaktan çıkarıp, fikirleriyle ve eylemleriyle Türk fikir ve siyaset hayatına damgasını vuran sayılı insanlardan biridir Atsız. Cumhuriyetin hemen öncesindeki Ziya Gökalp’tan sonra Türkçülüğün Cumhuriyet dönemindeki ilk ve en etkili temsilcisidir Atsız.

Askeri Terbiye’den, Arap asıllı bir subaya selam vermeyi reddettiği için çıkarılmasından sonra Edebiyat Fakültesine yazılıp buradan mezun olan Atsız, Edirne’de edebiyat öğretmenliği yaptığı dönemde (1933-1934) Orhun (ki bu dergi, Atsız’ın daha önce çıkardığı Atsız Mecmua’nın devamı niteliğindeydi) dergisini çıkardı. İşte bu dergilerle, Türkçülük ülküsünün fikri ve ideolojik temellerini sistemleştirmeye başlayan Atsız, hayatı boyunca bu davasını, yine kendisinin çıkardığı (Orkun, Ötüken gibi) dergilerle gençliğe aktarmaya çalıştı.

Diğer dava arkadaşlarıyla, Türkçülük uğruna çileler çekti, eziyetler gördü, olmadık baskılara maruz kaldı ama yine de yılmadı, vazgeçmedi. Çünkü o gerçek bir ‘dava’ adamıydı.. Tıpkı kendisi gibi aynı çileli yollardan geçen ama asla mücadelesinden vaçgeçmeyen Alparslan Türkeş gibi..
Sadece mücadele adamı değildi o; aynı zamanda ilim adamıydı, tarihçiydi, edebiyat araştırmacısıydı; Türk Tarihinde Meseleler’, ‘Türk Edebiyatı Tarihi’ gibi eserler verdi. O aynı zamanda şairdi, edebiyatçıydı; ‘Yolların Sonu’ adlı kitabında Türkçülük ülküsünü nakış nakış mısralarda işledi. Unutulmaz romanı ‘Bozkurtların Ölümü’ ve ‘Bozkurtar Diriliyor’la Türk’ün destanını yazdı.

Özel hayatında mütevazı olmasına rağmen Türkçülük ve Ülkücülük konularında asla taviz vermeyen Nihal Atsız, bir ahlak ve karakter abidesi olarak da gönüllerde hak ettiği yeri almıştır. Uzun yıllar önce söyleyip de, o dönemlerde bazı kesimlerce ‘hayal’ ve ‘saçma’ olarak nitelenen görüşlerinin hemen tamamı bugün gerçekleşen Nihal Atsız’ı bugün yeniden, tekrar ve daha dikkatli okumak ve anlamak gerektiğine inanıyorum.

Büyük Türkçü ve mücadele adalı Hüseyin Nihal Atsız’ı doğumunun 95.yıldönümünde rahmetle anıyor ve onun ‘Veda’ başlıklı yazısından aldığım birkaç paragraf ile bir şiirini sizlerle paylaşmak istiyorum.

‘Ülkü yolunda ölenlerin, ebedi karanlık içinde kaybolurken hafızalarda bir ışık gibi parlamaları güzel, fakat hafızalardan ve gönüllerden de uzakta bulunarak karanlıkla bir olmaları ondan daha güzeldir. Yaşamak sadece. Kısa bir an yaşamaktır. Ölüm ise kainatın ebediliğinde, hatıralarda ve gönüllerde asırlarca yaşamak, yahut hatıralardan ve gönüllerden de silindikten sonra sonsuzlukta sonuna kadar yaşamakta devam etmektir.

Yaşamak hakkından vazgeçmek ne kadar güzel, hatırlanmadan, gönüllerden silinerek, unutularak yaşamak ondan da ne kadar güzeldir. Her fedakarlık muhteşemdir. Fakat eserine imza koymamak, ülkü uğrunda ad bırakmadan silinmek herşeyden daha muhteşemdir.’

***

Geçmişi öğrenelim, gezip anayurtları;
Görelim, hangi tasa öldürmüş Bozkurtları!
Çevirelim gözleri ondört asır önceye;
Sonra bugüne dönüp dalalım düşünceye…
Seni özünden vuran düşmanın kim miş dünkü?
Göreceksin ki, yine aynı düşman, bugünkü!

Bizi üzen, ağlatan yahut güldüren nedir?
Düşmana tutsak edip sonra öldüren nedir?
Hangi sırla parlayıp büyüyüp açılmışız?
Hangi duyguyla sönüp dağılıp küçülmüşüz?

Bu düğümleri, birbir çözeceksin burada;
Bir gerçek sezeceksin, kanayan her yarada!
Sonra okuyup ulu atalar erdemini,
Duyacaksın o büyük günlerin özlemini!
Göreceksin ki, eşsiz yiğitlerin nicesi
Ölmüş… Yaşasın diye, büyük Türk düşüncesi!
Bileceksin, bu yolda nasıl akmış kanımız…
Ayaydın bir gecede başlıyor destanımız.

Ahmet SELÇUK

(Büyük Kurultay, 10 Ocak 2000)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.155


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #8 : 16 Temmuz 2015, 05:14:42 »

Atsız ve Türkçülerin Görevi

Büyük Türkçü Atsız Ata; iki yıl önce, Onbir Aralık’ta Tanrı Dağı’na göçtü. Onbir Aralık, Türkçüler ve bütün Türkler için tarihi bir yas günüdür’

Onun arkasından ağlamak, anma günleri tertiplemek, Atsız Ata için konuşmalar yapmak, yazılar yazmak görevimizin çok ufak bir parçasıdır. Görevimiz, Atsız’ın bıraktığı yerden mücadeleyi devam ettirmektir! Bu mücadele, ‘Türkçülük Savaşı’dır. Esir ırkdaşlarımız hürriyetlerine kavuşuncaya kadar, Türklük şahlanıncaya ve Turan’ı kuruncaya kadar bu kutlu savaş durmadan devam edecektir. Türkçüler! Hayatımızın gayesi ve anlamı bu olmalıdır. Bir Türkçü için hayat başka türlü çekilir mi?

Türkçüler!

Bugün ‘birkaç istisna hariç’, Türk devlet adamı geçinen ve milliyetçiliği kimseye kaptırmayan; fakat ne yazık ki, Türk Milliyetçiliği ile uzaktan yakından hiç alakası olmayanlar, korkunç bir gaflet ve ihanet uykusundalar. Bu gibiler, elbette ki Türkçülük fikrini anlayamazlar ve bu fikirden korkarlar. Çünkü, korkaktırlar. Korkaklardan ne devlet adamı, ne de dava adamının çıktığı görülmüştür. O halde bu büyük dava, Türkçüler’in davasıdır; bu büyük dava, Bozkurtlar’ın davasıdır. Bütün yalnızlığımıza rağmen, uğradığımız ihanetlere rağmen, engellemelere rağmen ve tahriplere rağmen ‘Türkçülük Savaşı’ hedefine ulaşacaktır. Bizi yaşatan ve hayata bağlayan bu kutlu inançtır’ Bütün dünya duysun! Yerli, yabancı kızıllar duysun! Türklük düşmanları duysun! Ülküdaşlarımız duysun!… And içtik! Türklüğü yaşatacağız ve Turan’ı kuracağız. Bunu biz görmesek bile çocuklarımız, torunlarımız görecektir.

Gerçek Türkçüler yanımıza gelsin. Bizden olmayan uzak dursun’
Kalbimiz devamlı kanayan bir yaradır. Gözlerimiz de yaşlıdır. Ama bu gözlerden artık yaş değil, kan akıyor’
Atsız ve diğer şehit Bozkurtlar Kür Şad’ın katında. Hepsinin alnı ak’ Ruhları şad olsun’
Bu şehit Bozkurtlar ordusunun şerefine layık bir ölümü bize de nasip et Tanrım!

Faruk ÇİL
21.11.1977
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.155


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #9 : 16 Temmuz 2015, 05:15:42 »

ürk Milletinin Büyük Evladı

“Başım allam giderem ne dost duysun ne düşman…”

Bu bir Kerkük atasözüdür. Topluma, herkese, herşeye küsmüş bir insanın ızdırabını dile getirir. Aramızdan ayrılmadan bir gün önce bir yakınına; ecel vaktinin geldiğini, ölümünden hiç kimsenin haberdar edilmemesini, gazetelere ilan verilmemesini ve hiçbir şekilde tören yapılmamasını vasiyet etmişti. Bu vasiyetle acaba herkese, herşeye küskün olduğunu mu anlatmak istiyordu?

Yirmi yılı aşan bir tanışıklığımız vardı. Fikri bağlılığımız ise yirmi yılın çok ötesinde, 1939 yılında bir hukuk talebesi olduğum zamana kadar uzar gider. Hiç ara vermeden bu yirmi yıl içerisinde bir çok meseleleri karşılıklı olarak konuşmuş, tartışmış ve hele 1967 tarihinden vefatına kadar çektiği çileleri de avukatı olarak yakından müşahade etmiş bir kimseyim. Cesaretle söylüyor ve iddia ediyorum ki, hocamız herkese küskün değildi. Bu sözleri sadece; gösteriş sevmeyen mizacını ve biraz da kendini inkisara uğratan ‘sözüm ona milliyetçileri’, başka bir deyişle aramızdaki münafıkları kastetmesinin bir ifadesidir.

Onun için en yüce ideal, Kızılelma’ya doğru ilerlemek olan Türkçülük Savaşı idi. Bu sebepledir ki, Türk aşkının ötesinde hiçbir emeli yoktu. Dostlarına ve yakınlarına nisbetle düşmanları daha çoktu. Komünisti, masonu, renksizi; velhasıl Türk’e düşman herkes onun düşmanı idi. Ancak o, bu kimselerle mücadele etmekten ne yıldı, ne de usandı. Hayatı boyunca yatağına sığmayan bir nehir gibi coştu. Yaşının ilerlemiş olduğu devirler de bile, 20 yaşındaki bir delikanlı gibi milli duygularla ruhen genç ve dinçti. Türklük aşkı yüzünden çektiği bunca eza ve cefa, içindeki alevi bir türlü söndürememişti. Aramızdan ayrıldığı günden beri bizler, kolu kanadı kırılmış bir durumda sahipsiz, öndersiz kimseler gibiyiz.

Yarı gam,
Sarartıptı yarı gam,
Bir güne biz düşmüşüz;
Yarı derttir yarı gam.

Fakat her şeye rağmen, gösterdiği yolda yürüyeceğiz. Buna söz veriyoruz. Elimizde, avucumuzda yok ama, kuvvetli bir kalbimiz var. Türk Irkının yücelmesi için başlattığı savaşa devam edeceğiz. Büyük Türkçü kardeşi ve ülküdaşı Sançar’ın sözünü tekrarlıyoruz:

“Türk Irkı Sağ Olsun!..”

Av. Enver YAKUBOĞLU
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.06 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.